Türk Ocağının, Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Çocuklarda Millî Kimlik Oluşturma Faaliyeti

Ağustos 2020 - Yıl 109 - Sayı 396



        Öz

        Cumhuriyet yöneticileri, törenlerin halkı bir araya getirme, yeni kurulan devletin sistemleştirdiği düşünceler üzerine ikna etme, bu düşünceleri benimsetme ve ritüel hâlinde sürdürmesini sağlamak üzere dönüştürücü gücünden de faydalanmıştır. Bu çerçevede milliyetçi düşüncelerin “en yoğun” yaşandığı alanlar olarak da bilinen millî bayramlar ve dolayısıyla törenler, çocukların millî kimliğini oluşturan ve dönüştüren bir parametre olarak değerlendirilmiştir. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin simge ve sembollerinin, düşünce ve değerlerinin aktarım mekânı olarak görülen 23 Nisan Çocuk Bayramı, “dünyaya yeni gelen bir bebeğin” doğuşu ile eş olarak görülmüştür. Bu metafor, yeni doğan bebeklerin, 23 Nisan’ın Çocuk Bayramı olarak ilan edildiği tarihte henüz altı-yedi yaşlarında oldukları ve yeni kurulan devletle yaşıt olarak görüldüklerinden hem çocukların hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin “hayata doğuş bayramı” olarak da adlandırılmıştır. Bu kapsamda bayram ritüeli hâline gelen çocukların “valilik, kaymakamlık, polis müdürlüğü, Türk Ocakları yöneticiliği, gazete muharrirliği, fırka reisliği” gibi görevleri bir hafta boyunca üstlenmeleri de “geleceğin yöneticileri” olacak çocuklara hem görev bilincini aşılamak hem de yeni kurulan devletin “sahibi” olarak görüldüklerini belirtmek üzere oluşturulmuş bir seremoni olarak değerlendirilmiştir. Bu makalede, bahse konu olan seremoninin Türk Ocaklarında ne zaman başladığı ve bu kutlamaların çocuk kimliğinde nasıl bir dönüşüm sağladığı ele alınacaktır.

        Anahtar Sözcükler: Türk Ocağı, Çocuk Bayramı, Millî Kimlik, Çocuk.

        Turk Ocagi's Activities to Create National Identity in Children in the Early Republican Period

        Abstract:

        Republican rulers also benefited from the transformative power of ceremonies to bring people together, persuade them on the ideas systemized by the newly established state, to adopt these thoughts and to continue in a ritual manner. In this context, national holidays and ceremonies, also known as the areas where nationalist thoughts are experienced 'the most intense', have been evaluated as a parameter that creates and transforms the 'national' identity of children. New icons and symbols of the Republic of Turkey was founded, thoughts and values ​​of transmission space as seen April 23 Children's Day, "the arrival of a new baby into the world 'was seen as synonymous with the birth. This metaphor, newborn babies, April 23 Children's Day as the date they are announced yet they are seen as peers with the state and they are newly established six-in-seven years old and children as well as the Republic of Turkey 'life nativity feast' as named. In this context, children who have become a ritual of the feast 'undertaking duties such as governorate, district governor, police directorate, Turkish Quarry directorate, newspaper drafting, head of the clerk' for a week will both 'instill the task consciousness' and become the 'owner' of the newly established state. It was evaluated as a ceremony created to indicate that they were seen as. In the article discussed, it was tried to be expressed when the ceremony in question started in the Turk Ocagi’s and how these celebrations transformed the child's identity.

        Keywords: Turk Ocagi, Children's Day, National Identity, Child.

        Giriş

        Çocuk ve çocuk folkloru üzerine yapılan araştırmalar, Batı’da on sekizinci yüzyılda başlamış; Osmanlı toplumunda da on dokuzuncu yüzyılda ele alınabilmiştir. Bu dönemden önce, çocuk, “ayrı bir birey” olarak değerlendirilmediği için üzerine yapılmış kapsamlı çalışmalar da mevcut değildir.  Bu sebeple çocuk kavramı, “modern dönemin icadı” olarak adlandırılmıştır. Osmanlı Devleti’nin son yüzyılında yaşanan modernleşme ile birlikte gelişen sosyo-politik değişimler, çocuk kavramında da zemin bulmuş; çocuk eğitimi ve sağlığı gibi iki önemli hususta “kayda değer” yenilikler gerçekleşmiştir. II. Meşrutiyet ile birlikte çocuğun “farkına varılması” ve eğitim yolu ile kitleleştirileceğinin anlaşılmasına binaen “geleceğin yöneticileri olan” çocuklar, dönemin hâkim düsturu olan “milliyetçi” değerler ile yetiştirilmek istenmiştir. Bu çerçevede, Meclis’in açılış günü olan 23 Nisan 1920, Millî Hâkimiyet Bayramı’nın yıl dönümü, 1925 yılında ilk olarak “Çocuk Haftası” adıyla Himaye-i Etfal Cemiyeti tarafından ilan edilmiştir. Art arda gelen ve ülkenin erkek nüfusunun büyük bir kısmının yok olduğu; bu sebeple birçok ailenin dağıldığı, babasız kalan çocukların açlık ve sefalet ile yüzleştiği I. Dünya Savaşı ve ardından gelen Kurtuluş Savaşı neticesinde, Himaye-i Etfal Cemiyeti tarafından “fayda esaslı” oluşturulan ve bu amaçla “rozet ve pulların” satıldığı gün olan 23 Nisan 1926 tarihinde de “Çocuk Bayramı” olarak ilan edilmiştir.

        Millî Kimlik Oluşturmada Türk Ocakları

        Turner’ın (1967: 93) da belirttiği gibi bir arada yaşamak, bireye gerek atalara gerek birlik üyelerine gerekse gelecek kuşaklara ilişkin birtakım görevler yükler. Birey bu görevleri yerine getirirken sahip olduğu duygular, kendisini denetler ve teşvik eder. Ritüeller, toplumsal dayanışmanın güç aldığı bu duyguları artırır; yineler ve sağlamlaştırır. Ritüel hâline gelen 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamaları, sivil toplum örgütleri vasıtasıyla hem daha geniş kitlelere ulaşabilmeleri hem de daha kurumsal olarak düzenlenmeleri sebebiyle etkili bir mekanizma olarak görülmüştür. Bu bağlamda bahse konu olan Türk Ocakları, bayram ritüellerinin ülke çapında kurumsal olarak düzenlenmesinde etkin bir sivil toplum örgütü olarak ifade edilmelidir. 1908 yılında kurumsallaşma çabalarına giren Türk Ocağı, Cumhuriyet ideologlarının yetiştiği bir “Türkçülük mefkûresi merkezi” olarak değerlendirilmelidir; lakin Yıldız’ın (2016: 10) da belirttiği gibi “Türkçülüğün kültürel bir akım olmaktan çıkıp modern anlamda siyasal bir akım olarak düşünülmeye başlanmasının sembolik yılı 1904 olarak telaffuz edilmiştir. Çünkü Yusuf Akçura’nın Üç Tarz-ı Siyaset’i bu yılda yayımlanarak, Türkçülük siyasal bir proje olarak sunulmuştur. İsmet İnönü, Hamdullah Suphi gibi devrin önde gelen asker ve bürokratlarının yetiştiği Türkçülüğün “kaynak merkezi”, Mustafa Kemal’in önderliğinde başlayan millî harekete katılmış; bir sivil toplum örgütü olarak mitingler ve halka açık konferanslarla millî bir Türk Devleti’nin kurulmasına destek olmuşlardır:

        “Anadolu'da Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığı altında başlayan Türk millî hareketi, millî bir Türk devleti kurulmasını hedef alıyordu. Türk Ocakları, gayet tabiî ve mantıkî olarak, bu harekete ve iştirak ettiler. İstanbul'da yapılan millî mitinglere öncü oldular; Batı Anadolu'daki müdâfaa teşkilatlarıyla münasebetlerde bulundular ve millî hareketin başı Mustafa Kemâl Paşa'ya bağlılık ve itâatlerini arz ettiler. Ankara'da, millî Türk devleti, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti” nâmıyla kurulduğu sıralarda, Türk Ocağı’nın merkezi de Ankara'ya yerleşti. Ve bundan sonra Türk Ocağı’nın maddi gelişmesi daha sarih adımlarla ilerledi; zirâ yeni Türkiye devleti, Türk milliyeti prensiplerini kabul ediyordu; bu devleti kuran Gazi Mustafa Kemâl, milliyet esaslarına verdiği kıymeti daima ifade etmiştir” (Akçura, 1981: 209).

        Metin Kutusu: Cumhuriyet, 20 Nisan 1929, s. 1Millet ve milliyet esaslarının aktarımı, Ocakların temel faaliyeti olarak görülmüşse de Üstel’in de (2017:92) belirttiği gibi, konferanslar aracılığıyla halka eğitim hizmeti götüren Türk Ocağı, kimilerine göre bir tür “Darülfünun” işlevi de görmekte; özellikle konferans sonrası dinleyicilere açık tartışmalarla, savaş yıllarında düşün hayatının sürmesine katkıda bulunmuştur. Tan gazetesi, I. Dünya Savaşı sırasında cephede savaşan Türk askerlerinin, Türk Ocağının kendilerine aşıladığı milliyetçilik duygusu ile kahramanca savaştıklarını belirtmektedir. Genel bir ifadeyle, Türk Ocakları, “Türklük”ü alakadar eden her mesele ile meşgul olmuş[1]; sadece yetişkinlere “millet ve milliyet” kavramlarının öğretilmesiyle kalmamış; çocukların millî kimliğine de bu kavramların kodlanması üzerine çeşitli faaliyetlerde bulunmuştur. Bu faaliyetlerden ilki, çocukların 23 Nisan Çocuk Bayramı münasebetiyle bir hafta boyunca kutladıkları çocuk haftası süresince idareyi çocuklara bırakmasıdır[2]. Ocak reisi, Fırka müfettişi, polis müdürü, Hilal-i Ahmer reisi, Kâtip-i umumi, balo komitesi reisi, hanımlar komitesi reisi ve çocuk vali, Ocak’a gelen çocuklar arasından seçilmekte ve bir hafta süresince bu makamlar çocuklara tahsis edilerek hem çocukların erken çocukluk dönemlerinde, “devlet makamlarında iş görerek görev ve sorumluluk bilinci” oluşturulmak hem de çocukların bu neviden devlet makamlarının “gelecekteki sahipleri olacakları ve bu sorumluluk ile derslerine çalışmaları gerektiği” öğretisi zihinlerine “aşılanmak” istenmiştir. Bu çerçevede 1929 yılında kutlanan Çocuk Bayramı dolayısıyla Vakit gazetesinde verilen bir haberde “Çocuk Vali Nejat”, Türk milletine bir beyanname açıklar:

        “Bugün muvakkaten İstanbul Valiliğini işgal etmiş bulunuyorum. Bütün Türk çocuklarının istediği şeyleri yapmak, vatan için bir vazifedir. Çocukların iyi bir tahsil görüp ileride büyük bir mevki sahibi olmalarını isterim. Eğer bunlar mevki sahibi olmazlarsa Türk milleti terakki edemeyecek, en geri milletler arasında kalmış olacaktır. Evvelâ çocukların sıhhatinin iyi olması lâzımdır. Bunun için ne lâzımsa yapmalısınız. Ey Türk çocukları: Siz de annelerinizi, babalarınızı bu kadar uğraşıp sizi büyüterek millete faydalı olmanızı isterlerken siz de ana baba sözünü dinlemeyip küçük yaşınızı zehirlerseniz millete çok büyük bir haksızlık yapmış olursunuz. Millet birçok para sarf edip birçok ilk, orta mektepler ve liseler açmıştır. Ancak sizden ileride bir fayda bekliyor. Bunun için hepimize verilen vazifeyi ifa etmeli, hatta millet uğrunda canınızı bile feda etmelisiniz.” (Vakit, 23 Nisan 1930, s. 6).

        İstanbul Valisi

        Nejat

        Valilik makamının verdiği “sorumluluk” hissiyle ilkokul beşinci sınıf öğrencisi olan bir öğrencinin, halka açıkladığı beyanname, erken Cumhuriyet döneminin maddi sıkıntılarına rağmen para sarf edip okullar açmasına karşılık çocukların da eğitim meselesini bir vazife olarak gördüklerini belirtir. Devrin olanaksızlıklarını çok erken yaşlarda fark eden Cumhuriyet çocuğundan, milletine hizmet noktasında “azimli ve ölmeye göze alacak kadar değerlerine ve vazifelerine bağlı” bir nesil olması beklendiği görülmektedir. Çocuk valinin beyannamesinde, “Çocukların ileride mevki almasını isterim, alamazlar ise millet geri kalmış olacaktır.” cümlesinden, bir çocuğun “milletin geleceğini düşünen bir bürokrat” üslubuyla verdiği demeç, çocukların “gelecekte vatan için sorumluluk almaları”na yönelik olan bu projenin amacını ortaya koyması bakımından dikkate değer bir husustur. Çocukların sorumluluk almasına yönelik olan bu projeye, sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra dönemin dergi ve gazeteleri de katılmıştır. Çocuklara yönelik haftalık olarak yayımlanan dergi, 1929 yılı itibariyle Çocuk Haftası süresince idare müdürlüğünü çocuklara tahsis etmiştir:

        

         

         

         

         

         

         

         

         

         

        Metin Kutusu: Atatürk, 1929 yılı Çocuk Balosu’nda. Yanında oturan çocuk ise İsmet İnönü’nün oğlu Ömer İnönü. Hâkimiyet-i Milliye, 24 Nisan 1929, s. 1.

         

        “Biz de aybaşı nüshamızı kısmen Çocuk Sesi karilerine terk edeceğiz. Bunun için karilerimiz arasından kız ve erkek muharrirler seçeceğiz. Bu hafta Çocuk Sesi namına çalışmak isteyen karilerimiz bugün öğleden sonra idarehanemize gelip isimlerini yazdırsınlar. Yarın sabah saat ondan on iki ye kadar tekrar gelerek kura çekmek suretiyle aralarında 8-10 kişiyi ayırabilirler. İçlerinden seçecekleri bir Tahrir Hey'eti Umum Müdürü, 39uncu sayı çıkıncıya kadar gazetemizi idare edecektir. Bugün geliniz, isminizi yazdırınız, Çocuk Sesi’ni idare ediniz.” (Çocuk Sesi, 1929, S: 38, s. 5).

        Türk Ocakları, 23 Nisan Çocuk Bayramı programlarında yer alan bütün faaliyetlerin planlandığı ve gerçekleştirildiği bir mekân olarak değerlendirilmektedir. Çocuk müsamereleri, Gürbüz Çocuk Müsabakaları, şiir ve söz müsabakaları, Çok Çocuklular Müsabakası, Çocuk Baloları gibi kutlama dâhilinde bulunan çocuk etkinlikleri, illerde bulunan Ocaklar vasıtasıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede, “Çocuk Baloları” Türk Ocakları ile özdeşleşmiş; modern çocuk idealinin “somut gerçekliği” olarak her yıl uzun süren hazırlıklar neticesinde kutlanmıştır. Bu baloların bazılarına Mustafa Kemal Atatürk de katılmıştır. Çocuk Bayramı kutlamalarının ilk başladığı yıl olan 1927 yılı sonrasında dönemin gazete ve dergilerinden anlaşıldığı üzere “en geniş çaplı kutlama”, 1929 yılında yapılmıştır. O yıl düzenlenen çocuk balosu, Vakit gazetesinde “baş döndüren bir olay” olarak ifade edilmiştir:

        “Saat 16-17’de balo baş döndüren bir hâl almıştır. Dekolte tuvaletleriyle baloda hazır bulunan küçük kızlar, kendi yaşlarındaki erkek çocuklarla mütemadiyen dans etmiştir. Bu esnada çocuklara mebzul miktarda kotiyon dağıtılmıştır. Bu kotiyonlardan her çocuğa kâğıttan birer başlık da isabet etmiştir. Bu rengârenk şapka ve külahları giyen çocuklar, şehir cazbandının coşkun ahengine uyarak saatlerce dönmüştür. Dans eden çiftlere konfeti ve serpintinler atılmıştır. Çocuk balosu birçok hanım kızların şık tuvaletlerini teşhire de vesile olmuştur.” (Vakit, 27 Nisan 1929, s. 1).

        Balolarda dikkat çeken husus, kız ve erkek çocuklarının birlikte katılarak dans etmeleri ve gelirken en temiz ve güzel kıyafetlerini giymeleridir. Kız çocuklarının giydiği “tuvaletler”; erkek çocuklarının giydiği “gömlek, kravat ve pantolon” çocuk balolarının âdeta bir üniforması olarak görülmüştür.  Bayramın anlam ve önemini vurgulayan, coşkunluğunu, seyir etkisini artıran dolayısıyla ulusal kimliği oluşturan ve pekiştiren bu üniformalar, aynı zamanda geçit törenindeki kişi ve grupların birbirlerinden ayrılmasını sağlayan temel gösterge olarak da işlev görürler. Bugünlerdeki kutlama ve eğlencelere halk, diğer özel günlerde olduğu gibi, güzel ve temiz giysilerini giyerek katılmaktadır (Özdemir, 2005: 17).

        Çocuk baloları dışında Türk Ocakları ile özdeşleşen bir diğer Çocuk Bayramı faaliyeti, “Gazi’yi Anma ve Yüceltme” temalı piyeslerin oynanması dolayısıyla “Çocuk Müsamereleri”dir. Tepebaşı Tiyatrosu, Türk Ocağının temsil merkezi olarak tüm piyeslerin oynandığı bir mekân olarak tasvir edilmiştir.

        “Dünkü müsamere pek kalabalık olmuş, seyirciler arasında İsveç sefiresi Madam Wollenberg de bulunmuştur. Ocağın bir haftalık reisi Burhanettin Bey, sefireyi locasında ziyaret ederek çocukların müsameresine geldiği için teşekkür etmiştir.” (Vakit, 30 Nisan 1929, s. 4).

        “27 Nisan pazar günü Türk Ocağında gürbüz çocuk müsabakası yapılacaktır. 28 Nisan pazartesi günü Tepebaşı Tiyatrosunda yine bir müsamere verilecektir.” (Cumhuriyet, 22 Nisan 1930, s. 3).

        “Türk Ocağı Çocuk Bayramı’na hazırlanmaktadır. Dün çocuk müsameresinin verileceği Tepebaşı kışlık tiyatrosunda çocuklar müsamere provalarını yapmıştır” (Akşam, 23 Nisan 1929, s. 2).

        Ele alınan dönem, Çocuk Haftası olması sebebiyle sadece 23 Nisan Çocuk Haftası haberleri ve bültenleri incelendiği için müsamere metinlerini görmek mümkün olmamıştır. Faaliyet programlarında sadece “müsamere yapılacaktır” ibaresi yer aldığından, Erken Cumhuriyet Devri’nde çocuklar için yazılmış tiyatro metinlerine bakmak gerekmektedir. Cumhuriyet Dönemi çocuk tiyatro metinlerini yüksek lisans tezinde işleyen Okurlar, oyunlarda, Cumhuriyet Dönemi’ndeki yeni bir nesil yetiştirme projesinin temel unsuru olan çocuklara, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin hangi şartlarda, hangi ideolojik düşüncelerle ve hangi amaçla varlığını sürdürebileceğinin öğretildiğini belirtmektedir. Bu çerçevede vatan, bayrak, dil ve tarih, millî zaferler ve önemli günler, inkılaplar gibi genç cumhuriyetin ideolojik arka planı oyunlar vasıtasıyla çocuklara aşılandığını ifade etmektedir. Ayrıca bu uğurda yapılan her türlü fedakârlık ve kahramanlıklar canlı bir anlatımla sunulduğunu; yol gösterici, kurtarıcı ve ebedi şef rolüyle ise Atatürk kültü oluşturulmaya çalışıldığını belirtmiştir (Okurlar 2010: 7).

        Sonuç

        23 Nisan Çocuk Bayramı programının oluşturulduğu, icra edildiği ve bu suretle çocukların sosyalizasyon süreçleri içerisinde millî kimliklerini oluşturmaları bağlamında Türk Ocaklarının “ortam sağlayıcı ve fikir inşacı” bir pozisyon aldığı görülmektedir. Oluşturdukları eğlence ortamlarıyla çocukların toplumsallaşmasını sağlayan bu tür etkinlikler, Özdemir’in (2005:328) belirttiği gibi yerleşik sosyokültürel yapıya göre şekillenmekte ve milletlere ya da gruplara göre farklılık göstermektedir. Toplumsallaşma adlı süreçte, birey bir olay ya da durumu nasıl algılayıp anlamlandıracağını ve hangi şekilde tepki göstereceğini öğrenir. Eğlence ortamları, bütün bu eylemlerin en üst düzeyde yaşandığı, toplumsal ortamlardır. 10 Nisan 1931 tarihinde kapanması sebebiyle 1931 yılında kesintiye uğrayan bayram programları, 10 Şubat 1932 tarihinde Halk Evleri’nin kurulmasıyla 23 Nisan Çocuk Bayramı ritüelleri devam etmiştir.

        Kaynakça

        AKÇURA, Y. (1981). Yeni Türk Devletinin Öncüleri. haz. N. Sefercioğlu, Ankara: Kültür Bakanlığı Yay.

        OKURLAR, A. (2010). Cumhuriyet Dönemi Türk Çocuk Tiyatrosu (1923-1950). Yayımlanmamış yüksek lisans tezi. Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

        ÖZDEMİR, N. (1997). Türkiye’de Cumhuriyet Dönemi Oyunlarının Halkbilimi Açısından İncelenmesi. Doktora Tezi. Hacettepe Üniversitesi.

        TURNER, V. W. (1967), The Forest of Symbols: Aspects of Ndembu Ritual. New York: Cornell Üniversitesi Yay.

        ÜSTEL, F. (2017). İmparatorluktan Ulus-Devlet’e Türk Milliyetçiliği: Türk Ocakları (1912-1931). İstanbul: İletişim Yay.

        YILDIZ, A. (2005). Ne Mutlu Türküm Diyebilene. 1. Baskı, İstanbul: İletişim Yay.

        Süreli Yayınlar

        Akşam, 23 Nisan 1929, s. 2.

        Cumhuriyet, 20 Nisan 1929, s. 1.

        Cumhuriyet, 22 Nisan 1930, s.3

        Çocuk Sesi, 1929, S: 38, s. 5.

        Hâkimiyet-i Milliye, 24 Nisan 1929, s. 1.

        Vakit, 27 Nisan 1929, s.1.

        Vakit, 30 Nisan 1929, s.4.

        Vakit. 23 Nisan 1930, s. 6.

         


        * Dr., Aksaray Üniversitesi, TDE Bölümü. gulperi2417@gmail.com

        [1] Her Ocak kâin olduğu merkezde Türklüğü alâkadar eden bütün meselelerle meşguldür. Bunlar arasında bir kısmı doğrudan doğruya harsımıza dâhildir. Lehçe tatbikatı, şarkıların ve notalarının, masalların, atasözlerinin, mahallî tabirlerin cem'i, millî raksların tespiti, yetişmiş Türk büyüklerinin tercüme-i hâlleriyle beraber meydana çıkarılması, tarihî abidelere ait kitabelerin çıkarılması, olanlarının tespiti, fotoğraflarının alınması, mimarî, gayri mimarî Türk nakışlarının renkleriyle beraber resmedilmesi, oraca sâyi mezhepler hakkında tetkikat icrası, Türklüğün en kadim anânelerini muhafaza eden göçebe Türkler hakkında mümkün mertebe malûmat edinmek, sanat mazimizi alâkadar eden veya Türk halkının hayatına karışan her nevi vasıtaları toplamak, ufak bir hars müzesiyle bir ırk müzesi malzemesini derece derece tedarik etmek Ocakların vazifesidir (Üstel 2017: 218).

        [2] Dün de yazdığımız gibi çocuklar vilâyetten başka Emaneti, Polis müdürlüğünü, fırkayı, defterdarlığı, sıhhiyeyi, darülfünunu ve maarifi, Himaye i Etfal, Türk Ocağı, Hilâl i Ahmer, Tayyare cemiyetlerini işgal edecek ve akşama kadar memuriyetlerini ifa edecekler, akşamdan sonra vazifeleri nihayet bulacaktır. Yalnız Türk Ocağı’nda çocukların hâkimiyeti bir hafta devam edecektir (Vakit, 23 Nisan 1930, s. 6).