Yeni Tür Korona Virüsü Salgınının Sosyolojik Etkileri

Nisan 2020 - Yıl 109 - Sayı 392



        Küresel tehdit hâline gelen korona virüsü salgınının üretimden tüketime, uluslararası ilişkilerden eğitime, ulaşımdan eğlenceye, ibadetlerden spor etkinliklerine kadar akla gelebilecek her alanda toplumsal yaşamı etkilediği açıktır. Bu açıdan korona virüsü salgınının mevcut  bireysel ve toplumsal alışkanlıkları da değiştireceği söylenebilir. Dünyanın her yerinde uluslararası zirveler, kongreler, eğitim ve öğretim faaliyetleri, büyük spor müsabakaları, kültür ve turizm ziyaretleri, festivaller ve fuarlar ardı ardına iptal ediliyor veya sanal ortama aktarılıyor. Bu salgın, insanlığı hiç alışık olmadığı bir tür zorunlu sosyal izalasyon sürecine sokmuş bulunuyor. Dünyamız âdeta bilgisayar korsanlarının eline geçmiş durumda.

        Bu durumun geçici olması hâlinde bile bireysel ve toplumsal risk olgusunun yeryüzünde daha fazla etkinliğini hissettireceği öngörülebilir. Çünkü bireyler artık doğrudan hasta olmasa dahi sürekli olarak kendilerini daha fazla risk altında hissedeceklerdir. Hatta bu hissin yönlendirmesi altında bireyler, yakın çevresindeki insanların hastalık riski taşıdığı endişesi nedeniyle toplumsal güvensizlik durumunu ivmelendirecektir. Dolayısıyla ruhsal gerilim ve ürkü ortamı nedeniyle toplumsal birlik ve dirliğin tehlikeye girmesi ihtimal dâhilinde ve toplumsal güvensizliğin artma ihtimali çok yüksek. Öte yandan, yaygın anlamda alışılagelmiş toplumsallık biçimlerinden farklılaşan yeni bir toplumsal deneyimin gelişme ihtimalinden de bahsedebiliriz. Bireylerin kendini içinde bulduğu zorunlu toplumsal yalıtım, bilinç ve niyet durumlarını değiştiriyor. Ama bu durum, zaman içerisinde yerini tercih edilen yalıtım ve/veya dayanışma biçimlerine de bırakabilir. Bu sürecin ortaya çıkarmış olduğu yeni gelişmeleri tanımlamak için ilerleyen dönemde “korona virüsünden önce” ve “korona virüsünden sonra” gibi yeni tanımlamaların kullanılmasına da tanık olabiliriz.

        Böylesi gizil değişimlere paralel olarak bu sürecin ortaya çıkarmış olduğu durum, yaşamın her alanında sosyal ilişkilerin yeniden düzenlenmesini de beraberinde getirecektir. Özellikle çok sayıda işletmenin WEB konferansı, anında ileti gönderme veya e-posta gibi örgütsel çalışma teknolojilerini kullanmasıyla birlikte toplumsal anlamda sanal çalışma biçiminin benimsemesi ihtimalini arttırabilir. Bu bağlamda, gittikçe artan sayıda işveren ve işgören, uzaktan çalışma seçeneğini bir çalışma biçimi olarak tercih edecektir. Aslında “evden çalışma” gibi mekân açısından esnek çalışma düzenleri, mevcut bunalımla beraber pek çok çalışma alanında zorunlu olarak deneyimlenmektedir. Kimileri için yeni kimileri içinse yoğunluğu artan bu gibi deneyimler, zaman içinde yaygınlaşarak ve benimsenerek yeni bir çalışma hayatını beraberinde getirebilir.

        Sanal işyeri, toplumsal yalıtım hissinin  güçlenmesi ve dolayısıyla dünya genelinde “yalnızlık” duygusunun daha da artması ihtimalini güçlendirmektedir. Nitekim yapılan araştırmalarda sanal işgörenler; yalnızlık, yalıtım ve “aynı dört duvar arası”na geri dönme isteğinin arttığı görülmüştür. Fakat zorunlu yalıtım, tercih edilen veya bilinçli/niyetli bir şekilde seçilen yalıtım ve dayanışma biçimlerine de dönüşebilir. Aynı zamanda yalnızlık duygusunun kendi içindeki bir cinsi olan seçilmiş yalnızlık veya olumlu geri çekilmeler de gün geçtikçe daha büyük ölçekte yaşanmaya başlayabilir. Daha önemlisi, zorunlu yalıtım hâlinde ortaya çıkan birbirinden ve dünyadan haberli olma hissi, küçük gruplar ve yerellik bağlamında öngörebileceğimiz, bireysellikle ortaklaşmanın iç içe geçtiği toplumsal biçimlerin de gelişmesine neden olabilir.

        Ayrıca bu tür biyo-toplumsal bunalımların değerlendirilmesi sırasında dikkat etmemiz gereken bir başka husus da değinilen bu bunalımların merkezindeki virüsün bağımsız bir hareket öznesi olarak incelenmesi gerektiğidir. Asıl mesele, virüsün tıbbi açıdan ne kadar tehlikeli olduğunun değerlendirilmesi ve belirtilen bu değerlendirmeden sonra bunalımın nesnel veya öznel bileşenlerin hangisinin daha baskın olduğunun kavranmasıdır. Öyle ki, virüsün "davranış"ını incelemeden ve yeni verili yapısal ortama odaklanmadan salt toplumsal aktörlerin davranışlarının incelenmesi, kuramsal ve uygulamalı olarak açık bir ikileme de yol açabilir. Zira aynı sosyal eylem, niyetine bakılmaksızın, krizin üstesinden gelme veya krizi kışkırtma olarak özetlenebilecek farklı sosyal sonuçlar doğurabilir. Buna bağlı olarak bu sonuçların her biri farklı şekilde değerlendirilmeye de tabi tutulabilir.

        Karmaşık bir ilişki örgüsüne sahip modern toplumlarda çevresel krizler, dinamik bir biçimde gelişen “düzenlerarası geçen” (trans-sistemik) ve ulusötesi bir nitelik arzediyor. Ekonomik, politik, sosyokültürel ve çevresel düzenler üzerinde önemli etkileri bulunan bu mevcut durum, geri dönüşü olmayan geniş çaplı bir toplumsal değişmeye de zemin hazırlıyor. Bir devletin veya bir uzmanın çabaları, bu krizin ortaya çıkarmış olduğu olumsuz sonuçları gidermeye yetmiyor. Bunun için her türlü sınır ve engeli aşan kapsamlı bir etkileşim ağı gerekiyor.

        Bu bağlamda virus tehditi, dünya genelinde birçok  küresel sorunun çözülmesi için önemli bir fısat oluşturmaktadır. Bu süreç, dünyada mevcut savaş ve çatışmaların durdurulması, uluslararası anlaşmazlıkları çözebilen etkin bir uluslararası faaliyet düzeneğinin kurulması ve küresel düzeyde risk oluşturan çevre kirliliği gibi birçok olumsuz durumun engellenmesi hedeflerini güçlü bir şekilde gündeme getirebilir. Yine bu süreç, gelişmiş ülkelerin eğitim, sağlık, altyapı ve sosyo-ekonomik proje destekleriyle azgelişmiş ülkelerde sürdürülebilir; kalkınma çizgisinin yakalanması açısından bir fırsat olarak değerlendirebilir. Bu saikle bu çöküntünün dünya sorunlarının yeniden sorgulanması ve bu sorunlara karşı daha bilinçli bir şekilde yaklaşılması teamülünü geliştireceği düşünülebilir. Unutmayalım ki yeryüzü, insanların ortak evi! Ortak evimizi hem kendimiz hem de bizden sonraki kuşaklar için yaşanabilir kılmak, beliren bu sorunlara karşı ortak çözümler üretmekten geçiyor.

         

        Prof. Dr., Üsküdar  Üniversitesi,  Sosyoloji Bölümü.