AYVALIK’IN ÖZERKLİĞİ (!)

Mart 2022 - Yıl 111 - Sayı 415



Özet

Ayvalık’ın tarihi üzerinde yanlış bir algı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Yunan kaynaklı bazı yazılar ve romanlar kaynak alınarak Osmanlı döneminde Ayvalık’ta “Rumlara Özerklik” verildiği yönünde bir söylem, propaganda vardır. Birçok tarih araştırması veya yazılarda bu konuda bilerek ya da bilmeyerek alıntılar yapılmaktadır. Tarihî kaynaklar ve Osmanlı arşivleri incelendiğinde böyle bir durumun söz konusu olmadığı, Ayvalık’ta herhangi bir zümreye veya şehre özerklik verilmediği görülmektedir. Osmanlı’da belirli bölgelerdeki Hristiyan tebaanın önde gelen, tanınmış, bazı hâllerde kendilerine danışılan bir nevi ihtiyar heyetini oluşturan sivil temsilcilerine verilen “kocabaşılık” görevinin “özerklik”miş gibi yansıtıldığı düşünülmektedir. Makalemizde Ayvalık’ın tarihi ile ilgili bu hatalı söylemi ve yazımı, mevcut kaynaklar ve arşiv belgeleri ışığında inceledik.

Anahtar Kelimeler: Ayvalık, Özerklik, Kocabaşı, Cezayirli Hasan Paşa.

Giriş

Osmanlı kaynaklarında Ayvalık’tan söz eden en erken tarihli belge, bir vakıf belgesidir. Hicri, 29 Zilhicce 1003 (Miladi, 4 Eylül 1595) tarihli belgede, “Vezir Nişancı Mehmed Paşa'nın Haremeyn[i] fukarası için vakfettiği Ayvalık karyeleri (köy) evkafının (vakıf) mütevellisi (yöneticisi) Çelebi tahvilinden ve vakıf nazırı Darüssaade Ağası Osman Ağa marifetiyle çift, bennak vergisi[ii], bostan resmleriyle[iii], âdet-i ağnam[iv] ve gebran cizye[v] ve ispençesinden[vi] ve çoban aşarından tahsil edilen varidatı”ndan bahsetmektedir (BOA, TS. MA. d, kutu 1709). Bu belgede Mekke ve Medine’de yaşayan fakirler için Ayvalık’taki Müslüman ve gayrimüslimlerden elde edilen gelirden bahsedilmektedir. Yunan kaynaklarında ise Ayvalık’taki ilk yerleşime ilişkin 1580’li yıllar tarih olarak verilmektedir (Psarros, 2004: 2).

Ayvalık’taki kocabaşılık ile ilgili belge ise, Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde bulunan ve Ayvalık Rumlarının memnuniyetlerine dair bir ilam, 15 Ramazan 1186 (30 Kasım 1772) tarihini taşımaktadır. Ayvalık Kadısı Abdülhadi Efendi’nin imzasını taşıyan bu ilamdan anlaşıldığına göre, “Ayvalık kazasında yaşayan kocabaşı, ihtiyar, reaya ve berayadan[vii] cemm-i gafır ve cemm-i kesir meclis-i şer’e[viii] gelüb” voyvodaları Elhac Mustafa Ağa’nın “müstakim ve perhizkâr[ix]” bir kimse olduğunu, kendilerini her türlü zulüm ve haksızlıklara karşı koruduğunu, vergilerin ödenmesinde büyük kolaylıklar sağladığını ifade ederek herkesin onun “evza ve etvarından[x]” memnun olduklarını dile getirmişlerdi. Bundan ötürü Ayvalık reayası mart ayının yakın olmasından dolayı Elhac Mustafa Ağa’nın yeniden voyvoda[xi] “nasip ve tayin buyurulmasını” arz etmişlerdi (Arıkan, 1988: 583).

Kocabaşı olarak görevlendirilen İkonomos’a[xii] (gerçek adı Ioannes Demetrakellis) Cezayirli Hasan Paşa tarafından bir fermanla Ayvalık’taki Rumlara güya özerklik verildiğinden bahsedilmektedir. Bu sayede Türk nüfusun sadece memur düzeyinde kaldığı, Ayvalık’ın birtakım ayrıcalıklara sahip bir yerleşim olduğu, kentin belli vergi ayrıcalıklarına sahip olduğu belirtilmektedir. Oysa Ayvalık’ın Haremeyn olması sebebiyle zaten vergi muafiyeti vardı. 03 Zilkade 1194 (Miladi, 31 Ekim 1780) tarihli belgede belirtildiği üzere, “Haremeyn Vakfı olup Silahdar Halil Ağa ve ortaklarının uhdesinde olan Ayvalık ve Kafirağılı tuzla mukataası reayalarının her türlü vergiden muaf olduklarından bu muafiyetlerine müdahale edilmemesi hakkında Sultan I. Abdülhamid'in Karesi mutasarrıfına ve ilgili kadılar ve görevlilere fermanı” vardır (BOA, TS. MA. e, 724/32). Bu fermana ve daha önceki bilgilere göre Ayvalık’tan Müslim ve gayrimüslim vatandaşlardan vergi vb. olarak elde edilen gelirler, Mekke ve Medine şehirleri için vakfedilmiştir.

Kocabaşılık

Kocabaşı Osmanlı’da belirli bölgelerdeki gayrimüslim tebaanın önde gelen, tanınmış, bazı hâllerde kendilerine danışılan bir nevi ihtiyar heyetini oluşturan sivil temsilcilerin başı durumundaki kimseleri ifade eder. XVII. yüzyıl Osmanlı kaynaklarında bunlar için “reâyâ vekilleri” tabiri de geçer. Zamanla bu vekillere ileri gelen, yaşlı ve tecrübeli sıfatlarına uygun olarak “koca” adı verilmiştir. Osmanlı belgelerinde “Ege adalarıyla ilgili Mayıs 1672 tarihli bir kayıtta, yeniden tahriri yapılan adalardan halkın birer ve ikişer kocabaşıları gelip defter ve kanunname suretleri aldıklarından söz edilmektedir.” (Küçük, 2001: 107) 1691 tarihli bir hükümde de “Gayrimüslim mahalle ve köylerin idaresinde papaz ve kocabaşının yönetimine dayanan klasik statü 1864 vilâyet nizamnâmesine kadar değişmedi.” denmektedir. Kocabaşı deyiminin Rumca karşılıklarından biri olan “protokir” (başefendi) deyimi ise daha erken bir tarihte, 1651 yılının Girit Şer'iye Sicil Defteri yazmasında görüldü (Mert, 1995: 401-403).

Genel olarak kocabaşılar, ayanlar gibi ırk, mezhep ve meslek bakımından farklı kökenlidirler. Yani Rum, Ermeni, Bulgar, Sırp ırkından ve Ortodoks, Katolik, Protestan ve Gregoryen mezhebine mensup olup semerci, kaptan, papaz, keşiş, çorbacı ve boyacılıktan kocabaşılığa seçilenler vardı. Halk ile devlet arasındaki işleri yürüten, merkezî yönetime karşı halkın ve halka karşı da merkezî hükûmetin temsilcisi konumundaki vilayet ayanlarının reisi durumundaki “başayan” gibi Hristiyan halk içinde “başkocabaşı” vardı. Başkocabaşı da başayan gibi seçimle göreve atanırdı. İlk kocabaşı seçimine ise 1726 tarihli bir belgede rastlanmaktadır (Mert, 1995: 403-406).

Gerek Tanzimat öncesinde gerekse Tanzimat sonrasında kocabaşılara merkezî idare tarafından verilen en önemli görev, temsil ettikleri cemaatlerin vergilerinin toplanması olmuştur (Mert, 2004: 141). Bütün bu görevlerin kocabaşılara idari olarak herhangi bir statü sağlamadığı ifade edilmelidir (Ünver, 2012: 59). Osmanlı ülkesinin birçok bölgesinde “yeronda”, “butatlık”, “epitropi” gibi çeşitli isimlerle var olduğu ileri sürülen heyetlerin birtakım seyyahlar tarafından iddia edildiği gibi idari ve hukuki hiçbir yetkileri bulunmamaktadır. Tamamen cemaat içi bir oluşum olan söz konusu kurullar, merkezî devlet tarafından hiçbir şekilde muhatap alınmamış olup hükûmet nezdinde hiçbir önemleri yoktur. Gayrimüslim cemaatlerin merkezî devlet kurulları nezdinde temsilcisi kabul edilebilecek olan kocabaşılık, XVII. yüzyıldan itibaren merkezîleşme temayülünü artıran mali sistemin bir ürünüdür. Diğer bir ifade ile bir nevi vergi tahsildarı olan kocabaşıların hareketleri, sürekli olarak dikkatle takip edilmekteydi. Herhangi bir suiistimalde bulunmaları hâlinde konu, Osmanlı makamları tarafından incelenmekte ve karara bağlanmaktaydı. Netice itibarıyla Osmanlı Devleti idaresindeki çeşitli bölgelerde varlık göstermiş mahallî oluşumlar, söz konusu bölge halkının kendi dinî ve sosyal yapısı içinde bir anlama sahip olduğu kesin olmakla beraber bunların varlığından, halkın kendisini yönetmesi gibi bir anlam çıkarılamaz (Emecen, 2003: 20-24).

Kocabaşı, görevini kötüye kullanması durumunda bunun hesabını doğrudan devlete veriyordu. Kilise teşkilatının onların azlinde veya cezalandırılmasında da bir rolü olduğu tespit edilmemiştir. 1796 yılında Mora Kaymakamı’ndan gelen bir tahriratta, “Kalavrita kocabaşıları Zaim oğlu Anagnosti ile Çolak oğlu Niko adlı iki kocabaşının zimmetine para geçirdiği belirtilmiş, bunun üzerine her iki kocabaşının da azledilmesine karar verilmişti.” (BOA. C..ML.. 696/28477). Yapılan tahkikatta veya görevden alma işleminde kilise ya da başka bir kurumun aracılığı söz konusu değildi. Bu durumda, kilise teşkilatının bir etkisi gözlenmemiştir. Bu konuda karar mekanizması olan tek teşkilat devlet teşkilatıydı (Yaşar, 2018: 277-278). Bununla birlikte, özellikle XVIII. yüzyılda birtakım otorite boşluklarından yararlanarak, zamanla “kudret ve servet” sahibi olan kocabaşıların, iktidarlarını ve menfaatlerini koruyarak devam ettirebilmek için yaşadıkları yerlerdeki gayrimüslim cemaat üzerinde otorite kurdukları anlaşılmaktadır. Midilli Adası’nın yönetiminin ilk döneminde, merkezden atanan idareciler ile kocabaşılar arasında yaşanan çatışma, tabii olarak ikincilerin düzenlerini devam ettirmek istemelerinden kaynaklanmaktaydı. Bu dönemde, gerek kocabaşıların şahsi çıkarlarının gerek cemaatin ilgili kurullarının Midilli Rum halkı üzerinde kurdukları baskı ve maddi sömürünün önünde engel olabilecek idarecilerin uzaklaştırılabilmesi için cemaat bütçesinden para ayrıldığı bilinmektedir (Ünver, 2012: 60). Osmanlı arşivlerinde, hata yapan, suç işleyen kocabaşıların tutuklandığı, sürgün edildiğine dair belgeler de bulunmaktadır. Örneğin “Ayvalık kazası kocabaşılarından birinin uygunsuz hareketlerde bulunup halkı huzursuz ettiğinden, başka kazaya sürgün edilmesine dair Ayvalık kazası kaymakamı ile kaza naibine ferman yazılmıştır.” (BOA, A.DVN.MHM., kutu 3, gömlek 88).

Ayvalık’ın Özerkliği(!)

Yunan tarih yazımı ile Yunan anlatısını referans alan bazı kaynaklar, İkonomos’u, Ayvalık’ın kentleşme sürecindeki en önemli figür, hatta kentin kurucusu olarak kabul etmektedir. Bu kaynakların çoğunda, İkonomos’un 1773 yılında Bab-ı Ali’den elde ettiği iddia edilen bir imtiyazla[xiii] Ayvalık’taki Türk (Müslüman) nüfusunun bölge dışına çıkarıldığı ve bu süreçte Ege Adaları ile Mora başta olmak üzere Osmanlı ülkesinin çeşitli bölgelerinden önemli sayıda Rum nüfusun buraya göç ederek kentin bir Rum yerleşimine dönüştüğü aktarılmaktadır (Cihangir, 2020: 418). Ayvalık’ın Rumlar temelinde ayrıcalıklı statüsü İkonomos’tan değil, Küçük Kaynarca Antlaşması’nın Ortodokslara sağladığı güvenceden kaynaklanmaktadır (Bayraktar, 1998: 10-11).

1774 yılında Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’nın yarattığı elverişli ortam sayesinde, bir liman kenti olan Ayvalık’ta Rumlar, Batı ile ticari ilişkiler geliştirerek ekonomik ve toplumsal bir refaha ulaşmıştır (Bayraktar, 1998: 6). Ayvalık'ın dışarıyla kolayca bağlantı kurabilmesi, birtakım göçmenleri kendisine çekmesi, doğrudan doğruya bir kıyı şehri olmasına bağlıdır (Arıkan, 1988: 585). Gerçi 1821’deki Yunan isyanının ardından Ayvalık’ın bu ayrıcalıklı statüsü bozulmuş ve Rumlar kenti terk etmişse de 19. yüzyıla ait nüfus istatistikleri, kentin ilerleyen süreçte değişen konjonktürün etkisiyle yeniden Rum göçü aldığını göstermektedir (Karpat, 2010: 280-281).

Osmanlı İmparatorluğu’nda her zaman kimi şehirlere de vergi bağışıklığı tanınması, bazı kolaylıklar sağlanması yoluna gidilmiştir. Akdeniz'de birtakım adalar, "Donanma-yı Hümayun" için gerekli elemanları sağlamak karşılığında belirli vergilerden muaf tutulmuştur. Fakat bu tür ayrıcalıklar, dönemin defter, ferman ve diğer belgelerinde belirtilir ve bunların saklanmasına özen gösterilirdi. Oysa Ayvalık’la ilgili incelediğimiz bütün belgelerde böyle bir ayrıcalıktan söz edilmemekte, bu da şehre verildiği ileri sürülen özerklik fermanı konusunda şüphelerimizi artırmaktadır. Gerek Şanizade gerek Cevdet Paşa’nın, Ayvalık'ın bir cesim mukataa olduğunu yazmaları, şehrin özerk bir yönetime sahip olmadığını ispatlamaktadır (Arıkan, 1988: 584, 585).

Yunan tarih yazımı ile Yunan anlatısını referans alan kaynaklara göre, “Ioannes Demetrakellis'in sahip olduğu tarihsel konumu, Rusya ve Osmanlı imparatorlukları arasında geçen, Çeşme Deniz Savaşı (5 Temmuz 1770) sırasındaki gelişmelere dayandırmaktadır. Anlatıya göre “Cezayirli Hasan Paşa, Çeşme Savaşı sonrası Ayvalık'a gelir. Ioannes Demetrakellis'ten yardım ister. O da komutana yardım eder ve birkaç gün sonra ayrılırken Hasan Paşa, gösterilen konukseverliğin karşılığı olarak, kendisinden bir şey istendiğinde çekinmeden yanına gelmelerini söyler. Ardından Hasan Paşa'nın sadrazam olduğunu duyunca Ioannes, İstanbul'a gelip ondan kasaba için yardım ister ve o da kendisine gösterilen yardımseverliğe yanıt olarak 1773'te, bir ‘ferman’ hazırlayarak Ayvalık'a ‘özerklik’ tanır, onu kocabaşı olarak seçer.” denilmektedir. Tarihî hiçbir gerçekliği olmayan masalsı bir öyküden öte olmayan anlatım ise şöyledir:

Eski zamanlarda yaşayan bir münzeviydi. İnsanlardan uzakta, ıssız bir kıyıda bir kulübede, tövbe ederek ruhu ve esaret altındaki milletinin kurtuluşu için yakararak yaşıyordu. Fırtınalı bir gecede denizden çaresizce yardım isteyen bir insan sesi duydu. Geceye çıktı, kayığını aldı, dalgalarla boğuştu ve sese doğru gitti. Yarı boğulmuş bedeni çekti çıkarttı denizden, kulübesine getirdi, ısıttı ve diriltti. Kazazede soğuktan titriyordu... 'Gemici misin? Kayığın mı battı?' [diye sordu] ... Sultanın kayıklarında zabitim. Moskoflar tarafından Çeşme'de yenildik. ... Acı bana, bu hasta ve savunmasız hâlimle bir kötülük etme.' ... Münzevi kazazedeyle ilgilendi, gece gündüz ona baktı, ... Sonra da yerleşimin olduğu yere varması için alması gereken yolu gösterdi ona. ... 'Benim adım Hasan,' dedi Türk. 'Sakla adımı ve bir gün yardıma ihtiyacın olursa bana gel.' ...” Sonra Ioannes Demetrakellis İstanbul'a gider, Paşa'yı bulur, yardım ister: “… fermanı alıp ülkesine döndü. Bütün o çileli halk o zaman olanları öğrendiğinde münzevinin ayaklarına kapanıp öptü. Onu kocabaşı yaptılar ve ihtiyarlar meclisiyle birlikte ölene dek eyaleti yönetti.” (Venezis, 2013: 279-282).

Çeşitli kaynaklarda çok daha ağdalı anlatımlar ile İkonomos’a özerklik verildiği yazılsa da aslında verilenin şahsa, bir cemaate veya şehre verilen bir özerklik değil, İkonomos’a verilen kocabaşılık olduğu düşünülmektedir. Özerkliğin 1773 yılında verildiği yazılsa da Cezayirli Hasan Paşa’nın 3 Aralık 1789’da sadrazam ve serdâr-ı ekrem olduğu göz önüne alınırsa 1773 yılının doğru olmadığı görülmektedir. Birçok kaynakta İkonomos’a 1773 yılında kocabaşılık verildiği belirtilmektedir. İkonomos’a 1773 yılında kocabaşılık verildiyse bile bunun Cezayirli Hasan Paşa ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Bahse konu İkonomos (Ioannes Demetrakellis) 1791 yılında vefat etmiştir.

Hıfzı Erim, Ayvalık’a verildiği iddia edilen özerlik konusunda, “Ayvalık bu imtiyazlarla Babıali himayesinde bağımsız bir memleket idaresi arz ediyordu. Artık ne Ayazmend (Altınova) Voyvodası Ömer Ağa’nın ne de Bergama’da Kara Osmanoğlu’nun sözleri burada geçmez olmuştu. Bu durumdan sonra yakın adalarla Mora yarımadası ahalisinden buraya büyük bir akın başladı. Bu memleketin sadece Rum halkından ibaret olacağını etrafa yaymağa çalışan İkanomos buralardaki zenginlerle sanatkârların Ayvalık’a gelip yerleşmelerini kolaylaştırıyordu.” (Erim, 1948: 19) demektedir ama bu bilgiye karşı bir bilgiye Arıkan’da rastlıyoruz: “… hasıl olacak zeytinyağını gemilerine yüklemeyi ve yükledikleri yağın miktarını belirten pusulalar vererek ürünlerini İstanbul'a götüreceklerini taahhüt ediyorlardı. Fakat buna uymayan voyvoda ve kocabaşılar da vardı. … Ayvalık kazası[xiv] naibine ve Bergama voyvodası Karaosmanzade Elhac Ömer'e, kazanın zabitan ve ileri gelenlerine yazılan aynı tarihli bir hükümde de kocabaşıların, ‘hasıl olan zeytinyağının hilaf-ı fermana aykırı bir şekilde yabancılara’ satıldığı belirtiliyor ve bunun İstanbul'dan gelen gemilere yüklenmesinin gerektiği üzerinde duruluyordu.” (Arıkan, 1988: 585). Yani kocabaşıların özerk olmadığı, Ayazmend’deki Ömer Bey’in bölgede hâkimiyeti ve yetkili olduğu görülmektedir.

Anlatıya göre “Cezayirli Hasan Paşa, Çeşme savaşı sonrası Ayvalık'a gelir.” denmekte ise de Hasan Paşa’nın Ayvalık’a geldiğine dair Osmanlı Arşivlerinde bir belge bulunmamaktadır. Olayın aslı şöyledir: Çeşme faciasından sonra Türk kaptanlarından Cafer Bey ile Cezayirli Gazi Hasan Bey yaralı olarak Çeşme-İzmir kara yolu ile İstanbul’a geri döndüler (Aktepe, 1993: 288-289). Bir başka kaynakta ise, Çeşme faciasından sonra Kaptan-ı Derya Hüsamettin Paşa ve Kapudane (Kaptan-ı Derya’dan sonra gelen kişi) Amiral Cezayirli Hasan, Riyale (Kapudane’den sonra gelen kişi) Cafer Bey’ler karadan İzmir’e gittiler. Daha sonra Hasan Bey, aldığı emir üzerine, doğru Çanakkale Boğazı’na gelerek durumu hükûmete bildirdi (Aydemir ve İşipek, 2006: 74; Soyer, 2007: 106). Görüldüğü üzere o dönemde Cezayirli Hasan Paşa’nın Ayvalık ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Yaptığımız arşiv çalışmasına göre Cezayirli Hasan Paşa’nın Ayvalık ile ilgili Hicri, 27.01.1187 (20 Nisan 1773) tarihli “Kaptan-ı Derya Hasan Paşa” mühürlü Bozcaada, Molova, Kaloniye, Midilli, Ayvalık, Yunda (Cunda) Adası, Foçalar, Karaburun, Çeşme Seferihisarı, Sakız, Kuşadası ve İstanköy kadılarına askerî ve sivil yetkililerine bir buyruğu vardır. O daRusya ile olan harpten dolayı reayanın cahilliklerinden ve bilgisizlikleri sebebiyle düşman gemilerine binip vatanlarını terk edip perişan bir hâle düştükleri ancak pişman olmalarından ötürü af olunmalarına dair” buyruktur (BOA. AE. SMST. III, 255/20446).

Sonuç

Osmanlı Devleti tarafından Ayvalık’a ve Ayvalık’ta yaşayan Rumlara hiçbir şekilde özerklik verilmemiş ve tanınmamıştır. Bahse konu özerklik meselesi, yukarıda da belirtildiği üzere masaldan öte bir şey değildir. Osmanlı Devleti tarafından verilen kocabaşılıktır. Kocabaşıların ise hiçbir özerk yapısı yoktur. Ayvalık’a tanınan bir ayrıcalık vardır ki o da Ayvalık’ın Haremeyn vakfiyesi olması sebebiyle halkının vergiden muaf olduğudur. Ayvalık’a geldiği belirtilen Cezayirli Hasan Paşa’nın o dönemde Ayvalık’a geldiğine dair bir bilgi bulunmamaktadır. Ayvalık’la ilgili olarak sadece yukarıda belirttiğimiz, özerklik ile hiçbir ilgisi olmayan bir buyruğu vardır.

Kaynakça

Arıkan, Z., (1988), 1821 Ayvalık İsyanı, C: 52, S: 203, Ankara: TTK- Belleten.

Augustinos, G., (1997), Küçük Asya Rumları, (çev. D. Evci), Ankara: Ayraç Yay.

Aktepe, M. M., (1993), “Çeşme Vakası”, C: 8, İstanbul: TDV İslâm Ansiklopedisi.

Aydemir, O., İşipek, A. R., (2006), 1770 Çeşme Deniz Savaşı, Denizler Kitabevi.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, BOA, Cevdet Iktisat, 1504/1; BOA. TS. MA. d., kutu 1709; BOA. TS. MA. e, kutu 724, gömlek 32; BOA. C. ML.. 696/28477; BOA, A.DVN.MHM., kutu 3, gömlek 88; BOA. AE. SMST. III., 255/20446.

Bayraktar, B., (1998), Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayvalık Tarihi, Ankara: ATAM Yay.

Cihangir, Ç. K., (2020), “Ayvalık Akademisi ya da Batı Anadolu’da Yunan Ulusçuluğunun Kökenleri Üzerine”, Türkiyat Mecmuası, S: 30, İstanbul Üniversitesi, İstanbul, s. 411-440.

Emecen, F. (2003), Ege Adaları’nın İdarî, Mali ve Sosyal Yapısı, Ankara: Stratejik Araştırma ve Etütler Milli Komitesi Yay.

Ergin, O., (1977), Türkiye Maarif Tarihi, C: II, Kısım: II, İstanbul: Eser Matbaası.

Erim, H., (1948), Ayvalık Tarihi, Ankara: Güney Matbaacılık.

Genç, M., (1975), "Osmanlı Maliyesinde Malikâne Sistemi", (yay. O. Okyar) Ankara: Türkiye İktisat Tarihi Semineri.

Karpat, K. H., (2010), Osmanlı Nüfusu 1830-1914, (çev. B. Tırnakçı), İstanbul: Timaş Yay.

Küçük, C., (2001), Ege Adalarının Egemenlik Devri Tarihçesi, Ankara: Stratejik Araştırma ve Etütler Millî Komitesi Yay.

Mert, Ö., (1995), "XVIIL. ve X1X. Yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu'nda Kocabaşı Deyimi, Seçimleri ve Kocabaşılık İddiaları", Hakkı Dursun Yıldız Armağanı, Marmara Ü, Fen-Edebiyat Fak. Yay.

Mert, Ö., (2004), “Tanzimat Döneminde Çeşme Kocabaşıları (1839-1876)”, XXII/35, Ankara: Tarih Araştırmaları Dergisi.

Oğuz, M., (2002), “Girit (Resmo) Şer'ive Sicil Defterleri 1061-1067”, Doktora Tezi, Marmara Ü, Türkiyat Araştırmaları Enst., Yeniçağ Tarihi Bilim Dalı, İstanbul.

Psarros, D., (2004). Ayvalık’ın Kentsel Tarihi, (çev. A. Yorulmaz), Ege’nin iki Yakası-1, Ayvalık Kent Tarihi Çalışmaları, Ayvalık.

Soyer, A., (2007), “Osmanlı Rus ilişkilerinde Çeşme ve Sinop Baskınları”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Ü, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, İstanbul.

Ünver, M., (2012), “Midilli Adasının İdari, Sosyal ve Ekonomik Yapısı”, Doktora Tezi, İstanbul Ü, Sosyal Bilimler Ens., İstanbul.

Venezis, İ., (2013), Eolya Toprağı, (çev. B. Yamansavaşçılar), İstanbul: Belge Yay.

Yaşar, F., “18. Yüzyıl Osmanlısında Kocabaşılık: Görev İçin Aranan Nitelikler ve Kurumsal İlişki Biçimi”, Turkish Studies History, Volume 13/8, Spring 2018, Ankara, s. 259-285.

        Yorulmaz, A., (1994), Ayvalık’ı Gezerken, İstanbul: Geyla


         

[i] Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevvere şehirlerinin ikisine birden verilen ad.

[ii] Osmanlı Devleti'nde toprağı sürebilecek güçte olan evli erkeklerden alınan vergi.

[iii] Bir faaliyetin yerine getirilebilmesi için ilgili kamu kuruluşunun yetki ve izin vermesi karşılığında aldığı ödeme.

[iv] Keçi ve koyunlar için alınan vergi.

[v] Gayrimüslimlerden alınan vergi.

[vi] Tarımla uğraşan Hristiyan reayadan toplanan vergi.

[vii] Osmanlı Devleti’nde vergi ve haraç vermeyen, kılıç kullanabilen Müslüman halk.

[viii] Yargıcın yargılama veya bir takrir (yerleşme, yerleştirme) dinlemek için yaptığı celse; mahkeme oturumu.

[ix] Doğru sözlü, güvenilir, haramdan kaçınan.

[x] Hâl, hareket, tavır ve davranış.

[xi] Osmanlı döneminde hazineye ait arazi ile padişah, kadın efendi, sadrazam, vezir, beylerbeyi ve sancakbeyi haslarının gelirlerini tahsil etmek üzere görevlendirilen memur. Bunların aynı zamanda bulundukları yerin düzen ve güvenliğini sağlamak görevleri de vardı. Voyvodolar bulundukları yörenin en güçlü adamlarıydı.

[xii] İkonomos, kiliseye bağlı çalışan bir memur, dinî vakıfların emlakını yöneten mütevelli heyetinin bir üyesine verilen unvan.

[xiii] Söz konusu imtiyazla ilgili olarak Ayvalık doğumlu Yunan yazar İlias Venezis, Ayvalık’ı anlattığı Eolya Toprağı adlı romanında, İkonomos’u ve imtiyaz edinme sürecini masallaştırarak aktarmıştır. bk. İlias Venezis, Eolya Toprağı, (çev. B. Yamansavaşçılar), Belge Yay., İstanbul, 2013: 279-282.

[xiv] Ayvalık’ta zeytinyağı üretilen, padişaha ait binalar ve araziler vardı. Bu çiftliklerde önemli ölçüde zeytinyağı üretiliyordu. bk. BOA, Cevdet Iktisat, 1504/1, 22 Recep 1241 (4 Aralık 1825).