İRAN CUMHURBAŞKANLIĞI VE KENT KONSEYLERİ SEÇİMLERİNDE TÜRKLÜK TARTIŞMASI

Temmuz 2021 - Yıl 110 - Sayı 407



        Giriş

        1979 yılında gerçekleşen İran Devrimi’nden 2021 yılına kadar İran’da gerçekleşen bütün genel ve yerel seçimler paradoksal olarak nitelendirilebilecek siyasal ve toplumsal etkilere yol açmış ve her seçim, yeni bir siyasi evreye geçişi beraberinde getirmiştir.  Dolayısıyla bu seçimler, bir taraftan devrimci devletin kurucu düşüncesi ve siyasal erklere meşruiyet bağışlayan bir süreç olarak değerlendirirken; diğer taraftan da bu meşruiyete çelişki oluşturan siyasal/toplumsal çatışmaların dışa vurduğu alanlar olmuştur. 18 Haziran 2021 tarihinde İran’da yapılan 13. Dönem cumhurbaşkanlığı ve 6. Dönem kent Konseyi seçimleri de benzer zeminde gerçekleşmiş ve İran siyasetinde yeni söylemlerin tartışıldığı bir ortam oluşmuştur. İran İçişleri Bakanı Abdurrıza Rahmani Fazli’nin 19 Haziran 2021 tarihinde düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamaya göre, yaklaşık 83 milyon nüfuslu ülkede oy kullanma hakkına sahip 59 milyon 310 bin 307 seçmenden 28 milyon 933 bin 4 kişi sandık başına gitmiştir. Yani seçime katılım oranı yüzde 48,8 olmuştur. Yapılan açıklamaya göre İbrahim Reisi, kullanılan oyların 17 milyon 926 bin 345’ini alarak 8.cumhurbaşkanı seçilirken Muhsin Rızai 3 milyon 412 bin 712 oyla ikinci sırada, Abdülnasır Himmeti 2 milyon 427 bin 201 oyla üçüncü sırada ve Emir Hüseyin Kadızade Haşimi 999 bin 718 oyla dördüncü sırada yer almıştır. İçişleri Bakanı’nın yaptığı açıklamada yaklaşık 4 milyon oyun da geçersiz olduğu belirtilmiştir. [i] Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yanı sıra İran’ın devlet yapılanmasında yerel yönetimin en bariz kurumsal ifadesi olan kent ve köy konseyi seçimleri de ülke genelinde yapıldı. Kentlerde belediye başkanlarını seçmek ve denetlemek ve köylerde köy muhtarlarını seçmek ve denetlemekle yükümlü olan kent ve köy konseyleri kentsel altyapı, imar, şehircilik ve kent ve köy hizmetleri bağlamında yerel bürokrasinin en etkili kurumu sayılmaktadır. 18 Haziran 2021 tarihinde gerçekleşen bu seçimleri geçmiş seçimlerle farklı kılan bazı hususlar öne çıkarken seçim kampanyaları sırasında yaşanan tartışmalar uzun bir süre İran siyasetinin bir alt ve gayri resmî meselesi olarak değerlendirilen Türklük ve Türkçeyi de ulusal düzeyde ana gündem maddesine taşımıştır. Bu analizde[H1] 13. Dönem İran Cumhurbaşkanlığı ve 6. Dönem Kent Konseyi seçimlerinin kendine özgü yönleri ele alınırken İran ve Güney Azerbaycan Türkleri bağlamında gelişen yaşanan yeni gelişmeler incelenmiştir.

        Seçim mi Atama mı?

        18. dönem İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde en dikkat çeken husus Anayasa Koruyucular Konseyi’nin aday adaylığı başvurusunda bulunan birçok ılımlı, reformist ve hatta bazı muhafazakâr adayları veto etmesidir. İran seçim kanuna göre genel ve yerel seçimlerde aday olmak isteyen kişilerin yeterliliği Anayasa Koruyucular Konseyi tarafından onaylanmak zorundadır. Toplam 12 kişiden oluşan bu konseyin 6 fakih (din adamı) üyesi Devrim Lideri Ayetullah Hameneyi ve diğer 6 hukukçu üyesi Yargı Erki Başkanı tarafından atanmaktadır. Yargı Erki Başkanı’nın da Devrim Lideri Ayetullah Hameneyi tarafından atandığı dikkate alındığında bu konseyin doğrudan ve dolaylı olarak Devrim Liderliği kontrolünde olduğu görülür. Anayasa Koruyucular Konseyinin seçimlerde en önemli görevi aday olmak isteyenlerin şeriat ve devrimci ilkelere bağlığı başta olmak üzere çeşitli özelliklerini incelemek ve soruşturmaktır. Dolayısıyla Anayasa Koruyucular Konseyinin bu süzgecinden geçebilen kişilere aday olma şansı tanınmaktadır.

        18 Haziran’da gerçekleşen seçimler için aday adaylığı başvurusunda bulunan Eski Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad, Eski Meclisi Başkanı Ali Laricani, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Birinci Yardımcısı Ishak Cihangiri, Eski Devrim Muhafızları Ordusu Hatemü’l Enbiya İmar Karargâhı Komutanı Seid Muhammed, Eski Meclis Başkanvekili Mesut Pezeşkiyan, Tahran Belediye Başkanı Muhsin Haşimi Refsencani ve Eski İçişleri Bakanı Yardımcısı Mustafa Taczade gibi İran siyasetinin önemli isimlerinin Anaysa Koruyucular Konseyi tarafından veto edilmesi bu konseyin keyfi karar alarak seçim mühendisliği yaptığı kanısını kuvvetlendirdi. Nitekim Anayasa Koruyucular Konseyi’nin bu kararından sonra Eski Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad bir açıklama yaparak bu seçimin meşruiyeti olmadığını ileri sürerek seçimde oy kullanmayacağını belirtti.[ii] Ali Laricani, Mesut Pezeşkiyan ve Ishak Cihangiri gibi ılımlı ve reformist isimlerde açık bir mektup yayınlayarak Anayasa Koruyucular Konseyinin bu kararını eleştirdi ve devletin toplumdan yabancılaştığı dahası adalet ilkesinden uzaklaştığını ifade etti.

        Bu adayların yanı sıra İran siyasetinin önemli simaları ve uzun bir süre devletin üst düzey yöneticileri olarak görev yapan kişiler de Anayasa Koruyucuları Konseyi başta olmak üzere müesses nizamın sert çekirdeğini oluşturan gruplarını eleştirerek “Bu süreç böyle devam ederse İran’ın sonu felaket olacaktır.” diyerek devletin ve devrimin topluma geri verilmesi talebinde bulundular. Örneğin Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Eski Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad, Eski Başbakan Mir Hüseyin Musevi, Eski Meclis Başkanı Mehdi Kerrubi, Eski Meclis Başkanı Ali Laricani ve Eski Yargı Erki Başkanı Sadık Laricani çeşitli açıklamalar yaparak Anayasa Koruyucular Konseyinin bu tutumunu eleştirdiler.   Yeterlilikleri, Anayasa Koruyucular Konseyi tarafından onaylanan İbrahim Reisi, Muhsin Rızayi, Seid Celili, Alirıza Zakanı, Emir Hüseyin Haşimi Kadızade muhafazakâr cenaha mensup adaylar olarak aynı eğilim ve çizgiden gelirken Abdülnasır Himmeti ve Muhsin Mihralizade toplum tarafından çok fazla bilinmeyen ve zayıf siyasi figürler olarak ılımlılar ve reformistleri temsil etmeye çalıştı. Nitekim seçime birkaç gün kala Seid Celili ve Alirıza Zakani, İbrahim Reisi lehine seçimden çekilirken Muhsin Mihralizade de reformistlerin oylarının dağılmaması için adaylığını geri çekti. Anayasa Koruyucular Konseyinin geniş elemesi ve sadece tek bir siyasi görüşün önemli simalarına aday olma hakkı tanıması bu seçimi, seçim olmaktan çıkarıp Ayetullah Hameneyi ve müessis nizamın seçim adı altında atama yaptığı şeklinde okunabilir.

        Sönük Geçen Cumhurbaşkanlığı Seçim Kampanyalarında Türklük Heyecanı[H2]

        Anayasa Koruyucular Konseyi’nin tutumu, İran toplumunun önemli bir bölümünün muhafazakâr ve reformistlerden ümidini kesmesi, ülkede yaşanan ekonomik kriz, bireysel özgürlüklerin kısıtlanması, önemli oranda insanların yargıya güvenini kaybetmesi ve bürokrasinin rüşvet ve yolsuzluk bataklığına batması başta olmak üzere birçok siyasi, toplumsal, ekonomik ve kültürel nedenden dolayı cumhurbaşkanlığı seçimleri son derece sönük geçmiştir. Fakat buna en önemli istisna ve birkaç gün toplumda heyecan oluşturan mesele, devlet televizyonundan yayınlanan tartışma programında adayların Türklük meselesine eğilmesi olmuştur.

        7 Haziran gecesi İran devlet televizyonunda ikinci defa adaylar arasında yapılan tartışma programında reformist ve muhafazakâr adaylar arasında Azerice/Türkçe tartışması yaşandı.

        Programda eski Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, “Yaşasın Azerbaycan”sloganıyla Türk seçmenin ilgisini çekmeye çalışırken diğer muhafazakâr aday Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi de ilk tartışmadaki konuşmalarına gelen tepkiler nedeniyle özellikle Türklerin yaşadığı eyaletlerden kendisini arayanların ve gönlünü almaya çalışanların olduğunu belirterek, “Türklerin yaşadığı eyaletlerde Azerice konuşan değerli vatandaşlarımız bana ilgi gösterdiler. Gösterdikleri ilgi ve bulundukları lütuf nedeniyle kendilerine teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.

        Reisi’nin bu sözleri üzerine reformistlere yakın aday eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve İsfahan Valisi Muhsin Mihralizade, şunları söyledi: “Sayın Reisi’nin sözlerini düzeltmem gerekiyor. Kendisi Azerice konuşanlar dedi. Bizim Azerice konuşan vatandaşımız yok. Doğu Azerbaycan, Batı Azerbaycan, Erdebil, Hemedan, Zencan, Horasan-i Rezevi, İsfahan, Şiraz, Huzistan ve diğer yerlerde Türkçe konuşan vatandaşlarımız var. Sayın Reisi, Azeri kelimesini kullanırken daha fazla dikkat etmelidir.”[iii] Muhsin Mehralizade, devlet televizyonundan yayınlanan seçim kampanyası filminin beş dakikalık bölümünü Türkçe konuşmasından dolayı sansürlediğini belirterek “Bu kötü bir davranış olmuştur ahlaktır.” eleştirisinde bulundu.

        Bu ifadelerin yanı sıra diğer reformist aday konuşmalarını başlarken “Ben birkaç cümle de Türk vatandaşlarımızla konuşmak istiyorum.” diyerek yaptığı Türkçe konuşmasında Türk olduğuna vurgu yapıp İran’da Azerbaycan Türklerini seçime katılmaya davet etti. Adayların bu tartışması İran toplumunda özellikle de sosyal medyada Türk-Fars rekabeti şeklinde yansırken çeşitli tepkilere yol açtı. İran ve Güney Azerbaycan Türkleri içinde en dikkat çeken tepki ise yurtiçinde birçok sosyal medya kullanıcısının “Sayın adaylarımız sadece seçim dönemlerinde ve bize ihtiyaç duydukları zaman Türk olduklarını hatırlıyor ve Türkçeye önem veriyorlar. Oysa Türklük ve Türkçe için bugüne kadar herhangi ciddi bir girişimleri olmamıştır. Unutulmamalıdır ki Türklerin İran’daki nüfusu dikkate alınarak en küçük talebimiz Türkçenin İran genlinde Farsça kadar resmî statü kazanması gerektiğidir.” Paylaşımı oldu.

        Öte yandan adayların Türkçe ve Türklük tartışması buna sınırlı kalmadı ve sosyal medyada yürüttükleri çeşitli kampanyalarda Türkçe ve İran’da Azerbaycan Türkleri için özel bir yer ayırırken hem Türkçe konuşmak suretiyle hem de Azerbaycan’ın zengin kültür ve medeniyetine vurgu yaparak İran ve Güney Azerbaycan Türklerini sandık başına çekmeye çalıştılar.[iv][H3] Nitekim İran’ın ünlü sosyologlarından Prof. Dr. Seyit Cevat Miri kaleme aldığı “Seçim Söyleminde Türkçenin Öncü Rolü” başlıklı yazısında bu seçimi geçmiş seçimlerle farklı kılan en önemli hususun Türkçenin seçim kampanyalarının hareketlendirici gücü [H4] ve Türklüğe en üst düzeyde yapılan vurgu olduğu belirtilmiştir.[v][H5] Türkçe ve  Azerbaycan Türklerine yapılan bu vurgu, Türklüğün İran’daki gücünün bir göstergesi olarak çeşitli medya kuruluşlarının dikkatini çekti. Örneğin BBC Farsça televizyonu “Neden Türkler İkinci Tartışma Programının Meselesi Oldu?” başlıklı özel bir program yayınlarken[vi] İran devlet televizyonu “İslam Cumhuriyeti Seçimlerinde Etnikçilik” adlı bir programla bu konuyu ele almaya çalıştı.[vii][H6]

        Katılım Oranının Düşük Olması Ne Anlama Gelmektedir?[H7]

        İslam Cumhuriyeti’nin siyasi söylemi ve devrimci zihniyetin temel anlayışında İran toplumunun seçimlere katılım oranı devletin meşruiyet ölçütü olarak değerlendirilmektedir. Nitekim Devrim Lideri Ayetullah Hameneyi başta olmak üzere devletin bütün üst düzey yetkilileri, son 40 senede yaptıkları açıklamalarda seçimlere katılım oranını devrimci zihniyet ve devletin meşruiyet ölçütü olarak değerlendirilmiştir. Bu seçimi bir önceki seçimlerle farklı kılan önemli hususlardan biri de katılım oranının İslam Cumhuriyeti tarihinin en düşük seviyesine inmesi olmuştur. İran İçişleri Bakanlığının yaptığı açıklamaya göre 59 milyon 310 bin 307 İranlı seçmenden 28 milyon 933 bin 4 kişi sandık başına giderek seçime katılım oranı yüzde 48,8 olmuştur. Sandık başına giden seçmenden3 milyon 726 bin 870’i tepki amaçlı beyaz oy kullanarak yüzde 13 seçmen dolaylı boykot çağrısına katılarak cumhurbaşkanlığı seçimine gerçek katılım oranı yüzde 35 olmuştur. [H8] Bunun yanı sıra seçime katılım oranı İran siyasetinin etkili büyükşehirlerinde de yüzde 30 bandındayken başkent Tahran’da yüzde 26 olmuştur.Seçimden önce Ayetullah Hameneyi’nin halkı seçime katılmaya davet ederek İran ve devrim düşmanlarına gereken cevabı vermelerini istemesine karşı rejim muhalifi gruplar boykot çağrısında bulundular. [H9] Rejim muhalifi grupların iddiasına göre İran’da demokratik bir seçimin anlamı olmadığı gibi müesses nizam seçimi ve seçime katılımı sadece yapılan baskılara bir meşrulaştırma aracı olarak kullanmaktadır. Seçime katılım oranının düşük olması bir anlamıyla rejim muhaliflerinin boykot çağrısının toplum nezdinde önemli ölçüde karşılık bulduğu anlamına da gelmektedir. Başka bir ifadeyle 18 Haziran’da İran’da gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimine katılımın düşük olması devletin ciddi derece meşruiyet krizi yaşadığını ve devlet ile toplum arasındaki mesafenin geçmiş yıllara göre arttığını göstermektedir. [H10]

        Kent Konseyleri Seçimlerinde Türk Milliyetçilerinin Zaferi

        İran’ın kuzeybatısı ve Güney Azerbaycan’ın istikrarını tehdit eden önemli sorunlardan biri bu bölgede faaliyet gösteren terör örgütleridir. Büyük Kürdistan Projesi ya da Kürt etnomilliyetçiliği çerçevesinde faaliyet gösteren bu örgütler, İran’ın kuzeybatısınıiçeren ve 124,950 km² alana tekabül eden bölgeyi “Rojhalat”şeklinde Büyük Kürdistan’ın bir parçası olarak sunmaktadırlar. Günümüzde Güney Azerbaycan’ın batı bölgesinde İran Kürdistan Demokratik Partisi (İKDP), Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), İran Kürdistan’ı Devrimci Emekçiler Örgütü (Komole), İran Kürdistan’ı Mücadele (Xebat) Örgütü, Azad Kürdistan Partisi (PJAK) ve Kürdistan Özgürlüğü Partisi (KÖP) örgütleri olmak üzere altı terör örgütü faaliyet göstermektedir. Bu örgütlerin bölgesel faaliyetiyle birlikte Güney Azerbaycan’ın batısında güvenliğini tehdit bir diğer unsur, bölgede yaşayan etnik gruplar arasındaki rekabettir. Bölgedeki genel kanıya göre yakın gelecekte,[H11] Tahran yönetimi herhangi bir nedenden dolayı düşerse ve bölgede otorite boşluğu yaşanırsa bölgenin siyasal ve sosyal sahnesi etnik çatışmaya ve terör örgütlerin sahaya inmesine şahit olacaktır.

        Bu kanının temelindeki en önemli nedenler, bölgenin çağdaş tarihinde yaşanan etnik savaşlar ve silahlı çetelerin sivillere saldırıları, bölgenin tarihsel belleği ve son yirmi senede Suriye ve Irak’ın kuzeyinde yaşanan değişimler ve terör örgütlerin güvenlik şemsiyesi bularak devlet kurmak adına yol açtıkları insani trajedilerin İran’ın kuzeybatısı ve Güney Azerbaycan’da yaşanabilme korkusudur. Bu etnik rekabetinen kışkırtıcı yönünü terör örgütlerinin paylaştığı etnik haritalar oluşturmaktadır. Bu örgütler tarafından paylaşılan birçok haritada tarihi Azerbaycan[H12] topraklarında yer alan ve Türklerin yoğun olarak yaşadığı birçok kent Kürdistan haritasına dâhil edilmektedir. Öte yandan İran’ın kuzeybatı sınırlarından yapılan uyuşturucu, silah ve insan kaçaklığında aktif olan bu örgütler bazı aşiretler, büyük aileler ve iş adamları aracılığıyla yerel bürokraside de etkin olmaya çalışmaktadır. Bu da İran’ın Batı Azerbaycan ilinde yapılan kent konseyleri seçimlerini basit bir belediye meclisi seçimi olmaktan çıkarıp siyasallaşmasına yol açmıştır. Nitekim PKK/PJAK ve diğer terör örgütleri 18 Haziran’da İran’da gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimlerini boykot ederken Batı Azerbaycan’da yapılan kent konseyleri seçimlerini boykot etmediğini açıklayıp dolaylı yollardan çeşitli listeleri destekleyerek bölgenin yerel bürokrasinin kendi yandaşlarının eline geçmesini amaçlamıştır.

        Bu hassasiyetler dikkate alınarak Güney Azerbaycanlı Türk milliyetçilerUrmu Birlik Sesi listesi, Sulduz Birlik Sesi listesi, Tikan Tepe (Tikab) Birlik Sesi listesi ve Hoy Birlik Sesi listesi isminde listeler yayınlayarak Güney Azerbaycan Türklerinden terör tehdidinin en çok hissedildiği Urmiye, Sulduz (Nagade), Tikan Tepe (Tikab) ve Hoy kentlerinde sandık başına gidip bu listelere oy vermelerini talep ettiler.[viii] Urmiye, Sulduz (Nagade), Tikan Tepe (Tikab) ve Hoy kentlerinin kent konseyi seçim sonuçları açıklandığında Türk milliyetçileri tarafından desteklenen ve Birlik Sesi listesinde yer alan adayların kazanması Türk milliyetçilerinin bir zaferi olarak değerlendirildi.[ix] Nitekim Batı Azerbaycan’ın merkezi olan Urmiye kentinde 369 aday ve 40’a yakın listenin yarıştığı seçimde kent konseyinin 11 sandalyesinden 9 sandalyeyi Urmu Birlik Sesi listesinde yer alan adaylar kazandı ve listede bulunan diğer kişiler yedek üyeler olarak konseyde yer aldı. Benzer tablo Sulduz (Nagade), Tikan Tepe (Tikab) ve Hoy kentlerinde de yaşandı. Başka bir ifadeyle Türk milliyetçililerin İran’ın Batı Azerbaycan ilinde gerçekleşen kent konseyleri seçimleri için verdiği liste bir taraftan terör örgütleri tarafından desteklenen listelere galip gelirken öte yandan da reformist ve muhafazakârlar tarafından verilen listelere karşı ezici bir zafer elde etti.[H13]

        Sonuç

        18 Haziran 2021 tarihinde İran’da gerçekleşen cumhurbaşkanlığı ve kent konseyleri seçimlerinde yaşanan tartışmalar ve birçok adayın veto edilip Reisi’nin cumhurbaşkanı olmasının yolunun açılması, İran siyasetinin yeni bir evreye geçtiğini gözler önüne sermektedir. Bu sürecin en önemli siyasal yansıması da İslam Cumhuriyeti’nde devletin bir meşruiyet ölçütü olarak sunulan seçime katılım oranının düşmesi ve devletin bir meşruiyet krizinin yaşadığının gün yüzüne çıkması olmuştur. Bunun yanı sıra reformistlerin toplumsal tabanlarını büyük ölçüde kaybettiği sahaya yansırken; Türklük ve Türkçenin ulusal düzeyde temel bir siyasal meseleye dönüştüğü de ortaya çıkmıştır.

         


        [i] Tesnim Haber Ajansı, Erişim Linki: https://bit.ly/2Ughaza (Er.: 22 Haziran 2021).

         

        [ii] Radyo Ferda İnternet Sitesi, Erişim Linki: https://bit.ly/2UlMPzd (Son Erişim Tarihi: 23 Haziran 2021).

         

        [iii] En Son Haber İnternet Sitesi, Erişim Linki: https://bit.ly/3xLaYO1 (Er.: 23 Haziran 2021)

        [iv] bk. 13. Dönem İran Cumhurbaşkanlığı seçimleri adaylarından Abdülnasır Himmeti’nin Azerbaycan ve Türkçe açıklaması, Erişim Linki: https://t.me/ArazNews/60855 (Er.: 23 Haziran 2021).

        [v] bk. Miri, Seyyid Cevat. (2021). Seçim Söyleminde Türkçenin Öncü Rolü. Erişim Linki: https://t.me/seyedjavadmiri/13328 (Er.: 24 Haziran 2021).

        [vi] bk. BBC Farsça: Neden Türkler İkinci Tartışma Programının Meselesi Oldu? Erişim Linki: https://bit.ly/2U64uux (Er.: 24 Haziran 2021)

        [vii] bk. İRİB TV1: İslam Cumhuriyeti Seçimlerinde Etnikçilik, Erişim Linki: https://bit.ly/3habCxQ (Er.: 24 Haziran 2021).

         

        [viii] bk.: Güney Azerbaycan Millî Hareketi Urmu Birlik Sesi listesini yayınladı, Erişim Linki: https://t.me/Ellimilyon/71319 (Er.: 27 Haziran 2021).

        [ix] bk.: Urmiye kentinin kent konseyi seçimlerinin sonuçları açıklandı, Erişim Linki: https://t.me/Ellimilyon/71366 (Er.: 27 Haziran 2021).


        

        [H1]Yazı analiz yazısından ziyade daha çok bolca kronolojik bilgi vermekte ve seçim sürecinde yaşananları anlatmaktadır. Dolayısıyla yazının analiz yönü kısıtlıdır.

        

        [H2]Yazının ana başlığı aslında bu konuyu ele alırken bu başlık metin genelinde zayıf ve kısa kalmış. Kurgu hatası olarak göze çarpıyor.

        

        [H3]Kaynak olarak sosyal medya kanalı verilmiş.

        Yazarın açıklaması:  Bu haber ve fotoğraflar sadece Güney Azerbaycan Türklerinin sosyal medya kanallarında paylaşıldığından dolayı sosyal medya kaynak olarak gösterilmiştir. İran siyasetinde ister rejim yanlısı muhafazakar ve reformistler isterse de rejim muhalifi gruplar Türk aktivistlerin faaliyetlerini boykot ettiğinden dolayı bu haberler sadece Türkçü grupların sosyal medya platformlarında paylaşılmıştır. Ana kaynak bu sosyal medya platformları olduğundan dolayı ana kaynak kaynak gösterilmiştir.

        

        [H4]?

        Yazarın Açıklaması: Devinimci sözcüğünden hareketlendirici kastedilmiştir. Devinimci sözcüğü silinip hareketlendirici sözcüğü yazıldı.

        

        [H5]Kaynak olarak sosyal medya hesabını vermişsiniz. Bence daha ciddi bir kaynak verirseniz iyi olur. Zira o kanalda yüzlerce paylaşım var isteyen biri gidip bulamaz.

        

        [H6]Bu kısım eksik kalmış zira bu tartışmaya giren önemli kurumlar oldu. Mesela İran İslam Ansiklopedisi gibi veya Fars Dil Kurumu Başkanı Haddad Adil gibi. Bunlar etnik arka planının seçim argümanı olarak kullanmasını eleştirdiler ve tabi başkaları. Dolayısıyla okuyucu eksiksiz ve tam bir çerçeve sunabilmek için eleştirileri de almanız gerekirdi. Bu haliyle tek taraflı anlatım olmuş ki seçimlerdeki Türklük tartışması çok süremeden hemen geçiverdi. Zira adaylar da bunun sınırını biliyorlar.

        

        [H7]Bu başlıkla asli konudan başka konuya geçilmiştir. Bu sebeple başlık ve içerik arasında uyumsuzluk ortaya çıkıyor.

        

        [H8]Yazının girişinde zaten verildiğinde burada tekrarlamaya gerek yok.

        

        [H9]Metin genelinde fiil kiplerinde bir uyumsuzluk göze çarpıyor. Bazen basit kipler bazen de bileşik kipler tercih ediliyor. Aynı paragraf içinde bir cümlede bulundular diğerinde ise olmuştur diyoruz. Ya her ikisinde “oldu/bulundu” ya da her ikisinde “olmuştur/bulunmuştur” demek doğru olur.

        

        [H10]Bu kısımda tespitler çok sınırlı kalmış. Derinleştirmek gerekir.

        

        [H11]Bölge halkında gerçekten böyle bir kanı var mı? Yoksa yazar ve yazar gibi aktivistlerin kanısı mı ya da temennisi mi? Yakın gelecekte Tahran yönetiminin düşeceğine dair ciddi hiçbir emare yok. Bilimsel ölçütlere bakılırsa İran’da merkezi otorite son 100 yılın en muktedir dönemini yaşıyor olabilir.

        Yazarın açıklaması: Bu paragrafta halkta rejimin yakın gelecekte devrileceğine dair bir kanı olduğu yazılmamıştır. Burada ele alınmak istenilen mesele rejim düştüğü takdirde ya da merkezi otorite boşluğu yaşandığı takdirde bahsedilen konu yaşanma ihtimali dahilindedir üzerinde durulmuştur.

        

        [H12]Metinde coğrafi bir karmaşa var Güney Azerbaycan, Tarihi Azerbaycan, Doğu ve Batı Azerbaycan neresidir bunları net bir şekilde ortaya koymadık. Bu konuda zaten birçok tartışma var. Konuya hakim olmayan okuyucunun zihni iyice bulanacaktır.

        

        [H13]Yazdıklarınızdan şu çıkıyor, rejim bir şekilde Türklerin Batı Azerbaycan’da kazanması için de bir seçim mühendisliği yapmıştır. Dolayısıyla Türk milliyetçilerine bütün başarıyı vermek tamamen doğru mudur? Rejimin başarılı olmaları için bir zemin oluşturduğu söylenemez mi? Ben şahsen Türk milliyetçilerinin kent konseyindeki başarıda birincil etken olduğunu düşünmüyorum. Bunu söylemek kolaycılık olur. Bu kısımdaki tespitlerinizi gözden geçirmenizi tavsiye ederim.