"Yeni Büyük Oyun"da Doğu Türkistan ve Çin'in "Terör Politikası"

Ağustos 2013 - Yıl 102 - Sayı 312



        Çin, dünyanın gözü önünde Uygur Türklerini katletmeye devam ediyor. Doğu Türkistan’ı işgal eden, başta petrol ve doğalgaz olmak üzere tüm zenginliklerini sömüren ve halkını asimile etmeye çalışan Pekin, korkularının esiri olarak Kaşgarlı Mahmud’un torunlarını tüm insanlığa meydan okuyarak öldürüyor. Son olarak 26 ve 28 Haziran tarihlerinde Urumçi ve Hoten'de onlarca Türk'ü öldüren ve yaralayan Çin güçleri, bundan iki ay kadar önce de 24 Nisan'da, Kaşgar-Urumçi'de evlere gerçekleştirdiği baskında çok sayıda Türk'ü şehit etti.

         

         

        Hayvan katliamları karşısında ayağa kalkan dünya kamuoyu ise tüm bu vahşet karşısında, adeta “dut yemiş bülbüle” benziyor! Burada, Türk-İslam dünyasının takındığı tavır da işin bir başka vahim boyutunu oluşturuyor. Çin ile arasındaki “canlı köprü”nün yok edilmeye başladığını gören Türkiye'nin 2009'da gösterdiği tepkinin yerinde ise, ne yazık ki yeller esiyor. Dış politikasını büyük ölçüde Ortadoğu'ya odaklamış bulunan Ankara'da derin bir sessizlik söz konusu. Bu sessizlik, birçok eleştiri ve tepkiye de hiç kuşkusuz zemin hazırlıyor.

         

         

        Sessizliği kısmen bozan ve Çin'e bu katliamlarından dolayı tepki koyan ülke ise, Japonya. Çin-Japon ilişkilerindeki gerginlikte Tokyo bu fırsatı kaçırmamış görünüyor. Japonya'nın bu ilgisi sadece Çin'le ihtilaflı olduğu adalardan kaynaklanmıyor. Bu çıkış, tarihsel anlamda Asya'ya duyduğu ilginin yeniden canlanması olarak da değerlendiriliyor ki, bu son dönem ABD'nin Çin'i çevrelemeye yönelik Asya-Pasifik politikası ile büyük bir paralellik, tamamlayıcılık özelliği taşıdığından dolayı dikkat çekici bulunuyor; özellikle de Çin'in güvenlik politikaları ve "Batı'ya Doğru Stratejesi"nin geleceği açısından.

         

         

        Bu bağlamda, Doğu Türkistan'ı da çok yakından ilgilendiren üç önemli gelişme söz konusu: 1. SSCB'nin dağılması ve bölgede bağımsız Türk cumhuriyetlerinin ortaya çıkışı; 2. 11 Eylül ve ABD'nin Afganistan üzerinden bölgeye yerleşmesi (Kırgızistan ve Özbekistan bağlamında yaşanan inişli-çıkışlı stratejik ilişkiler bağlamında); 3. ABD'nin Asya-Pasifik bölgesine yönelmesi ve Çin'i çevreleme politikasını aktif şekilde devreye sokması. Dolayısıyla, Doğu Türkistan'ı tekrar gündeme getiren olay, Çin'in tehdit algısı ile doğrudan bir paralellik arz ediyor ki, bu husus sadece günümüze özgü bir durum değil.

         

         

        Mançur İmparatorluğu’nun komutanı Zuo Zongtang’ın dediği gibi, Doğu Türkistan’ın kaybedilmesi Çin’in güvenliğinin tehdit altında kalması demektir ki, bu da "Yeni Büyük Oyun"da bu Türk yurdunun nasıl bir öneme ve güç mücadelesine sahip olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Süreç, mevcut şartlar altında, önümüzdeki dönemde daha şiddetli ve kanlı bir geleceğe işaret ediyor. Bundan dolayı, Çin'in algısını büyük ölçüde etkileyen Doğu Türkistan'ın jeopolitiği ve taşıdığı önemi tarihsel boyutuyla kısaca da olsa ortaya koymak gerekiyor.

         

         

        Çin'in güvenlik politikalarında Doğu Türkistan

         

        Bilindiği üzere Doğu Türkistan tarih boyunca Çin için hem siyasî hem de ekonomik bakımdan önemli bir bölge olmuştur. Tarihte ne zaman Doğu Türkistan Çin yönetimi altına girmişse, Çin hep büyük devlet olmuş, aksi durumda ise Çin küçülmüş ve iç karışıklıklar yaşamıştır. Nitekim, son Mançur İmparatorluğu komutanı Zuo Zongtang “Bedeni korumak için Moğolistan ve Doğu Türkistan gibi kollar muhafaza edilmeli” stratejisiyle 1884’ten sonra Doğu Türkistan’ı işgal etmiş ve bu tarihten itibaren birlikte bölge Xinjiang (“Yeni Sınır Bölgesi” anlamındadır ve Türkiye’de Sincan olarak bilinmektedir) adıyla Çin’in iç sömürge bölgesi hâline dönüştürülmüştür. Bu, aynı zamanda Çin hükümetlerinin Doğu Türkistan’ın bağımsızlık faaliyetlerine karşı yürüttüğü kanlı politikaların da başlangıcı olmuştur.

         

         

        Bunun en temel nedeni de bölgenin sahip olduğu fevkalâde jeopolitik önemdir. Doğu Türkistan, Çin’i hem Orta Asya’ya bağlayan hem de Orta Asya’dan ayıran stratejik bir bölgedir. Doğu Türkistan ve Çin’i ayıran Xinxin Xia geçidi ve onun yanındaki büyük çöl jeostratejik konumdadır. Dolayısıyla, bağımsız bir Doğu Türkistan veya bir başka gücün burada bulunması Çin’i doğrudan tehdit edebilme kapasitesine sahip olacaktır.

         

         

        Çin’in kuzeybatı ve güneybatı bölgesini oluşturan ve 1,68 milyon kilometre kare büyüklüğüyle Çin toprağının altıda birini teşkil eden bölge, Moğolistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan ve Hindistan gibi ülkelerle sınırdır ve komşu ülke nüfuslarının çoğu Müslüman’dır. Doğu Türkistan’ın sınırı Çin’in toplam sınırının dörtte birini teşkil etmektedir ki, burası Çin’in sınır komşusu en çok olan bölgesi özelliğini taşımaktadır. Bu nedenle Orta Asya’da meydana gelen herhangi bir kargaşa ve çatışma doğrudan Doğu Türkistan’ı etkilemektedir. Dolayısıyla bu coğrafya, Çin’in siyasî güvenliği açısından büyük bir önem arz etmektedir.

         

         

        Bunun dışında, Doğu Türkistan'ın sahip olduğu yer altı ve üstü zenginlikleri, Çin’in büyümesi açısından da hayati bir öneme sahiptir. Orta Asya ve Hazar havzasına kadar köprü rolünü üstlenen Doğu Türkistan, bu bölgelerden Çin’e enerji aktarılması için de vazgeçilmez bölgedir. Bu da Körfez bölgesinden deniz yoluyla Çin’e enerji taşınmasında karşılaşabilecek stratejik tehditler ve zorlukların risklerini azaltmaktadır. Bu anlamda Doğu Türkistan, Çin’in ekonomik güvenliğini sağlayan önemli faktörlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

         

         

        Dolayısıyla Çin, jeopolitik nedenle ülke güvenliği ve enerji pazarını güven altına almak için bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler kurmaya çalışmakta ve bu bağlamda işbirliği adı altında bir güç mücadelesi yürütmektedir. Bu bağlamda Çin’in bölge ülkeleriyle geliştirmekte olduğu ekonomik ilişkilerin iki amacı olduğu görülmektedir: 1. Bu ülkelerle iyi ilişkiler kurarak bölge güvenliğini sağlamak ve böylece Doğu Türkistan’ın güvenliğini de kontrol altına almak; 2. Bölgeden ham madde ve enerji sağlamak.

         

         

        11 Eylül, Yeni Büyük Oyun ve Doğu Türkistan

         

        XIX. yüzyılın Büyük Oyunu'nun merkezi Doğu Türkistan olmuştur. Önce Rusya, İngiltere ve Çin bu bölge için mücadele etmişlerdir, sonra Japonya oyuna iştirak etmiştir. "Yeni Büyük Oyun" ya da "Üçüncü Büyük Oyun"un ("İkinci Büyük Oyun için SSCB'nin 1979'da Afganistan'ı işgali ve akabinde yaşanan mücadele gösterilebilir) adresi ise hiç kuşkusuz Afganistan'dır. ABD, Avrasya merkezli güç mücadelesinde Avrasya'nın kilidi konumundaki Afganistan'a müdahale etmek suretiyle, bölgede önemli bir stratejik hamlede bulunmuştur. Bu hamleyi Orta Asya ve Güney Asya'ya açılmak suretiyle genişletmek ve derinleştirmek isteyen Washington açısından bölgedeki temel sorun alanları, izlediği politikanın öncelikli araçlarını oluşturmaktadır.

         

        Bu kapsamda Tibet, Doğu Türkistan ve belki de sonrasında Keşmir, ABD'nin Çin'i çevreleme ve yıpratmaya yönelik politikasının öncelikleri arasında yer almaktadır. Dolayısıyla, 11 Eylül ile birlikte Doğu Türkistan sorununun (ulusal bağımsızlık faaliyetleri, insan hakları, nükleer silah denemesinden sonraki çevre tahribi vb.) uluslararası arenada ilgi görmeye başlaması ve bu hususta ABD'nin başını çektiği çalışmalar, Çin’in iç güvenliğini ve sınır güvenliğini tehdit eden en büyük sorun hâline gelmeye başlamış, Çin de buna karşılık farklı bir "terör stratejisi" geliştirmiştir.

         

         

        Bu kapsamda terör, bölgedeki güç mücadelesinin en önemli araçlarından biri olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim, 11 Eylül’den önce, Doğu Türkistan sorunuyla ilgili olarak dünya kamuoyundan gelen eleştirilere karşı Pekin, konunun Çin’in iç işi olduğu cevabını verirken, 11 Eylül sonrasında bu sorunun uluslararası terörizmin bir parçası olduğunu uluslararası camiaya ilan etmiştir.

         

         

        Çin’in bu konudaki hızlı dönüşümün altında belli sebepler yatmaktadır ki, bunun başında ABD'nin terörü bir gerekçe göstererek bölgeye yerleşmesi ve Çin'in de bu gerekçeyi kendisi açısından bir fırsat olarak görmesidir. Çin böylece, ABD'nin kendisini çevreleme politikasının önemli bir halkası olarak kabul edilen ve "yumuşak karnı"nı oluşturan Doğu Türkistan'daki kontrolü "terör" üzerinden pekiştirmek istemektedir. Bu kapsamda Çin, terör kartı üzerinden başta Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)'nde olmak üzere, ikili, bölgesel, küresel bazlı işbirliklerinde inisiyatif geliştirmeye çalışmakta ve bu ülkeler üzerindeki etkinliğini arttırmak suretiyle, sınırlarının ötesinde bir güvenlik politikası uygulamaktadır. Örneğin, ŞİÖ üzerinden oluşturulan "Terörle Mücadele Merkezi", bölgede askeri üs talepleri ve ortak askeri tatbikatlar bunun birer sonucudur. Kısacası Çin, terör üzerinden çevresinde bir güvenlik halkası, tampon bir bölge oluşturmaya çalışmaktadır.

         

         

        Bu politikasının temel hedeflerinden biri de enerji güvenliğidir. Bilindiği üzere, Orta Asya’dan Hazar Deniz’ine kadar uzanan enerji havzası Çin’in ilgi alanıdır ve mesafe olarak yakın, maliyet olarak ise uygun olan bir bölgedir. Bu bölgenin enerjisinin Çin’e taşınabilmesi için güvenli bir hattın oluşturulması gerekmektedir. Doğu Türkistan bu hattın ortasındadır ve herhangi istikrarsızlık Çin’in enerji güvenliğini, dolayısıyla da büyümesini etkileyebilir. Bu bağlamda, Avrasya merkezli Yeni Büyük Oyun’da ABD’nin Kırgızistan üzerinden Doğu Türkistan ile komşu olmaya devam etmesini (her ne kadar ABD 2014'te Manas'tan "şimdilik" çıkartılacak gibi olsa da) ve Uygur muhalefetine verdiği desteği kendisine yönelik bir tehdit olarak algılayan Çinli komünist liderler, Afganistan-Pakistan hattında yaşanan gelişmeleri ve ABD-Hindistan yakınlaşmasını da göz ardı etmemektedirler.

         

         

        Sorunun Geleceği...

         

        Hiç kuşkusuz, 11 Eylül sonrası ortaya çıkan uluslararası rekabet, Doğu Türkistanlılar için yeni bir fırsat yaratmıştır. Küreselleşme ile birlikte demokrasi, insan hakları ve çevrenin korunması gibi değerler, Doğu Türkistanlılar için yeni bir mücadele zemini hazırlamıştır. Doğu Türkistan sorunu artık Çin’in bir iç meselesi olmaktan hızla çıkmakta ve uluslararası bir sorun hâline dönüşmektedir. Bu kapsamda, Çin’in jeopolitik gelişmeler karşısında farklı etnik gruplara yönelik kullandığı “Tarihi Birlik İnancı” da iflas etmiş bulnmaktadır.

         

         

        Yukarıda da değinildiği üzere, Pekin’in başlangıçta uluslararası terörizme karşı yürütülen operasyonundan istifade ederek Doğu Türkistan sorununu tamamen ortadan kaldırmak istediği açıktır. Ancak, daha önce Orta Asya’da ve Türkiye’de kazandığı bir takım başarılara karşın, konunun uluslararası gündeme oturmasıyla birlikte hayal kırıklığına uğramıştır. Nitekim, 11 Eylül sonrası dönemde Doğu Türkistan bağımsızlık faaliyetleri yurtiçinde ve yurtdışında kat edilen mesafe bunun en büyük göstergeleri arasında yer almaktadır. Özellikle uluslararası siyasî sahnelerinde destek alan bu faaliyetler, hem ABD’de hem de AB’de etkisini göstermeye başlamıştır.

         

         

        Dolayısıyla, önümüzdeki süreçte Çin'in Doğu Türkistan halkı üzerine uyguladığı sistematik asimilasyon ve soykırım yöntemleri ile artış göstermesi beklenen "terör boyutu", Çin açısından bir bumerang etkisi yaratacağa benzemektedir. Bu kapsamda, Çin’in Doğu Türkistan bağımsızlık hareketini terörist faaliyete dönüştürme politikası başarısız olacağı gibi, bir bağımsızlık hareketi olarak algılanma sürecinin de uluslararası kamuoyu nezdinde önünü açmış bulunmaktadır. Süreç, Doğu Türkistan ve Uygur Türklerinin lehine işlemektedir. Çünkü; Çin, izlediği bu politikayla Doğu Türkistan sorununu kendi elleriyle uluslararası sahneye taşımakta, bu mücadeleye olan ilgi-desteğin önünü açmakta ve “Sarı Tehlike” söylemlerini haklı kılmaktadır.