Atsız’ın Mektupları

Ağustos 2013 - Yıl 102 - Sayı 312



        Mektup, herhalde, yazının bulunuşundan beri kullanıla gelen bir iletişim aracıdır. Ötekilerden farkı, genelde iki kişi arasında iletişim sağlamakta oluşudur. İnternetin ve elektronik haberleşmenin yaygınlaşması üzerine önemini yitirmiş görünse de varlığını sürdürmektedir ve sürdürecektir.

         

        Sıradan kişilerin birbirine gönderdiği mektuplar yalnızca onları ilgilendirir ve çokça önem taşımaz. Fakat edebiyatçılar, düşünce adamları, siyaset ve herhangi bir alanda tanınmış kişilerin yazdıkları mektup ve iletiler, kime yazılmış olurlarsa olsunlar, kamuoyunda büyük ilgi görürler. Çünkü onlarda, ilgili ünlü kişilerin özel hayatlarına ilişkin özgün bilgiler yer alır, yazı ve eserlerine yansımayan birtakım dertleri, sıkıntıları, sevinç ve heyecanları yansıtılır. Ünlülerin mektuplarında yer alan bilgiler, onlar üzerine özgeçmiş çalışması yapanlara değerli kaynaklar olarak hizmet ederler. Elbette, bunun için, o kişilerin mektup yazma, mektup yazdıklarının da o mektupları biriktirme alışkınlığında olmaları gerekir.

         

        Büyük Türkçü, edebiyatçı ve tarihçi Hüseyin Nihal Atsız, kendisine gelen bütün mektup, tebrik kartı veya başka iletilere mutlaka cevap vermeyi âdet edinmiş olan değerli bir Türk büyüğüdür. Onun mektuplaştığı kişiler de genellikle o mektupları atmayıp saklamışlardır. Söz konusu mektupları saklayanların birisi de Atsız ile çok yakın ilişkiler içinde bulunmuş olan gazeteci ve yazar Yücel Hacaloğlu’dur. O Atsız’dan aldığı mektupları biriktirmekle kalmamış, onunla mektuplaşan kişilere ulaşarak, o mektupları saklamış, olanların ellerindeki mektupları alarak kendisindekilerle birleştirip yayımlamaya girişmiştir.

         

        Böylece oluşan mektuplar topluluğunun bir bölümü, 1998-2005 yılları arasında Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun dergisinin 1-25. sayılarında, tefrika olarak, tamamı da 2001 yılında Atsız’ın Mektupları adı ile kitap olarak yayımlanmıştı. Hacaloğlu, bundan sonra da Atsız’ın yazdığı mektupları toplamayı sürdürmüş, dermeye 60 dolayında başka mektubun eklenmesi imkânı doğmuştur. Geçen 12 yıl içinde ilk basımı tükenmiş olan eserin ikinci basımını yayımlamak “farz” olmuştur.[1]

         

        Kitapta yer alan mektuplar 1943-1975 yılları arasında yazılmıştır. Atsız’ın yazdığı son mektup 04.12.1975 tarihli olup rahmetli tarihçi Yılmaz Öztuna’ya yazılmıştır. Uçmağa varışı 11.12.1975 olduğuna göre, ölümünden bir hafta önceye kadar mektup yazmayı sürdürmüştür. Atsız’ın yazdığı mektupların tümüne ulaşmak mümkün olamadığı için, ilk mektuplarını ne zaman yazdığını belirlemek de imkânsızdır.

         

        Atsız’ın Mektupları’nın 2. basımında 263 mektup yer almaktadır. Bu, önder Türkçünün yedi yüz dolayında olduğu tahmin edilen mektuplarının ancak yüzde 37’si kadardır. Bu, Yücel Hacaloğlu’nun Atsız’ın mektuplarının büyük kesimine, bütün çabalarına rağmen, ulaşamadığını gösteriyor. Ben o mektupların kendilerinde bulunduğunu bildiği bazı kimselerin o mektupları Hacaloğlu’na vermekten nasıl kaçındıklarını yakından biliyorum. O yüzden birçok mektuba ulaşmak ve onları bu kitapta sunmak mümkün olamamıştır. O kişilerin bu kıskançlıklarını anlamak zordur. Çünkü ellerindeki mektuplar, kendileri ile birlikte, kıskançlıklarının kurbanı olarak, yok olup gidecektir. Atsız’ın okuyucuları da böylece, o mektupları okuyabilme zevkinden yoksun kalacaklardır. Bunlara rağmen, Hacaloğlu’nun bu kadar mektubu bir araya getirebilmesi ve yayımlaması büyük bir başarıdır.

         

        Kitapta yer alan mektuplar çok değişik konulardadır. Onlarda iç siyaset tartışmalarını, Dış Türkler ile ilgili bilgileri. Bazı bilimsel konulardaki açıklamalarını, hayatının son yıllarında “evsiz ocaksız” kalmasının sıkıntılarını, evlâtlığının oğlu Hakan’ı “torun”u sayması ve onu ne kadar sevdiğini sık sık tekrarlayışını, mektuplarını süsleyen şaka, nükte ve bazen küfürleri bulabilirsiniz. Atsız’ı en çok üzen bir olay 1969 yılında yayımlanan üç yazısından dolayı mahkûm edilip 70 yaşında cezaevine konulmasıdır. Onu, cezaevine girmesi değil, günümüzde ülkemizi derinden sarsan Kürt veya Kürtçülük sorununa dikkatleri ilk çeken yazılarından dolayı mahkûm edilişi kahretmiştir[2]. Mektuplarının bazılarında ise, hayatının sonuna doğru satın olabildiği 90 m2’ büyüklüğündeki bir daireye kitaplarını sığdırıp yerleşebilme çabasını, o dairenin eksiklerini gidermek için “Hamsi” diye adlandırdığı müteahhitle yaptığı mücadelelerin ayrıntılarını bulabilirsiniz. Kısacası o mektuplara Atsız’ın çileleri, sıkıntıları, ara sıra sevinçler ve hepsinin üstünde yurt ve millet sevgisi yansımıştır.

         

        Atsız’ın kitapta yer alan mektupları 31 kişiye yazılmış; üç de gönderileni belirlenemeyen mektup var. Mektup yazılanların yalnız biri hanım. Kendisi ünlü Dış Türklerden Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal’ın kızı; Doçent Dr. ve orta elçi olarak ülkemizi başka ülkelerde temsil etmiş olan Âdile Ayda. Atsız’ın bir kitabını görmüş, çok beğenerek bunu mektupla kendisine bildirmek istemiş. Yazışmaları böyle başlamış ve Atsız Beğ ona 33 mektup göndermiş. O da bunları, Atsız’ı konu alan bir kitabında yayımlamış. Bu mektuplar bilimsel ağırlıklı, takdir belirten mektuplar. Atsız Beğ’in birçok mektup yazdığı kişilerden biri de Doğu Türkistanlı olup Türkiye’ye göçen ve bir süre Avrupa’daki Radio Liberty’de de çalışmış bulunan Hasan Oraltay’dır. Atsız Beğ’in ona 55 mektup yazdığı ve elbette ondan da o sayıda mektup aldığı kesindir. Oraltay’a bu kadar çok mektup göndermesinin sebebi, hem ondan Türk dünyasına ilişkin haberler almak istemesi hem de satın aldığı apartmanda onun da bir daire satın almasından sonra o dairenin sorunları ile ilgilenmek zorunda kalmasıdır.

         

        Bunlar gösteriyor ki, Atsız beğ, kendisine gönderilen mektuplara cevap vermek için çok emek ve zaman harcamıştır. Mektuplarında zaman zaman yazacağı eserler için vakit bulamadığından yakınmasına rağmen mektupları cevaplandırmayı asla ihmal etmemesi, onlara eserleri kadar önem verdiğini gösterir.

         

        Atsız’ın Mektupları kitabı yalnızca mektuplardan oluşan bir eser değildir. 15-17. sayfalarda Atsız Beğ’in özgeçmişi tarih sırasındaki kısa notlar durumunda verilmiştir. Eserin sonunda ise Atsız araştırmacılarının çok yararlanabilecekleri kapsamlı bir “Nihal Atsız Bibliyografyası” bulunmaktadır. Bu bibliyografyada önce kitap olarak romanları (383. s.), diğer kitapları (389-392.): yayımlandıkları dergilerdeki yerlerine ve yayımlanış tarihlerine göre hikâyeleri (384.) ve şiirleri (385-388.), Türk Ansiklopedisindeki maddeler (392-393.), dergilerdeki yazıları (394-416.) listelenmektedir. Ayrıca,eserde yayımlanmış mektuplardaki el yazısı örnekleri (417.432.) ve öz adların alfabetik sırasındaki bir dizin (435-440)’i de yer almaktadır.. Eserin ilk ve son sayfalarında Atsız’ın yalnız ve Yücel Hacaloğlu ile çekilmiş fotoğrafları var.

         

        Her biri ayrı eser sayılabilecek bu mektupları derleyip yazılış tarihlerine göre düzenleyerek yayımlayan Yücel Hacaloğlu’yu kutlamak bir görevdir.

            

         


        

         

         

        


        

        [1] Atsız’ın Mektupları, Yücel Hacaloğlu. İlâveli 2. bs. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2013. 440 s. ISBN 978.975. 437.966.2.


        

        [2] Mahkeme Atsız’ı ve Ötüken dergisinin yazıişleri müdürü Mustafa Kayabek’i, o yazılarla bölücülük yaptıkları gerekçesi ile 15’er ay hapse mahkûm etmişti. Bu olayda Atsız’ı yaralayan durum, bölücülüğü açıklarken kendilerinin bölücü sayılıp cezalandırılması idi.