KKTC Seçimleri: Bir Demokrasi Şöleni

Kasım 2020 - Yıl 109 - Sayı 399



        Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 2. turu 18 Ekim 2020 tarihinde yapıldı. Âdeta bir demokrasi şöleni havasında geçtiğini düşündüğümüz seçimlerin 2. turunda, 1. turda en çok oyu alan Mustafa Akıncı ile Ersin Tatar yarıştılar ve seçimi mevcut Başbakan Ersin Tatar, %51.69 oy alarak kazandı. Diğer aday Mustafa Akıncı ise %48.31 oyda kaldı. Evrensel standartlara uygun bir şekilde, hür ve demokratik bir seçim gerçekleştiren Kıbrıs Türk Halkı ile KKTC’nin 5. Cumhurbaşkanı seçilen Sayın Ersin Tatar’ı tebrik eder; yeni dönemin KKTC, Türkiye ve Doğu Akdeniz için hayırlara vesile olmasını temenni ederiz.

        Bu meyanda, KKTC’nin 5. Cumhurbaşkanı olarak seçilen Ersin Tatar’ın, seçim sonuçlarının açıklanmasının hemen ardından yaptığı konuşma anlamlı olmuştur. Muhtevası itibarıyla tarihî bir nitelik arz eden bu konuşmanın bazı satır başlarını burada belirtmek isteriz:

        Her zaman Kıbrıs Türk halkının yanında olan, buraya evlatlarını gönderen, şehitler veren Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte olmaktan övünç ve kıvanç duyuyorum. Seçim malzemesi yapmak için Türkiye'ye laf uzatanları kınıyoruz. Halkımızdan aldığım onay doğrultusunda kendi topraklarımıza, kendi devletimize ve Türkiye'mizin garantörlüğüne sahip çıkacağımı dünya kamuoyuna bir kez daha duyurmak istiyorum. Buradan bütün dünyaya seslenmek istiyorum; ‘Kıbrıslı Türkler vardır, var olacaktır ve egemenliklerini bütün dünyaya haykıracaklarıdır.’ Hiçbir zaman KKTC ile Türkiye'nin bağlarını koparamayacaklar. Bu topraklarda gerek kültürel gerek ekonomik gerek siyasi anlamda Kıbrıs Türk halkı kendi devletinin çatısı altında var olmaya ilelebet devam edecektir. Önemli olan sorumluluğumuzun bilinci içerisinde bunları anlayabilmek ve tuzaklara düşmemektir. Kıbrıs Türk halkının bu topraklarda verdiği mücadeleyi taçlandırmak için, bir çözüm uğruna bir maceraya girmek, ekonomik olarak rahatlamak için egemenliğimizi zafiyete uğratmalarına, hiç istemediğimiz bir noktaya taşıyabilmelerine asla müsaade etmeyeceğiz. Evet, Kıbrıs'ta bir anlaşmaya varız, ancak bu anlaşmanın şartlarını Kıbrıs Türk halkı kendi iradesiyle kabul edecektir…”.

        KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin, olağan şartlarda Nisan 2020’de yapılması öngörülmekteydi. Lakin Korona virüsü salgını yüzünden Cumhuriyet Meclisinin kararıyla seçimler, 11 Ekim 2020 tarihine ertelendi. 11 Ekim’de yapılan 1. turda, hiçbir aday salt çoğunluğu sağlayamadığı için, seçimler 2. tura kaldı. KKTC tarihinde en çok adayın (11 aday) yarıştığı Cumhurbaşkanlığı 1. tur seçimlerinde, Başbakan Ersin Tatar %32.34, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı %29.84 oy alarak 2. tura katılmaya hak kazandılar.[1] 18 Ekim 2020 tarihindeki 2. tur seçimlerinde, Ulusal Birlik Partisi adayı Başbakan Ersin Tatar ile Bağımsız aday Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı yarışmışlar, oylama sonucunda Ersin Tatar, KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir.

        Korona virüsü salgını sebebiyle seçime katılım oranı 1. turda %58.21, 2. turda %67.30 olmuştur. Toplam 198 bin 957 seçmenin, 1. turda 115.806’sı, 2. turda 133.953’ü sandığa gitmiştir.

        KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nin 1. turunda kayda değer oranda oy alan adayların Kıbrıs meselesine bakış açıları şöyledir: UBP Genel Başkanı Ersin Tatar, Kıbrıs’ta egemen eşitliğe dayalı, iki devletten müteşekkil (konfederasyon) bir yapıyı savunmaktadır. Bağımsız aday Mustafa Akıncı ile Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) adayı Tufan Erhürman, Ada’da iki toplumlu bir federasyon modelini desteklemektedir. Bağımsız Aday Kudret Özersay, Kıbrıs’ta Rum tarafıyla işbirliğine dayalı bir ortaklık modeli önermektedir. Yeniden Doğuş Partisi (YDP) adayı Erhan Arıklı, Rum tarafıyla federasyon modeline karşı çıkmakta ve bağımsız iki devletli bir yapıyı desteklemektedir. Bağımsız aday Serdar Denktaş ise Ada’da iki toplumun birleşmesinden ziyade “Birlikte yaşayan Kıbrıs” sloganıyla farklı alternatiflerin müzakere edilmesini savunmaktadır.

        Görüldüğü üzere Kıbrıslı Türk siyasetçiler arasında, Kıbrıs konusunda farklı anlayışlar ortaya çıkmıştır. Hiç şüphe yok ki bu, birbirinden farklı bakış açıları esas itibarıyla Kıbrıs Türk Halkının menfaatlerini ön planda tutmaktadır. Seçimleri bu açıdan ele aldığımızda, hür ve demokratik bir ortamda yapıldığını söyleyebiliriz. Adaylar kişisel ve mensup oldukları siyasi partinin görüşleri doğrultusunda kampanya yürütmüşlerdir. Seçimler, Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik farklı görüşlerin Türkiye ve KKTC kamuoyu tarafından öğrenilmesi bakımından da son derece yararlı olmuştur. Ancak seçimlerin, Türkiye aleyhtarlığı noktasına indirgenmiş olması da nazarı dikkate alınmalıdır. Mesela, Ersin Tatar’ın kazanması hâlinde “Türkiye istediğini yaptı.”, Mustafa Akıncı’nın kazanması durumunda ise “Türkiye’ye rağmen oldu.” şeklinde yaratılmaya çalışılan bir algı operasyonunun ne Anavatan Türkiye’nin menfaatlerine ne de Kıbrıs Türk Halkının meşru ve temel hak ve çıkarlarına hizmet edeceği aşikârdır.

        Kıbrıslı Türkler arasında Kıbrıs meselesinin çözümü noktasında farklı görüşler olmasını, iyi niyetli yaklaşımların bir neticesi olarak değerlendiriyoruz. Zira bu farklı çözüm önerilerini, “Millî Kıbrıs Davası”na hizmet eden argümanlar olarak telakki ediyoruz. Ne var ki Türkiye’nin kırmızı çizgilerinin müzakere edilebileceği yönündeki yaklaşımların iyi niyetli olmadığı kanaatindeyiz.

        Bilindiği üzere, Nisan 2015 seçimlerinde Mustafa Akıncı’nın KKTC Cumhurbaşkanı seçilmesi, özellikle Rum/Yunan tarafında memnuniyetle karşılanmıştı. Önceki KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile müzakere masasında kavga edip, hiddetle masayı bırakıp giden ve nihayet sekiz ay sonra, gönülsüz olarak masaya dönebilen Anastasiadis, garip bir şekilde Akıncı ile çözüme ulaşabileceğini ima etmişti. Manzaranın daha da garip olan tarafı ise Akıncı'nın değil yıllar, aylar içinde Anastasiadis ile çözüme ulaşabileceği hayaline kapılmış olmasıydı. 2015 seçimlerinin ardından olumlu bir hava estiren Rum/Yunan tarafının, geleneksel ikiyüzlü politikasından vazgeçmiş olduğunu düşünmek saflık olurdu. Aradan geçen beş yıl içinde Akıncı ve Anastasiadis tarafından çözüm için ciddi bir adım atılamaması ve uzun bir süredir müzakerelerin dondurulmuş vaziyette olması, beş yıl önceki öngörülerimizdeki haklılığımızı maalesef ortaya koymuştur.

        Geldiğimiz noktada ise, Kıbrıs meselesinin kalıcı bir şekilde çözümüne yönelik olarak Kıbrıslı Türkler arasında farklı bakış açılarının millî çerçevenin dışına çıkmaya başladığını müşahede etmekteyiz. Bu gidişin tehlike arz ettiği ve ivedilikle üzerinde durulması gereken ciddi bir problem olduğunun görülmesi gerekir. Aksi hâlde, yani Kıbrıs Türk tarafının haklı “Kıbrıs Davası”nın milletlerarası camiaya, doğru bir şekilde anlatılamadığı takdirde Dava’nın zarar görmesi kaçınılmaz olacaktır.

        Kıbrıs Türklerinin meşru temel hak ve çıkarları ile Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan hak ve yetkileri uyum içinde bir bütünlük arz etmektedir. Nitekim Kıbrıs Türk Toplumu’nun Ada üzerindeki eşit egemenlik hakları, toprak bütünlüğü, Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki garantörlük hak ve yetkisi, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetlerinin Ada’daki varlığı, Millî Kıbrıs Davası’nın temel taşlarıdır. Kıbrıs Türk tarafının bu haklı tezlerinin tartışma konusu yapılması, Dünya kamuoyu tarafından birtakım yanlış anlamalara sebebiyet verebilecektir ki bu gelişme, Türk tarafının mevcut psikolojik üstünlüğüne de halel getirebilecektir. Bu bakımdan, Millî Kıbrıs Davası’nın esaslarını ve genel çerçevesini doğru idrak etmeli ve bu çerçeveye sadık kalınmalıdır. Bu millî duruşun muhafaza edilmesi hususunda bilhassa Kıbrıslı Türk siyasetçilerin mesuliyetli bir tavır sergilemelerini beklemekteyiz. Bu noktada, KKTC’nin yeni seçilen Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın Rumlarla (GKRY Lideri Nikos Anastasiadis ile) yürüteceği kapsamlı çözüm müzakerelerinde dikkat etmesi gereken hususları bir kez daha hatırlatmakta yarar bulunmaktadır:

        1. Kıbrıs Türklüğünün yakın geçmişte yaşadığı acı olaylar, daima hatırda tutulmalıdır.

        2. Ada’daki kalıcı barış ve huzur ortamının yegâne teminatı Türkiye’dir.

        3. Ana Vatansız bir KKTC’nin var olması mümkün değildir.

        4. Ada üzerindeki “Türkiye’nin etkin ve fiilî garantisi” ile “Ada’daki Türk Askerî varlığı”, “iki kesimlilik” ve “Kıbrıs Türk halkının kurucu eşit ortaklığı” kırmızı çizgilerimizdir. Müzakere edilemez.

        5. KKTC’deki yerleşiklerin temel hak ve özgürlükleri kısıtlanamaz.

        6. Türkiye’nin tam üye olmadığı bir Avrupa Birliğinin, Kıbrıs Türklerinin meşru ve temel hak ve çıkarlarını güvence altına alacak bir çözüm bulması mümkün değildir.

        7. Sessiz ve özlü çalışan klasik Rum/Yunan siyasetinde hiçbir değişiklik olmamıştır, olmayacaktır.

        8. Enosis hayali çöpe atılmamıştır, atılmayacaktır.

        9. Anastasiadis’in bir Klerides’ten veya Hristofyas’tan hiçbir farkı yoktur.

        10. İhtiyatlı bir iyimserlik içerisinde müzakere yürütülmesi gerekmektedir.

        Bunlara ek olarak Kıbrıs’ta adil, kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaşılması ve Kıbrıs Türk tarafının çözüm sürecinde etkinliğinin arttırılması bağlamında naçizane önerilerimizi de tarafların nazarı dikkatine sunmak isteriz:

        1. Kıbrıs, Ege gibi haksız dayatmalardan vazgeçilmelidir. Türkiye’nin “ya AB ya Kıbrıs” dayatmasına boyun eğmeyeceğini, AB ve Rum/Yunan tarafı iyi bilmelidir.

        2. Ada’da çözüme katkı sağlamayanlar, Türkiye Cumhuriyeti’ne liman ve havaalanlarını açması için baskıda bulunamazlar. Bu meyanda, Kıbrıs’ta adil, kapsamlı ve kalıcı bir çözüm sağlanıncaya kadar, 29 Temmuz 2015 Deklarasyonu uyarınca Türk limanlarının Rum gemilerine kapalı tutulması uygulamasına devam edilmelidir.

        3. Kıbrıs konusunda hızlı ve etkili bir diplomasi faaliyeti başlatılmalı ve bu kapsamda Kıbrıslı Liderler arasında ağır aksak yürütülmeye çalışılan görüşmelerin hızlandırılması için özellikle BM ve ABD’nin etkin rol oynamaları sağlanmalıdır. (ABD Senatosu’nun, GKRY’ye karşı uyguladığı silah ambargosunun kaldırılmasına yönelik aldığı son karar ile yine ABD’nin Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve GKRY ile birlikte askerî tatbikat yapması, bu ülkenin Doğu Akdeniz’de ve bilhassa Kıbrıs meselesinde tarafsız konumunu terk ederek Yunanistan/GKRY lehine bir duruş sergilemeye başladığını işaret etmektedir.)

        4. Kıbrıs’ta Türkiye’nin garantörlük hak ve yetkisi, Ada’daki Türk Barış Gücü ve Kıbrıs Türk Halkının siyasi eşitliği Türkiye’nin kırmızı çizgileri olup müzakere dahi edilemez. Türkiye’nin bu konularda taviz vermeyeceğini Brüksel bilmeli ve buna göre politika belirlemelidir.

        5. Türkiye, Ada’da adil, kapsamlı ve kalıcı bir çözüm bulunması yönündeki çabaları desteklediğini her ortamda tekrarlamaktadır. Bu kapsamda, Türkiye’nin 2006 tarihli önerisi geçerliğini korumaktadır. (T.C. Dışişleri Bakanlığı, Mayıs 2005 ve Ocak 2006 tarihlerinde, Kıbrıs’taki tüm kısıtlamaların ilgili taraflarca eşzamanlı olarak kaldırılması önerisinde bulunmuş fakat ne AB ne de Rumlar bunu kabul etmiştir.).

        Netice itibarıyla KKTC’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde asıl kazanan, Kıbrıs Türk Demokrasisi olmuştur. KKTC’de millî irade tecelli etmiş, Kıbrıs Türk Halkı bu demokrasi sınavını da başarıyla geçmiştir. Bu seçimlerle Kıbrıslı Türkler, Ada’da iki ayrı halk, iki ayrı demokrasi ve iki ayrı devletin var olduğunu ve Ada’nın Kuzey kesiminde, kendi ülke sınırları içerisinde, kendi anayasal düzenleri altında bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vasıtasıyla egemenliklerini kullandıklarını, dünyaya bir kez daha gösterdi.

        Bununla birlikte seçimler bize, KKTC’de Kıbrıs Türk tarafının haklı tezleri hilafına birtakım argümanların türediğini de göstermiş oldu. Ne yazık ki seçimlerin Türkiye aleyhtarlığına indirgenerek buradan oy devşirme gayreti içine girildiğini de üzüntüyle izledik. Bir kısım Kıbrıslı Türk ise, maalesef, bir an evvel, Rumlar gibi, AB vatandaşlığını kapmanın peşine düşmüştür. Kuşkusuz, aynı coğrafyada yaşayan Kıbrıslı Türklerin de bütün kısıtlamalardan kurtularak, Rumlar gibi AB vatandaşı olması ve dünya ile uyumlu hâle gelmesi yararlı olacaktır. Fakat Kıbrıs Türklerinin, AB ile bütünleşmeye çalışırken aynı zamanda millî onurunu, egemenliğini ve uluslararası saygınlığını da muhafaza etmesi gerektiği hususu izahtan varestedir. Bu noktada, Kıbrıs Türk siyasetindeki bu kutuplaşmaya bir son vererek Millî Kıbrıs Davası hilafına ortaya çıkan bu nevi oluşumları, millî birlik ve beraberlik hamurunda yoğurma görevi, yeni seçilen KKTC Cumhurbaşkanı’na düşmektedir.

        Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege’deki meşru hak ve menfaatlerini korumaya yönelik olarak attığı adımları içine sindiremeyen Rum/Yunan tarafı ile bunların Avrupalı hamilerinin topyekûn Türkiye’ye karşı cephe aldığı bir dönemde, Kıbrıslı Türklerin millî birlik ve beraberlik şuuruyla kenetlenmesi ve milletlerarası camiaya karşı yekvücut bir duruş sergilemesi bir zaruret olarak karşımızda durmaktadır. Aksi hâlde Doğu Akdeniz’deki Türk hâkimiyeti zayıflayacak, bu durum ise Anadolu’nun ve dolayısıyla Kıbrıs’ın güvenliğini tehlikeye sokacaktır. Bundan dolayı Kıbrıs Türklerinin, Millî Kıbrıs Davası etrafında, Anavatan Türkiye ile hemhâl olmasından başka bir çaresi yoktur.

        Kaldı ki Anavatan Türkiye, her daim Kıbrıslı Türk soydaşlarının yanında olmuş; onların barış, huzur ve güvenliği için gereken her adımı atmıştır. Mesela geçtiğimiz günlerde, birtakım dâhilî ve haricî güç odaklarının haksız eleştirilerine göğüs germek suretiyle, Kapalı Maraş Bölgesi’nin sahiller gibi kamu alanlarını sivillerin kullanımına açmıştır. Ayrıca, yine yakın geçmişte, KKTC’ye içme ve sulama suyu sağlayan boru hattının deniz altındaki arızalı kısmı tamir edilerek Kıbrıslı Türklere yeniden can suyu verilmeye başlanmıştır. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Hülasa, Türkiye, Anavatan olarak Kıbrıs Türklerinin hak ve menfaatlerinin korunması için üzerine düşen vecibeleri daima yerine getirmiştir ve getirmeye de devam edecektir.

        Bu bakımdan, 2015 yılında göreve gelir gelmez hiç lüzumu yokken “yavru vatan-kardeş vatan” tartışması çıkaran, Türkiye’nin Ada üzerindeki garantörlüğü ve askerî varlığını müzakere konusu yapan, Anavatan Türkiye ile olan ilişkilerini “Bizden Türkiye düşmanı çıkmaz; boşuna uğraşmasınlar ama 'Otur Arap, kalk Arap!' misali biatçı bir anlayış da çıkmaz.” şeklinde özetleyen, Türkiyesiz bir gelecek tasavvurunda bulunma gafletine düşen Mustafa Akıncı’ya Kıbrıslı Türk seçmeni itibar etmemiştir. Buna mukabil, Türkiye’nin desteği ve işbirliğini önemseyen, Anavatan ile birlikte hareket etme azim ve kararlılığında olan, kendi egemen devletine sahip çıkan KKTC Başbakanı Ersin Tatar’ın Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi, Türkiye ve KKTC’nin ortak geleceği açısından hayırlara vesile olabilecek önemli bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.

        Bununla birlikte, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ı zor günlerin beklediğini de ifade etmek gerekir. Zira karşısında, Nikos Anastasiadis gibi uzlaşılması neredeyse mümkün olmayan bir Rum Lider olacaktır. 2013 yılında ilk defa GKRY Başkanı olarak seçilen ve birkaç defa müzakere masasını bırakıp kaçan Anastasiadis, 2013 yılından bu yana ne KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile ne de Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile herhangi bir uzlaşmaya yanaşmıştır. Bundan sonra da uzlaşma niyeti göstermeyecektir. Kaldı ki federasyon modelini dahi kabul etmeyen bir anlayışın şimdi yeni KKTC Cumhurbaşkanı ile egemen iki devletli konfederasyon modelini müzakere etmesi hayal bile edilemez. Ezcümle, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın ihtiyatlı bir iyimserlik içerisinde müzakere masasına oturması gerekmektedir.

        Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Meselesinin sonsuza dek masada kalamayacağı ve Kıbrıs Türklerinin egemenliğinden asla vazgeçmeyeceği gerçeğiyle yüzleşmekten başka çareleri kalmamıştır. Rumların görmesi gereken bir hakikat daha vardır ki o da Türk Milletinin Kıbrıslı soydaşlarının her zaman koruyucu şemsiyesi olmaya devam edeceği ve şehitlerin kanıyla sulanmış bu topraklarda adil, kapsamlı ve kalıcı bir barış ortamı sağlanıncaya kadar da uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan hak ve yükümlülüklerini tereddüt etmeksizin yerine getireceğidir. Eğer Rum tarafı bu defa da çözüme engel olursa Kıbrıs Türk Halkının dünya ile bütünleşmesi ve KKTC’nin uluslararası toplum tarafından tanınması sürecinin önüne geçemeyecek ve böylece Ada’nın ikiye bölünmesindeki tarihî misyonunu da tamamlamış olacaktır.

        Türkiye, Kıbrıs’ın bir “Yunan Adası” olmasına asla müsaade etmeyecektir. Osmanlı Devleti’nin bakiyesi olan Kıbrıs’ın yegâne güvencesi Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir. Bu meyanda Türkiye, Kıbrıs Türk halkı üzerindeki tarihî ve kültürel sorumluluğunun bilinciyle ve uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve yükümlülükleri çerçevesinde, sadece Kuzey Kıbrıs’ın değil, tüm Ada’nın garantörü olarak, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de barış ve huzura katkı sağlamaya devam edecektir. Kıbrıs Türk tarafı, Ada’da çözümün şifrelerini ve Ada’nın gerçeklerini tüm dünyaya ilan etmiştir. Kıbrıs’ta arzulanan barış ortamı, ancak bu şifrelerin doğru anlaşılmasıyla mümkün olabilecektir. Ne yazık ki Rum/Yunan tarafı, bu gerçekleri görmezden gelmektedir. Ancak, Kıbrıs meselesinin sonsuza dek masada kalamayacağını dikkate aldığımızda, makul bir süre içerisinde, Kıbrıs’ta adil, kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaşılamadığı takdirde ─ki gerçekleşmesi mümkün görünmemektedir─ mevcut statünün devamını, yani KKTC’nin uluslararası toplum tarafından tanınmasını sağlamanın en doğru yol olacağını da tüm tarafların dikkatine sunmak isteriz.

        Bu vesileyle, KKTC’nin kuruluşunun (15 Kasım 1983) 37. yıldönümü münasebetiyle Kıbrıs Türk Halkının Cumhuriyet Bayramını tebrik ediyoruz. Ayrıca, Ermeni işgali altındaki topraklarının kurtarılmasına yönelik mücadelesinde Kardeş Ülke Azerbaycan’a da muzafferiyetler dileriz.

         


        [1] Adayların 1. turdaki oy oranı ve sayısı: E. Tatar %32.34-35825, T. Erhürman %21.67-24008, E. Arıklı %5.36-5937, F. Çiner %0.30-327, A.S. Kırdağ %0.25-282, A. Boran %0.07-83, M. Ulaş %0.06-69, A. Uz %0.14-156, K. Özersay %5.74-6356, M. Akıncı %29.84-33053, S. Denktaş %4.20-4653.