“BÜYÜK SİL BAŞTAN” VEYA KAPİTALİST DÜNYA SİSTEMİNİN YENİ AŞAMASI

Kasım 2020 - Yıl 109 - Sayı 399



        Yeniçağ gazetesinin 26 Ekim 2020 tarihli nüshasında, Arslan Bulut’un yazısı şöyle başlıyordu:

        “Time dergisi, 2-9 Kasım 2020 sayısında kapak konusu olarak ‘Great reset’ yani ‘Büyük Sıfırlama’ başlığı ile birlikte, etrafında inşaat iskeleleri bulunan yer küre resmi kullandı.

        Kapak resminin kendisi ilginç tabii… Daha da ilginç olanı, Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz havzasının kuzeyi ve güneyiyle birlikte kesilip dışarı alınması... Hani kalp ameliyatında göğüs kafesinin açılması gibi... Sanki bu bölgeye by pass yapacaklar veya yapay kalp takacaklar!

        Daha sonra Dergi’nin içindeki bazı yazılardan alıntılar veriliyor. Aynı gün ve daha sonra başka yazarlar da bu sayıya değindi ama ülkenin yoğun gündemi ve özellikle İzmir depreminin etkisiyle bu konu üzerinde gereği gibi durulamadı.[i] Şimdi de ABD’deki Başkanlık seçimleri hakkında, belki de o ülkede olduğundan daha yoğun tartışmalarla meşgulüz. Hiç şüphesiz ABD seçimleri sonrasında yaşanacaklar da burada ele alacağımız konu ile yakından ilgilidir. Trump’ın veya Biden’ın seçilmesi, bütün bu konularda farklı yaklaşım ve politikaların gündeme gelmesine sebebiyet verecektir.

        Dergi’nin ilgili sayısındaki bazı yazılara yakından bakalım.

        Dünya Ekonomik Forumu'nun kurucusu ve icra kurulu başkanı Klaus Schwab'ın, 2021 Ocak ayında yayımlanacak olan Stakeholders Capitalism adlı kitabından uyarlanan "Daha İyi Bir Ekonomi Mümkün. Ama Bunun İçin Kapitalizmi Yeniden Tasarlamamız Gerekiyor." başlıklı yazısında, Korona virüsü salgınının patlamasını takip eden aylarda, bildiğimiz şekliyle dünyanın tersyüz olduğu, krizin bu ilk döneminde daha aydınlık bir küresel gelecek beklentisi hakkında ümitli olmanın çok zor olduğu tespitinden sonra özetle şöyle deniyor:

        Krizin ilk dönemindeki tek olumlu gelişme, sera gazı salınımındaki düşüştü. Hadiseler ve haberlerden Korona virüsü salgınının zaten karşı karşıya olduğumuz muazzam ekonomik, çevresel, sosyal ve siyasi problemleri daha da kötüleştireceği kanaati ağır basmaktaydı.

        Shwab, hayatımızı ve gezegenimizin sağlığını daha iyiye götürmek için elimizde teknolojiler olmakla birlikte, bu kısır döngüden çıkmanın kolay olmadığını kabul eder. Amerikan kapitalizminin 1950’ler ve 1960’lardaki “altın çağı”nda büyük bir refah sağladığını ileri süren yazar, aynı sistemin artık eşitsizlik ve iklim değişikliği yarattığından dem vurmaktadır. Yine aynı siyasi sistem, II. Dünya Savaşı’ndan sonra küresel gelişmeyi ve demokrasiyi sağlamışken şimdi toplumsal uyumsuzluklara ve memnuniyetsizliğe yol açmaktadır.

        Burada, kapitalist sistemin ve beraberindeki siyasi düzenin bir güzellemesinin yapıldığı çok açıktır. Biraz tarih bilgisi ve hafızası olanlar için, bu “altın çağ”ın siyahlar için ve diğer dezavantajlı gruplar için ne anlama geldiği malumdur. Ancak konumuz bu değil. Yazı bize, hemen köşe başında daha iyi bir ekonomik sistemin olduğu müjdesini vermek için kaleme alınmıştır.

        İyi haberlerden biri olarak virüse karşı aşı çalışmalarında hükûmetler ve şirketler arasındaki uluslararası “erdemli” işbirliği örnekleri zikredilmektedir. Yazar burada, şirketlerin dar çıkarları peşinde ve salt kâr amacıyla değil; bütün insanların ve gezegenin iyiliği için çalıştıklarını ifade ediyor. İklim değişikliğine yol açan faaliyetlerini bırakıp daha sürdürülebilir yöntemlere başvuran şirket örnekleri, erdemli bir ekonomik sistemin ütopik bir ülkü olmadığı fikrini desteklemek için veriliyor. Neo-liberal ideolojinin “Pazar en doğrusunu bilir.” düşüncesinin yanlış olduğunun ortaya çıktığı düşüncesini savunan yazar, kendisinin “Daha erdemli bir kapitalizm mümkündür.” inancını doğrulayan gelişmeler olduğundan bahsetmekedir. Daha erdemli bir kapitalizmin işareti olarak gösterilen gelişmelerden biri, Bank of America’dan Brian Moynihan’ın yürüttüğü Uluslararası İş Konseyinin Paydaş Kapitalizmi Ölçümleri’ne dair girişimidir. Burada mali olmayan ölçekler de devreye girmekte, böylece zaman içerisinde mesela bir şirkette ücretlerde cinsiyetlere göre farkın ne olduğu, farklı kökenlerden kaç kişinin istihdam edildiği veya terfi ettirildiği, şirketin sera gazı salınımını azaltmada kat ettiği mesafe vb. konulardaki sorulara cevaplar verilecektir. Schwab, bu ölçümlerin daha iyi bir küresel ekonomik sistem hedefi için gerekli inisiyatiflerden sadece biri olduğunun altını çiziyor ama kötümserliğin arttığı günümüz dünyasında, böyle girişimlerin daha içerici ve sürdürülebilir bir modelin mümkün olduğunu gösterdiğini de ekliyor.

        Dergi’deki ilginç yazılardan biri de Time’ın sponsoru Sompo Holding’in yöneticisi Kengo Sakurada tarafından kaleme alınmış. Yazının başlığı, “Sosyal Değeri Katmak İçin Kapitalizmi Yeniden Tasarlamak”. Belli ki aynı fikir etrafında, yani toplumlarda oluşan tepkileri yumuşatmak ve dikkate alındığı intibaı vermek üzere hazırlanmış bir özel sayıyla karşı karşıyayız.

        Dünyanın Korona virüsü salgınından önce de iklim değişikliği, çevre tahribatı, kötüleşen eşitsizlikler gibi çoğumuzun önemsiz gösterdiği veya görmezden geldiği meselelerle karşı karşıya olduğunu belirten Sakurada, salgının bu durumu daha da sert bir şekilde yüzümüze vurduğunu ekliyor. Sakurada’ya göre, salgın bize ağır bir bedel ödetiyorsa da geleceğimizi emniyet altına almak için fırsat da sunmaktadır. Sürdürülebilir toplumlar inşa etmeye nasıl katkıda bulunacağımızı öncelikli olarak ele almalıyız. Kapitalizmin sayısız insanı fakirlikten çıkardığını ama dijitalleşme ve küreselleşme ile birlikte kapitalizmin daha büyük eşitsizlikler ve bölünmeler meydana getirdiğini ifade eden yazar, sosyal sürdürülebilirlik ve insanların refahını sağlamak için kapitalizmi yeniden tahayyül etmeye gerek olduğunu ileri sürüyor.

        “Yeni kapitalizm”de dikkate alınması gereken hususlar olarak şunlar vurgulanmıştır:

        1. Sürdürülebilir Gelişme Hedeflerinin (SGH) çeşitli amaçlarını karşılayacak, “iyi talep” hasıl edebilecek ve bunu ekonomik kâr olarak elde edecek bir sistem yaratmak.

        2. İş hayatı; Çevre, Sosyal ve Ortak Yönetişim (ESY) ile uyumlu şekilde, bütün toplumun mutluluğu peşinde çalışmalı ve toplum da bunu yapan ve böylece daha büyük müstakbel kârlar ve artan ortak değerler meydana getiren işletmeleri desteklemelidir.

        Daha sonra bu “yeni kapitalizm” şu şekilde ifade ediliyor:

        “Biz, SGH’lere katkıda bulunacak malları ve hizmetlere duyulan tüketici talebini arttıran ve bu “iyi talep”i ekonomik getirilerle karşılayan şirketleri ödüllendiren yeni bir kapitalizme ihtiyaç duymaktayız.”

        Daha sonra Darren Walker’in ırklar arasındaki eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için şirketlerin, yönetimde siyahlara yere vermekten yoksulluk sınırı altında ücret alanlara yaşamak için yeterli ücret ödenmesine kadar, yapması gerekenlere dair yazısı geliyor.

        Ian Bremmer’in yazısında ise, salgından sonraki ayların geçtiğimiz on yılların en önemli jeopolitik eğilimlerini, çok daha güçlü hâle getirdi: artan eşitsizlik, demokratik kurumların aşınan meşruiyeti, eskiyen küresel mimari düzen ve sürekli artan seviyelerdeki teknolojik kopuşlar. Daha sonra bunların her birini kısaca ele alan yazarın, teknolojik alandaki hızlı değişmelerle ilgili kısımda ABD ile Çin arasındaki en önemli rekabet alanının yeni teknolojiler olduğu, dijital devrimin kaybedenleri ve kazananlarının olacağı kanaatinde. Yeni teknolojiler; şimdiye kadar görülmemiş uzaktan öğrenim fırsatları, tele-tıp uygulaması, tarımda ilerlemeler ve geleceğin “akıllı şehirler”ini yaratacak buluşlar ortaya koyarak çok daha fazla beşerî potansiyelin önünü açacaktır. Toplumun bazı kesimleri, bu büyük sıçramayı yapamayacak. Hükûmetlerin mümkün olan en çok insana tedarikte bulunmak için toplum sözleşmesini nasıl yeniden yazabilecekleri meselesi ise acil ve hayati bir mesele olarak önümüzde durmaktadır.

        Görüleceği üzere bütün yazılar, insanlığın önümüzdeki on yıllarda baş etmek zorunda olduğu meselelere değinmekte ve yeni bir kapitalizmin gerektiği üzerinde durmaktadır. Bu gayretler, küresel egemen güçlerin kendi pozisyonlarını ve üstünlüklerini sürdürebilmek için toplum nezdinde meşruiyet arayışlarının yansımalarıdır. Ama aynı zamanda belirli bir sistemin sahiplerinin kendi düzenlerini devam ettirebilmek için özeleştiri yapmaları, gözden geçirme ve düzeltmeye açık olmaları söz konusudur. Dünyamız, bir yandan baş döndürücü yeni teknolojilerin tesiriyle yepyeni bir insan ve toplum tipine doğru evrilmekte öte yandan da küresel egemen güçler, kendi bekaları için gözden çıkarılacak kesimler hakkında tasarımlar geliştirmektedir. Teknolojiye karşı çıkmak anlamsız ve yararsız; önemli olan, bu yeni teknolojilerin insanlık şeref ve haysiyeti ile bağdaşmayan uygulamaları karşısında küresel vicdani bir hareketi inşa etmektir. Bunun için de öncelikle millet olarak kendi varlığımızı yeni şartlarda, temel insani değerlerle uyumlu bir şekilde idame ettirebileceğimiz üzerinde çalışmamız şarttır. Dünyayı sil baştan yeniden tasarlamaktan bahseden küresel kapitalist sistem karşısında, insanlığa ümit ışığı olacak bir hürmet, şefkat ve adalet medeniyetine olan ihtiyacımız, her zamankinden daha ziyadedir.

         


        [i] Bu vesileyle İzmir depreminde hayatını kaybedenlere bir kez daha rahmet, yaralılara şifa, yakınlarını kaybedenlere baş sağlığı ve deprem mağdurlarına sabır diliyorum. Sözün tükendiği bir konuda, binaların depreme dayanıklı yapılması, öyle olmayanların güçlendirilmesi, bu mümkün değilse yıkılması vb. hususlarında özellikle 17 Ağustos 1999 depreminden bu yana geçen 21 yılda, maalesef yeterli tedbirlerin hayata geçirilmediği ayan beyan ortaya çıkmıştır. Söz değil eylem zamanıdır.