Korona Virüsü Salgını ve Teknoloji Bağımlılığı

Mayıs 2020 - Yıl 109 - Sayı 393



        Özet

        Aralık 2019’da Çin’de ortaya çıkan korona virüsü kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alan bir salgın hâlini aldı. Türkiye’de her türlü önlemleri kısa sürede almaya çalışsa da bu salgından etkilenmiştir. Vaka sayısı yüz binleri bulmuş, binlerce insanımız bu salgından ölmüştür. Dünya Sağlık Örgütü salgının yayılma hızını ve insanlar üzerindeki etkilerini dikkate alarak 12 Mart 2020 tarihi itibarıyla Kovih-19 için pandemi ilan etmiştir. Türkiye’de öncelikle bir bilim kurulu oluşturulmuş, tüm gelişmeler, önlemler ve diğer sağlık hizmetleri bu kurulda değerlendirilerek uygulamaya konulmuştur. Küresel bir konuya ulusal önlemler sıkı bir şekilde alınmıştır. Sınırlar kapatılmış, giriş çıkışlara önlemler alınmış, okulların kapatılmış, birçok işyerinin ve alışveriş merkezlerinde kısıtlamaya gidilmiş, büyükşehirlere giriş ve çıkışlara kısıtlama getirilmiş, 65 yaş üstü ve 20 yaş altı vatandaşlarımızın sokağa çıkmasının engellenmesi ve hafta sonları sokağa çıkma yasağı gibi birçok önlemler alınmıştır. “Evde kal, sağlıklı kal” ve “Evde hayat var” sloganları ile insanlarımız evde kalmaya davet edilmiş, böylece doğal yaşam biçimleri önemli oranda değişmeye başlamıştır. Nüfusun yaklaşık üçte birini oluşturan öğrenciler evlerde teknoloji üzerinden eğitime devam etmeye başlamış, diğer insanlarımız da teknoloji kullanarak yeni yaşam koşullarına uyum sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu durum insanlarımızda teknoloji bağımlılığı gibi yeni sorunların oluşmasına neden olmaktadır. Bu bakımdan teknolojinin yoğun kullanılmasının insan üzerindeki etkilerinin belirlenmesine yönelik çeşitli çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır.

        Anahtar Kelimeler: Korona virüsü, salgın, teknoloji bağımlılığı, internet.

        Korona virüsü Salgını

        İnsanlarda ölümcül olabilecek birtakım enfeksiyonlara neden olan yarasa kökenli korona virüsleri ilk olarak 2002 yılında Çin’de ortaya çıkmış "Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS)"dır. Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS-CoV) olarak adlandırılan ikinci Korona virüsü on yıl sonra 2012 yılında Suudi Arabistan’da ortaya çıkmıştır. Tüm dünyayı etkileyen üçüncü korona virüsü salgını ise, Aralık 2019’un sonlarında Çin’in Hubei eyaletinin Wuhan şehrinde görülen“Corona Virus Disease (Covid-19)” Türkçesi “Korona Virüsü Hastalığı”dır (Kovih-19).

        Kovih-19 başlangıçta bu bölgedeki deniz ürünleri ve hayvan pazarında bulunanlarda tespit edilmiş, daha sonra insandan insana bulaşarak dünyaya yayılmış, son zamanlarda Türkiye'de de vakalar görülmeye başlamıştır. Dünya Sağlık Örgütü, Çin'de ortaya çıkan ve pek çok ülkeye yayılan korona virüsünün yayılma hızı, ciddiyeti ve bazı ülkelerdeki yetkililerin gerekli önlemleri almada geç kalması gibi nedenlerden dolayı durumun alarm seviyesine geldiğini gerekçe göstererek 12 Mart 2020 tarihi itibarıyla Kovih-19'u pandemik yani salgın bir hastalık olarak ilan etti. Pandemi; dünyada birden fazla ülkede veya kıtada, çok geniş bir alanda yayılan ve etkisini gösteren salgın hastalıklara verilen genel isimdir. Burada amaç; enfeksiyondan korunma ve kontrol önlemlerini uygulayarak enfeksiyonun toplumda yayılmasını azaltmak ve ortaya çıkacak vakaları azaltmaktır.

        Tüm sağlık kuruluşları her türlü iletişim kanallarından Kovih-19’un en sık karşılaşılan belirtileri olarak; ateş yükselmesi, kuru öksürük, hâlsizlik ve nefes darlığı olduğunu; şiddetli olgularda zatürre, ağır solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği ve ölüm gelişebildiğini açıkladılar. Kovih-19 bulaşmış yani hasta insanların öksürmeleri, aksırmaları ile ortama saçılan damlacıkların ve hastaların temas ettiği kirlenmiş yüzeylere dokunulduktan sonra ellerin yıkanmadan yüz, göz, burun veya ağza götürülmesi ile bulaştığı; bu nedenle hastalarla korunmasız yakın temas ile kirli ellerle göz, burun veya ağıza temas etmek riskli olduğu sağlık otoriteleri tarafından duyuruldu. Kovih-19’un her yaş grubundaki insanlara bulaşabilen, ancak özellikle 60 yaş üstü olanlar ile ciddi kronik tıbbi rahatsızlıkları olanların (kalp hastalığı, hipertansiyon, diyabet, kronik solunum yolu hastalığı, kanser gibi) virüsten en çok etkilenen kişiler olmasından dolayı tüm dünyada sokağa çıkma yasağı olmak üzere birçok özel önlemler alındı.

        Tüm dünyayı etkisi altına alan ve kısa sürede küresel salgın hâline dönüşen Kovih-19’un Türkiye’ye girişinin önlenmesi ve yayılmamasına yönelik çok önemli çalışmalar yapılmıştır. Öncelikle bir bilim kurulu oluşturulmuş, tüm gelişmeler, önlemler ve diğer sağlık hizmetleri bu kurulda değerlendirilerek uygulamaya konulmuştur. Küresel bir konuya ulusal önlemler sıkı bir şekilde alınmıştır. Ancak Türkiye’nin sınır komşularında salgın hastalığın yayılması, her türlü önleme rağmen insan hareketlerinin oluşu, umre ziyaretleri, yurt dışından ülkemize dönüşlerin yoğun olması gibi nedenlere bağlı olarak yeni tip Korona virüsü vakaları Türkiye’de de görülmeye başlamıştır. Salgının yayılmaması için okulların kapatılması, birçok işyerine ve alışveriş merkezlerinde kısıtlamaya gidilmesi, büyükşehirlere giriş ve çıkışlara kısıtlama getirilmesi, 65 yaş üstü ve 20 yaş altı vatandaşlarımızın sokağa çıkmasının engellenmesi, hafta sonları sokağa çıkma yasağı gibi birçok önlemler alınmış, alınmaya da devam etmektedir. “Evde kal, sağlıklı kal” sloganı ile insanlarımız evde kalmaya davet edilmiş, bunun sonucu olarak da doğal yaşam biçimleri önemli oranda değişmeye başlamıştır.

        Salgından insanlarımızı korumak için alınan önlemler genelde insanların dışarı çıkmaması ya da kısıtlı çıkması, fiziki mesafeye dikkat etmesi, sosyal ilişkileri genelde uzaktan mümkünse teknolojik araçları kullanarak gerçekleştirilmesi gibi öneriler sağlık otoritelerince sıklıkla kullanılmaktadır. Yaşamın olağan akışı dışında gelişen bu durum her yaş grubundaki tüm insanları yeni alışkanlıklar kazanmasına neden olmaktadır. Bunların başında iletişim ve bilgisayarlar dâhil bütün teknolojileri kapsayan bilişim teknolojileridir. Bu teknolojilerde geçirilen zamanın süresi internetin de kullanılmasıyla birlikte önemli ölçüde artmıştır.

        Türkiye’de yaklaşık 83 milyon olan nüfusun yaklaşık 3’te biri yani 27 milyonu öğrencidir. İlk, orta ve lise döneminde yaklaşık 18 milyon, yükseköğretimde ise yaklaşık 7,5 milyon öğrenci öğrenim görmektedir. Salgından sonra okulların kapatılması öğrencilerin öğrenimlerine teknolojik araçlar kullanarak, daha ziyade bilgisayar ve internet kullanarak uzaktan eğitim yoluyla devam etmelerini zorunlu kılmıştır. 

        Bilişim Teknolojisi

        Bilişim teknolojisi, yaşamımızın her alanında her türlü işimizin yapılmasında bize yardımcı olur, hayatımızı kolaylaştırır. Bilgiye istenildiği zaman ve mekânda hızlı bir şekilde ulaşılmasını sağlar. Bu teknolojilerle birlikte toplum yeniden şekillendirilmektedir. Tarım toplumunda dönüşümün motoru saban, sanayi toplumunda buhar makinesi, bilişim toplumunda ise bilgisayardır.

        İnsanlık tarihi ilk günden itibaren içerisinde yaşadığı çevreyi araştırarak, kendisine yaşanılır bir alan hâline getirmeye çalışmıştır. Bu sayede bilim ve bilimsel bilgi ürünü olan her şey her geçen gün ilerlemiş ve teknoloji giderek bugün ulaştığı noktaya gelmiştir. Bu bağlamda 21. yüzyıl genel itibarıyla bilgi çağı olarak tanımlanmaktadır. Bu yüzyılı ön plana çıkaran temel güç bilgi ve tekniktir yani bilişimdir. Bu yönüyle de içinde bulunduğumuz çağ teknolojik gelişmelerle ifade edilmeye başlanmıştır ve teknolojik gelişmeler ekonomik büyümelere de büyük oranda yön vermektedir.

        İnternetin Ortaya Çıkışı

        İnternet teknolojisinin temeli Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Sovyet Rusya arasındaki rekabete dayanmaktadır. Sovyet Rusya 1957 yılında ilk yapay uydu olan Sputnik’i uzaya fırlatmış ve buna karşılık olarak ise ABD ARPA (Advanced Research Projects Agency) projesini başlatmıştır. Bu proje bilim ve teknolojinin orduya en iyi şekilde uyarlanmasını amaçlamaktaydı. Böylece ABD kendisine yönelik olası bir nükleer saldırıya karşı tüm ülkeye yayılabilecek bir bilgisayar ağı tasarlamıştır. ARPA’nın bu projeyi desteklemesiyle proje ARPANET adını almıştır. Kısa süre içerisinde ise birçok merkezdeki bilgisayarlar ARPANET ile birbirine bağlanmıştır. 1972 yılına gelindiğinde ise ilk e-posta 24 ARPANET içerisinde kullanılmıştır (Valck, 2005). 1980’li yıllarda artık soğuk savaşın etkisini yitirmeye başlamasıyla akademik ve ticari çevreler de bu bilgisayar ağı ile ilgilenmeye başlamışlardır.

        İlk başlarda sadece bilgisayar uzmanları, mühendisler tarafından kullanılan bu ağ, 1991’de Tim Barnes Lee’nin word wide web (www)’i geliştirmesiyle daha basit hâle gelip yaygınlaşmış ve nihayet bu ağ, kullanıcısının sayısının artmasıyla “internet” adını almıştır (Briggs ve Burke, 2004; Şahin, Aydın ve Balay, 2016).

        Türkiye’de internetin gelişimi ve yaygınlaşması ise yine aynı yıllarda ODTÜ ve TÜBİTAK’ın internet teknolojilerini kullanmaya yönelik başlattığı bir proje ile gerçekleşmiştir. Böylece 12 Nisan 1993’te Türkiye’nin ilk internet bağlantısı ABD ile gerçekleştirilmiştir. Türkiye’de internetin ticari kuruluşlar ve hane halkları gibi geniş kitleler tarafından kullanımı ise 1996 yılında olmuştur. 1990’lı yılların sonu ve 2000’li yılların başlarında ise bugün de kullandığımız birçok internet sitesi kurulmuş ve internetin kullanımı giderek yaygınlaşmıştır.

        Internet Word Stats (2020), internet araştırmalarında önde gelen kuruluşların verilerine dayanarak verdiği bilgilere göre, yaklaşık 7.796.615.710 olan tüm dünya nüfusunun internet kullanıcı sayısı yaklaşık 4.574.150.134 (%58,7) kişiye ulaşmıştır. Bu oran Afrika’da %39,3, Asya’da %53.6, Avrupa’da %87.2, Latin Amerika’da %68.9, Ortadoğu’da %69.2, Kuzey Amerika’da %94.6, Avusturalya’da %67.4’dür. Kıta Avrupa’da (Almanya, Fransa, Beçika gibi) bu oran %88’in üzerindedir. Türkiye’de ise %83.3’dür.

        Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) Ağustos 2019 yılı verilerine göre ise, Türkiye'de hanelerin %88,3’i evden internete erişim imkânına sahiptir. 16-74 yaş grubundaki bireylerde internet kullanımı %75,3’e ulaşmıştır. Bu oran erkeklerde %81,8 iken kadınlarda %68,9 olmuştur.16-24 yaş aralığında internet kullanım oranı diğer yaş gruplarına göre daha yüksektir. İnternet üzerinden alışveriş yapma oranı %34,1 olmuştur.

        Türkiye İstatistik Kurumu tarafından 6-yaş grubu üzerinde yapmış olduğu kapsamlı araştırmada; bilgisayar, internet ve cep telefonu kullanımı, kullanım sıklığı ve kullanım amaçları yanında medya ile ilişkileri irdelenmiştir (TUİK, 2013). Bu araştırma verilerine göre, bilgisayar kullanımına ortalama başlama yaşı 6, internet kullanımına ortalama başlama yaşı 9 olarak belirlemiştir. Çocukların %24,4’ü kendi kullanımına ait bilgisayara sahip iken, %13,1’i cep telefonuna ve %2,9’u oyun konsoluna sahiptir. Çocukların %60,5’i bilgisayar, %50,8’i internet, %24,3’ü cep telefonu kullanıyor. Çocukların %45,6’sı hemen her gün internet kullanıyor. Çocuklar interneti en çok %84,8 ile ödev veya öğrenme amacıyla kullanırken, bunu %79,5 ile oyun oynama, %56,7 ile bilgi arama, %53,5 ile sosyal medya ağlarına katılma takip etmektedir. Cep telefonu kullanımına ortalama başlama yaşı 10'dur. Her on çocuktan dokuzu hemen her gün TV izliyor. Bu oranların günümüzde çok daha fazla arttığını söylemek mümkündür.

        Davranışsal Bağımlılık

        İnsanlar bağımlılığı düşündüklerinde, genellikle uyuşturucu ya da alkol gibi maddeleri içerdiğini düşünürler. Geniş anlamda, bağımlılık, "ciddi bir duygusal, zihinsel veya fizyolojik reaksiyona neden olan bir dereceye kadar madde, alışkanlık veya uygulama üzerinde zorla kontrol edilemeyen bağımlılık" olarak tanımlanır (Harris, Nagy ve Vardaxis, 2014).

        Bir kimseye veya nesneye maddi ve manevi açıdan düşkün olma durumu olarak görülen bağımlılık kavramı; sigara, alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklara aşırı düşkünlük ile ifade edilmektedir. Birçok kişi tarafından uyuşturucu madde ve alkol kullanımları ile özdeşleştirilen kavram, uyuşturucu maddelerin yanı sıra bağımlılık potansiyeline sahip farklı davranışlarla da ilişkilendirilmektedir (Griffiths, 1995).

        Bağımlılık, ilgili literatürlerde madde bağımlılığı ve davranış (madde-dışı) bağımlılıklar olmak üzere iki ana kategoriye ayrılmıştır. Madde bağımlılığı (alkol, esrar, kokain, tütün vb.) tarihsel olarak daha eskilere dayanırken, davranış bağımlılığı (madde-dışı bağımlılıklar), psikolojik ve psikiyatrik açıdan, nispeten yeni bir araştırma alanıdır.

        Davranışsal bağımlılıklar; fiziksel bir maddeye dayandırılamayan insan-makine etkileşiminin kurulduğu teknolojik bağımlılıkları kapsayan internet, alışveriş, ilişki, yeme, oyun ve kumar gibi bağımlılıklar olarak tanımlanmaktadır. Bağımlı olunan davranışın bırakılamaması ya da kontrol edilememesi, bağımlı durumdan her defasında alınan hazzın yeterli olmaması sebebiyle kullanım miktarının ya da süresinin giderek artırılmasına, kişinin zamanının büyük kısmını bağımlı olunan davranışla geçirmesine yol açmaktadır (Davranışsal Bağımlılıklar İle Mücadele Ulusal Strateji Belgesi ve Eylem Planı, 2019-2023).

        Teknoloji Bağımlılığı ve İnternet Bağımlılığı

        Teknolojinin hızla gelişimi bireylerin hayatında büyük değişime neden olmuştur. Bireylerin hayatındaki bu değişim sağlıktan eğitime, eğlenceden ulaşıma birçok alanda etkili olmuştur. Çağımızda teknoloji araçları geliştikçe insanların teknoloji ile ilişkisinin de sorunlu hâle gelmeye başladığı görülmektedir. Özellikle internetin her türlü teknolojik araçlarda kullanılması her yaş grubundaki insanlarda internet bağımlılığı problemini konuşulur hâle getirmiştir.

        İnternet bağımlılığı genel olarak; internetin aşırı kullanılması, isteğinin önüne geçilememesi, internette geçirilen süreye gittikçe daha fazla ihtiyaç duyulması, internete bağlı olmadan geçirilen zamanın önemini yitirmesi, yoksun kalındığında aşırı sinirlilik, gerginlik, huzursuzluk gibi hâllerin ortaya çıkması ve kişinin iş, sosyal ve ailevi hayatının giderek bozulması olarak tanımlanmaktadır (Şahin ve Korkmaz, 2011).

        İnternet bağımlılığı kavramı, ilk defa 1995 yılında Goldberg tarafından kullanılmaya başlanmış; son yıllarda internet bağımlılığı (Young, 1996) ya da patolojik internet kullanımı (Davis, Flett ve Besser 2002) olarak betimlenmeye çalışılmıştır. İnternet bağımlılığının henüz standart bir tanımı olmamakla birlikte, Young (1996), birey tarafından aşırı internet kullanma isteğine karşı konulamaması, internete bağlı olmadan geçirilen zamanın önemsiz bulunması, bireyin internete bağlı olmadığı zaman içerisinde aşırı gerginlik, saldırganlık göstermesi ve yaşantının iş, sosyal ve aile yönlerinden zarar görmesi şeklinde tanımlamaktadır. Şahin ve Korkmaz (2011) ise, bireyin ölçüsüz biçimde internet kullanması, bundan dolayı bireysel, sosyal ve mesleki alanda çeşitli sorunlar yaşamasını ifade eden bir kavram olarak tanımlamışlardır. Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabının Beşinci Basımı (DSM-5) ana bölümünde internet bağımlılığı ile ilgili bir yer olmasa da ek bölümde gelecekte sınıflandırmaya girmesi planlanan internet oyun bağımlılığı konusu yer almaktadır.

        Teknolojilerin aşırı kullanılmasına bağlı olarak insanlarda gelişen kontrol edilemeyen davranışları betimlemek için teknolojik bağımlılık kavramı da kullanılmaya başlanmıştır. Teknolojik bağımlılık türlerinden olan; ekran bağımlılığı, dizi film bağımlılığı, televizyon bağımlılığı, internet bağımlılığı, oyun bağımlılığı, siberseks bağımlılığı, çevrimiçi bağımlılığı, sosyal ağ bağımlılığı, mobil telefon bağımlılığı, facebook bağımlılığı, twitter bağımlılığı ve sosyal medya bağımlılığı davranışsal bağımlılıklar çerçevesinde araştırılan konular olup gelişen teknoloji ile birlikte önem kazanmaktadır.

Farklı ülkelerde yapılan araştırmalar, internet kullanmaya bağlı bağımlılığının sadece orta yaş üstü insanlarla sınırlı olmayıp; başta üniversite öğrencileri olmak üzere, ortaokul ve lise öğrencilerini kapsadığını ortaya koymuştur (Al-Menayes, 2015). Bu bağlamda haftanın 8,5 ile 21,5 saatini çevrimiçi geçiren bireyler bağımlı olarak değerlendirilmektedir (Yang ve Tung, 2007).

        Teknoloji Bağımlılığının Olumsuz Sonuçları

        Bireylerde, özellikle okul çağındaki çocuk ve gençlerde problemli internet/bilgisayar kullanımı, sosyal ilişkilerin olumsuz yönde etkilenmesine, aile bağlarının zayıflamasına, akademik veya iş başarılarının düşmesine neden olabilmektedir. Teknoloji bağımlılığı aile içinde; aile üyeleri arasında iletişim sorunları ya da kaliteli ilişkinin sağlanamaması, aile üyelerinin birbirlerine yeteri zaman ayıramaması, aile üyelerinin teknoloji kullanımı konusunda olumsuz model olması, sosyo-ekonomik ve kültürel sorunlar, aile içi şiddet, aile içi bağlılık sorunları, günlük hayatın problemleri, stresli yaşam olayları ve olumsuz duygulardan uzaklaşma isteği ile evde teknolojik cihazlarla meşgul olunması, gruba ait olma, sosyalleşme ve rekabet ihtiyacının teknoloji kullanılmasıyla karşılanması, sosyal gelişimdeki yetersizlik, cinsiyet, içe dönüklük, yalnızlık duygusu, sosyal kaygılar, sosyal beceri yetersizlikleri, düşük benlik saygısı, bireysel faktörler, insanların serbest zaman değerlendirme olanaklarının yetersiz olması nedeniyle serbest zamanlarda çeşitli sosyal etkinliklere katılamaması gibi sorunlara neden olabilmektedir.

        Bireysel açıdan teknoloji bağımlılığının; uygunsuz içeriklere ve siber zorbalığa maruz kalma, zararlı alışkanlıklara yönelme, akademik başarıda düşmesi, okul işlevselliğinde ciddi kayıplar yaşama, sosyal alandan uzaklaşma ve sosyalleşememe, aile işlevlerinde bozulma, sorumlulukları erteleme ve ihmal edilme, istismara maruz kalma, siber dolandırıcılığa maruz kalma, suça karışma, dil kullanımında bozulmalar ve argo sözcük kullanımının artması, konuşma ve yazma becerilerinde bozulma, hayatın durağanlığına karşı teknolojilerin daha çekici olmasıyla birlikte bireyin gitgide yalnızlaşması ve iletişim problemleri yaşaması, insanlarla ilişkilerinde bozulma, bazı grup ya da örgütlerin faaliyetlerine maruz kalma, subliminal mesajlara maruz kalma, beslenme alışkanlıklarında bozulma, obezite gibi kronik hastalıkların ortaya çıkması, depresyon, anksiyete bozukluğu gibi psikolojik bozuklukların yaşanması, edineceği değerlere ilişkin kafa karışıklığı yaşama, ego ideallerinin oluşumunda problemlerin ortaya çıkması, kumar alışkanlığı edinme, ailenin ekonomik durumunu zarara uğratma gibi olumsuz sonuçları olabilmektedir.

        Sonuç ve Öneriler

        Teknolojinin hızla gelişimi bireylerin hayatında büyük değişime neden olmuştur. Günümüzde teknolojilerin aşrı kullanım nedenlerinden biri tartışmasız internettir. İnternet; iletişimi, ticareti, sohbeti, reklamı, bilgiyi, bilim ve teknolojiyi, eğitim ve öğretimi kolay, hızlı ve en az maliyetle sanal ortamda sağlarken internetin önemi gün geçtikçe artmaktadır (Çakır, Horzum ve Ayas, 2013). Ancak teknolojinin olumlu kullanılmadığı zaman çeşitli patalojik kullanım veya bağımlılıkla sonuçlanan sonuçları olabilmektedir. Davranışsal bağımlılık olarak kabul edeceğimiz teknolojik bağımlılıklar konusunda toplumda duyarlılıkla oluşmalı ve çeşitli önlemler alınmalıdır.

        Korona virüsü pandemisine bağlı olarak insanların eve kapanmaları, öğrencilerin evlerinde teknoloji/internet üzerinden eğitime devam etmek zorunda kalmaları insan gelişimi açısından çok önemlidir. Ancak teknoloji kullanımın kontrol edilmemesi başta öğrenci grubu olmak üzere tüm bireylerde çeşitli davranışsal sorunlara de neden olabilmektedir. Bu konuda ilgili kurumların acil önlemler almaları toplum ruh sağlığı açısından son derece önemlidir.

        Bu bağlamda, teknolojik bağımlılık konusunda; toplumsal farkındalık oluşturulabilir, geniş çaplı araştırmalar yapılabilir, toplumun tüm kesimlerine teknoloji okuryazarlığı eğitimleri verebilir, aile filtresi kullanılabilir, büyükler çocuklara doğru rol model olabilir, anne-baba ve öğretmenler teknoloji bağımlılığı belirtilerine yönelik farkındalıklarını geliştirebilir, teknoloji bağımlılığı olan çocuklara terapötik destek sağlanabilir, kamu kurumlarında teknoloji bağımlılığı politikaları oluşturulabilir, Türk kültürüne uygun şekilde konuyla ilgili ölçme değerlendirme araçları geliştirilebilir. Ayrıca tüm kurumlar (Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, BTK, TÜİK, YÖK vb.) sorunun çözümünde eşgüdüm sağlanmalıdır, 12 yaş üstü öğretim kademelerinin ders programlarına bilişim teknolojileri kapsamında seçmeli ve zorunlu dersler eklenebilir, kamu kurum ve kuruluşları, teknoloji bağımlılığı konusunda sivil toplum kuruluşları ile iş birliği içinde olmaları sağlanabilir.

        Kaynaklar

        Al-Menayes, J. (2015). Psychometric properties and validation of the arabic social media addiction scale. Journal of Addiction, 2015, 1-6.

        Briggs, A. ve Burke, P. (2004). Medyanın Toplumsal Tarihi: Gutenberg’den İnternet’e, (çev. İ. Şener), İstanbul: İzdüşüm Yay.

        Çakır, Ö., Horzum, M. B. ve Ayas, T. (2013). İnternet bağımlılığının tanımı ve tarihçesi, (1-16). M. Kalkan ve C. Kaygusuz (Ed.). İnternet Bağımlılığı: Sorunlar ve Çözümler. Ankara: Anı Yay.

        Davis, R. A., Flett, G. L. ve Besser, A. (2002). Validation of a new scale for measuring problematic internet use: Implications for pre-employment screening. Cyberpsychology Behavior, 5(4), 331–345.

        Davranışsal Bağımlılıklar İle Mücadele Ulusal Strateji Belgesi ve Eylem Planı, 2019-2023. https://hsgm.saglik.gov.tr/depo/birimler/Ruh_Sagligi_Db/eylem_plani/ Davranissal_Bagimliliklar_Ile_Mucadele_Ulusal_Strateji_Belgesi_ve_Eylem_Plani_2019-2023.pdf  [ET Nisan 2020].

        Goldberg, I. (1995). Internet-addiction-support-group for those with acute or chronic internet addiction disorder. Heidelberg University Erişim adresi: http://web.urz.uniheidel-berg.de/Netzdienste/anleitung/wwwtips/8/addict.html. [ET Mart 2018].

        Griffiths, M. D. (1995). Technological addictions. Clinical Psychology Forum, 76, 14–19

        Harris, P., Nagy, S., & Vardaxis, N. (2014). Mosby's Dictionary of Medicine, Nursing and Health Professions-Australian & New Zealand Edition. Elsevier Health Sciences.

        Internet World Stats (20120). Internet World Stats. Usage and population statistics. Erişim adresi: http://www.internetworldstats.com/stats.htm [ET Nisan 2020].

        Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabının Beşinci Basımı (DSM-5) (2019). Ankara: Nobel Yayınları.

        Şahin, C., Aydın, D. ve Balay, R. (2016). Eğitim fakültesi öğrencilerinin eğitsel İnternet kullanımı ile İnternet bağımlılıklarının incelenmesi. Ahi Evran Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi (KEFAD), 17(1),481-497.

        Şahin, C., Korkmaz, Ö. (2011a). İnternet bağımlılığı ölçeğinin Türkçeye uyarlanması. Selçuk Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Dergisi, 32, 101-115.

        Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) (20120). İnternet kullanım istatistikleri. TUİK.http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=30574 [ET Nisan 2020].

        Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) (2019). İnternet kullanım istatistikleri. http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=15866 [ET Nisan 2020].

        Valck, K. D. (2005). Virtual Communities of Consumption: Networks of Consumer Knowledge and Companianship, ERIM Ph.D. Series Research in Management, RSM Erasmus University Rotterdam, 1-319

        Yang, S., and Tung, C. (2007). Comparison of Internet addicts and non-addicts in Taiwanese high schools, Computers in Human Behavior, 23, 79-96.

        Young, K.S. (1996). Internet addiction: The emergence of a new clinical disorder. Cyberpsychol Behav, 3, 237-244.

         

        * Prof. Dr., Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Edebiyat Fak., Psikoloji Böl.