Sosyal Psikolojik Bir Araştırma Konusu Olarak Değerler

Kasım 2018 - Yıl 107 - Sayı 375



        İnsanlarımızın ağızlarından düşürmedikleri değer veya sosyal değer konusu, felsefenin yanında, bütün sosyal bilimlerin, özellikle son zamanlarda soyolojinin, sosyo-kültürel antropolojinin, psikolojinin ve sosyal psikolojinin titizlikle ele aldığı konular arasında bulunmaktadır. Bütün dünyada sosyal kaos yaşayan, büyük kültürel ve politik değişikliklere maruz kalmış ülkelerde yaşanan değer yozlaşması söz konusu olduğunda, sosyal psikolojik araştırmaların, sosyalleşme süreci gereği olarak, değerlerin içselleştirilmesi olayını zorunlu olarak, bireyler açısından bir kişilik oluşturma ve tavır takınma sorunu olarak gündeme taşımaya başladıkları görülmektedir. Böyle bir durumda, sosyal değerlere bağlı olarak geliştirilmiş ve benimsenmiş olan sosyal normlar da bütünleştirici, birleştirici olma özelliklerini kaybetmeye başlamaktadır. Bu bakımdan değer konusu, diğer disiplinler tarafından işlenmiş olsa da bireyler ve bireyler çokluğu tarafından yaşanan bir değer yönelmesi olarak, insanların takındığı tavırlarda (attitudlerde) ifadesini bulmuş olsa da her şeyden önce sosyal psikolojik bir olay olarak karşımıza çıkmaktadır. Ele alacağımız klasikleşmiş iki araştırmada ve diğerlerinde görüleceği üzere, konunun sosyal psikolojik olarak nasıl işlenmiş olduğunu metodolojik yaklaşımlarıyla birlikte okuyucularımızla paylaşmaya çalışacağız. 

        Bu yazımızda gerek metodolojik gerekse ortaya koyduğu sonuçlar bakımından önemli bulduğumuz araştırma, Milton Rokeach’in sonuçlarını 1960’lı yıllardan bu yana paylaştığı Değer Survey’idir. Amerika Birleşik Devletleri toplumu üzerinde çeşitli yönleri ile yapılmış olan bu değer araştırması, sonunda 1973 yılında, bütün ayrıntısı ile kamu ile paylaşılmıştır. Biz de daha çok Rokeach’in bu kitabını esas alarak sunumumuzu yapmaya çalışacağız.

        Rokeach’in araştırmasının sonuçları peyderpey ortaya çıkmaya başladıktan sonra, Rokeach’in araştırmasından mülhem olarak Ng ve arkadaşları1 tarafından, karşılaştırmalı bir kültürel değer araştırması yapılmıştır. Ng araştırması, dokuz ülkede, politik ve ekonomik değişiklikler yaşayan Doğu-Asya ve Pasifik ülkelerinde yapıldığı için, Rokeach değer kalemlerine irade hürlüğü, sosyal güç, sosyal adalet ve eşitlik kalemleri gibi kalemler ilave edilmiş; gene kültürel karşılaştırmalı olmak üzere, Hofstede2 tarafından, elli farklı ülkede, altmış sekiz farklı kimlikli 116.000 memur ve işçiye questionaire tekniği uygulanarak bir araştırma daha yapılmıştır. Bu araştırmalardan hemen sonra S.H Schwartz ve W. Bilsky tarafından gene kültürel karşılaştırmalı bir araştırma, Avustralya, Finlândia, Almanya, Hong Kong, İsrail, İspanya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılarak, Rokeach’in geleneği genişletilmek istenmiş; 36 değer kalemi kullanılarak yapılmış olan bu son araştırmanın sonuçlarını, Rokeach’in araştırmasının ayrıntılarını verdikten sonra, ana hatları ile Hofstede’nin araştırması ile birlikte vermeye çalışacağız. 

        ***

        Bu yazımızda, Milton Rokeach’in 1967 yılından bu yana yayımladığı kitaplarına, The Value Survey kitapçığı (1967) ile Belief, Attitudes and Values (1968) ve The Nature of Human Values (1973) adlı kitaplarına ve yayımladığı yazılara bakarak çalışkan diyebileceğimiz bu sosyal psikoloğun pratik ve teorik açıdan yaptığı karşılaştırmalı araştırmaların, sonuçlarını belirlemeye çalışacağız.

        Rokeach’e göre değerler, sürekliliği, devamlılığı olan nesnelerdir. Bu husus değerlerin başka kavramlarla paylaştığı bir özelliktir. Değerler tamamen değişken bir durumda olduğu veya kararsızlık göstermeye başladığı zaman, ülkemizde örneklerine rastladığımız üzere, bundan insanların kişilikleri ve toplumun sürekliliği zarar görmektedir. Bu sebepledir ki, herhangi bir insani değer sisteminin süreklilik özelliğini ve değişme durumunu bu açıdan sorgulamak gerekmektedir. 

        Rokeach, değerlerle ilgili başka bir hususu daha başka kavramlar ile karşılaştırmaktadır. Ona göre değer, bir inançtır. Daha önce bu görüşünü Belief, Attitudes and Values adlı eserinde bir sınırlama getirerek dile getirmiş; değerlerin doğru veya yanlış değerlendirmede bulunan, iyi veya kötü şeklinde yargılayıcı olan inançlar grubuna dahil olmadığını; eylemin araçları veya amaçları arzu edilebilir olsun veya olmasın, değerlerin bir üçüncü gruba dahil bulunduğunu, kural koyan, âdet hükmünde yaptırımları bulunan (prescriptive) veya yasak koyan (proscriptive) inançlar olmadığını söylemektedir. Bununla birlikte değerlerin, bütün inançlar gibi bilişsel, algısal, farkındalıklı (cognitive), hissî (affective) ve davranışsal unsurlar içeren nesneler olduğuna işaret etmektedir. Bir sosyal değere sahip olmanın, onun bilişsel olarak arzu edilebilir, doğru olan hareket tarzına işaret ettiğini; ulaşılmak istenen nihai hedefin ne olduğunu, doğru bir hedefin seçilmiş bulunduğunu bilmek manasına geldiğini; değerin hissî (affective) olduğunu söylemenin değerin heyecan yaratan bir duyguya sahip olmak demek olduğunu söylemektedir. Bir değerin davranışsal olduğunu söylemenin ise onun ara bir değişken (intervening variable) olduğunu, yani onun harekete geçme söz konusu olduğu zaman, değerin yönlendirici olduğunu söylemek manasına geldiğine işaret etmektedir. 3

        Değerlerin kültürel, societal etki ve bireysel tecrübe ile içselleştirilmiş olan nesneler olduğunu söyleyen Milton Rokeach, bu nesnelerin psikolojik yapılar olmakla birlikte, standart belirleme gibi, kendilerine mahsus birtakım sonuçları daha bulunduğuna işaret etmektedir. Değerlerin sosyal eylem, tavır takınma (attitudes), ideolojik değerlendirmelerde, ahlaki karar veya hükümlerde bulunma ve başkalarını etki altında bırakma teşebbüsleri denen sosyal davranışların hemen her türlüsü üzerinde bir etkisinin bulunduğuna; teorik bir ifade ile, değerlerin her şeyden önce sosyal tavır takınmalarımızı ve ideolojilerimizi belirleyen ve yönlendiren nesneler olduğuna işaret etmektedir. Rokeach, geniş bir tanımlama yaparak, bireyin sahip olduğu değeri, devamlı şekilde, spesifik davranış mode’ları için veya tercih olunan nihai varlık durumları için kurallar veya dipnotlar koyan bir nesne olarak yorumlamak gerektiğini söylemektedir. Sahip olunan inanç veya değerin, objelere ve diğer durumlara karşı takındığımız tavırlara hâkim olduğunu; objelere ve durumlara karşı takındığımız tavırları, ideolojileri, benliğimizin başkalarına karşı ne şekilde sunulacağını, yaptığımız değerlendirmeleri, verilen hükümleri, mazur göstermeleri, insanın kendi benliği ile başka benlikler arasında nasıl bir karşılaştırma yapacağını ve başkalarını etki altında bırakma teşebbüslerini yönlendiren ve belirleyen eylemler için bir standart hizmeti görmekte olduğunu da söylemektedir.

         

        Anlaşılacağı üzere, değerlerin kişiler olarak insani davranışlarımızı belirlemede ve onlara şekil vermede oynadığı rolün dışında, insani davranışlara şekil verdiğini bildiğimiz diğer bazı kavramlarla ve bu kavramların içerikleri ile de birtakım benzerlikleri bulunmaktadır. Clyde Kluckhohn4 ve diğer bazı teorisyenler gibi Rokeach de tavır takınmalar (attitudes), ihtiyaçlar (needs), normlar, kişisel özellikler ve Ralph Barton Perry’nin5 benimsediği bir görüş olarak ilgi kavramının değerlerimizle nasıl bir ilişki içerisinde bulunduğunu belirlemeye çalışmıştır. 

        Talcott Parsons’un öğrencisi olmuş, fonksiyonalist görüşü benimsemiş, birinci edisyonu 1951 yılında, ikinci edisyonu 1960 yılında yapılmış American Society: A Sociological Interpretation adlı kitabı ile Amerikan toplum değerlerini inceleme konusu yapan Robin M. Williams’ın International Encyclopedia of Social Sciences adlı eserin 16. cildine yazdığı “The Concept of Values” adlı yazısında, değerlerin organizma, kişilik, toplum ve kültür denen dört insani eylem sisteminin her birinde önemli bir yeri bulunduğunu söylediği yazısında, M. Brewster Smith’e gönderme yaparak, psikologların veya sosyal psikologların değerlerle ilgili olmak üzere tavır takınma, ihtiyaç, duygu, eğilim, ilgi, sâik, bir şahsın, bir grubun bir nesneye, bir gruba karşı olumlu veya olumsuz şekilde tepkide bulunmasını ifade eden cathexis ve topolojik psikolojinin veya field theory’nin (saha teorisi’nin) yaygın bir şekilde kullandığı bir kavram olarak valence (yaşam alanına olumlu veya olumsuz olarak taşınan ruhsal değer kavramı) gibi; antropologların yükümlülük, ethos, kültürel kalıp (pattern), thema, hayat tarzı gibi; sosyologların ve politik bilim erbabının ise menfaat, ahlâk, mores, norm, tavır takınma, istek, yükümlülük, doğru ve yaptırım gibi bir dizi terimi değer yerine kullanmakta olduklarını söylemektedir.

        Bu terimler içerisinde değerlerle psikolojik içerik ve sonuç alma bakımından en çok benzeştiğini düşündüğümüz, sosyal norm, tavır takınma ve ihtiyaç kavramlarının karşılaştırmalı bir irdelemesini yapmaya çalışalım. 

        Milton Rokeach değerler ile sosyal normlar arasında bulunan farka işaret ederken üç belirlemede bulunmaktadır: 1) Bir değer, bir davranış mode’una, bir davranış tarzına veya nihai bir varlık durumuna işaret ettiği veya gönderme yaptığı hâlde, bir sosyal norm, sadece bir davranış tarzına gönderme yapabilmektedir. 2) Bir değer, belirli durumları aştığı hâlde, bir sosyal norm, belirli bir durum için, bir emir veya talimat verme veya yasaklama davranışında bulunma demektir. 3) Bir değer, şahsi ve içsel olmaktan öte veya fazla bir şey olduğu hâlde, bir norm, genel kabule dayalı ve kişinin dışında bir şeydir. Rokeach, R. M. Williams’a gönderme yaparak, değerlerin, neyin arzu edilebilir olduğunu belirlemek üzere bir standart (bir kıstas/bir ölçü) hizmeti gördüğünü; belirli normları kabul etmemiz veya reddetmemiz için bir zemin oluşturduğunu da söylemektedir. 6

        Rokeach, sosyal pskolojinin temel uğraşlarından birisi durumunda bulunan tavır takınmalar (attitudes) ile değerler arasında bir karşılaştırma yaparken beş farka dikkatimizi çekmektedir.  Ona göre, 1) Bir değer tek bir inanca dayandığı hâlde, bir tavır takınma, belirli bir objeye veya duruma odaklanmış çeşitli inançların bir organizasyonu durumunda olabilmektedir. 2) Bir değer, objelerin ve durumların sınırlarını aştığı, hudutların ötesine geçtiği hâlde, bir tavır takınma, belirli bir objeye veya duruma odaklanmaktadır. 3) Bir değer bir ölçü, bir standart belirlediği hâlde tavır takınmalar, objeler ve durumlar hakkında olumlu veya olumsuz değerlendirmelerde bulunurken, az sayıda değere dayanmış olsalar bile standart veya ölçü belirlemezler. 4) Değerler, birkaç düzine olabildiği hâlde, tavır takınmalar binlerce sayıda olabilmektedir. 5) Değerler, bir kimsenin kişilik yapısı ve kognitif sistemi içerisinde merkezî bir duruma sahip olduğu içindir ki tavır takınmaları ve davranışları belirlemektedirler. Bu sebeple değerler, merkezî bir durumda bulunan nesnelerdir. 7

        Rokeach, The Nature of Human Values adlı kitabında, haklı bir benzetme içerdikleri için, tavır takınmalarını (attitude’leri), normları ve değerleri tartışma konusu yapmanın yanında, standartları, kişilik özelliklerini ve yüksek ve aşağı seviyede olan ihtiyaçları da değerler ile ilişkileri bakımından bir tartışma konusu yapmaya çalışmıştır.  Ama bu yazımızda, son üç konu üzerinde durmayacak, Rokeach’in sadece ihtiyaç ve değer ilişkisi üzerinde yaptığı tartışmayı ele almakla yetineceğiz. Rokeach, A. H. Maslow’un genel yaklaşımında, özellikle New Knowledge in Human Values (1959) ve Religions, Values and Peak-experiences (1965) adlı eserlerinde, insanın kendi kendini gerçekleştirme davranışını hem bir ihtiyaç (need) hem de yüksek seviyede bir değer olarak görmesine; R. K. White’ın Value Analysis adlı kitaplarında (1951,1951), H.A. Murray’in Exploration in Personality adlı kitabında verdiği ihtiyaç listesini değerler listesine dönüştürmüş olmasına; French ve Kahn’ın Journal of Social Issues dergisinde yayımlanmış olan (1962) yazısında, bazı özellikleri bakımından değerler ile ihtiyaçları doğrudan aynîleştirme çabalarına olumlu bakmadığını bildirmektedir.

        Ona göre değerler, sadece insani ihtiyaçların kognitif olarak temsil edilmeleri ile değil, aynı zamanda toplumsal ve kurumsal (müessesevî) istekler bakımından, kabul edilmiş olmaları ile değer kategorileri içerisine kabul edilmiş olurlar. Sosyolojik ve psikolojik güçlerin bireyler üzerinde yaptığı etkilerin bir sonucu olarak da kabul ve temsil edilmeleri gerekmektedir. Ona göre yapılmakta olan bu etki, sosyolojiktir; çünkü toplum ve toplumsal kurumlar, arzu edilebilen, paylaşılmış olan iyiyi, arzu edilmiş, paylaşılmış olan kavramı içselleştirmektedir. Bu etki, aynı zamanda psikolojiktir; çünkü bireysel sâikleri, kognitif ifadelendirmeyi, mazur gösterilmiş ve sosyal olarak arzu edilebilir hudutlar içerisinde olmaları için zorlamaktadırlar. İhtiyaç kavramlarını değerler hâline getiren de bu süreçlerdir. Rokeach’e göre, ihtiyaçların kognitif olarak temsil edilme isteği, bireysel ihtiyaçlardan daha az arzu edilen bir ihtiyaç değildir. Bu gibi istekler ve ihtiyaçlar, kognitif bir işlem ile değerlere dönüştürüldüğü zaman, savunulmuş, bireysel ve sosyal olarak teşvik görmüş olmaktadırlar. Ona göre ihtiyaçlar, bilinçli bir kişi tarafından inkâr edilebildiği, reddedilebildiği hâlde, değerler inkâr edilebilir veya reddedilebilir şeyler değildir. Bu önemli farktan dolayıdır ki, değerlerinden bahseden bir kişi, aynı zamanda ihtiyaçlarından da bahsetmiş olmaktadır. Ancak ihtiyaçlardan bahsederken ihtiyatlı olmanın gerektiğine işaret eden Rokeach, değerlerinin ihtiyaçlarla isomorphic (eşbiçimli) nesneler olmadığına da işaret etmektedir. Nitekim, insan berisi yaratıklar, ihtiyaçların bu şekilde kognitif olarak temsil edilmelerini, dönüştürülmelerini sağlayamadıkları içindir ki değerlere sahip olamamışlardır.

        Bu kavramlar içerisinde, tekrarı önlemek, Rokeach’in yaptığı araştırmaların kavramsal ve metodolojik yapısına ve elde edilmiş olan sonuçlara biraz daha fazla yer ayırabilmek için bazı kavram belirlemelerini, Schwartz’ın yaptığı araştırmaların sonuçlarını gözden geçirirken de ele almaya çalışacağız. Shalom Schwartz da cinsel aşkın bir değere dönüşmesi konusunun şartlarını Rokeach benzeri bir süreçle değere dönüşebilir değerler olarak görmektedir. 

        Bu safhada, Rokeach’in yaptığı değer araştırmasında kullandığı kavramsal (terminal) ve sıfat içerikli (enstrümantal) değerlerin yapısal özellikleri hakkında kısa bir açıklamada bulunmayı gerekli bulmaktayız. Ona göre, bir kimse, bir değere sahip olduğu zaman, enstrümantal ve terminal denen iki değer kümesi arasında bir ayrım yapmak ve tercihte bulunmak ihtiyacı duymanın yanında, genel bir ayrım yapmakla yetinmeyip kişisel ve toplumsal (sosyal) olmak üzere iki tür terminal değer hakkında da bir seçme yapma ihtiyacı duymaktadır. Bunlardan birisinin kişi-içi (intrapersonal), diğerinin ise kişiler-arası (interpersonal) olduğunu; terminal değerlerden halâs/kurtuluş (salvation) ve huzur içinde olma değerlerinin, kişi-içi olduğu hâlde dünya barışı ve kardeşlik değerlerinin kişiler-arası olduğunu; kişilerin tavır takınmalarının ve davranışlarının, sahip olunan kişisel ve sosyal değerlere öncelik kazandırdığını söylemekte; bir sosyal değerin, sosyal değerlere ağırlık vermeyi arttıracağını; kişisel değerlerde ise azaltma meydana getireceğini; tersini düşünecek olursak, kişisel değerlerde bir artışın ise kişisel değerlerin artmasına, buna karşılık sosyal değerlerin azalmasına yol açacağını söylemektedir. 

        Rokeach, değerleri kendi içlerinde bir ayrıma tabi tutarak, ahlaki değerler ile yetenek, ehliyet belirleyen iki tür enstrümantal değer söz konusu olduğunda, ahlaki değer kavramının, genel değer kavramına nazaran önemli ölçüde sınırlı bulunduğuna; kendini gerçekleştirme (self-actualization) değeri gibi bir yetenek/ehliyet değerinin ve diğer enstrümantal değerlerin ise kişiler-arası olmaktan çok kişisel olduklarını ve bunların özellikle ahlakilikle ilgili bulunmadıklarını; bu tür değerlerin, ihlal edilmeleri hâlinde, bir suçluluk veya yanlış bir şey yapma duygusuna kapılmaktan çok, kişisel yetersizliğin yarattığı bir utanma duygusunun yaşanmasına vesile olacağını belirtmektedir. Bu durumda, dürüst ve sorumlu davranmak, bir kimsenin ahlaklı hareket ettiği duygusunu yaşamasına vesile olduğu hâlde mantıklı, akıllı ve hayal gücü yüksek olma, o kişinin yetenekli, ehliyetli olma duygusuna sahip olduğunu belirlemektedir. Bir kişi, dürüst ve müşfik olmak gibi iki ahlaki değer arasında bir çelişki yaşayabileceği gibi, hayal gücü yüksek olma ile mantıklı olma gibi iki yetenek, ehliyet değeri arasında da bir çatışma yaşayabilmektedir.

        Rokeach terminal ve enstrümantal değerlerden hangisinin bir zorunluluk içerdiği sorusuna verdiği cevapta, hemen hemen her değerin bir zorunluluk içerdiğini söylemesine rağmen, enstrümantal değerlerin terminal değerlerden daha az zorunluluk içerdiğini; ahlakla ilgili bulunan terminal değerlerin yetenek, ehliyet ile ilgili enstrümantal değerlere nazaran daha fazla bir zorunluluk içerdiğine de işaret etmektedir. 

         

        Milton Rokeach tarafından Amerika Birleşik Devletleri toplumu üzerinde yapılmış olan araştırma, 18+18 kalem değer üzerine açık-uçlu (open-ended) sorular sorulmak suretiyle gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamlı araştırmanın nihai sonuçları, The Free Press tarafından 1973 yılında, Rokeach’in The Nature of Human Values adlı kapsamlı kitabında, daha önce yayımladığı diğer kitap ve yazılarında kısmen olsun kullanılmış olmakla birlikte, kamuya bütünüyle tanıtılmış bulunmaktadır. Elde edilen sonuçları, burada Rokeach’in 1967 yılında yayımladığı metodolojik broşürü ile, söz konusu ettiğimiz kitabındaki bulgularla birlikte ele alıp tanıtmaya çalışacağız. 

        Rokeach’in 1967 yılında yayımladığı Value Survey broşürü, deneklerin doğum tarihleri, cinsiyet durumları, Amerika Birleşik Devletleri’nde hangi devlet ve şehirde doğdukları ve adları dışında, on sekizer kalemden oluşan, alfabetik olarak sıralandırılmış, birincisi cevaplandırıldıktan sonra ikincisine geçilmesi istenen iki değer formu içermiş bulunmaktadır. Deneklerin “kendi değer yönelmelerine göre” cevaplayacakları ilk değer formu, terminal denen, terimler veya kavramlar olarak niteleyebileceğimiz değer kalemlerinden; ikincisi ise Rokeach’in enstrümantal dediği, vasıta veya yardımcı olarak kullanılabilecek sıfatlardan oluşan değer kalemlerinden oluşmaktadır. Her iki formu oluşturan değer kalemleri, işaret ettiğimiz üzere, alfabetik bir sıralama ile sunulmuş; deneklerden, bu sıra bozularak, kendi değerlendirmelerine göre kalemleri yeniden sıralamaları istenmiştir. 

        Terminal (kavramsal) ve enstrümantal (sıfat içerikli) sistemlerin, fonksiyonel olarak birbirine bağlı olmakla birlikte, birbirinden ayrı sistemler olduğunu söyleyen Rokeach, kavramsal değerler ile sıfat içerikli olanların, sosyal değer olarak, değerler evreni ile ilişkileri bulunduğunu; bununla birlikte, iki değer sisteminin ayrı kaynaklardan geldiğini; kavramsal değer sisteminin daha fazla bir güvenliğe sahip bulunduğunu; kişiler arası ahenkli bir etkileşmeyi de önemli ölçüde belirlediğini söylemektedir. Buna rağmen, her iki sistemin de sosyal hayatın farklı alanlarında farklı roller üstlendiğini, çeşitli sosyal şartlar altında bu ikisinden birinin daha önemli bir role sahip bulunduğunu da söylemektedir.8

         Belirtmek gerekir ki Rokeach, araştırmasını, bu mülâhazaları göz önünde bulundurarak kurgulamıştır. Şimdi kullandığı değer kalemlerinin bir dökümünü vermeye çalışalım.

        Terminal denen on sekiz kavramsal değer, aşağıdaki şekilde sıralanmıştır.

        1. Zengin, müreffeh olma bakımından rahat bir hayat 

        2. Uyarıcı, faal olmak üzere, heyecanlı bir hayat 

        3. Sürekli bir şekilde katkıda bulunmak bakımından, bir becerme duygusuna sahip olmak

        4. Savaşlardan ve çatışmalardan uzak, bir dünya barışı arzulama

        5. Tabiat ve sanatta güzellik bakımından, güzel bir dünya

        6. Kardeşlik, herkese eşit fırsat tanıma bakımından, eşitlik

        7. Sevilen kimselere ilgi göstermek bakımından, aile güvenliği

        8. Bağımsız olmak, serbest bir seçimde bulunmak bakımından, hürlük

        9. Hâlinden memnun olma olarak, mutluluk

        10. İç çatışmalardan kurtulmuş olmak bakımından, iç uyum

        11. Cinsel ve ruhsal bakımdan, kemale ermiş bir aşk

        12. Saldırılardan korunmak bakımından, millî güvenlik

        13. Zevkli, tatlı, telaşa kapılmadan yaşanan hayat dolayısıyla duyulan, zevk ve sefa

        14. Günahtan arındırılmış, ölümsüz bir hayata kavuşmak bakımından, halâs 

        15. İzzet-i nefis sahibi olmak bakımından, kendine-saygı

        16. Saygı görmek, takdir toplamak bakımından, sosyal tanınma

        17. Yakınlık göstermek bakımından, gerçek dostluk

        18. Kemale ermiş bir hayat anlayışına sahip olmak bakımından, erdemli olmak

        Her iki listede italik olarak belirlenmiş olan kavramlar, deneklerin tercihlerine göre sıralayacakları değerleri oluşturmaktadır. Yapılacak sıralama, deneklerin değer skalasında, kendileri açısından, benimsedikleri değerin yerini göstermeye yardımcı olmaktadır.

        Sıfat içerikli olarak belirlenmiş on sekiz enstrümantal değer aşağıdaki şekilde sıralanmıştır.

        1. Çok çalışmayı, yükselmek istemeyi ifade etmek üzere, hırslı

        2. Yeni fikirleri kabule hazır olmayı ifade etmek üzere, geniş-görüşlü

        3. İşinin ehli, etkili olmayı ifade etmek üzere, yetenekli

        4. Keyifli, memnun olmayı ifade etmek üzere, neşeli

        5. Üstü-başı temiz ve düzgün olmayı ifade etmek üzere, temiz

        6. İnançlarının arkasında durmayı ifade etmek üzere, cesur, yürekli

        7. Başkalarının suçunu bağışlamak bakımından, affedici

        8. Başkalarının iyiliği için çalışmak üzere, yardımsever

        9. Samimi, riyasız davranmak bakımından, dürüst

        10. Cüretkâr ve yaratıcı olmak bakımından, hayal gücü yüksek

        11. Kendine güveni, kendine yeterliliği ifade etmek bakımından, bağımsız, hür

        12. Zeki, düşünceli olmak bakımından, akıllı

        13. Tutarlı, makul olmak bakımından, mantıklı

        14. Sevgi göstermek, müşfik olmak bakımından, seven, sevdalı

        15. Güvene bağlı, saygılı olacak şekilde, yumuşak başlı, itaatkâr

        16. Nazik, terbiyeli olmak bakımından, kibar

        17. Güvenilebilir, muteber olmak bakımından, sorumlu

        18) Kendine hâkim olma, kendini denetleme bakımından, öz-denetimli

        Daha önce belirttiğimiz üzere Rokeach, 1967 yılında yayımladığı Değer Survey’i broşürünün metninde, deneklerden alfabetik bir sıra gözetilerek verilmiş olan değer kalemlerini dikkatle okumalarını ve bunları, kendi görüşleri gereği hiyerarşik bir sıraya koyarak bir değerlendirmeye tabi tutmalarını istemiştir. Böylece deneklerce benimsenmiş olan kalemleri belirlemek suretiyle toplumun bütününün, erkeklerin, kadınların, yaş, gelir, ırk (beyaz ve siyah) ve dinî inançları bakımından tepkilerinin neler olabileceğini öğrenmeye çalışmış; Amerikan toplumunun değer tercihlerinin bir dökümünü elde etmeye çalışmıştır. Ve sonuçta, söz konusu ettiğimiz bağımsız değişkenler açısından, bir kısmına değineceğimiz manidar sonuçlar elde etmiştir.

        Yapılan araştırma, bağımsız değişkenler olarak, Amerikalı erkek ve kadınların bütünü için terminal (kavramsal) değer skalasında 4, 7, 8 numaralı değer kalemlerinin, yani bir dünya barışı, aile güvenliği ve hürlük kalemlerinin değerler hiyerarşisinde en yüksek durumda bulunduğunu; 2, 13, 16 ve 5 numaralı değer kalemlerinin, yani heyecanlı bir hayat, zevk ve sefa, sosyal tanınma, güzel bir dünya değerlerinin ise değerler hiyerarşisinde en aşağı seviyede bulunduğunu ortaya koymuştur. Gene her iki cinsiyetin bütünü için sıfat (enstrümantal) kalemlerinin ortaya koyduğu sonuçlardan 9, 1, 3 numaralı kalemlerin, yani dürüst, hırslı ve yetenekli olma değer kalemlerinin, değerler hiyerarşisinde en yüksek seviyede; 10, 15, 12 ve 13 numaralı değer kalemlerinin, yani hayal gücü yüksek, itaatkâr, akıllı ve seven, sevdalı denen kalemlerin ise, değerler hiyerarşisinde en düşük seviyede bulunduğu görülmüştür.

        Konuya, ayrı ayrı erkek ve kadın yönelmeleri açısından bakıldığında, önemli farklılıkların ortaya çıktığı görülmüştür. Erkeklerin, kadınlara nazaran tematik (kavramsal) değer kalemlerinde 2, 3, 8, 13 ve 16’da, yani heyecanlı bir hayat, becerme duygusuna sahip olma, hürlük, zevk ve sefa, sosyal tanınma; enstrümantal (sıfat) kalemleri bakımından ise, 1, 3, 10 ve 13 numaralı değer kalemlerinde, yani hırslı, yetenekli, hayal gücü yüksek, mantıklı olma hiyerarşik değerlendirmelerinde daha yüksek bir konumda bulundukları hâlde, kadınların, erkeklere nazaran, tematik (kavramsal) değerlendirmelerinden 4, 9, 10, 14, 15, 18 yani iç uyum, mutluluk, halâs, kendine saygı, erdemli olma bakımından; enstrümantal (sıfat) kalemleri bakımından ise 4, 5, 7 ve 14 numaralı, yani neşeli, temiz, affedici, seven, sevdalı  olma özelliklerine sahip olma bakımından hiyerarşik değerlendirmede daha yüksek bir konumda bulundukları görülmüştür.

        Erkek değerlendirmeciler, terminal (kavramsal) değer olarak 1 numaralı yani, rahat bir hayat kaleminde dördüncü kademede bulundukları hâlde, bu değerde kadınlar on üçüncü kademede bulunmuş; enstrümantal (sıfat) değer kalemleri bakımından ise, erkeklerin 10 numaralı kalemde, yani hayal gücü yüksek sıfatına sahip olmanın, erkekler için daha fazla bir önemi bulunmakla birlikte, her iki grup için de bu kalem, manidar bir değer olarak bulunmamıştır. Araştırma sonuçları bağımsız değişkenler açısından ortaya konan birçok farklılığı daha ortaya koymuştur. Fakir ve eğitimsiz olan kimselerin temiz sıfatını, rahat bir hayata sahip olma değerini zenginlere nazaran değerler hiyerarşisinde daha yukarı bir konuma taşıdıkları hâlde; siyah ırktan Amerikalılar, beyazlara nazaran rahat bir hayata sahip olma değerini, temiz ve itaatkâr olma bakımından daha yüksek bir seviyede görmüşler, güzel bir dünya, aile güvenliği ve seven, sevdalı olma değerlerinde, hiyerarşik sıralamada düşük bir seviye göstermişlerdir. 

        Değerlerin sıfat olarak, benliğin savunulmasında, benliği harekete geçirmede, bilgilendirmede görev yapan nesneler olduğunu söyleyen Rokeach, bu çalışmasında, kavram ve sıfat olarak değerleri, ayrı kalemler olarak organize etmiş olsa da onların birbirleri ile yakın bir ilişki içerisinde bulunduklarına vurgu yapmaktadır. Söz konusu ettiğimiz The Nature of Human Values adlı kitabında, 28. sayfada yer alan 2.1 numaralı tablo, 18 terminal (kavramsal) ve 18 enstrümantal (sıfat) kaleminin test-retest sonuçlarının bazen r.70’i bulan, çoğunlukla r.60’ı aşan bir ilişki katsayısına sahip olduğunu söylemektedir. Bu da bu metodolojik organizasyonun bir bölünmeye sebep olmadığını göstermektedir. 

        Yazımızın başında da belirttiğimiz üzere, Rokeach’ın değer araştırması ile S.H. Schwartz ve arkadaşının yaptığı karşılaştırmalı kültür araştırmalarında kullanılan değer kalemlerini; uygulama alanları ve ulaşılan sonuçlar bakımından bir değerlendirmeye tabi tutacağımızı ifade etmiştik.

        John W. Berry ve arkadaşlarının yayımladığı Cross-Cultural Psychology: Research and Application adlı kitapta yapılan bir özet değerlendirmeye göre, 9 Schwartz ve Bilsky’nin Rokeach geleneğini genişleterek Avustralya, Finlandia, Almanya, Hong Kong, İsrail, İspanya ve ABD ülkelerinde 36 kalem değer üzerine yaptıkları bir araştırmada, bu ülkelerde yedi belirgin motivasyonel nüfus bölgesinin bulunduğunu; bunların da 1) başarı, 2) zevk-hoşlanma, 3) kemale erme, 4) diğergâmlık (prosocial), 5) uyumlu olma (conformity) 6) güvenilir olma ve 7) kendini yönetme (self-direction) olduğunu belirlemişlerdir. Sadece sosyal güç (social power) denen değer kalemlerinin Hong Kong’da bulunduğunu tespit etmişlerdir. Araştırmacılar, yaptıkları çalışma sonunda, diğergâmlık ile başarı değerleri arasında görüldüğü gibi, bütün toplumlarda bazı değer zıtlıklarının bulunduğunu; ayrıca, uyumlu olma, diğergâmlık ve güvenilir olma gibi değerlerin de en az dört toplumda zıtlaşmalara konu olduğunu; bununla birlikte, uyumlu olma, diğergâmlık, güvenilir olma gibi bazı değerlerin ise, bütün toplumlarda bulunduğunu bulgulamışlardır. Yazarlar, birtakım başka araştırmaların Batılı olmayan, sanayileşmemiş diğer ülkelerde de yapılmasının gerektiğini söyleyerek, benzeşme kalıplarının, değerlerin evrenselliğine bir işaret olduğunu söylemektedirler. 10

        Shalom H. Schwartz, The Blackwell Encyclopedia of Social Psychology adlı kitaba yazdığı, “Values” adlı yazısının başında, Milton Rokeach gibi, insanî değerlerin hürlük, doğruluk, dürüstlük gibi bir şahsın veya bir grubun hayatında yol gösterici olduğunu; değerlerin, davranışların, olayların ve insanoğlunun kendisi hakkında karar vermesi durumunda, takınılan tavırlara şekil verme ve onları ifade etme bakımından, eylemlerimiz arasında bir seçme ve onlar için mantıklı bir açıklama yapma ihtiyacı duymamız hâlinde, değerlerin arzu edilebilir standartlar olarak hizmet görmekte olduğunu ve değerlerin önem sıralarına göre hiyerarşik bir düzene sahip, nispeten devamlılığı bulunan bir sistem oluşturduğunu, 1992 yılında yayımladığı bir yazısına11 gönderme yaparak toplumların, karmaşık hâle gelmeleri durumunda, türleri ve sayıları çok büyük miktarlara ulaşan değerlerin her toplum için ne tür şeyler olduğunu sayıya dökmek yerine araştırmacıların, değerleri kategorileştirerek belirli gruplar hâlinde etiketlemeyi bir araştırma politikası olarak benimsemiş olduklarını, kendisinin de 1992 yılında yayımladığı yazısında böyle bir yol izlemiş olduğunu söylemektedir.

        Bu bağlamda olmak üzere Schwartz daha önce yedi ülke üzerinden verdiği motivasyon nüfus belgelerini, bu defa değerlerin evrensel içeriğini ve yapısını belirlemek üzere sıraladığını söyleyerek, motivasyonel değer tiplerini aşağıdaki şekilde belirlemektedir: 1) Yakınlarımızın mutluluk ve sağlığını korumak ve arttırmak ile ilgili olmak üzere iyilikseverlik (benevolence), 2) kültürel ve dinî âdet ve fikirlerin korunmasını sağlamak üzere geleneğin sürdürülmesini sağlamak, 3) sosyal olarak tasvip edilmeyen içtepileri (impulses) ve fiilleri sınırlandırmak veya yasaklamak üzere uyum hâli yaratma (conformity), 4) toplumun, kişiler arası ilişkilerin ve benliğin güvenliğini ve istikrarlılığını sağlamak üzere güvenlik sağlama 5) halkı ve kaynakları kontrol altına tutabilmek için güç ve iktidar sahibi olma, 6) sosyal standartlara göre yeterlilik gösterecek şekilde başarma, 7) zevk duymak ve duygusal bakımdan tatmin olmak için hazcılık (hedonizm), 8) heyecan yaşamak, yenilik yapmak ve meydan okumak (challenge) için teşvik edici olma (stimulation), 9) bağımsız bir şekilde düşünebilmek ve faaliyetlerde bulunabilmek için kendi kendini yönlendirme (self-direction), 10) bütün insanlara ve tabiata karşı müsamahalı davranmak ve koruyucu olmak üzere universalism’e, sonunda her nesnenin kurtuluş’a kavuşabileceğine inanma.

        Schwartz, şöyle bir uyarıda bulunmayı da gerekli görmektedir: Değer içeren fiiller, psikolojiktir ve değer içeren diğer fiillerle çatışma içerisinde olabilirler ve çatışmalı sonuçların meydana gelmesine de vesile olabilirler.

        Schwartz’a göre değerler, belirli davranışları ve objeleri aşan, daha önce belirttiğimiz üzere önem sırasına göre kendi aralarında bir mertebelenme takip eden, sadece arzu edilen değil, aynı zamanda arzu edilebilen, bir kıstasa tabi tutulan, daha az sayıda ve daha merkezî konumda bulunan ve süper ego kavramıyla ifade edildiği üzere, kişiliği kontrol altında tutmayı sağlayan kavramlardır. Tavır takınmalar veya tutum belirlemeleri de değerler gibi, değerlendirmeler içeren, bireyin yaptığı veya yapacağı davranışlara yön vererek bireyi etki altında bırakan davranış kalıplarıdır. Olumlu tavır takınmalar, tavır takınılan nesneyi destekleyen veya güçlendiren, olumsuz tavır takınmalar ise tavır takınma objesini önceden sakıncalı olarak belirlemeye çalışan nesnelerdir. Bu acıdan bakıldığında tavır takınmalar da değerler gibi davranışlarımıza çeki düzen vermeye çalışan, bununla birlikte değerler gibi soyut değil, somut olan, benimsediğimiz değerlerin yol göstermesi veya belirlemesi ile şekil aşmış olan kalıplarıdır. Bu bakımdan tavır takınmalarımız da bir tür değer yönelmeleridir; sosyal psikologların en fazla araştırma konusu yaptığı nesnelerdir.

        Değer ve ihtiyaç kavramlarının karşılaştırılmasında, diyebiliriz ki, örnek olarak cinsel ihtiyaç, aşk söz konusu olduğunda, değere dönüşebilmektedir. İhtiyaçlar değerlere dönüştüğü zaman, ihtiyaçların amaçlarına ulaşabilmesi için, başka değerlerle meşrulaştırılması ve benliğin de buna hazır olması gerekmektedir. Grupların ve toplumsal kurumların ihtiyaçları söz konusu olduğunda, yeni değerlerin de üretilmeleri söz konusu olabilmektedir. Sosyalleşme sırasında, bireyler toplumun benimsediği değerleri içselleştirirken, grubun devamlılığını sağlamak bakımından, başkalarının iyiliğini ve grubun düzgün bir şekilde işlemesini sağlayacak, yeni sosyal düzeni ve itaat etmeyi sağlayacak hedefleri, değerler olarak geliştirmede yardımcı olabilirler, bu bakımdan ihtiyaçlar, değerler gibi yönlendirmeler yapmakla birlikte, birtakım başka şartların da uygun hâle getirilmesini şart koşmaktadır. 12

        Schwartz ve Bilsky, bütün toplumlarda bulunduğunu söyledikleri diğergâmlık (prosocial) değer yönelmesi hakkında, bize ayrıntılı bilgiler de vermektedir. Schwartz ve arkadaşı, bizim de Latené dolayısıyla yazdığımız bir yazıda bahsettiğimiz13 bu davranışın değer davranışı olarak bir irdelemesini yapmaya çalışmaktadırlar. Bu araştırmacılar da Rokeach gibi, değerleri misbî önemlerine göre arzu edilebilir olanlara ulaştırabilecek inançlar olarak görmektedirler. Yaptıkları araştırmaların sonuçlarına dayanarak14 diğergâmlık (prosocial) değer tipinin benevolence (iyilikseverlik) ve universalism olmak üzere iki yönlü olabileceğini söylemektedirler. Onlara göre iyiliksever olanlar, günlük etkileşmede, insanın kendisine yakın olarak gördüklerine odaklanmaya; universalisme bağlı olanlar ise anlamaya, takdir etmeye, hoşgörü göstermeye, bütün bir halkın korunmasına yönelik bir değerlendirme yapmaya yönelmektedirler. İyilikseverlik, yakın ilişki içerisinde olmaya; universalism ise sosyal adalete, geniş bir sosyal hudut içerisinde kalınarak diğergâmlığa veya bir şeyi yapmayı taahhüt etmeye yönelmektedir. Onlara göre, sosyal sorumluluk diğergâmlık değeri içermekte; universalismin ise doğruluğu, haktan yana olmayı ve existential bir mükellefiyete sahip olmayı içermektedir. Araştırıcılar, bu farklılığı, kültürel normlar öğrenilirken, tek tek insanlara mahsus değerler ile normatif inançları birbirinden ayırmayı öğrenmiş olmalarına bağlamaktadırlar.

         Schwartz, Bilsky ile birlikte yazdığı yazıda15, individualism-collectivism değer kavramları üzerinde de durmuştur. Yazarlar bu kalemleri, itaat, otoriteye itaat, sosyal sorumluluk, fedakârlık, sadakat değer terimleri üzerinden inceleme konusu yapmışlardır. Haklı bir değerlendirmede daha bulunarak bu değer kalemlerinin bir tek eyleme bağlı değerler olmadığını da söylemektedirler.

        Rokeach’ın Amerikan toplumunu kendi içerisinde karşılaştırmalı olarak yaptığı araştırmasından sonra birçok araştırmacı, çeşitli ülkelerin değer yönelmeleri konusunda ortaya koydukları farklılıkları bulgulamaya başlamışlardır. Ülkeler arası birer çalışma olarak Schwartz’ın yapmış olduğu araştırmalardan gayrı G. H. Hofstede ve R. Inglehart gibi araştırıcılar da karşılaştırmalı değer yönelmeleri konusunda çok kişi üzerinden önemli araştırmalar yapmışlardır. Hong Konglu bir araştırmacı olan Kwork Leung ise değer kalemleri yerine, 60 kalemlik bir inanç listesi kullanarak global kültür boyutlarını belirlemeye çalışmıştır. Bu araştırmalar, sadece Avrupalı ve Amerika Birleşik Devleti bireyler üzerinde değil, diğer ülkelerin çok sayıda bireyleri kullanılarak kapsamlı birer değer araştırması şeklinde gerçekleştirilmiştir.

        G. Hofstede16, F. Kluckhohn ve Strodbeck, M.Mead, Triandis’ten bu yana ilgi odağı olmuş bireyselcilik-katılımcılık (individualism-collectivism) kültür boyutu üzerinde çalışmalar yapmış; 1980 yılından bu yana güç/yetki aralığı (power-distance) konusunda, daha az güçlü bireyler ile daha güçlü olan bireyler arasındaki eşitsizlik üzerinde; kültürlerin yarattığı kararsızlık davranışlarından kaçınmanın (uncertainty avoidance) yarattığı belirsizliği kültürlerin ne derece teşvik ettiği konusunda; erkeklik, kültürlerin toplumsal cinsiyet (gender) farklılıkları alanında ne derece duyarlı oldukları gibi konularda araştırmalar yapmış bir kişidir. 1980 yılından bu yana, üzerinde ağırlıklı olarak durduğu güç/yetki, güçsüzlük mesafesi konusunda ses getirmiş olan kitap ve yazılar da yayımlamıştır.

        Yüksek mevkide bulunanlar ile aşağı mevkilerde bulunanlar arasındaki karşılıklı ilişkileri düzenleyen birtakım paylaşılmış kuralların bulunduğu gerçeğinden hareket eden Geert Hofstede, güç ilişkileri konusunu 50 ülkede, üç grup üzerinde bir araştırma yaparak incelemeye çalışmıştır. Malaysia, Meksika ve Philippin’lerde bulunan organizasyonların az güce sahip üyelerinin eşit olmayan güç dağılımını kabul etmiş oldukları görülmüştür. Hofstede’ye göre, bu durum, bu ülkelerde bir güç ayrımı değer yönelmesinin bulunduğunu göstermektedir. İdareci olan kimseler, ana-babalar, öğretmenler gibi bazı insan grupları, memurlar, başkası adına çalışanlar, çocuklar ve öğrenciler üzerinde baskı uygulamanın âdeta tadını çıkarır durumda olmuşlardır. Buna karşılık, Avusturya, Yeni Zelanda, İsveç’te bulunan organizasyonlarda ise güç dağılımı aşağı yukarı eşit bir durumda bulunmuştur. Bir değer olarak power distance’ın (güç/yetki kullanmanın), daha az görüldüğü saptanmıştır. Amerika Birleşik Devletleri, 50 ülke içerisinde, bu değer boyutunda, kullanılan indekste 38 puan alabilmiştir.

        Hofstede, individualism-collectivism kültürel boyutu üzerinde yaptığı araştırmalarda, İsveç, Hollanda ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan bireylerin individüalist olduklarını; buna karşılık Çin, Japonya ve Batı Afrika ülkelerinin ise collectivist kategorisine girmekte olduklarını bulgulamıştır. Japonlar, grup hâlinde çalışmayı benimsemişler; Çinliler ise aile üyelerine karşı bir mükellefiyetleri bulunduğunu kuvvetle vurgulamışlardır.

        Yazımızı sonlandırmadan önce karşılaştırmalı değer araştırmaları yapmış olan Ronald Inglehart ve arkadaşlarının veya ekibinin17 yayınlarına değinmeye de çalışalım. Michigan Üniversitesi’nde Sosyal Araştırma Enstitüsü’nün program müdürlüğünü yapmakta olan Inglehart, geleneksel dünya görüşü ile laik-rasyonel dünya görüşü konusunun, bu görüş farklılıklarının meşru-rasyonel otoriteyi, ekonomiyi, bireysel başarıyı, fazla çalışmayı, feragatte bulunma gibi değer yönelmelerini ne derece etkilediği konusunu 43 ülkede, 60.000 kişi üzerinde yaptığı araştırmalarla bulgulamaya çalışmıştır. Inglehart’ın yaptığı Dünya Değer Surveyi’ne, bizden bir kişi olarak, Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Yılmaz Esmer de katılmış bulunmaktadır. Hatta verdiğimiz 2003 tarihli kitapta, Prof. Yılmaz’ın yazısına da ulaşabilirsiniz.

        Yazımızı sonlandırırken bir göndermede daha bulunmak isterim. Çok tanınmış bir sosyal psikolog olan E. Tory Higgins, Arie W. Kruglanski ile birlikte derlemesini yaptığı Social Psychology adlı esere yazdığı “Value” 18 adlı yazısında, değer nedir sorusunun yanında, değerlerin nereden neşet ettiği sorusuna da cevap bulmaya çalışmaktadır. Higgins, değer yönelmelerinin nasıl oluştuğu konusunu, aralarında ihtiyaç tatmini, arzu edilebilir paylaşılmış inançlar da dahil olmak üzere, beş temel ve altı tali kaynak üzerinden bir incelemeye tabi tutmaktadır. Yaptığı değerlendirmeler, bu yazımızda ele aldığımız Rokeach ve Schwartz tarzındaki değer yönelmelerinin arzu edilebilir, paylaşılmış inançlardan kaynaklanmakta olduğunu ortaya koymuştur. Bu belirleme Rokeach’ın da vurguladığı, bizim de haklı bulduğumuz bir belirleme; tutumumuza da uygun düşen bir değerlendirmedir. Bunun içindir ki son derece gerçekçi bulduğumuz sosyal psikolojik değer yönelmeleri konusunu okuyucularımızla paylaşmayı gerekli bulduk. Paylaştığımız bu değerler, ütopik değil, yaşanan, benimsenen, benimsenmek istenen değerlerdir.

         İster filozof, isterse herhangi bir sosyal bilim mensubu olsun, değerlerin sürekliliğinin bulunduğu gerçeği herkes tarafından paylaşılmış bir husustur. Bu süreklilik, devamlılık olmadığı zaman, “toplumsal düzenin çimentosu” olduğu söylenen değerler, bir bütünlük sağlayamamakta; başta aile kurumu olmak üzere, sosyal kurumların tamamı bundan olumsuz bir şekilde etkilenmekte; sadece karı-koca arasında değil, ana-baba ve çocuklar arasında ve çocukların kendi aralarında da çatışmalı bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Bu çatışma toplumun her kesimine yayılmaya, herkesin istediğini istediği gibi yapmaya, başkasının bir hakkı olduğunu görmezden gelmeye başladığı zaman ise birey, yaptığını haklı ve meşru bulmaktadır. Bunu yapanlar kendilerini haklı bulmakla; bir tavır takınma davranışı olarak kendilerini haktan yana görünen bir kimse olarak göstermeyi de başarmaktadırlar.  Bu durumda, toplumun kabul ettiği değer yönelmeleri artık amacına ulaşamamış olmaktadır. 

        Milton Rokeach’in sayıp döktüğü kavramsal (terminal) değer kalemleri arasında yer almış bulunan 6, 8 ve 10 numaralı değerler olarak eşitlik, hürlük, iç uyum; sıfat (enstrümantal) değerler arasında yer almakta olan 1, 6, 18 numaralı kalemler hırslı, cesur ve öz-denetimli olma, bütünüyle o toplumun bir üyesi olarak bireyin sosyalleşme yoluyla benimsediği veya benimseyeceği davranışları kontrol altında tutma özelliğini kaybettiği zaman, kişiliğin bütünlüğü de bozulmuş olmaktadır. O zaman Shalom Schwartz’ın, motivasyonel değer tipleri arasında saydığı 3, 5, 6 numaralı uyum hâli yaratma, güç ve iktidar sahibi olma ve sosyal standartlara göre yeterlilik gösterecek şekilde başarma yönelmeleri, hükümlerini kaybetmeye başlamaktadır.

        Ne yazık ki, güç sahipleri, bu değerleri, özel yorumları ile zedeleyerek hareket etmektedirler; kişilerin vicdan (superego) oluşumunu kendi arzularına veya çıkarlarına uygun düşecek şekilde kullanmayı başarmaktadırlar. Üzerinde düşünmemiz gereken husus da budur.