Şehir Belgeciliği, Şehir Belgeselciliği 1

Ekim 2018 - Yıl 107 - Sayı 374



        Bizim köyümüzün kış nüfusu 2, yaz nüfusu 200, bayram seyran nüfusu 400dür ve yazları çok ciddi otopark sorunu yaşanır. Trafik sorunu yaşanıyor köyde. Özellikle pınar önü ve köy odasının önünde geçici trafik lambası ihtiyacı bile oluyor. Çoluğa çocuğa dikkatli olmaları için uyarıda bulunuruz. Eskiden çelik çomak oynadığımız yerlerde şehircilik oynuyoruz son yıllarda. 

        Şehirler, hızlı gelişen, hızlı değişen çok canlı hayat alanlarıdır. Hele bir de gökdelenlerin yükselmesinden zevk alıyorsanız şehirler daha bir etkiler sizi. Birileri bunun bir gelişmişlik işareti olduğunu fısıldamışsa size onların varlığı size gizli bir gurur ve hatta huzur bile verir. Yanına bile yaklaşamayacağınız (Her anlamda) bu dev yapılar aslında sizi görmek istemeyenlerin yükselttiği binalardır ve sizi karınca büyüklüğünde gören insanların yaşadığı bu binalarla siz gurur duyarsınız. 

        Şehirdeki her değişim aslında sizin gözünüzün önünde olur ve gelişme adına yapılan her şeyle şehir biraz daha elinizden alınır ve siz daha dar bir alanda yaşamaya başlarsınız. İki yol arasındaki bir metrelik şerit şeklindeki yeşil alan araçlar daha rahat etsin diye elli santimetreye indirilir ve siz bundan memnun olursunuz. Sizin yeşil alanınızı aldılar, niye mutlu oluyorsunuz ki siz ? Çünkü arabanızla günde iki defa geçtiğiniz yoldan biraz daha rahat geçiyorsunuz. Yani size bir şey veriyorlarsa bedelini size ödetiyorlar onun. 

        Şehrin, en azından yakın çevrenin günlük olmasa bile haftalık, hadi o da olmasın aylık bir fotoğrafını çekmek lazım. Şehrin nasıl geliştirildiğinin, sizin ise nasıl biraz daha köşeye sıkıştırıldığınızın hikayesini bu şekilde takip edebilirsiniz. Beş yıl sonra elinizde çok değerli belge fotoğraflarınız olacaktır. Gerçi ortada şehrinizin eski halinden eser kalmayacaktır… Olsun, fotoğraflara bakıp avunursunuz hiç olmazsa. . 

        Elimizdeki en değerli varlığımız olan telefonlarımız megapiksellerce büyüklükte fotoğraf çekebilirken belgeleyemiyoruz şehrimizin başına gelenleri. Göremiyoruz şehrimizin nasıl elimizden kayıp gittiğini. . Yazılı kültüre hâlâ geçemediğimiz gibi fotoğraflı kültüre de geçemedik. . Belgeleyemiyoruz hayatı. (Selfi işleri bu kategoride değil)

        İstanbul’da oturduğumuz site orta halli bir yer… Belki İstanbul’da en çok yeşil alana sahip yerlerden biri burası. . Bahçelerden meyve toplayabiliyoruz burada. Ceviz, incir, böğürtlen, erik, ayva, kara yemiş, kuşburnu, ıhlamur dahil buna. . Çok sayıda spor alanımız, yeşillikler içinde parklarımız, yürüme parkurlarımız var. . Bu yüzden memnunuz bulunduğumuz yerden ama ben nedense “Ya fark edilirsek.” diye korkuyorum. . . Ya bizi de şehre dahil etmeye, geliştirmeye kalkarlarsa nice olur halimiz. . Geri kalmışlığımızın dikkat çekme ihtimali ciddi ciddi ürkütüyor beni. . 

        Sitemizin hemen dışında 500-600 metrekarelik bir parkçık vardı. Çevremizde sokak köpeklerinin konaklayabildiği son alandı burası. Spor aletleri de koyuldu sonra. Geçtiğimiz yıl ise spor aletleri yok oldu birden. . Yeşil alan sağından solundan düzenleme adı altında düzeltmelere uğradı ve birkaç ay önce çevresi tahtalarla çevrildi. Sanıldı ki park düzenlemesi yapılacak. Biraz sinirlendik ama betonu artırılmış da olsa “Bir parkımız olacak.” diye de şükrettik halimize. . 

        Nedense uzun sürdü iş. . Ve gördük ki burası satılmış ve bir inşaat temeli kazılmaya başlanmış. . Biraz önce sözünü ettiğim “Şehrinizin, en azından çevrenizin bir fotoğrafını çekin !” tavsiyem vardı ya. İşte ben de yapamadım onu. Aynı sizin gibi. . Yazık oldu parka ve yazık oldu bana… Hatta yazıklar oldu bana. . Hem parkı, hem belgeyi hem de belgeseli kaçırdım elimden. . 

        Malum, İstanbul martılarla bütünleşmiş bir şehir. . Pek düşmanları da olmadığından, simite de alıştırıldıklarından her yerdeler artık. . Denize bir buçuk kilometre uzaktayız ama son beş yıldır martılar da mahalle sakinlerimiz arasında… Kendileri her ne kadar havalı ve görkemli olsalar da sesleri kargaları aratmayacak derinliği sahiptir. Gece sabaha kadar da sohbete devam ettikleri için özellikle yaz aylarında sessizliğe hasretiz. 

        Martılar, deniz kıyısında üreme alanı bulamadıkları için iç taraflardaki çatılara geliyorlar. . Bunun anlamı buraların sahipleri kargalarla savaş demek… Üreme öncesi çok ciddi yaranmalar ve ölümlerin de yaşandığı martı-karga savaşlarına sahne oluyor mahallemiz. . Tabii ki kargaların mücadeleci yapılarına rağmen savaşı dev cüsseleriyle martılar kazanıyor. . 

        Çatılar ele geçirildiği için kargalar daha alçak çatılara ve evlere daha yakın ağaçlara yuva yapıyorlar. Bunun anlamı şu; karga sesleriyle uyanıyoruz artık. Devasa cüsselerine rağmen hâlâ uçamayan karga yavruları anne ve babalarından bile daha kötü sesleriyle günümüzü dolduruyorlar. Yuvadan uçan ama uçamayan karga yavrularını korumaya çalışan annelerinin yoldan geçenlere saldırdığı da oluyor zaman zaman. 

        Onlarla bir çeşit komşuluk ilişkisi var aramızda. Kargaların alt katmana inmesi güvercinlerin sayısını da azalttı. Çünkü kargalar kendilerine alan açmak için çoğunu mahalleden sürdüler. Yine kanlı olaylar yaşandı tepemizde ve gözümüzün önünde. Kalan güvercinler ve kumrular da serçe ve daha küçük kuşların alanlarına dadandılar. Onlar da bize daha da yakınlaştı. Aynı ağaçta yukarıdan aşağıya doğru “Kast” sistemine uygun yuvalar var artık. . 

        İşte bizim hayatımız. . Bu durumu belgelemeye çalışıyorum ama izinler zorluyor beni. . Evlerin, beş katlı binaların çatılarında çalışmak gerekiyor ve çok ciddi teknik imkânlar gerektiriyor bu iş. . 

        Şunu biliyorum ki bu iş yapılamayacak ve ben konuştuğumla kalacağım. . Ama en azından kaleme alarak da olsa belgeleme çalışıyorum durumu. . Biraz züğürt tesellisi gibi oldu ama. . Elden gelen bu. .