Suriye Türkleri Hakkında Bir Gözlem ve Bir Değerlendirme

Eylül 2020 - Yıl 109 - Sayı 397



Türk Ocakları Genel Merkezinin Kurban Bayramı dolayısıyla düzenlediği “Türkeli Kurban Kampanyası” kapsamında, Suriye'deki Azez, El-Bab, Afrin, Çobanbey ve Türkmendağı gibi Türk bölgelerine yönelik kurban bağışlarının düzenlenmesi için Türk Ocakları Genel Sekreteri Prof. Dr. Emrah Şenel, Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Esabil Eker, Şehit Enver Paşa'nın torunu, tarih araştırmacısı Burak Enver ile birlikte 30 Temmuz 2020 Perşembe günü Türk Ocakları Genel Merkezinde buluşup öğleden sonra Ankara'dan Kilis'e doğru yola çıktık. Türkmendağı’ndaki kurban kesimi için ise Türk Ocakları Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İhsan Kalenderoğlu, doğrudan Türkmendağı’na gitti.

Kilis’e vardık

30 Temmuz’u 31 Temmuz’a bağlayan gece yarısına doğru Kilis'e vardık. Geceyi Kilis Öğretmenevinde geçirdik ve bayram namazını Kilis'te kılıp kurban kesim bölgelerine doğru yola çıktık. Bu güzergâhtaki ilk hedefimiz, Kilis’in Elbeyli ilçesindeki sınır kapısına yakın olan Suriye topraklarındaki Çobanbey’di. Yalnız bu arada şu gözlemimizi de aktarmak gerek: Kilis'in Kilis olduğunu bilmeyen biri, kendini Suriye'de zannedebilir. Gündüzün sıcak geçtiği bölgede, gece saatleri daha hareketli. Ülke çapındaki korona virüsü tedbirlerine rağmen sokaklardaki kalabalığın maske takmaması, sokak ve caddelerin birkaç kişinin kask takmadan bindiği mobilet ve motosiklet gibi araçlarla dolu olması, fiziki mesafeye uyulmaması, Suriyeli mültecilerin çokluğu hemen göze çarpıyor.

Çobanbey’e doğru gidiyoruz

Sabah, Kilis'in Elbeyli ilçesinden Çobanbey sınır kapısına doğru zeytin, incir, üzüm bahçeleri, pamuk tarlaları arasında, geniş bir ovada ilerledik. Kurt-Ar Derneği Başkanı Çağrı Bey, bizi sınır kapısında karşıladı. Onun refakatinde, Suriye topraklarında ÖSO Kuvvetleri hâkimiyetindeki Çobanbey'e doğru ilerledik. Çağrı Bey’in kurduğu Kurt-Ar Derneği, bölgedeki yüz akı sivil toplum örgütlerimizden biri; çölün ortasında bir vaha gibi diyebiliriz. Çağrı Bey, eşi, oğulları Kayrahan ve Tagayhan ile burayı bir ülkü uğrunda yaşama alanı hâline getirmiş. Eşi, “Kam Ana” olarak biliniyor.

Kurt-Ar Derneğinin kurduğu Şehit Musa Özalkan Kültür Merkezine geldiğimizde, kale gibi çevreleyen duvarda bizi, Arapça ve Türkçe büyük harflerle yazılmış “Kardeşlik Sınır Tanımaz.” sözü karşıladı. Ayrıca Kurt-Ar Derneğinin sembolü kurt figürünü, heybetli demir kapıda görünce içimiz kıpır kıpır etti. Aracın sireni ile verilen işaretle yüksek demir kapı açıldı. Kültür Merkezine ismi verilen Musa Özalkan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin 2018'de Afrin ve çevresine yönelik başlattığı Zeytindalı Barış Harekâtı’nın ilk şehidi bir Türk Astsubayı. Şehadeti öncesi Çağrı Bey ile görüşmesinde, şehit olacağını sezmiş gibi “Şehit olursam verilecek tazminat ile Telafer’deki Türk balaları için bir anaokulu veya kültür merkezi kurulsun.” vasiyetinde bulunmuş ve bu sözleri bütün Türkiye’yi ağlatmıştı. Şehidimizin kültür merkezi kurulması yönündeki vasiyeti, Çobanbey’de de olsa, Kurt-Ar Derneği tarafından yerine getirilmiş oldu. Irak’taki Telafer şehrinde ise bir anaokulu inşaatına başlanmış. Çobanbey Kültür Merkezi binası, daha önce IŞİD karargâhı olarak kullanılmış; yıkık ve harabe hâldeki bina, Musa Özalkan'ın şehit olmasından sonra Türk askerinin başlattığı operasyon sonucunda ele geçirilmiş. Harabe bina, Kurt-Ar tarafından onarılıp güzel bir kültür merkezi hâline getirilmiş. İlk teslim alındığı günün hatırasına, duvara yazılan yazı ve yapılan çizimler muhafaza edilmiş.

İçinde çok güzel bir kütüphane var. Kütüphaneye Türkmendağı şehidi, Giresun Ülkü Ocakları Başkanlığı da yapan Selami Aynur’un ismi verilmiş. Kütüphane, Türk milliyetçiliği ağırlıklı olmak üzere Türk, Doğu, Batı edebiyatı klasikleri ile dolu. Bölgede yetişkinler hariç, Türkiye Türkçesi Latin harflerini bilen yok. Çocuklar mecburen Arap harfleriyle Türkçe eğitim-öğretim görüyor. Kütüphanede Türkiye Türkçesi alfabesiyle basılmış kitap çok. Bu okullarda acil olarak Türkiye Türkçesi ile eğitime geçilmeli veya Latin harfleri ile öğretilmeli. Böylece hem buradaki Türklerle dil ve alfabe birliği hem de eğitim ve öğretimde ortaklık sağlanmış olacaktır.

Çocuk parkı, kütüphane,  konferans salonu, halka açık bilgisayarlar vb. bölgede sadece burada var. Kültür Merkezindeki atölyede, birkaç alanda etkinlik yapılmaktadır. Eğitim verilen sınıfların biri Türkçe sınıfı ve buraya, desteklerinden dolayı “Türk Ocağı Dersliği” tabelası asılmış. Hayran kaldığımız bu Merkez için Çağrı Bey’e teşekkür edip kahvaltı sofrasında oyalanmadan yola devam ettik.

El Bab’dayız

Çobanbey'deki kısa ziyaretten sonra Suriye Türkü Firas Paşa ve kardeşlerinin bölgedeki ÖSO güçlerinden oluşturduğu Muntasır Billah Tümeninin komutanlarından Mahir Paşa ve askerlerinin korumasında, 30 km uzaktaki El Bab şehrindeki kurban bağışlarımızı kesmeye gidiyoruz. Aracımızın şoförü Mustafa ile kısa sohbetimizde Rakka Türklerinden olduğunu öğrendik.  Çobanbey-El Bab arasındaki ovada zeytin ve fıstık ağaçları var. Bölgedeki evler çoğunlukla çatısız. IŞİD bölgede etkisini yitirse de PKK terör örgütünün buradaki hâli olan YPG ve Suriye Merkezî Hükûmeti Esat’ın güçleri en büyük tehdit olarak görülüyor. El Bab'a giderken beş gün önce YPG'nin yolda mayın patlatarak Millî Ordu'nun “Şurta” adlı güvenlik teşkilatından askerleri şehit ettiği yerden geçtik. Yol yeni düzeltilmiş. Yolun altındaki su büzüne yerleştirilen bomba, ağır tahribat yapmış. Bölgede IŞİD canlı bomba ile, PKK ise 50 dolara bulduğu motosiklet, mobilet gibi araçları park ederek patlattığı bomba ile terör eylemi yapıyor. El Bab'dan sonra kontrol Esat güçlerinde. İki muhalif kuvvet arası mesafe 5 km, ancak ortada savaş havasından ziyade bayram telaşı var.

El Bab, güvenlik sorununun en yüksek olduğu şehirlerden biri. Burada kurbanlarımızı kesip videolarını çektik ve bağışçılara ulaştırılmak üzere Türk Ocağı Genel Merkezine yolladık. El Bab’da savaştan kaynaklanan sefalet, fakirlik, düzensizlik her alanda kendisini gösteriyor. El Bab'da Araplar çoğunlukta olmakla birlikte Türklerin sayısı da az değil. Evlerin dışı, Afrin taşı denilen beyaz bir taşla kaplı. Mimari açıdan bir kimliği var ama çoğu yıkık dökük.

El Bab'da Yunus Emre Kültür Merkezine uğradık. Burada Türk çocuklarına eğitim veriliyor. İdareci, öğretmen, bekçi olmak üzere beş personel ve yaklaşık 450 öğrenci var. Savaşın ilk anından itibaren bölgeye elini uzatan, bölge halkına maddi manevi destek veren Türk Ocağı, buraya hâkim bir teşkilat olarak dikkat çekiyor. Her gittiğimiz yerde büyük itibar görüp baş tacı edildik. Yunus Emre Kültür Merkezine girdiğimizde, şehrin ileri gelen Türklerini, dinî temsilcilerini bizi beklerken gördük. Bu arada Nakşibendî Tarikatının kolu diyebileceğimiz çeşitli tarikat ve dinî grupların bölgede çalışmalar yaptığını tahmin etmek zor değil. Bölge ahalisinden olan El Bab Diyanet Görevlisi, Türk Ocağı Genel Sekreteri Emrah Şenel'e şehrin sıkıntılarını anlatmaya başlıyor. Bir kısım ahali Türkçe konuşmakla birlikte, bu şehirde hâkim dil Arapça ve tercümana ihtiyaç var. Bu da bize, bölgede daha kurumsal ve düzenli şekilde yapılması gereken Türkçe eğitiminin önemini gösteriyor.

El Bab halkı güvenlik, yönetimin yanlış işlemesi, yerel mecliste Türk olmaması, eğitim, öğretmen, sınıfların kalabalık olması, sivil polis ve güvenlik güçlerinin aşırı yetkili olması, ruhsatsız silahtaki yaygınlık, işsizlik, sağlık, sosyal hizmetler vb. konulardan şikâyetçi. Bölgeye acilen bu hizmetlerin kurumsal bir şekilde aktarılması lazım. Ayrıca, Türkiye'nin El Bab'daki Türklere daha fazla sahip çıkmasını istiyorlar, aksi takdirde Türkler kimliğini kaybedebilir.

Türk yiğitlerin karargâhındayız

El Bab'daki kurban kesimini tamamlayıp yine güvenliğimiz sağlanmış şekilde Çobanbey tarafına, Millî Orduya bağlı 1. Kolordu, 2. Tümen Komutanı Firas Paşa'nın karargâhına geldik. Türk Ocağının burada da büyük işler yaptığını gördük. Suriye Türkleri meselesini dert edinen ve yıllardır kolları sıvayıp deva olmaya çalışan Türk Ocağına büyük itibar gösteriliyor. Türkiye'den gelen yardımseverler de baş tacı ediliyor.

Biraz da Paşa ailesinden söz edelim. Geçmişte Halep'te yaşayan ancak tatil zamanları Halep’e bağlı köylerinin bulunduğu Çobanbey'e gelen bu aile, Esat güçlerine karşı “devrim” dedikleri muhalif hareket başlayınca önce Halep’te sonra Çobanbey’de köylerine, vatanlarına sahip çıkmak için silahlı birlikler kurup ellerini taşın altına koymuşlar. Bu samimi üç Türk kardeşten en rütbelisi Firas Paşa, daha sonra Muhammet Paşa ve Mahir Paşa geliyor ve bu karargâhın kontrolüne verilen şehir ve mıntıkalara komuta ediyorlar. Firas Paşa, birkaç yıl önce suikast silahıyla burnundan vurulduğunda Türkiye’de tedavi edilmiş. O zaman 8-9 yaşındaki oğlu Kemal, babasının durumuna çok üzülmüş. Telefon uygulamalarından babasının yüzünü düzeltici programlar indirip uğraşıp duruyormuş. En son sargılar açılırken babasının yüzünü görmek için yanına sokulmuş. Neyse ki Paşa, gayet başarılı bir tedaviyle düzelmiş. Yolda güvenliğimize refakat eden asker Muhammed 23 yaşındaydı ve 15 yaşından beri savaşıyormuş. Sol kolu ve dirseği, vücudu yara izleriyle dolu. Bize komutanının yanında çay servisi yaparken sol kolunu hep cebinde gördüğüm asker için Allah biliyor ya “Şu laubaliliğe bak, komutanının yanında eller cepte.” diye düşündüm. Sonra karargâhta bir askerin kol tedavisi konuşulurken söz konusu askeri çağırdıklarında, bir de baktım ki bize gündüz çay getiren asker. Sol kolunu çıkartıp masaya koydu. Tedavisi için bu basit düz protezin ve kolunun resmi çekilirken şunu tekrar öğrendim: Ön yargılı olmayacaksın! Meğer bu düz protez kolun hiçbir hareketi olmadığı için, asker de bunu cebine sokarak boşa sallanmasını engelliyormuş. Bu askerin mücadele azminde de en ufak zayıflama görmedim.

Firas Paşa, karargâhındaki her birim, sorun ve faaliyette doğrudan işin içinde olan bir komutan. Boş durduğunu hiç görmedim. Bu Türk yiğitlerine daha fazla devlet desteği gerekiyor. Çünkü gösterdikleri gayret, Firas Paşa’nın emrindeki askerler, araçlar ve tüm bunların aylık masrafları düşünülünce cüzi paraların bu işlere yetmeyeceği ve gayretlerine göre daha fazla desteklenmeleri gerektiği ortada!

Çobanbey’deki kurban kesimi işi çok düzenli bir şekilde icra edildi. İşimizi bitirdikten sonra yemek, çay, kahve, mırra, tatlı ikramı ile dinleniyoruz. Karargâh ve kontrol noktalarında iki bayrak asılı: Türkiye Cumhuriyeti Bayrağı ve Özgür Suriye Ordusu Bayrağı. Ziyaret ve kurban kesimi işlerinin sonunda karargâhın bayrağının değiştirilmesi törenini, Firas Paşa'nın isteği üzerine Genel Sekreterimiz Emrah Şenel gerçekleştirdi. Bayrağımızın yenisini, İstiklal Marşı eşliğinde göndere çektikten sonra Afrin'e doğru yola çıktık. Firas Paşa'nın kardeşi Muhammed Paşa'nın aracında, korumalarının da eşliğiyle Afrin'e vardık. Burada 70 adet kurbanın daha kesimini gerçekleştirdik. Ardından YPG ve Esat güçlerinin kesiştiği noktadaki Afrin'de uc noktada, yüksek bir tepede Türk ordusunun karargâhına vardık.

Tabur komutanı Binbaşı ile terörle mücadele ve bölge üzerine sohbet ettik. Askerî noktanın korunaklı ve güçlü yapısı hepimize güven verdi. Ayrıca Afrin'deki Türk bayraklarını gördüğümüz için dağın başında dahi kendi evimizdeki rahatlık ve güvenle oturup sohbet ettik, bayramlaştık. Komutan’a teşekkür edip yola koyulduk. Bu kartal yuvasından aşağıya doğru gecenin karanlığında, her noktada Türk askerinin sağladığı güvenlik içinde iniyoruz. Her geçtiğimiz ÖSO denetim noktasında "Etrak, Etrak!" (Türkler) deyince kapılar derhâl açılıyor. Bu denetim noktalarında ÖSO bayrağı ile Türk bayrağı yan yana dalgalanıyor. Türk bayrağını her yerde görüyoruz. Esnafın kepenginde, bakkalın duvarında, kontrol noktasında, hatta yüksek bordür taşlarında... Bu bizi ayrıca gururlandırıyor. Yaklaşık 1-1,5 saatlik yolculuk sonrası Afrin'e girdik.

Afrin, bir Türk şehri olmak üzere

Afrin'de sivil STK olarak “Beklenen Derneği”nin ağırlığı belirgin olarak hissediliyor. Bu Dernek, Afrin'de bölge Türklerinin ve Türkiye’den gelenlerin uğrak yeri. Bu sayede birçok Türk grupla tanıştık, sohbet ettik. Bölgenin etkin isimleri ile görüşmeler, istişareler yapıldı. Türk Ocağı görevlilerini her görenin gözlerinin içinin parlaması bizi çok mutlu etti. Daha önce de bahsettiğim gibi Türk Ocağı, savaşın başlangıcından beri bölge Türklerine diğer kurumlara göre çok daha düzenli ve samimi bir el uzatmış. Bunu yaparken de reklam değil icraat ilke edinilmiş. Bunu bölgedeki her Türk direniş karargâhına, derneğine, kültür merkezine uğradığımızda, yöneticilerimizin karşılanmasında, bölgedeki yetkililerle konuşmalarda tespit etmek mümkün.

Afrin'de bayramın gereği olarak kurban eti, pilav ağırlıklı güzel bir yemek yedik. Bölgeye has bazı ikramlar da cabası. Burada tatlılar genelde şerbetsiz baklava gibi. Bölgenin mutfağında Arap ve Türk lezzetleri hâkim. Dernek’in mutfağında gece gündüz hizmet veren ve savaşın darbesini yemiş iki hanımefendi var. Özbek Türk’ü Cemşit, görünüşündeki tevazuya zıt bir şekilde Dernek’in bütün işlerinde etkin. Sofra hiç boş kalmıyor. Yiyen kalkıyor, yerine bir başkası oturuyor. Bu bereketli sofrada Türk davasını savunan ÖSO'ya bağlı Suriye Türk’ü askerler ile aynı yer sofrasında oturmak güzel bir duygu. Askerler, savaş ortamının alışkanlığından olacak, hızlı bir şekilde yemeğini yiyerek nöbetine dönüyor. Çünkü bu Dernek’in de güvenliğini sağlıyorlar. Çok saygılı ve inançlılar. Fotoğraflarını çekmek için izin istediğimizde hemen omuzlarındaki silahlarını düzeltip bozkurt işareti yaparak poz veriyorlar.

Dernek’te, bu bölgeye has güzel bir kahvaltı yaptık. Zahter denilen ve içinde susam, kekik, leblebi ve bulgur unu, karpuz çekirdeği, menengiç, tuz, kimyon, kişniş, nane, sumak gibi ondan fazla baharatın ezilerek karıştırıldığı bir kahvaltılık vardı. Yanına da zeytinyağı konup önce yağa sonra bu baharat karışımına ekmek banılarak yeniyor. Diğer kahvaltılık ürünler de Türkiye'dekine benziyor. Genelde lavaş ekmek tüketiliyor.

Öğleye doğru Afrin Başsavcısı Muhammed Zeydan ve Afrin Nüfus Müdürü Dernek’e geldi, sohbet edildi; Afrin'in nüfus yapısı konuşuldu. Kürt asıllı olan Nüfus Müdürü Hanımefendi, bölgedeki Türk gruplarla gayet uyumlu ve samimi. Afrin'in kayıtlı nüfusu yaklaşık 250 bin ise 150-200 bine yakın da kayıtsız nüfustan bahsediliyor. Türkler çoğunlukta olmasa da şehirde Türk hâkimiyeti görülüyor. Ancak Yerel Mecliste maalesef Türk yok, YPG ile irtibatlı bazı kişilerin Meclis’te olması, Türkleri ve bizleri rahatsız ediyor. Bu konuda da Türkiyeli yetkililere önemli görev düşüyor.

Öğleden sonra, Bursa merkezli Osmanlı Yörükleri Derneğinden bir grup geldi. Bu grubun Türkmendağı'nda kurban bağışlarını keseceğini öğrendik. Türk Ocağı Genel Merkezinden Prof. Dr. İhsan Kalenderoğlu da Ocak’ın Türkmendağı kurban bağışı organizasyonu için ilk günden oradaydı. Bölgeye giden yollar biraz sıkıntılı olduğu için dikkat etmek gerekiyor. Türkmendağı'nda savaşmak için yerel ve yakın bölgeden gelen Türk gruplar olduğu gibi Türkistan'dan gelen gruplar da var ve durmadan mücadele içindeler. Dernek’e ziyaretler bitmiyor. Şimdi de Almanya'dan Dadaş Ender ve arkadaşları geldi. Almanya Turan Sevdalıları adlı küçük bir arkadaş grubu ile Türkmendağı’nda kurban kesmeye niyetlenmişler. Daha önceden de bölgeyi bildikleri ve buralara geldikleri anlaşılıyor. Türkmendağı’na Afrin’den giden yollar güvenlik açısından sıkıntılı olduğu için vekâleti, Osmanlı Yörükleri Derneği yetkilisine verip gönderdiler. Biz de Türkmendağı'ndaki çocuklar için bir miktar harçlık yolladık aynı kişiyle.

İkindi vaktine doğru Afrin Adliyesine giderek, Afrin Başsavcısı M. Zeydan'ı makamında ziyaret ettik. Adliye tabelası hem Arapça hem Türkçe yazılmış. Başsavcı, Azez Türklerinden olup bölgede nüfuzlu bir aileye mensup. Adliye daha önce Esat güçlerinin elindeymiş. Bölgeye Türk ordusu girince yeni düzen kurulmaya çalışılıyor. Eski adli arşivler muhafaza edilmiş. Başsavcı’nın odasında ÖSO ve Türkiye Cumhuriyeti Bayrağı birlikte bulunuyor. Başsavcı’nın penceresinden dışarıya baktığımızda, uzakta dalgalanan bir Türk bayrağı dikkatimizi çekti ve duygulandık. Burasının Türk Emniyet güçlerine ait merkez olduğunu söylediler.

Daha sonra Beklenen Derneğinin Afrin'deki yardım depolarını gezdik.  Çok güzel bir düzen ve ağ kurulmuş. Önce Afrin kırsalında, genel bir depoyu gezdik. İçinde her an 1500-2000 kişinin ihtiyacını karşılayacak gıda, giyim, oyuncak, ayakkabı, battaniye vb. stok var. Afrin'e sığınan Türk ve diğer savaş mağduru gruplara, çevrede çadır kentler kurulmuş; terk edilen binalara binlerce Türk düzenli ve kayıtlı bir şekilde yerleştirilmiş. Her geçtiğimiz çadır kentin veya büyük binanın içinde kaç aile ve ne kadar nüfus olduğunu tek tek söylediler. Bu çadır kentlere günlük ekmek, süt, gıda, su dağıtımı her gün itinayla yapılıyormuş. Günlük birçok yardım tırı bölgeye gelip yardımlar özenle tasnif edilip depolara yerleştiriliyor. Dernek’in bu genel deposu dışında sadece giyim, gıda şeklinde ayrılmış başka depoları da var. Soğuk hava deposunu da gördük. Gayet modern ve elektronik sistemle çalışan soğuk hava deposunda besinler temiz ve sağlıklı koşullarda depolanmış. İhtiyaca göre buradan çadır kentlere dağıtılıyor. Yıl içinde gelen veya satın alınan et ve et ürünleri de burada sağlıklı bir şekilde depolanıp dağıtılıyor.

İkindi vakti, Afrin çevresindeki Maydanki Barajı’nda Fatih Sultan Mehmet Tugayları’nın yemek davetine katıldık. Bu davetler, bölgeye yönelik istişareler için de bir fırsat oldu. İnsanlar, savaş yokmuş gibi gölün kıyısına pikniğe gelmişti. Bu da hayatın bir başka yüzü olsa gerek. Yemeğimizi yiyip çayımızı içtik. Gölde, ücret karşılığı küçük bir tekneyle gezinti de yapılıyor. Gölün bulunduğu mıntıkanın güvenliği, Fahreddin Paşa Taburu Komutanı Ali Türkmen’e ait. Mütevazı kişiliğe sahip Ali Komutan, tekneyi bizim için durdurdu. Tekne turundan sonra yola revan olduk.

Yorucu bir günün sonunda, yine davet üzerine akşama doğru Fatih Sultan Mehmet Tugayları’na doğru yola çıktık. Önde ve arkada ağır silahlı pikaplarla koruma altında Afrin ve Azez’i geçip Suran ve Osmanlı ile Memlûkler arasında, meşhur Mercidabık Savaşı'nın yapıldığı Dabık şehrinden doğuya doğru ilerledik. Dabık, Azez'e bağlı, dümdüz bir ovanın ortasına kurulmuş bir yerleşim yeri. Geçtiğimiz yollar, muhtemelen bu savaşın güzergâhlarıdır. Biraz sonra Fatih Sultan Mehmet Tugayı Karargâhına vardık. Bu Tugay da bölgedeki Türk direnişçilerin kurduğu, şimdi Millî Ordu denilen ÖSO Ordusu’na bağlı bir askerî birlik. Kurucusu Mahmud Komutan, komutayı oğlu Doğan Komutan’a devretmiş. Doğan Komutan, önceki yıllarda savaşta suikast silahıyla ağzından vurulmuş. Yanağının solundan girip sağından çıkan mermi, epey tahribat yapmış. Ciddi bir operasyon sonrasında, konuşma ve diğer yetilerine kavuşmuş; yüzünde de belirgin bir iz kalmamış. Tugay’ın içindeki şadırvanın etrafında sohbet ve çay, kahve, tatlı ikramından sonra dönüş yoluna koyulduk. İstikamet Afrin. Yine güvenlik nedeniyle Tugay’dan bize refakat eden silahlı ve zırhlı araçların koruması altında Afrin'e vardık. Her kontrollü geçiş noktasında yine "Etrak" deyince kapılar derhâl açıldı. “Etrak” denilince açılan kapıların hikâyesini, “Türk Ocağı”nı dâhil etmeden yazmak mümkün mü?

Afrin'de Beklenen Derneğine geldiğimizde salon yine kalabalıktı; sohbet ve ikram devam ediyordu. Hava çok sıcaktı, 40 derecenin üstündeydi, vantilatör ve küçük çaplı soğutucu da salonu soğutmaya yetmiyordu. Hava almak üzere kapıya çıktığımda hemen arkamda bir Türk belirdi. Güvenlik için olsa gerek, beraber çıkalım, dedi. Kapı önünde biraz nefes aldım. Burak Enver, kasis ve çukurlu yolların nüksettirdiği bel fıtığı ağrısı nedeniyle içeride yatıyordu. Genel Sekreterimiz, malum görüşmelere devam etti. Sabahlara kadar devam eden görüşme ve istişareler, uykusuz geceler. Hepsi Türklük davası için.

Afrin'de daha önce Esat Hükûmeti’nden kalan ancak YPG bölgeden çekilirken tahrip ettiği için kullanılamaz durumda olan elektrik altyapısı nedeniyle şehirde ve çevresinde elektrik yok. Bu büyük bir sorun. Parası olan, gece gündüz jeneratör çalıştırıyor ancak o da her ihtiyaca yetmiyor. Şehirdeki jeneratör gürültüsü ve dumanı da ayrı sorun. Elektrik altyapısının derhâl kurulması, herhâlde en büyük ihtiyaç olsa gerek. Yine sağlık, eğitim alanında da acil yatırımlar gerekiyor. Bölgede hayat pahalı, akaryakıt fiyatları yüksek, elektrik yok, halk gerçekten fakir.

Esat ve YPG hâkimiyetindeki savaş bölgelerinden Türk hâkimiyetindeki bu şehirlere sığınan insanlara devletimizin askerî gücünü gösterdiğimiz, güvenliklerini sağladığımız gibi eğitim, sağlık, şehir planlama, imar, bayındırlık, su, elektrik, kanalizasyon ve diğer altyapı hizmetlerini de sağlayarak bu alandaki gücümüzü de göstermemiz gerekiyor. Bölge insanı, ÖSO ve Türk askerî grupları, Türkiye'ye çok güveniyor. Bu hizmetler sağlanırsa farklı etnik unsurların da Türkiye Cumhuriyeti'ne daha fazla bağlılık duyacağı düşünülüyor.

Bayramın üçüncü günü Beklenen Derneğindeki vedanın ardından yine Muntasır Billah Karargâhına geldik. Bayramın birinci günü ayrılırken törenle yenileyerek göndere çektiğimiz Türk Bayrağı bizi selamladı. Hemen geniş kabul salonuna girip soluklandık. Dışarıda kurulan masada yine çay, kahve eşliğinde bölgenin ve karargâhın sorunları konuşuldu. Sohbet, geç saatlere kadar sürdü. Sabah bizi, Firas Paşa’nın dünyalar güzeli minik kızı Nazlı Hilal uyandırdı. Birlikte dışarı çıktık. Mahir Paşa, bir duvarın dibinde, ağacın gölgesinde dinleniyordu. Davet üzerine yanına gittiğimizde “metti” denilen bir çeşit bitki çayı ikram etti. Bölgeye has harika bir kahvaltının ardından karargâhı gezdik. Esat güçlerinden ganimet olarak alınan büyük iş makinesi ile YPG güçlerinden ganimet olarak alınan motoru gösterdiler, gururlandık; çünkü karargâhın bunlara ihtiyacı var.

Akşam, Afrin Başsavcısı’nın yeğeninin düğününe katıldık. Düğünden sonra Türkiye’ye döneceğimiz için çantalarımızı hazırladık. Firas Paşa’nın büyümüş de küçülmüş oğlu Mustafa Kemal’den, asalet timsali Hediye’den, bize önce “emmu” sonra “amca” diyen Nazlı Hilal’den, yeğenleri İsmet ve Muhammed’den, ayrıca karargâhtaki yiğitlerden ayrılık vakti gelmişti. Azez kırsalında yapılacak düğüne gitmek için karargâhtan çıktık. Firas Paşa, zırhlı araçla gitme konusunda ısrar etti ve yola öyle çıktık. Pikaplarda ağır silahlı askerler ve önde, arkada güvenliğimizi sağlayan araçlarla ilerledik. Düğün alanına geldiğimizde Afrin Başsavcısı, ev sahibi olarak bizleri kapıda karşıladı. Gelişimizin şerefine Dilaver Cebeci’nin sözlerini yazdığı, Mustafa Yıldızdoğan’ın besteleyip seslendirdiği “Ölürüm Türkiye’m” şarkısı eşliğinde içeriye girip düğün sofrasına oturduk. Daha sonra düğün alanına geçip başköşeye oturtulduk heyet olarak. Türk Ocağı genel merkez ve şube yöneticileri, Enver Paşa’nın torunu Burak Enver ve dün vedalaştığımız ama bugün düğünde yine buluştuğumuz Beklenen Derneği Başkanı ile düğünü izledik. Düğünde gelin yoktu, sadece erkekler ve damat vardı. Oyunları da erkekler oynadı. Arap kültürü şarkı, türkü ve oyunlarda hâkim. Bölgenin komutanları, önde gelen kişileri hepsi düğündeydi. İkramların sonu gelmiyordu. Düğünün ortalarında ayrılık vakti geldi, herkesle vedalaşıp yola çıktık; 3 Ağustos 2020’de Türkiye’ye döndük.

Bölge ile ilgili olarak yapılması gerekenler

1. Türkiye, MEB Müfredatı’na uygun anaokulu, ilkokul, ortaokul ve liseler açmalı ve bu okullara kadrolar tahsis etmeli.

2. Gençlerin Türkiye’de üniversiteyi okuduktan sonra tekrar bu Türk illerine hizmet etmeleri sağlanmalı.

3. Bölgede faaliyet gösteren radikal dinî gruplara karşı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve bölgede faaliyet sürdüren STK’ler sorumluluk yüklenip görev almalı.

4. Afrin başta olmak üzere bu şehirlerin yerel meclislerinde Türklerin temsil edilmesi hususunda hassas davranılmalı.

5. Bölgeye sürekli yardım tırları göndermek yerine, bölgede üretimi, istihdamı sağlayıcı acil tedbirler alınmalı.

6. Bölge halkında kontrolsüz bir hâl alan ruhsatsız silah ve ağır silahlar kontrol altına alınmalı. Şehir içi asayiş ve düzeni sağlamak üzere kontroller sıklaştırılmalı.

7. Bu sorunların hepsi için ayrı ayrı eylem planları, yıllık hedefler; kısa, orta ve uzun vadeli planlar hazırlanmalı.


         

* Türk Ocakları Çerkezköy Şubesi Başkanı.