Evrim Teorisi ve Etik/Ahlâk

Eylül 2019 - Yıl 108 - Sayı 385



        Ben Toprağın Sinesinde İnsan Denilen Bir Canım,

        Hem Düşünür Hem Severim Budur Taştan Farklı Yanım.

        Her Maddenin Zerresini Bedenimde Taşıyorsam,

        Ben Ne Bir Taş Ne Bir Ağaç, İnsanlığımla İnsanım.

        Orhan Gencebay

         

         

        Evrim Teorisine göre hayatta kalma ve neslini/türünü sürdürme güdüsü bakımından insanla hayvan aynı kategori ve seviyede bulunur. Aralarında hiçbir fark yoktur. Bir hayvan hangi beyinsel/nöronal, biyokimyasal mekanizmalara ve girdilere ihtiyaç duyuyorsa, bir insan da ancak bu kadarına ihtiyaç duyar. Çünkü hayatta kalmak ve türünün devamlılığını sağlamak bakımından hayvan da insan da Evrim Teorisine göre aynı mekanizmaya ve nöronal tepkilere sahip olmak zorundadır. 

        Ancak insan, duygulanan, sevinen, hüzünlenen, şarkı söyleyen, beste yapan, şiir yazan, resim çizen, konuşan, alet yapan ve doğayı keşfederek değiştiren, uygarlık yaratan bir varlık olarak gerçekten sadece bunlardan mı ibarettir? 

        Evrim Teorisi tamamen ve salt tesadüfî/rastlantısal bir süreç sonucu yine rastlantısal bir şekilde canlılığın başladığını iddia eder. Mevcut haliyle bu teori, kökeni/temeli tamamen madde olan, sürecin bir aşamasında tesadüfen var olan canlı bir organizmanın evrimleşerek nihayetinde insan denilen varlığa ulaştığını iddia eder. Ancak nasıl olup da düşünen, akleden, alet yapan, uygarlık yaratan, akıl, bilinç, irade sahibi olan ve tüm bu yetilerine olanı/Tanrı’yı aramaktan vazgeçmeyen bir varlık olan insanı açıklayamaz ve açıklayamamaktadır. Çünkü şu soru dün olduğu gibi bugün de mevcudiyetini ve geçerliliğini muhafaza etmektedir: Temeli tamamen madde olan bir süreç, salt madde olmayan insanı nasıl açıklar? Veya başka bir şekilde soracak olursak; Evrim Teorisi o “kendinde şeyi”  olan her ne ise o “özü”,  metafizik arayışı olan; kendisini bu arayıştan kurtaramayan insan türünü neden ve nasıl var kılmıştır? Ve yine Evrim Teorisine göre evrim, salt hayatta kalmayı sağlayan bir şey ise, hayatta kalmak bakımından hayvanlarla aynı kategoride kalması kendisine yetecek olan insanın bu aşkınlığının sebebi ve/veya gayesi nedir? Eğer denilirse;  “insan işte bu aklı ve zekâsı ile hayatta kalacağı için evrim insanı akıllı ve zekâlı bir varlığa dönüştürmüştür; onun bu yetileri onu hayatta var kılmakta ve geliştirmektedir”; bu halde dahi şu soru cevapsız kalmaktadır: İnsanın resim yapmasının, şarkı söylemesinin, beste yapmasının hayatta kalması ile ne ilgisi vardır? 

        Bütün bunlardan daha önemli ve belirleyici bir soru ise insanın doğada hayatta kalması ile onun kendini kurtaramadığı Tanrı fikri arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır? Tanrı’ya inanmazsa bu dünyada diğer türler ve doğayla mücadelesi sonucunda hayatta kalamayacak mıdır?

        Vahiyle gelen üç dinin, insanın yaratılışına dair ayetlerine/kabullerine baktığımızda onun Tanrı/Allah tarafından özel olarak yaratılmış olduğunu görürüz. Yani kutsal metinlerde insan denen varlığın yaratılmasında, Evrim Teorisi’nin hiçbir argümanına yakın ya da bu argümanların iddialarını ima eden hiçbir açıklamaya veya sahneye rastlayamayız. Aksine, insanın zaten kendinden önce yaratılmış olan evrenin yine çok özel ayarlanmış bir gezegeninde, kendinden önce yaratılmış bulunan bir türün başkalaşması/mutasyonu ile değil, tamamen ilk baştan ve özel olarak yaratılmış olduğunun söylendiğini görürüz. Öyleyse Evrim Teorisi’nin insan denilen bu çok özel türünün meydana gelişine dair kabulleri ile vahyî teolojinin uyuşması mümkün değildir. Yine buradan hareketle, insan dışındaki canlı varlıkların oluşumlarını Evrim Teorisi ile zorlayarak tevil etmek mümkün olabilse bile –ki bize göre bu da pek mümkün görünmemektedir- söz konusu insan olunca bu tevil asla mümkün değildir. Bu hükümden hareket edersek Evrim Teorisine yakın görüşlü bir teist olabilmek ne kadar mümkün olabilecektir?

        Allah tarafından insanın nasıl ve ne için yaratıldığına dair Kur’an ayetlerine baktığımızda, onun maddi temel olarak topraktan ve ancak çok özel olarak yaratılmış olduğu sonucuna varırız. Çok özel yaratılış olarak anlamak gerektiğini söylediğimiz bu durum, İnsan Suresinin birinci ayetindeki  “ Gerçek şu ki insanın yaratılış tarihinde onun henüz anılmaya değer bir şey olmadığı bir zaman geçmiştir” ayetine rağmen böyle anlaşılmak durumundadır. Çünkü bizim kanaatimize göre bu ayette insanın kendinden önce var olan “insanımsı varlıklar” vardı da onların evrimleşmesi sonucu ortaya çıktığını söyleyen bir anlam ve îma olmadığı gibi aksine, o tür varlıklar olduğunu kabul etsek bile -ki bu olabilir- yukarıda dipnotlarda verilen diğer ayetlerin anlam bütünlüğü içerisinde baktığımızda, insanın yine de özel yaratılmış olduğu sonucuna varırız. Kaldı ki Allah’ın yaratmış olduğu bu varlığa “meleklerin secde etmesini buyurduğu ve fakat iblisin secde etmeye yanaşmadığını” haber veren ayet kümesine baktığımızda da burada evrimle değil çok özel bir yaratmayla yaratılmış insana işaret edildiğini görürüz.

        Eğer durum bu ise ve meselemiz insanın var oluşunun Evrim Teorisi açısından bir açıklamasının olup olamayacağı ise; “bir teist için Evrim Teorisi’nin doğruluğu veya yanlışlığı, Tanrı’nın varlığına veya yokluğuna dair bir mesele olarak değil, Tanrı-Evren ilişkisinde, Tanrı’nın canlıları hangi yöntemle yarattığının belirlenmeye çalışılmasına dair bir mesele olarak görülmelidir” argümanını sadece bir yorum olarak insanın dışında kalan canlılar için savunabilir olduğu kanaatindeyiz. Bununla birlikte bu yorum dahi sorunlu olmaktan kendini kurtaramaz; zira bitkiler âlemi ile hayvanlar âlemi arasında bile çok büyük kategorik mahiyet farkı söz konusudur. Yani Evrim Teorisine göre başlangıçtaki her nasılsa oluşmuş olan bir aminoasidin bir proteine, sonra da tek hücreli bir canlıya evrimleştiğini ve oradan bugünkü canlılar âleminin meydana gelmiş olduğunu söylemek için, o tek hücrede potansiyel olarak tüm bu evrimleşme sürecinin kodlanmış olarak DNA’larında olması gerektiğini söylememiz icap etmez mi?  Ancak şu ana kadar hiçbir tek hücreli varlıkta böyle bir DNA potansiyeli gözlenebilmiş değildir.

        Vahyî teolojinin yukarıda işaret edilen apaçık ayetleri karşısında bir teistin Evrim Teorisi ile olan metafiziksel ilişkisinin Tanrı’nın varlığı ya da yokluğu ile ilgisi olmayacağını söylemek kanaatimizce biraz tutarsız bir yorum olmaktadır. İşte bu nedenle “Evrim Teorisi’ne inanan bir teist olmak” zor ve fakat “Evrim Teorisine karşı teolojik olarak agnostik olmak” mümkündür. Çünkü biz, Allah açıklamadığı için insan da dâhil canlıların nasıl yaratıldığına dair bilgi sahibi değilsek ve olamıyorsak, bu halde Allah’ın canlıları nasıl yarattığına dair cümle kurmamız mümkün olamaz. Tabii ki bu halde bize düşen; “bunun keyfiyetini sadece Allah bilir” deyip agnostik bir tercihte bulunmaktır ve bu da doğrudur. İnsanın yaratılması da dâhil Allah’ın tüm canlıları yaratma etkinliği hakkında da bunu bilmemiz söz konusu olamayacağı için bu hususta agnostik olunabilir. Hal bu iken Evrim Teorisi, başlangıcı tamamen rastlantısal olan ve temelinde maddi süreçlerin bulunduğu bir yaratılış görüşü üzerinden Tanrısal Yaratma eyleminin yerine doğayı koymakta, bu argümanı ile kendi temel kabulü ile çelişkiye düşmektedir. Bu çelişkinin en görünür ve anlaşılır tipini Evrim Teorisinin ahlâk/etik ile olan ilişkisinde görmek kolayca mümkündür. 

        Doğal Düzen-Evrim ve Ahlâk

        Kökeninde madde ve onun dinamikleri olan doğal düzen, doğası gereği yine doğası gereği normatif olan etiğin/ahlâkın, normların karşılayamaz; bu normları üretemez. Dolayısıyla ne “iyi” ne de “kötü” kavramı doğal düzenden çıkartılamaz. Çünkü doğal düzenin elemanları olan maddenin ve onun ilişkilerinin “iyi” ya da “kötü” kavramı ile ilişkilendirilebilecek bir vasfı, bir mahiyeti yoktur. Madde maddedir ve akıl, bilinç, irade, duygu sahibi bir varlık değildir. Bu halde madde ne ise odur. Öyleyse Evrim Teorisi’ne göre maddi bir sürecin bir yerinde, her nasılsa başlamış olan canlılığın insan olarak vücut bulan aşamasında, insan için kaçınılmaz olan ve onu insan yapan tüm soyut mahiyet, kavram ve hislerin Evrim Teorisine göre temellendirilmesi mümkün olamaz. Çünkü doğanın yaptığına/eylediğine “iyi” ya da “kötü” denilemez. İnsana dair olan bu his ve kavramların kaynağının ne olduğu, doğal ya da evrim sürecinde değil, başka bir yerde aranmalıdır. Bu ise hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde Tanrı’dan/Allah’tan başkası olamaz. 

        İşte bu nedenle Tanrı’nın yokluğuna dayalı bir Teori’den (Evrim Teorisi) ahlâka/etiğe dair bir değerler kümesi çıkartılamaz. Çünkü Evrim Teorisine göre canlılık önce maddesel ardından biyolojik bir varoluş halidir. Maddesel-biyolojik/olgusal alandan normatif (değere ilişkin) sonuçlar çıkartılamaz. Eğer böyle değilse; yani varlık hiçbir yaratıcıya ihtiyaç duymayan kendiliğinden ve fakat açıklayamadığımız bir varoluş hali ise şu hususların altını çizmemiz icap eder: Doğal olan doğal olandır. Burada iyi ve kötü yoktur. İyi ve kötü olamayacağı için güçlü, başarılı ve en iyi uyum gösterenin hayatta kaldığını/kalacağını/kalması gerektiğini savunan Evrim Teorisinin en temel alt argümanı olan “doğal seleksiyon” gereğince güçlü ve başarılı olanın, güçsüz ve başarısız olanı ortadan kaldırmasının önünde normatif/ahlâki/etik bir engel bulunamayacaktır. Ve yine bu halde hukuk da olmayacaktır. Hukuk, ister seküler ister teolojik bir zeminde üretilmiş olsun, insanoğlunun can ve mal güvenliğinin en temel teminatıdır. Buradan hareketle; felsefenin bir alt dalı olan hukuk felsefesindeki doğal hukuk tanımına baktığımızda şunlarla karşılaşırız:  “Doğal hukuk açısından, insan doğasının söz konusu hukukun temelini meydana getirecek özelliği, elbette, akıl veya rasyonalite olmak durumundadır. Buna göre biz insanlar, akıllı varlıklar olduğumuz için doğal hukuku tanırız ve bu hukuku tanıdığımız için de onun bütün insanlar için bağlayıcı olduğunu ve insan davranışına ahlakî birtakım standartlar getirdiğini biliriz.”

        Tanrı/Allah var olduğu için akıl, bilinç, irade, vardır. Ve yine Tanrı/Allah var olduğu için ahlâk/etik vardır. Tanrı/Allah var olduğu için “iyi” vardır. Tanrı/Allah var olduğu için “kötü” vardır.

        Tüm bunların sonucunda; insan için imtihan vardır, ahiret vardır, hesap vardır.