Turan Düşünceli Bir Cumhuriyet Osmanlısı, Karakter Abidesi ve Fikir Evliyası Bir Mütefekkir: Nevzat Köseoğlu

Kasım 2020 - Yıl 109 - Sayı 399



        10 Ekim 2013 tarihinde Hakk’a yürüyen Nevzat Kösoğlu Ağabeyimizi, vefatının 7. yılında rahmetle anıyor ve aziz hatırasını hürmetle yâd ediyoruz.

        Köklü medeniyetlere sahip olan milletler; sıra dışı mütefekkirler, çok değerli âlimler, büyük devlet adamları, kahraman askerler, idealist şahsiyetler, eşsiz sanatkârlar, emsalsiz edipler, müstesna gönül mimarları ve çok kıymetli dava adamları yetiştirirler. Gerçekten de ruh hamurkârlarını, münevverlerini ve ilim erbabını; kültür, sanat ve devlet adamlarını; filozoflarını, kılıç ve kalem kahramanlarını yetiştiremeyen toplumların devamlı irtifa kaybettiği tarihî bir hakikattir. Yine inkârı mümkün olmayan bir diğer gerçek ise, bir milletin büyük fikir adamları yetiştirebilmesi için o toplumun; köklü bir medeniyete, ateşin bir imana, zengin bir kültüre, engin bir tarihî birikime, ulvi bir ülküye ve millî ideallere sahip olması gerektiğidir.

        Türk milleti; kadim bir tarihî geçmişe, muhteşem Türk-İslam Medeniyetine ve muazzam bir kültüre sahip olmasına rağmen ne yazık ki, uzun zamandan beri bir medeniyet muhaciri durumuna düş/ürül/erek temel değerlerinden uzaklaştı/rıldı/ğı için, toplum olarak arafta kalmış; devlet adamı, âlim, arif, münevver, mütefekkir yetiştirme hususunda da önemli sıkıntılar çekmiş ve bugünkü fikir fukaralığına düçar olmuştur.

        Artık günümüzde; ismiyle müsemma gerçek “fikir adamı” çıkaramamanın üzüntüsünü ta kalbimizde duyuyor ve ne yazık ki; yeni Mehmet Âkif’ler, Yahya Kemal’ler, Ziya Gökalp’lar, Nihal Atsız’lar, Nurettin Topçu’lar,  Mümtaz Turan’lar, Dündar Taşer’ler, Osman Turan’lar, Cemil Meriç’ler, Necip Fazıl’lar, Erol Güngör’ler, Osman Yüksel Serdengeçti’ler, Seyyid Ahmet Arvasî’ler, Galip Erdem’ler yetiştiremiyoruz. Türk-İslam Medeniyetinin ferah feza ikliminden ilham alarak fikir susuzluğumuzu gideren bu müstesna mütefekkirler; sadece yaşadığı dönemi değil, sonraki birkaç asrı aydınlatacağına ve istikbaldeki pek çok nesli de irşat edeceğine inandığımız abide şahsiyetlerdi. Onlar; düşünce dünyamızın sönmeyen yıldızları olarak vefatından sonra da yaşayan, tahlilleri, tespitleri, teşhisleri ve çözüm yolları günümüz meselelerine de ışık tutan, her geçen gün kıymetleri daha iyi anlaşılan ve değerleri artarak devam eden “mektep adam”lardı. 

        İşte altı yıl önce Âlem-i Cemal’e vuslat için Hakk’a yürüyen Nevzat Kösoğlu Ağabeyimiz de bu müstesna mütefekkirlerden, abide şahsiyetlerden, ölümsüz fanilerden, idealist münevverlerden ve mektep adamlardan birisiydi. Nevzat Kösoğlu; Kıble yürekli, “Gül” gönüllü, Hilâl bakışlı, Bozkurt duruşlu, Turan düşünceli ve “Kitap Şuuru”na sahip; Türk’ün yürek sesi, Türk Dünyası’nın ilim nefesi, Ülkücü Hareket’in bilgesi ve bir karakter abidesi olan fikir evliyası bir güzel insandı.

        Nevzat Kösoğlu; medeniyet iddiamızın, millî kültür ve tarih şuurumuzun zihnî, fikrî ve felsefi koordinatlarını çok büyük bir vukufiyetle ortaya koyan ve “Türk düşünce geleneğinin takipçisi olan”[i] bir Türk milliyetçisiydi. O, ömrünü Türk milletine ve Türklüğe adamış bir vakıf insan olarak birbirinden kıymetli eseriyle çorak gönüllere rahmet yüklü bulutlar gibi âb-ı hayat veren ve “Ülkü denen nazlı gelin”e[ii] sevdalı olan “bir fikir başbuğu”ydu.

        O, Anadolu Beylerbeyliği’nin dar penceresinden değil, Osmanlı Cihan Devleti’nin geniş ufuklarından dünyaya bakan, Türk tarihini ve “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi”ni günümüz şartları içinde yeniden ele alan; din, dil ve tarih şuuruna dayanan çok derin kültür ve medeniyet müktesebatı olan, fikir çizgisinde kırıklık olmayan çok önemli bir münevver, çok kıymetli bir erbab-ı kalem, siyasi değil fikrî öncelikli düşünen, konuşan, yazan ve davranan bir mütefekkir ve kelimenin kâmil manasıyla tam bir Cumhuriyet Osmanlısıydı.

        O, hayatı “Kitap”la yorumlayan, her işinde  “Kelam-ı Kadim”in hükümlerine uyan, bu toprakları bizlere vatan kılan Horasan erenlerinin izinden ayrılmayan, gazi dervişliğin gayret kuşağını daha delikanlı çağında kuşanan, “inandığı gibi yaşayan ve yaşadığı gibi olan”, ömrünü milletine ve inandığı davasına adayan, Türk kimliğine ve Türk dünyasına dair nitelikli fikirler ortaya koyan, o menhus hastalığı sırasında bile Türk İslam dünyasının meseleleri, dünya Türklüğünün birliği, Türk kimliği ve Türk milletinin selameti için kafa yoran bir mefkûre sancağıydı.

        O, 72 yıllık ömrüne çok büyük hizmetler ve 22 telif kitap sığdırmış bir ilim, fikir, düşünce, siyaset ve aksiyon adamıydı.  O, Sevgili Peygamberimiz Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin “El-ulemâü veresetü’l-enbiyâ.”[iii]  (Âlimler peygamberlerin vârisleridir.) diye ifade buyurduğu ilmiyle âmil, imanıyla kâmil bir âlim, salih bir mümindi. İki Cihan Serverimiz, bir gün ashabıyla sohbet ederken onlara, “Cennet ağaçlarından bir ağaca rastladığınız zaman, onun gölgesinde oturun, yemişinden yiyin.” tavsiyesinde bulunmuş; bunun üzerine bir sahabi, “Ya Resulallah! Cennet ağacına hayatta ve dünyada iken nasıl rastlayabiliriz?” diye sormuş. Allah Resulü (s.a.v.) de cevaben, “Bir âlime rastladığınız zaman cennet ağaçlarından bir ağaca rastlamış olursunuz!” demişti.  Nevzat Kösoğlu da zihnimize, gönlümüze ve düşüncelerimize ilmi ve imanıyla abdest aldıran, “yemiş” diye ifade buyurulan eserlerinden, ziyadesiyle müstefit olduğumuz ve gölgesinde oturduğumuz “Cennet ağaçlarından bir ağaç”tı. Gerçekten de o; Türk milletine, Türk dünyasına, İslam âlemine ve insanlığa dair çok önemli fikirleri, büyük idealleri, hayaller ötesi hayalleri olan, “ilim, kültür ve fikir adamı” sıfatının içini hakkıyla dolduran müstesna bir âlimdi. 

        O, varlık sebebimiz ve hayat gayemiz olan Müslümanlığımızla, hayatın gerçeği olan Türklüğümüzü aynı daire içinde yorumlayan, tevarüs edilmiş bir asaletin ve unutturulmak istenen bir medeniyetin bütün güzelliklerini yüreğinde duyan, “Türk’ün Müslümanlığını yaşayabilsek kimliğimizle birlikte iki dünyamızı da kurtarırız; hiç şüpheniz olmasın.”[iv] diyen,  “Türk’ün ruh köküne bağlı”[v]  nesillerin yetişmesi için, birçok sağlık problemine rağmen durup dinlenmeden çalışan,  kalbi  “din ü devlet, mülk ü millet” diye çarpan, millet ve devlet sevdalısı olması hasebiyle,  yaşama zevkini düşünmeyen, yaşatma aşkına gönül bağlayan ve Turan idealine inanan mümtaz bir Türk milliyetçisiydi.

        O, “yaslı, yaralı Türkler”in dinmeyen sızısını, bitmeyen derdini, azalmayan çilesini yüreğinde duyan, nabzı Türk dünyasında vuran, yüreği bütün Osmanlı coğrafyasını kucaklayan, güçlü bir Türkiye ve Türk İslam dünyası hayalini kuran; ilim ile imanın, alınteriyle idealin, inançla asaletin, gönülle aklın, ruhla bedenin terkibini yapan “Yavuz” tavırlı, “Yunus” gönüllü bir Osmanlı çelebisiydi. 

        O, kültürü, “Toplum hayatının belli bir iman çevresinde gerçekleştirilmesi”[vi] olarak tarif eden, İbn Haldun’un kullandığı “asabiye” kavramını,  millî kültür vasatında temellendiren, “Millî kültürün, belli bir toplumun bir iman manzumesi çerçevesinde, maddesi ve üslubu ile gerçekleştirdiği hayat”[vii] olduğunu ve “Millî kimliği, millî kültürün oluşturduğunu”[viii] söyleyen, “Millî kimlik, bir millî kültüre mensubiyetin ifadesidir. Bu mensubiyetin yarattığı gerilimler de milliyetçilik duygusunu meydana getirir.”[ix] hükmünü çok veciz bir biçimde bütün eserlerinde dile getiren ve “Milliyetçilik; ‘Bir mensubiyet asabiyesine sahip olmaktır.’, bir duruştur; milletinden yana tavır koymak, milleti için, milletine göre düşünmek ve milleti millet yapan değerleri savunmaktır.”[x] diyen çaplı bir münevverdi.

        O, tarihî mefahirimize, tevarüs ettiği mukaddesatımıza ve irfani müktesebatımıza bir ömür hizmet eden; dinimizle, dilimizle, tarihimizle, kültürümüzle, millî kimliğimizle ve medeniyetimizle her zaman övünen; “Kıblesi ne olursa olsun, her iman bir medeniyetin motor gücüdür.”[xi], “Her medeniyet açılışı, yeni bir iman hamlesinin veya tazelenmesinin eseridir.”[xii] diyen; kültür ve medeniyetlerin ruhi temellerinde inanç, içtimai temellerinin ise bu inanca bağlı ahlak nizamı olduğunu, “Yeni bir medeniyet hamlesinin ancak yeni bir millî gerilimle mümkün hâle geleceğini” sık sık dile getiren ve bu kutsal gaye için bir ömür hasreden “kıblesi düzgün” bir dava adamıydı.

        O; “Dindarlık gayreti ile de olsa, Türk’ün Müslümanlığını, yaşama üslubunu bozmayalım. Her cemiyet kendi üslubunda güzeldir.”[xiii] diyerek millî kimliğin önemini bütün eserlerinde vurgulayan, “ibadat ü taat üzre” yaşayan, söylediklerini icraatıyla ete-kemiğe büründüren, tebliğini en güzel bir biçimde temsil eden, “Vatan sevgisi imandandır.”[xiv] hadisini tepeden tırnağa bütün hücrelerinde millî bir şuur olarak duyan, “Müslümanın Türkçe konuşanına Türk denir.” diyen bir ahir zaman mürşidi ve Turan düşünceli bir “Yesi güvercini”ydi.[xv] O, ümmet coğrafyasını bütün gönlüyle kucaklayan ehl-i takva bir mümin; millîlikle maneviyatın terkibi yapan halis bir Türk; imanını, ihlasını, ahlakını, gösterişsiz dindarlığını ve ibadetindeki titizliğini cennet azığı yapan samimi bir Müslümandı.

        O, Türkiye’nin ve Türk dünyasının yarınlarına dair ümitlerini hep diri tutmaya gayret gösteren, “Dünya ahvali iyi okunup hakkıyla yönetilebilirse aziz Türk Milleti’nin hükümranlık günleri yeniden başlar”[xvi] diyen, rahmetli Dündar Taşer’in “Türk tarihinin sarkacı yükselişe geçmiştir, bunu artık kimse geri çeviremez.” vecizesini sık sık tekrar eden, Türk milletinin imanına ve irfanına sonuna kadar güvendiği, dünyada yaşanan gelişmeleri derin bir tarih şuuruyla değerlendirdiği ve büyük bir inançla “Mazi, istikbalin süvarisidir.”[xvii] dediği için gelecekten ümitvar olan, tarih şuuryla mücehhez kadim bir ülkücüydü.

        O; ülkücülüğü, “Kişinin, kendi nefsini aşma cehdi”[xviii] olarak anlayan ve anlatan, ülkücülüğün siyasi bir hareket olmanın ötesinde, bir ahlaki duruş, bir idealist tavır olarak idrak edilmesi gerektiğini savunan, Allah (c.c.) hatırından üstün bir hatır, vatan ve millet menfaatinden daha yüksek bir menfaat tanımayan, yüreği rozetinden büyük olan ve “Kevser akan, ‘Gül’ kokan”[xix] bir ahlak ve karakter numunesiydi.

        O; ülkücülüğün, “Her zemine uyan, her kapıyı açan, her tarife sığan bir tanımlama olmadığına/olmaması gerektiğine”; ülkücülerin, “cami ile meyhane arasını ihata eden ilkesiz ve ölçüsüz bir yelpazede yer almadığına/almaması gerektiğine”, Türk kültürü ve Türk kimliği zemininde şekillenen “medeni, münevver, mefkûreci ve medeniyet tasavvuru bulunan yüksek karakterli bir insan” olduğuna/olması gerektiğine, millî ve manevi ölçülerinin bulunduğuna/bulunması gerektiğine inananlardandı.

        O,  Güneydoğu’daki gelişmelerle alakalı bir röportajında, “Özerklik ve iki dil bu konudaki nihai noktadır.”  demiş; “Dil ikileşsin; devlet, bayrak ikileşsin, dendiği zaman, hiç kimse kusura bakmasın,  eskilerin tabiriyle orada kılıç oynar. Bir devlet bunu kimseye veremez; Osmanlı’nın en düşkün zamanlarında, yıkılırken bile bu verilmedi. Sen, ondan bayrağını istiyorsun, işte orada kılıç oynar.”[xx] diyerek tarihî, sosyolojik ve fiilî gerçekleri dile getirmiştir. O; bölücülerin hainliği,Meclis’e alınan eşkıya uzantılarının” azgınlığı,  “Tarihle yüzleşiyoruz.” angutluğu, yılan gibi tıslayıp “T.C.” tabirini nefretle kullananların alçaklığı, iktidar sahiplerinin aymazlığı, devlet adamlarının vurdumduymazlığı ve icraat makamında bulunanların idrak noksanlığı karşısında, “Hazmedemiyoruz Efendim!”[xxi] başlıklı, bir “millî deklarasyon” mahiyetindeki yazısıyla Türk milletinin yürek sesi olmuştur. Herkesin mutlaka okuması gereken bu muhteşem yazıda Nevzat Kösoğlu, “millet olmanın”, “devlet adamlığının”, “tarih şuurunun” ve “otoriteyi tesisin” ne demek olduğunu herkese öğretmiş; devlet itibarını ayaklar altına alanlara ve “Etnik fitnenin meydan okuması”[xxii] karşısında acizliğini ortaya koyanlara da çok önemli devlet, millet ve siyaset adamlığı dersleri vermiştir.

        O; Türk’ün dertleriyle dertlenen, fikrin yerlisini hiçbir şeye değişmeyen, fikir namusunu her şeyin fevkinde gören, hayata ve hadiselere iman nuruyla nazar eden, millî ve manevi değerlerin zaafa uğratıldığı, inançların hayatın dışına itildiği ya da din ticaretinin yapıldığı, her türlü cehalet ve taassubun zirve yaptığı dönemlerde, Şair Ruhsatî’nin, “Basma cahilin izine / Gitme şeytanın sözüne” dizesinde dile getirdiği, bu çok önemli ilkeyi diline tespih etmeyip hayatıyla çekenlerdendi.

        O; “En çorak gönülleri yeşertecek bir ses yağmuru yahut ışık seli, bir demet çiçek, bir top gül”[xxiii] diye tarif ettiği türkülerimizi çok seven, “Türküler; tarihimizdir, coğrafyamızdır; bizim en derin maceramızdır.”[xxiv] diyen, gençlere hitap ederken “Türk kalmak için, Türk olmak için türkü söyleyin. İçerde, dışarıda, yabancı kültürler karşısında en büyük gücümüz budur. Büyük lafları, ‘millî’ vesaireleri bir kenara koyun; küçük işlerle uğraşın, küçük şeyleri kurtarın, derinden, inceden bir türkü tutturun. Türk olmak için de Türk’ü anlamak için de durmayın, türkü söyleyin.”[xxv] tavsiyesinde bulunan, “Eğer yarın, o Mahşer Günü’nün kalabalığında milliyetinizden insanları özlerseniz, türkü söylemeye başlayın.”[xxvi], “Mahşerde bile türkülerle birbirimizi tanıyacağız.”[xxvii] sözünü sık sık tekrar eden, “Bilin ki, türkü bilmeyenin kimliği yabancıdır; türkülere düşman olanlar var ise düşmanlarımızdır.”[xxviii] ve “Huma kuşuuu... diye başlayan biri, bizden başka kim olabilir?”[xxix] sözünü dile getiren; Türk’e, türküye ve Türkiye’ye kara sevdalı olan su katılmamış bir dadaştı. Muammer Cindilli Bey’in o veciz tarifiyle ifade edersek “Müslüman’ın Türkçe konuşanına Türk, Türk’ün has evladına dadaş, dadaşın en yiğidine de Nevzat Kösoğlu derler.”[xxx]

        O; Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmayan, 12 Eylül sonrasındaki ihtilal mahkemelerinde(!) yargılanırken bile hiç reculiyet eksikliği göstermeyen, “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası”nda kendisiyle birlikte yüzlerce ülkücünün idamla yargılandığı Mamak’taki duruşmalar sırasında hâkim ve savcılara, “Siz gayrimeşru bir yönetimin sözcülerisiniz; siz, askerî cuntanın hukuksuzluğunu temsil ediyorsunuz, bu sebeple sizi mahkeme heyeti olarak kabul etmiyorum.” diye haykıran ilkeli bir hukukçu ve korkusuz bir yiğitti. O, Mamak Cezaevinin işkenceci komutanı Raci Tetik’e, mahkemeden önce salonda ülkücülere gözdağı vermek için volta atan o zalim albaya, “Ne işin var ulan senin burada, burası mahkeme değil mi? S..tir git lan, defol buradan!” deme ve salondan kovma erkekliğini göstererek dillere destan bir tavır sergileyen “kırk çatal yürekli”[xxxi] bir adamdı. O, hem başı dik dağın hem de boynu bükük menekşenin hâletiruhiyesiyle hareket eden; kararlılığına, cesaretine, metanetine, vakarına, karakterine hiçbir zaman gölge düşürmeyen; zalimler ve şeddatlar karşısında mağrur olmayı şahsiyetinin zekâtı sayan, çağdaş firavunlar karşısında bir bozkurt edasıyla kükreyerek bütün cuntacılara meydan okuyan, hiçbir şartta ve hiçbir zaman Allah’tan başka hiç kimseye eyvallahı olmayan ve hiçbir zaman gözünü daldan budaktan, zalimler karşısında sözünü dudaktan sakınmayan mangal yürekli bir alperendi.

        ***

        Nevzat Kösoğlu, bu millete istikamet verecek ve nesiller boyu istifade edilecek çok kıymetli eserler veren velut bir erbab-ı kalem olmanın yanında, millî kültür hayatımızın temel eserlerini yayımlayan Ötüken Neşriyatın kurucularından olup bu kültür ve edebiyat pınarının bugünlere gelmesinde çok büyük emekleri olan bir gazeteci ve yayıncıydı. Ayrıca o, Orhun Anıtları’ndan günümüze kadar Türk edebiyatının en güzel örneklerinin derlendiği, Türkçenin en kapsamlı edebiyat ansiklopedisi olan XIV ciltlik “Büyük Türk Klasikleri”nin ve XXXII ciltlik “Başlangıcından Günümüze Kadar Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi”nin redaktörlüğünü yapan çok önemli bir kültür adamı ve dünden yarına atılmış turkuaz bir imza idi.

        Nevzat Kösoğlu tarih ve siyaset felsefesi, sosyal meseleler, milliyetçilik, kültür, biyografi, edebiyat ve medeniyet konularında kaleme aldığı Kitap Şuuru, Milli Kültür ve Kimlik, Türk Kimliği ve Türk Dünyası, Küreselleşme ve Milli Hayat, Türk Olmak ya da Olmamak/Millî Kültür, Mozaik Kültür ve Etnisite, Türk Milliyetçiliği ve Osmanlı, Türk Dünyasında Yeni Bir Medeniyet Tasarımı, Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, Hukuka Bağlılık Açısından Eski Türkler’de, İslam’da ve Osmanlı’da Devlet, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Ziya Gökalp, Peyami Bey, Arif Nihat Asya, Dündar Taşer, Galip Erdem, Sabri Fehmi Ülgener, Milliyetçilikte Yeni Arayışlar & Yahya Kemal’in Hayatı ve Düşünce Dünyası, Bediüzzaman Said Nursî, Şehit Enver Paşa, Milliyetçilikte Yeni Yönelişler, Millet Meclisinde ve Askerî Mahkemede Tarihe Konuşmalar, Geçmiş Zamanın Peşinde Yahut Vaizin Söyledikleri, Hatıralar yahut Bir Vatan Kurtarma Hikâyesi isimli kitapların müellifidir. Bu kıymetli kitaplar; keskin bir zekânın, büyük bir birikimin, analitik bir değerlendirmenin, yorucu bir çalışmanın, titiz bir gayretin ve ilmî bir disiplinin eseridir. Bu kitapların her biri, Türk milliyetçilerine yeni ufuklar açmış; Nevzat Kösoğlu, Türk milliyetçiliğini Gökalp, Arvasî ve Güngör çizgisinde, İslam parantezinde ve sosyoloji ilmi çerçevesinde mükemmel bir biçimde yorumlamıştır. Türk milliyetçiliğinin fikrî plandaki zirve isimlerinden biri olan Nevzat Kösoğlu’nun her değerlendirmesi, düşünen beyinler için bir ölçü,  bir mihenk oluşturmuş; her kitabı yepyeni bir bakış açısı ortaya koymuştur. Hasılı o, nesiller boyu “Nevzat Kösoğlu Okumaları” yapılması ve müstefit olunarak büyük bir zevkle okunması için sadaka-i cariye hükmündeki çok kıymetli telif eserlere imza atmıştır.

        O, medeniyet seyyahı durumuna düş/ürül/en ve temel değerlerinden uzaklaş/tırıl/an Türk milletine ve küresel kültür emperyalizmiyle karşı karşıya kalan Türk gençliğine; bu kimlik ve kişilik kaybından çıkış yolunun, Türk milliyetçiliğine sarılmaktan ve yeni nesilleri “millî kültür ruhu”yla buluşturmaktan geçtiğini, bir ömür bıkıp usanmadan, yazıp anlatan, ama ne yazık ki, yaşarken kadr ü kıymeti, hak ettiği ölçüde “bizim mahalledekiler” tarafından bile yeterince anlaşıl/a/mayan dört başı mamur bir mütefekkir, mefkûre ve aksiyon adamıydı.

        O, bir bilge insan olarak devleti idare edenlerin ya da etmek için siyaset yapmak isteyenlerin kulaklarına küpe olması için şu çok önemli ikaz ve temel ilkeleri de ifade etmiştir: “İnancı kavî olanların ölçüsü amelleridir. İkiyüzlülüğün çirkin patikalarından hiçbir büyüklüğe ulaşılamaz. Milletine Cennet’i vaat etse bile, gayesi için her vasıtayı meşru sayan bir anlayış ancak tarihimizi kirletir. Bu îmanla bu ülküyü omuzlayacak olanlar, dürüstlüğü siyasetin metodu ve siyaset adamının gücü hâline getirmelidirler. Îman ve ölçülerini kaybedenlere gelince, onlar Kitabımız’ın dışına çıkmışlardır.”[xxxii]

        İşte böyle velut bir mütefekkir, çok önemli bir âlim, müstesna bir idealist, yiğit bir dava adamı, gerçek bir münevver, samimi bir Müslüman ve halis bir Türk’ü yedi yıl önce “gayb” ettik. Mustafa Çalık dostumuzun ifadesiyle söylersek Nevzat Kösoğlu Ağabeyimiz, “Türk ve İslam âlemi, son yarım asrın en büyük ve en değerli adamını kaybetti.” O, “Yalnız büyük bir fikir adamı değildi, bir millet adamıydı, maneviyat büyüğü idi; millî ve manevi bir mürşitti; mürşitlik iddiası olmayan bir mürşit”ti. O, “Milliyetçilik iddiasındaki herkesten daha millî, İslamcılık iddiasındaki herkesten daha Müslüman”dı.[xxxiii]  

        ***

        Türk milleti tarafından hep hayırla yâd edilecek olan Nevzat Kösoğlu gibi “mektep adamlar” hakkında, şunu da özellikle ifade etmemiz gerekir ki; bizim asıl içimizi yakan ve bir gönül burkuntusu gibi yüreğimizi sızlatan şey, “gittikçe artan yalnızlığımız” ve gidenleri yerine koymak noktasında takatsiz kalışımızdır. Duamız odur ki, Cenab-ı Hak bu güzel insanın da yerini boş bırakmasın. Amin!.. Bilvesile “yetim-i akran” olan ve sayıları her geçen gün azalan, ülkücülüğe Kur’ani ve Turani bir aşk mayalayan, milliyetçiliğimize ilim, irfan ve irtifa kazandıran çok kıymetli ağabeylerimize de Yüce Allah’tan hayırlı, sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum.

        Türk-İslam Ülküsü yolunda alın, zihin ve gönül teri döken, bizlere “ağabeylik yapan neslin” çok önemli halkalarından biri olan ve 10 Ekim 2013’te “Kalanlara selam olsun!” diyerek fani dünyaya veda edip Hakk’a yürüyen Nevzat Kösoğlu’ndan, biz her bakımdan razıydık… Dua ve niyazımız, Yüce Rabbimizin de ondan razı olmasıdır. Nevzat Ağabeyimizin ruhu şâd, kabri nur, mekânı Cennet, makamı âli olsun.

        Yazımızı hitamını, Yahya Kemal’in “Veda Gazeli”nden bir beyitle yapalım:

        “Tekrar mülakî oluruz bezm-i ezelde

        Evvel giden ahbâba selâm olsun erenler...

        Ve bütün sözlerin nihayeti, Kur’an-ı Kerim’in bidayeti olduğu için, sözün bittiği yerde İlahi Kelam başla. Nevzat Kösoğlu Ağabeyimizin, şehitlerimizin, ahirete yolcu ettiğimiz Türk-İslam Ülküsü’ne hizmet etmiş büyüklerimizin ve cümle geçmişlerimizin ruhu için “El Fatiha!”

         

         

        *Dr

         


        [i] N. Kösoğlu, Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, s. 12.

        [ii] Nihâl Atsız, Yolların Sonu, Dâvetiye, s. 30.

        [iii] Buharî, İlim, 10; Ebû Dâvûd, İlim, 1; İbn-i Mâce, Mukaddime, s. 17.

        [iv] N. Kösoğlu, Millî Kültür ve Kimlik, s. 22.

        [v] N. Fâzıl Kısakürek, Esselâm, Vasiyet, s. 138-141.

        [vi] N. Kösoğlu, Millî Kültür ve Kimlik,  s. 9.

        [vii] N. Kösoğlu, age., s. 93.

        [viii] N. Kösoğlu, age , s. 38.

        [ix] N. Kösoğlu, Küreselleşme ve Millî Hayat-Türk Olmak ya da Olmamak, s. 69.

        [x] N. Kösoğlu, Türk Kimliği ve Türk Dünyası, s. 26.

        [xi] N. Kösoğlu, age., s. 9.

        [xii] N. Kösoğlu, Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, s. 13. 

        [xiii] N. Kösoğlu, Millî Kültür ve Kimlik, s. 49.

        [xiv] Aliyyu’l-Kârî; el-Esrâru’l-Merfûa, s. 189-191, Hadis No.164; Keşfu’l-Hafâ, I, s. 345.

        [xv] Ali Akbaş, Erenler Dîvânında, Erenler Dîvânında, s. 12.

        [xvi] N. Kösoğlu, Millî Kültür ve Kimlik, s. 208.

        [xvii] N. Kösoğlu, Kitap Şuuru, s. 42.

        [xviii] N. Kösoğlu, Türk Milliyetçiliği ve Osmanlı, s. 92.

        [xix] Nurullah Genç, Rüveyda, Rüveyda, s. 65.

        [xx] Seda Şimşek, “Nevzat Kösoğlu’yla Röportaj”, Bugün gazetesi, 10 Ocak 2011.

        [xxi] N. Kösoğlu, “Hazmedemiyoruz Efendim”, Türkiye Günlüğü, S: 113, 2013.

        [xxii] Nuri Gürgür, “Etnik Fitne Meydan Okuyor”, https://www.turkocaklari.org.tr Er. 5.5.2011.

        [xxiii] N. Kösoğlu, Millî Kültür ve Kimlik, s. 63.

        [xxiv] N. Kösoğlu, age., s. 64.

        [xxv] N. Kösoğlu, age., s. 23.

        [xxvi] N. Kösoğlu, age., s. 26.

        [xxvii] N. Kösoğlu, age., s. 26.

        [xxviii] N. Kösoğlu, age., s. 65.

        [xxix] N. Kösoğlu, age., s. 26.

        [xxx] M. Cindilli, “Hüzün - İman, Ahlak – İrfan”, Erzurum gazetesi, 8.1.2014.

        [xxxi] Ozan Ârif, Sen Yalnız Değilsin.

        [xxxii] N. Kösoğlu, Millet Meclisinde ve Askerî Mahkemede Tarihe Konuşmalar, s. 7.

        [xxxiii] M. Çalık, “Mürşid’in Ardından”, www.turkiyegunlugu.net Er. 10.10.2013.