Korona Virüsü Psikolojisi

Mayıs 2020 - Yıl 109 - Sayı 393



        Dostlar, kıymetli kardeşlerim, değerli gençler, güzel çocuklar!

        Hepimiz,  bütün dünya ile birlikte zor zamanlardan geçiyoruz. Sakın ola ki “Bana bir şey olmaz.”, “Ben zaten korunuyorum.”, “Alt tarafı gözle görünmeyen bir virüs değil mi?” “Dışarıda zaten yaşayamıyormuş.”, “Yaşlıları tutuyormuş”, “Biz sağlamız, sağlıklıyız, bize bir şey olmaz.”, “Benim bağışıklık sistemim sağlamdır.” gibi geçek dışı düşüncelere kapılıp bu tür cümleler kurmayın. Bu gibi düşünceler, cümleler COVİD-19 virüsünün varlığını kabul etmemektir. Biz kabul edelim, etmeyelim böyle bir virüs var. Bütün dünyayı; gelişmiş, gelişmemiş, gelişmekte olan demeden, sınırlar tanımadan ırk, milliyet, kültür, din farkı gözetmeden, yaş (doğmamış bebek-110 yaş arası), makam, unvan, zenginlik, fakirlik, kırda, kentte, apartmanda, gecekonduda yaşamaya bakmadan hemen herkese bulaşıyor. Hasta ediyor. Virüs bulaşmada eşit davranıyor. Ayrım yapmıyor.

        Çok şükür ki bütün bunlara rağmen herkes aynı şekilde hastalanmıyor. İnsanların yüzde altmış, yetmişi hastalığı hafif atlatıyor. Herkes hafif atlatsa, ölen olmasa bu kadar yasaklayıcı önlemlere gerek kalmaz. Hepimizin bildiği gibi, her gün bilim insanlarının söylediği gibi yaşlı, birden fazla hastalığı olanlarda, organ nakli olanlarda daha ağır seyrediyor.

        Bütün dünyayı kaplayan bu durumu kimileri imtihan, kimileri ceza, kimileri dünya ekonomisini yahut da bazı ülkelerin birbirlerini batırması, kimileri komplo, kimileri derin kuruluşların oyunu, kimileri laboratuvarda üretilmiş ürün veya laboratuvar kaçağı gibi gerçekçi ve bilimsel olmayan açıklamalarda bulunmaktadırlar. Çoğu konunun uzmanı bilim insanları altmış yıldan beri korona virüsünün bilindiğini, bu tür virüslerin değişim gösterdiğini ve COVİD-19’un insandan insana bulaşan bir tür olduğunu bildirmektedir. Gerçek, gerçekçi ve bilimsel olan da budur. Komplocu yaklaşım insanı hemen her zaman kuşkuya, endişeye, kaygıya ve korkuya yönlendirir. Bu konularda kaygı duymamak, kuşku ve korkuya kapılmamak için bilimsel gerçeklere inanmak en doğrusudur.

        Bilindiği gibi COVİD-19 ilk defa Çin’ in Wuhan bölgesinde ortaya çıktı. Türkiye’de ilk vaka 11 Mart’ta, ilk ölüm ise 18 Mart’ta gerçekleşti. Türkiye’de ilk vakanın görüldüğü 11 Mart’tan itibaren de Dünya Sağlık Teşkilatı bütün dünyada virüsün yayıldığını yani pandemiyi ilan etti. 16 Mart 2020’de ilkokuldan üniversiteye kadar bütün okullar tatil edildi. Arkasından önce 65 yaş üstüne, sonra yirmi yaş altına sokağa çıkması yasağı kondu. Yine bu arada sokakta bulunanlara maske takma zorunluluğu getirildi. Bütün bunlar virüsün bulaşmasını önlemek için yapıldı. Temel gerekçe halkın sağlığını korumaktı.

        Türkiye’de sağlık hizmeti verenlerin toplam sayısı bir milyonun üzerindedir. Hastane, hasta yatağı, yoğun bakım ve solunum cihazı bakımından yeterli ve şanslıydık. Sağlık çalışanlarımız, Sağlık Bakanımız, Salgın Bilim Kurulu Üyeleri büyük bir özveriyle çalışarak salgını kontrol altında tutmayı, hastaları tedaviyi sağlamaktadırlar. Bu konularda da Sağlık Bakanı ve Bilim Kurulu Üyelerinin söylediklerinin dışında söylentilere inanmak, kaygı, kuşku ve korkuyu artırmaktan başka hiç bir işe yaramaz. Bu nedenle söylenenlerin gerçek olduğunu kabul etmek insana huzur verir.

        Gerek dünyanın bütün ülkelerinde gerekse Türkiye’de; “Evde kal!” deyişi benimsendi. Bu geçerli ve gerçekçi bir anlayıştır. Hemen hemen dünyada, neredeyse bütün insanlar endişe, kaygı ve korku duymaktadır. Böyle durumlarda endişe ve kaygı duymak doğaldır. Kendisinin, yakınlarından birinin hastalanıp, hastalanmayacağını, kaybolmayacağını bilememek doğal bir endişe ve kaygıyı ister istemez kendiliğinden doğurur. Bu kaygı ve endişe zaman geçtikçe, kayıplar arttıkça elbette korkuya dönüşebilir. Bu korku vakaların artacağı tarzındaysa gerisin geriye endişe ve kaygıya dönme şansı vardır. Aksi takdirde korku kişinin kendisine yönelirse, başka bir deyişle bireyselleşirse işte o zaman koronafobiye yani korona hastası olacağım korkusuna dönüşür. İşte o zaman korona hastalığının yalancı belirtileri görülmeğe başlar. Hatta bunların içerisinde ateş bile zaman zaman kendisini gösteriyor olabilir. Bu durum teşhiste hekimleri yanıltır. Çok sayıda sağlık çalışanı ve sağlık kurumu boş yere meşgul edilmiş olur. Bu yüzden lütfen endişe duyunuz, kaygı da duyunuz ama kesinlikle korkmayınız. Bu koca dünyadan neler geldi neler geçti. Elbette bu da geçecek yeter ki biz yapmamız gerekenleri yapalım, inançlarınıza sahip çıkalım. Biz koronadan korkunca korona ortadan yok olmuyor, sadece biz korkuyor ve üzülüyoruz. Şu an; “Ben ve herhangi bir tanıdığım korona hastası değil.”. Diğerlerine de Devlet, sağlık sistemimiz ve sağlık çalışanlarımız ve bütün halkımız sahip çıkıyor. Bundan daha güzel ne olabilir? Korkuya yer yok. Her birimiz özgün ve özel, ayrı bireyler olsak da duygularımız, düşüncelerimiz hatta tepkilerimiz, davranışlarımız neredeyse bütün dünyada aynı olacak kadar birbirimize yakın görünmektedir. Hepimiz “insanız.”.

        Bu endişe ve kaygı, hüzün ve üzüntüyü davet eder. Bu hüzün ve üzüntü de doğaldır. Sadece bir yakınımızın kaybında değil, çok uzak birilerinin kaybında bile üzüntü duyarız. Bir küçük eşyamızın kaybında dahi hüzün duymamız doğaldır. Bu hüzün ve üzüntü bizi; “Dünyanın sonu geldi.”, “Hepimiz mahvolacağız.”, “İnsanlığın sonu mu geldi ne?” gibi olumsuz duygu ve düşüncelere götürürse ve üzüntümüz artarsa o zaman çökkün hâle geliriz, yani depresyona gireriz. Bu nedenledir ki olumsuz düşüncelerden uzak durmakta yarar vardır. Dünyanın sonu değildir. Bütün dünyada en yüksek ölüm oranı, vakalara oranladığımızda %7.5, nüfusa oranladığımızda %01-2 civarındadır. COVİD-19’da en büyük tehlike bulaşıdır.

        Endişe ve kaygılarımızdan bir diğeri de temizliktir. Anlamını çok iyi bilmediğimiz hijyen meselesine değinmek istiyorum. Aslında hijyen temizlik ve güzellik demektir. Tıpta çok değişik yerlerde kullanılmaktadır. Vücut hijyeni, yer, mekân hijyeni, yoğun bakım, ameliyathane vs. çok alanda hijyen kelimesi kullanılmaktadır. COVİD-19 salgınından sonra en çok kullanılan iki kelimeden biri hijyen diğeri immunite (bağışıklık) oldu. Hijyen derken bizden en çok istenen el temizliğidir. El temizliği için herhangi, sıradan bir sabun, temiz akan musluk suyu ve yirmi saniye yıkamak yeterli olacaktır. Bu dönemde temiz ve titiz olduğu bilinen kişilerin, temizlik takıntılarına ve kuşkularına düştüklerini gözlemleyebiliriz. Burada asıl önemli olan dışarıyla teması olan kişilerin konuyu ve durumu önemsemesidir. Eve geldiklerinde el temizliklerini titizlikle yaptıklarında ve üst kıyafetlerini dışarıda havalandırdıklarında bulaşıdan korunma yeterli olacaktır. Dışarıda olanların, dışarıya çıkanların dikkat etmeleri gereken en önemli durum kurallarına göre kullanılan maskedir. “İmmunite”ye gelince; organ nakli olanlar ve bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullananlar daha da dikkatli olmak durumundadırlar. Bunların dışındaki insanların günlük hayatında sağlıklı ve dengeli beslenmeleri bağışıklık sistemlerini yeterince destekleyecektir. Çok fazla endişeye gerek yoktur.

        “Evde kal!”; iyi ki bir evimiz var. Kalabilecek yerimiz var. Evim evim, güzel evim; tanımadığım, birçok yerini bilmediğim evim! Ne çok yerin varmış senin. Odaların ne kadar büyükmüş meğer. Mutfağına bayıldım. Dolu dolu bir yermişsin. Ailem güzel ailem, canım ailem meğer ben seni ne çok seviyormuşum, çok iyi de bilmiyormuşum. Bir ay içinde hem senin için doldu hem benim için doldu. Değerine değer kattım, değerime değer kattın. Bizim kültürümüzde; “Ev ve aile kutsaldır.” denmesi boşuna değilmiş. Bu süreç içerisinde anlaşılıyor ki ne çok şeyi atlamışız, görmemişiz, telaşla günleri tüketmişiz. Büyüklerimiz ne kadar değerliymiş. Sadece bayramlarda elini öptüklerimizi hangi endişelerle daha sık arar olduk. Ya çocuklarımız? Ne kadar çok özellikleri varmış, evi ne kadar iyi tanıyorlarmış, meğer evi ne kadar da çok özlemişler. Ders dışında ne çok etkinliğe katılıyorlarmış. Yazık ki bizden çok daha fazla gelecek endişesi taşıyorlar. Haksız da değiller. Onlara nasıl bir dünya bırakacağımızı biz de bilmiyoruz. 

        Birçoğumuzun eleştirdiği, beğenmediği Devletimiz! İyi ki varmış. İyi ki bizimmiş, iyi ki biz onunmuşuz. Hâlâ eleştirmeye devam ediyoruz. Onu geç yaptı, bunu erken yaptı, niye yapmadı, bunu niye yaptı, her şeyi eksik yapıyor vs. eleştirinin sonu yok. Olmasaydı ne olurdu diye düşünen kalmadı. Binlerce yıllık sağlık birikimimiz şifahanelerden günümüz tıp fakültelerine uzanmaktadır. Yapılan sağlık yatırımları ileri! Avrupa’nın, Amerika’nın ve dahi birçok devletin ötesinde hizmet verdiğini görmekteyiz. Bu da bizim hem kendimize hem devletimize hem sağlık çalışanlarına hem de sağlık sistemine olan güvenimizi artırmakta ve pekiştirmektedir.

        Dünyadaki bütün dinî toplantı ve ibadetler yapılamamaktadır. Hristiyanlar kiliselerde ayin, vaftiz, düğün ve cenaze işlemlerini yapamamaktadır. Budistler, Hinduistler, şintoistler, taoistler, tapınaklarda yapılan hiçbir dinî törenlerini yerine getirememektedir. Müslümanlar ise cuma ve cenaze namazlarını kılamamakta (yakınları hariç), umreye de gidememektedir. Hacca gidip gidemeyecekleri henüz belli değildir. En önemli ibadetleri olan vakit namazlarını kılıp oruçlarını rahatlıkla tutabilmektedirler. COVİD-19’dan sonra safları sıkılaştıramadık ama inançlarımızı sıklaştırdığımız düşüncesindeyim. İnançlarımızı gözden geçiriyoruz herhâlde.

        Acaba kaybettiklerimizi zannettiklerimizden daha fazla mı kazandı dünya. Milyonlarca lokanta harıl harıl çalışmıyor, oteller kapalı, uçuşlar yapılmıyor, araçlar yollarda değil, teknelerin çoğu limanlarda. Yani ısı üretmiyorlar, havayı kirletmiyorlar. Dünyamız acaba bir kaç derece soğudu mu ne! Kaldırımlarda papatyalar, gelincikler açmış, çimenler yeşermiş. Harika… Alışveriş, lüks, dışarıda yeme hastalıkları, şehirlerin yaşamını zorlaştıran kalabalıklar yok artık. İnsanlar; isteklerini değil ama bütün ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. İnsanlara bulaşan COVİD-19 dünyaya bulaşmıyor. Dünyadaki bu hâl mi normal, yoksa COVİD-19 öncesinin dünyası mı?

        Her zaman olduğu gibi böyle kriz durumlarında devletimiz ve milletimiz soruna çözüm bulmada, birlikte hareket etmektedir. Bu kısa zaman içerisinde ihtiyaç duyulan, maskeden siperliğe, solunum cihazlarından kıyafetlere kadar ihtiyaç duyulan her şeyi imal eder hatta bu konularda yeni cihazlar, yeni buluşlar ortaya konmuştur. Bir firma “Detox Elma”yı piyasaya sürdü, üniversitemiz tanı kitini yakın zamanda seri üretime geçirecek, ayrıca bir pastil de üretim aşamasındadır. Sadece COVİD-19’la mücadeleye değil bundan sonra da olması muhtemel pandemilerle mücadeleye bile hazırız.  COVİD-19 sebebiyle ihtiyaç duyulan sağlık gereç ve malzemelerinin ihtiyacımızdan fazlasını üretebildik aynı zamanda yurtdışına da yardım olarak birçok ülkeye gönderebildik.

        Sevgili dostlar korona virüsü var ve gerçek. Bütün dünyayı da kuşatmış durumda. Biz birey ve toplum olarak gerekli önlemleri aldığımız da bulaşıdan kurtulma şansımız var. Paniğe gerek yok.

        Evde kalan dostlar birbirlerini aranmayı beklemeden arasınlar. Aramak, aranmak kadar insanı rahatlatır. Uzun zamandır görüşmedikleri kişileri, dost ve akrabaları da arasınlar. Şimdiki telefon ve bilgisayarlar yüz yüze görüşme şansını da bize veriyor.

        Evde kalan gençler sizleri tebrik ediyorum. Sizler teknolojinin sunduğu imkânları en iyi şekilde kullanıyor, hatta bizlere de yardımcı oluyorsunuz. Öyle sanıyorum ki bu “Evde kal!” süreci asıl sizi geliştirdi. Kendinize olan güveni sevgiyi saygıyı artırdı. Birbirinizle olan iletişimin hem niteliğini hem niceliğini artırdı. Toplumla olan bağlarınız daha da güçlendi diye düşünüyorum.

        Güzel çocuklar, sizler ne kadar güzelmişsiniz, ne çok yetenekleriniz varmış, bizim de size ne çok ihtiyacımız varmış. Sizi oyunlarınızla baş başa bırakıyorum.