Açılmayan Mektup

Şubat 2015 - Yıl 104 - Sayı 330



Muharrem Ergin Anısına 

 

Başka coğrafi mekânların ilkbaharını andıran güneşli bir ocak pazarı...

 

1995 yılının ilk haftasının son pazarı… Bir akşamüstü Antalya… Külrengi bulutlar arasında küllenen Beydağlarının arkasına gün inmekte... Yüceliğini kaybettirmeyen başı dumanlı ve karlı Beydağlarının ufuklarında renk cümbüşü şafak sökmekte… Kızıl havaların “renginden belli ki akşam olmakta”… Her doğan güneşle tabiat sabahı, öğleyi, akşamı zaman olarak yaşayarak insan olarak da çocukluğu, gençliği, yaşlılığı yaşayıp, güneş gibi dağlar arkasında kayıp olacağımızı düşünürken, bir telefon… Telefona kızım bakıyor. Lise beşinci dönem öğrencilerinden Seçil Şen’den; “Öğretmenimin başı sağ olsun.” altı haberlerinde televizyonda izledim “Prof. Dr. Muharrem Ergin ölmüş!

 

Kızım acı haberi bana iletiyor. İrkiliyor, ürperiyor sonsuzluğa yollanan hocama Tanrı’dan rahmetler diliyorum. Odama çekilip fotoğraf albümüne bakıyorum. Türkoloji öğrencileriyle Göksu ‘da 1970 yılında yapılan bir gezide, hocamla çektirdiğim resme bakıp, maziye dalıyorum. 1990 yılında Antalya Aydınlar Ocağı’nda verdiği konferansa hasta hâliyle katıldığı zaman kendisini havaalanından alıp misafir etmiştik. O zaman çekilen resimlere bakıp, hocamla anılarımı tazeliyorum… Hüzün içerisinde çekmeceleri karıştırırken 1969’da ona yazılan, fakat kendisine veremediğim bir mektup elime geçiyor. Yazan ve yazılanın rahmetle kavuştuğu bir ortamda, hiçliğimi hissediyorum.  Koca Yunus’un;

“Mal sahibi mülk sahibi

Hani bunun ilk sahibi

Mal da yalan mülk de yalan

Hadi var da biraz sen de oyalan”

deyişinin manası beynime çivileniyor.