Türk Edebiyatı ve Millî Mücadele

Mayıs 2019 - Yıl 108 - Sayı 381



        Millî Mücadelenin yaşayan tek tanık yayın organı olan Türk Yurdu dergisi Millî Mücadelenin 100. yılında özel bir dosya ile okuyucunun karşısına çıkıyor. Dosyanın çerçevesini edebî metinler oluşturuyor. Buna ilaveten, Türk Edebiyatında Millî Mücadele başlıklı kitap çalışmasının hazırlıklarının devam ettiğini duyuralım. Derginin sayfa sınırlaması dolayısıyla bu bağlamda toplanmış yazıların bir kısmı da bahis konusu kitapta yayımlanacaktır. 

        Tarihin edebiyat sanatıyla ilişkisi eski çağlardan bu yana tartışma konusu olmuştur. Tarihe bağlı kalmak ya da tarihi yeniden kurmak ana eksenindeki bu tartışmanın yönü ne olursa olsun kaçınılmaz olan bu ilişkinin kendisidir; edebiyat tarihe sırtını dönemez. Ancak, edebiyat tarihe teslim de edilemez. Sanatçının bu ikisi karşısındaki tutumu bilgiden zevke giden “sırat köprüsü”nde yürümeye benzer; dengeyi kaybeden alev kazanlarına düşer. 

        Bir edebî eserin “tarihî” sayılmasında başat unsur öyküsünün tarihten alınmasıdır; kişiler,zaman ve mekân öyküye bağlıdır. İçeriğinse tarihîlikle ilişkisi yoktur. Ortalama kültür düzeyindeki yazılarda ve konuşmalarda kullanılan “konusunu tarihten alan…” biçimindeki ifadeler yerleşik bir yanlıştır. Savaş, ölüm, gurbet, aşk, ebeveyn-evlat ilişkisi, vatan sevgisi gibi olgular edebî metinlerin konuları/temaları olup bunlar herhangi bir tarihî devrin değil tüm çağların ve kültürlerin ortak konularıdır. Tarih içinde yeni olguların ortaya çıkması evrensel düzeydeki keşiflerle ilişkilidir. Örneğin, bireysel hürriyet, vatandaş-devlet ilişkisi, kişilik bölünmesi gibi olgular sadece ortaya çıktıkları dönem itibariyle göreli bir yeniliktir ama zaman içinde bunlar da evrensel ve çağlar üstü bir nitelik kazanmıştır.

        Edebî metinlerin tarihî öyküleri ele alması bir ihtiyaca cevap verir. Bir yandan geçmişe yönelik merak; diğer yandan kendimizi tanıma adına atalarımızın hayatlarına duyduğumuz özel ilgi ve nihayet tarihi bir sığınak olarak görmek edebiyat-tarih ilişkisini her çağda vazgeçilmez kılmıştır. Üstelik arızî olsa da sık sıktarih biliminin işlevinin edebiyata yüklendiği de bir vakıadır. Tarihin bugünü ve yarını inşa etmedeki vazgeçilmezliği göz önüne alındığında edebiyat-tarih ilişkisinin hem entelektüel hem de edebî gereklilik olduğu da unutulmamalıdır. 

        Kurtuluş Savaşı, tarihimizin büyük dönüm noktalarından biridir. Tarihin en köklü devletlerini ve medeniyetlerini inşa etmiş olan Türk milleti, Birinci Dünya Savaşı sürecinde tarih sahnesindeki yapıcı rolünden uzaklaştırılmak istenmiş; devleti, ordusu dağıtılmış; toprakları işgal edilmiştir. Emperyalistlerin hesaba katmadıkları ise, Türk milletinin her bir ferdindeki devlet kurma gizilgücüdür. O fertlerden biri de genç yaşına rağmen büyük savaş tecrübeleri edinmiş bir subay; birikimli bir aydın, güçlü bir hatip, lider yaratılışlı bir cesaret abidesi Mustafa Kemal’dir. O, Yunanın ana vatan topraklarına adım attığı gün bir mitik kahraman edasıyla Samsun’a doğru yola çıktığında,zihninde daha sonra Meclis kürsüsünden dile getireceği şu hareket tarzı vardır: “Asker Mustafa Kemal mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağını alır, Elmadağı’na çıkar, tek kurşunu kalana kadar vatanı savunur.” Bu liderin önderliğinde ölüm kalım savaşından galip çıkan bu milletin sanatkârlarına düşen görev de bu mücadeleyi anlatan tarihî metinler üretmekti. Çünkü sinema, tiyatro, resim, müzik, mimari ve edebiyatta yaşatılan bir tarih sonsuza kadar yaşar.