Türk Dünyasında Sosyal Bütünleşme Aracı Olan Bazı Etnografya Eserlerinden Tarih Yazmak

Ekim 2018 - Yıl 107 - Sayı 374



        Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan adıyla Türk devletleri ve bazı Türk özerk cumhuriyetler tarih sahnesinde yerlerini almıştır. Ancak hayli zaman geçmiş olmasına rağmen, sosyal bütünleşmede en önemli faktörlerin başında gelen ortak tarih bilincinin oluştuğunu söylemek hayli zor. 

        Bu durumun en büyük nedenlerinden biri insanların geçmişlerinden haberdar olmamaları diğeri ise içinde yaşadıkları kültürel değerlere sahip diğer akraba devletler ve halklarla karşılaştıramamalarıdır. Anlatmaya çalıştığım sorunu yaşadığım şu örnek çok güzel açıklıyor: 

        1999-2001 öğretim yılında görev yaptığım zamanda bir gün odamda Kırgızistan’da yaşayan Özbek Türklerinden, Kazakistan’dan gelen Kazak Türklerinden ve Kırgızistan’dan olan Kırgız Türklerinden birer öğrenciyle sohbet ederken zaman zaman onarın Rusça konuştuklarına şahit olunca; gençler neden Rusça konuşuyorsunuz dedim ve şu cevabı aldım: Hocam bazen anlamıyorlar. Bunun üzerine arkadaşlar herkes kendi lehçesinde konuşacak, fakat yavaş yavaş konuşacağız ve birbirimizi anlamaya çalışacağız dedim. Bir süre sonra gençler gülmeye başladılar. Arkadaşlar ne oldu dediğimde hocam anlaşılıyor dediler. Aynı gençlere Kırgızistan, Kazakistan ve Türkmenistan’dan aldığım odamdaki birkaç etnografya eseri ile Kırgızistan’dan aldığım ve üzerinde damga olan yüzüğümü gösterdiğimde öğrenciler: Hocam, bu bizim dedi. Hiçbiri hocam bu bizim ortak değerimiz demedi. Sonra bizim dedikleri etnografya eserlerinin nereden olduklarını söylediğimde çok şaşırdıklarını gördüm. Oysa şaşıracak bir şey yoktu. Çünkü Kırgızistan, Kazakistan ve Türkmenistan’a ait halı ve kilimlerde ve diğer etnografya eserlerinde aynı damgalar kullanılıyor. Ancak karşılaştırma yapmamaları ve “kültürel içe kapanıklık” nedeniyle, kendi ülkelerinde olanların akraba halklarda da olması öğrencilere tuhaf gelmişti. 

        Yukarıdaki durum Türkiye’de de önemli ölçüde geçerli. Mesela birçok Kürtçe görüşe göre Kürtler Mezopotamyalı ve Farslara akraba bir halktır. Eğer bu görüş doğruysa neden Farslarda koç, koyun, at başlı ve balbal tarzı mezar taşları yok? 

        Dünyadaki ilk koç, koyun başlı mezar taşları, Sibirya’da, son koç koyun başlı mezar taşları neden Tunceli’de? Ayrıca neden Farslar halılarında tek düğüm kullanırken, Kürtler Türkler gibi çift düğüm kullanırlar? Diğer yandan Farslar halı ve kilimlerinde asimetrik şekiller kullanırken Kürtler Türkler gibi simetrik şekilleri neden kullanıyorlar? 

        Yukarıdaki soruların cevabı Kürtçü görüşü savunalar veremediği gibi aslında bazı Türkçü görüşü savunanlarda veriyorum. Çünkü her iki grubun da millet tanımlamaları ve tarihe bakış açıları -öğrenciler örneğinde olduğu gibi- sorunlu. Dolayısıyla tarihe yeniden bakmak gerekiyor. En azından tarihin uzayda değil de bir sosyal ve coğrafi ortamda ve meydana geldiği kabul edilmeli ve tarihe oradan bakılmalıdır. Eğer bu yapılmazsa tarih savaşlar tarihi olmaktan başka bir şey olamaz. Böyle bir tarih algısı da her zaman sosyal sorunları ve çatışmayı içinde barındırır. 

        Bugüne kadar çeşitli nedenlerle Türk devletlerindeki okullar için ortak bir tarihi kitabı yazılamamış olması, Türk dünyasındaki sosyal bütünleşmenin önünde en büyük engel olarak durmaktadır. Eğer ortak tarihi algınız yoksa orak tarih bilincinin oluşması mümkün değildir. Ortak tarih bilincinin olmadığı sosyal yapılarda da sosyal bütünleşme her zaman sorunludur. Bu bağlamda ortak tarih yazımına bir zemin oluşturması açısından Türk dünyasındaki etnografya eserinden hareketle ortak bir “Türk Kültür Tarihi” ders kitabı yazmak mümkündür. 

        Önerdiğimiz kitap hem liselerde hem de üniversitelerde okutulacak şekilde iki farklı seviyede hazırlanmalıdır. Hatta üniversiteler için hazırlanan kitap vasıtasıyla Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya, Tacikistan, Afganistan, İran, Çin ve benzeri ülkelerde yaşayan Türklere de uluşabilmek için belli bir sayıda Rusça hatta İngilizce kitap bastırılması faydalıdır. Çünkü birçok Batılı ve Rus yazar Hint-Avrupa teorisinden hareketle Türk etnografya ve arkeoloji eserlerini Türk eserleri, olarak kabul etmezler. Özelikle bu konuda İskit kültür tarihini çok kullanırlar. Eğer İskitler Türk değilse neden kımız içiyorlar? Arkeolojik eserleri neden Türk eserleriyle özdeş olup onların üzerindeki damgalar Türk damgalarıdır? İskitler neden insan üsluplu mezar taşları kullanmışlar? Diğer yandan İskitler, Hint-Avrupa halklarının atalarıysa neden Hint-Avrupa halklarında insan üsluplu (balballar) mezar taşları ve kımız kültürü yok? Bu sorulara öncelikle İskitlerin Hint-Avrupalı halk olduğunu iddia edenlere cevap gerekmez mi?

        Etnografya eserleri siyasi bilgiler içirmediği, buna rağmen ortak zihniyeti yansıttığı için son derece önemlidir. Mesela Türk dünyasında yapılan halı, kilim gibi dokuma eşyalarında kullanılan damgalar ortaktır. Yusuf Has Hacip, Farabi, İbn-i Sina, Harezmî, Dede Korkut, Köroğlu, Kaşgarlı Mahmut ve benzeri bilim insanları, Orhun Abdileri, Manas, koç, koyun, at başlı ve insan üsluplu mezar taşları ile kaya resimleri ortaktır. Mesela Kazakistan paralarındaki bazı şekiller Altaylarda bulunan kaya resimlerindendir. Keza Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan ve Türkiye paralarındaki bazı damgalar da ortaktır. Fakat çeşitli nedenlerle insanlar bu ortaklığın farkında olmadan, her Türk devletinde yaşayan insanlar genel olarak bu bizim demektedirler. Oysa Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Türkiye’deki etnografya eserlerinde kullanılan damgalar tarihi geçmişin aynısı olarak bizlere bir şeyler anlatıyor. Eğer bu ortak kültür değerlerinden hareket edersek kimsenin itiraz edemeyeceği ortak bir Türk Kültür Tarihi yazmak mümkündür. Üstelik bahsettiğimiz kitap 2012’de başlanıp da dana sonuçlanmayan “Ortak Türk Tarihi” kitabından çok daha kısa zamanda yazılabilir ve en azından üniversitelerde hemen okutulmaya başlanabilir. 

        Böyle bir kitap Türkler arasındaki dayanışmayı ve biz şuurunu güçlendireceği gibi aynı zamanda insanlık kültür tarihine de katkı yapmış olacaktır. Söz konusu kitap şu ana başlıklardan olabilir:

        - Türklerin ilk ataları. 

        - Türklerin tarihte görüldüğü coğrafyalar. 

        - Türklerin ilim ve ilim dünyasına katkıları. 

        - Türklerin dili ve destanları. 

        - Türklerin kaya resimleri. 

        - Türklerin halı ve kilimlerinin özellikleri ile damgaları. 

        - Türklerde doğum, ölüm ve mezar kültürü. 

        Bu konularda Türk devletlerinde çok sayıda eser mevcut olup, onlar yeniden elden geçirilerek, yeni ilaveler yapılarak, böyle bir eser en geç iki yılda yayın hayatına kazandırılabilir. Böyle bir kitap Türk devlerindeki insanlarda ortak tarih algısının oluşmasına önemli katkılar yapacağı gibi söz konusu devletler arasındaki bazı sorunların çözülmesine de yardımcı olacaktır. Diğer yandan kardeş ülkeler içinde biz duygusunun oluşmasına ve gelişmesine de önemli katkılar yapacaktır. Bu anlayışın aynı zamanda Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya, Tacikistan, Afganistan, İran, Çin ve benzeri ülkelerde yaşayan Türkler arasında da yaygınlaşmasına önemli katkılar yapacaktır. 

        Sonuç olarak fotoğraflardan da anlaşılacağı gibi Türk damgalarını ve mezar taşlarından hareket ederek Türk kültür coğrafyasını tespit etmek ve Türk kültür tarihini yazmak mümkündür. Üstelik bu belgeleri geleneksel bilgilere göre halk meydana getirdiği için okumuşların yazdıkları belgelere göre daha sağlıklı belgelerdir. Diğer yandan geleneksel bilgilere göre yapılan etnografya eserleri, sosyal zihniyetin ve sosyal hafızanın ürünüdürler. Bu nedenle kültür araştırmacıları ve tarih yazıcıları onları görmezden gelemezler. 

        Geleneksel belgeleri görmeyen ve yok sayan bir zihniyet, olan kültür tarihini değil de olması gereken kültür tarihini yazma uğraşı içindedir. Böyle bir zihniyet, her zaman için de sosyal mühendislik anlayışını barındırır ve bu zihniyet, tarih ile kültürü anlamak yerine, onları inşa etme çalışır. Dolaysıyla inşacı zihniyet sosyal çatışmalara zemin hazırlar. mus