Zafer Karatay, Kırımoğlu Bir Halkın Mücadelesi, İstanbul, 2019

Nisan 2020 - Yıl 109 - Sayı 392



        Kırım, Karadeniz’in kuzey kıyısında Türkiye’ye bakan kadim bir Türk yurdu… Kırım’ın hikâyesi onun kahraman evlatlarının tarih boyunca süren mücadelesinin içine sinmiş soylu bir destan... Yüzyıllar boyu bu destanı yazan mütevazı Kırımlılar sömürüye, haksızlığa, hukuksuzluğa kahramanca göğüs germişlerdir. Öyle ki bir milleti millet yapan unsurlardan olan vatan ve halk, etle tırnak misali 18 Mayıs 1944 sürgünüyle birbirinden ayrıldıktan sonra da bu mücadele sürmüştür. Bu soylu halk mücadelesi bir kişinin şahsında cisimleşmiştir: Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu… Bu yazımızda Kırımoğlu’nun destansı hayat hikâyesi üzerinden Kırım’ı anlatan bir kitabı anlatmaya gayret edeceğiz.

        Eserin yazarı Zafer Karatay, Kırım Türkleri tarafından Ankara’da kurulan Günalan köyünde, 1958 yılında dünyaya gelmiştir. 1985 yılında TRT’nin açmış olduğu yapımcılık sınavını kazandıktan sonra,  uzun yıllar TRT’de görev yapmış; ses getiren birçok programa imza atmıştır. Ele aldığımız eser de yazarın TRT’deki görevine binaen yapımcısı ve metin yazarı olduğu bir belgeselin yazıya dökülmesiyle tecessüm etmiştir. 2012 yılında çekilen Kırımoğlu Bir Halkın Mücadelesi isimli belgesel, 9 bölüm hâlinde yayımlanmış; Kasım 2019’da aynı isimle ele alınan kitap raflarındaki yerini almıştır.

        Zafer Karatay, destanlaşmış Mustafa A. Kırımoğlu’nun sıra dışı hikâyesini televizyon ekranlarına taşıyarak Kırım’ın haklı mücadelesini daha bilinir kılmıştır. Her belgesel, şayet güzel hazırlanmış ise bir kitabı andırır. Fakat izlemekten ziyade okumayı tercih edenler için kitabın ayrı bir albenisi vardır. Karatay da bu belgeseli, “Keşke bir kitabı olsaydı da okusaydık.” diyenlerin haklı serzenişlerine binaen hazırlamış olmalıdır. Çünkü tarihe görsel bir not düşmek kadar, edebî bir iz bırakmak da önemlidir.

        Her eserin ön plana çıkan bir özelliği olduğu gerçeğine ilişkin, Karatay’ın eserinin en belirgin yönü, doğal olarak belgesel yapısıdır. Kısa tanıtım ve bilgilendirmelerle sık sık söz verilen görgü tanıklarının dönemi anlatan ifadeleri ile Kırım’ın ve Abdülcemil Kırımoğlu’nun tarihi aşikâr kılınmıştır. İlk bakışta Kırımoğlu’nun çileli yaşamıyla halkının ve vatanın hikâyesi arasındaki paralellikler dikkat çekicidir. Zira hayata gözünü 1944 Sürgünü esnasında açan Kırımoğlu, bir mücadelenin içinde doğmuş ve yaşamıştır. Artık belirli bir dönemden sonra ismi Kırım’la o kadar bütünleşmiştir ki şahsiyeti sembol hâlini almış, Kırım denince akla Mustafa Cemiloğlu gelmiştir. Zaten Kırımoğlu’nun hayatının dönüm noktaları, vatanın dönüm noktalarıdır. Bu nedenle ismi vatanı; vatanı ismine dönüşmüş; Cemiloğlu Kırım’ın oğlu olmuştur.

        Biyografik temelinin çok belirgin olmasına rağmen eserin, önemli bir tarihî malumatı da gün yüzüne çıkardığını belirtmek lazımdır. Çünkü Kırım’ın tarihi, ilk devirlerinden günümüze gelinceye değin çok iyi yazıya dökülmüştür. Özellikle Kırım’ın 2014 yılında Rusya tarafından işgalinden sonraki süreç çok iyi işlenmiştir. Belgeselin yayım tarihinden sonraki dönemin bu kadar iyi anlatılması eserin, belgesele bağımlı yönünden ayrı bir ileri görüşlülük kazanmasını da sağlamıştır. Yazarın Kırım’ı merkeze alan Emel Vakfının yönetiminde bulunması, Kırım Tatar Millî Meclisinin Türkiye temsilcisi olması, süreli olarak sık sık Kırım’la ilgili yazılar kaleme alması, onun 2014 sonrasındaki süreci iyi çözümleyip nitelikli bir terkiple ortaya koymasını sağlamıştır.

        Yazarın konuya hâkimiyetine ek olarak yüksek bir yorum gücü olduğu dikkatten kaçmaz. Özellikle Kırım sorununun değişik zeminlerdeki iz düşümü nitelikli eleştiriler ve sağlam dayanaklarla ortaya konur. Konu hakkında yetersiz bilgiye sahip herhangi birinin dahi eseri okuduktan sonra doygun bir yorum gücüne sahip olacağını tahmin etmek güç değildir. Üstelik yazarın mantıklı ve tutarlı yorumları, olaylara TV programları çerçevesinde hâkim olan sıradan izleyicilerin üstünkörü bakış açısını temelden değiştirir. Zira öne sürülen kanıtlı ve belgeli ifadeler o kadar kesindir ki karşıt yönde alternatif dahi sunulamaz. Zaten yazarın haklı davasının ne kadar iyi bir müdafisi olduğu da burada ortaya çıkar.

        Eserin bir belgeselden teşekkül etmesinin en önemli göstergelerinden birisi de bolca fotoğrafın sayfalar arasında göze çarpmasıdır. Tabii bir okur olarak akıldan ilk geçen, daha nitelikli bir baskıyla fotoğraflardaki ayrıntılara hâkim olma isteğidir. Çünkü bazı fotoğrafların kâğıt kalitesiyle orantılı bozuk görüntüsü, belgeseli tercih olasılığını arttırır. Her şeye rağmen görsel bir materyalin sunumu, konunun daha iyi anlaşılmasına destek sağlar. Misal 7 ve 8. bölüm başlarındaki resimler çok şey anlatır.

        Kitabın ilgiyi Kırım’a ve Cemiloğlu’na yönlendirdiğine şüphe yoktur. Eserin okunmasını izleyen süreçte Kırım’ın edebiyatı, tarihi, kültürü ve sanatının ilgi odağına oturduğu araştırmaların okur tarafından yapılması olasıdır. Buna ek olarak eserin etnik duyarlılığa dokunduğu söylenebilir. Karadeniz’in karşı kıyısında özü sözü Türk olan bir coğrafyanın layıkla bilinmesi, belki bir nebze de olsa Kırım’ın çektiği acı ve çilelere derman olabilir. Kitapta sık sık Türkiye’nin devlet olarak gösterdiği hassasiyetin bile soydaşlarımızın üzerindeki müspet etkileri, Kırım’ın Türkiye’ye çok da uzak olmadığı gerçeğinin dışavurumu gibidir.

        Eserin akıcı bir Türkçeyle kaleme alınmıştır. Sözü doğrudan Kırımoğlu’nun ve söyleşi yapılan diğer şahısların aldığı kısımlar ise yaşanılanların gerçekliğini çok iyi bir şekilde aksettirmiştir. Kısacası bir belgesel için fazlasıyla etkileyici olan canlı anlatımlar, bir kitap için de yeterince ilgi çekici olmuştur. Ayrıca eserin Kırım’la ilgili kaynaklara önemli bir katkı yaptığına şüphe yoktur. Sonuçta ilgili kaynakların çok zengin olduğu söylenemez. Kırım’ın son dönemleriyle ilgili makaleler olmasına karşın konunun bir kitap başlığı altında değerlendirilmesi, bütünün daha iyi görünmesini sağlamıştır.

        Sonuçta, yazarın eserinde dediği gibi “Tarih kahramanları; vatanına, milletine, dinine sadakatle hizmet edenleri yazar.” (s. 253). Kırımoğlu’nun mücadelesi birçok açıdan ders niteliğindedir. Tarih, Kırımoğlu’nun şahsında sadece bir hayat hikâyesi yazmamış; bir destan yazmıştır. Destanlar, hiç de yabana atılamayacak kadar öğreticidir. Ders almasını bilen her akıl, geleceği daha iyi tesis eder. Mücadele, insana kimlik kazandırdığı gibi mücadeleyi okuyarak kanıksayana da değer katar. Kırımoğlu, sadece bir acı çeken, ezilen, zamanla yıpranan bir bedenden ibaret değildir. Kırımoğlu, çelikleşmiş bir ruh, yılmaz bir fikirdir ve fikir ölümsüzdür. Eserler sayesinde ölümsüzlüğün bedenlerimize aşılanması mümkündür. Çünkü insan inandığı değer için ölümsüz olmalı, ölümsüz kalmalıdır. Tıpkı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu gibi.

         


        * Tarihçi, yazar. zafersarac@hotmail.com