Atatürk Lisesi, Bizim Ocak ve Sezenler Sokağı

Ağustos 2018 - Yıl 107 - Sayı 372



        Bir sokak bu kadar mı önemli olur insanın hayatında? Sezenler Sokağı. “Bu Sokakta Oldu Her Şey”. Bir film yapsaydım adı bu olurdu…

        Çocukluğumda (70’lerin başlarında) pek çok kişi milliyetçiliği, vatanseverliği İtalyan kökenli Amerikan çizgi romanları Teksas Tommiks’ten öğreniyordu. Ben de büyük hayranlıkla okuyordum. Çok şey öğrendim onlardan. Ama ben Tarkancıydım. Sezgin Burak’ın Tarkan’ı beni yetiştirdi desem yalan olmaz. Pazardan anneme zorla aldırdığım bir kurt kolyem vardı. Mahalleden bir Ülkücü ağabey, “Mademki Ülkücüsün, doğru dürüst bir kurt kolyesi tak!” deyip bir Bozkurt kolyesi hediye etti bana.

        Mahalle mektebini bitirdikten sonra dünyaya açılmama karar verildi ve Atatürk Lisesinin öğrencisi oldum. Yıl, yanlış hatırlamıyorsam 1976. Çocuktuk ama iyiydik lisede. İyiydik derken iyi bir öğrenci değildim ama lisede iyiydim. Güzeldi yani. Ağabeyler biraz kızardı çocukluklarımıza ama… Arada bir şimdi de adları bilinen pek çok ağabeye rastladığımı hatırlıyorum.

        Sonra bir şeyler değişti birden. Okul bir gecede saf değiştirdi. Bütün Ülkücü hocalar, idare, öğrenciler yok oldu birden. Gerçekten yok oldular. Biz yeni yetmeler, saklanacak delik aradık önceleri, sonra da hayatta kalacak kadar yer bulduk kendimize. Ana kadro temizlendikten sonra sıra titiz çalışmalar başladı lisede. O arada ben ve benim gibiler de fark edildi.

        Dört yıl okudum Atatürk Lisesinde ama zar zor ikinci sınıfı bitirebildim. Son yıl (Lisenin son yılı değil benim lisedeki son yılım) bir arkadaşımız vardı sınıfta. Biz sinmiş, havai genç formatındaydık o günlerde. Hayatta kalma formatı yani. Bir kız geldi sınıfımıza. Adı Sema… Benim gibi sinmiş değil, hâlâ eski havada ve hiç bir şeyden ve hiç kimseden korktuğu yok. Laf atana anında misliyle laf sokuyor. Biz birkaç kişi gizli gizli, ona da kendimizi belli etmeden, “Acaba onun için neler yapabiliriz?” diye konuşuyoruz ama o kadar. Hiçbir şey yapamıyoruz. Muhterem Hocam Prof. Dr. Sema Barutçu Özönder… Bu anıyı, 2009’da “2. Aytmatov Günleri’nde paylaştım Hocayla.

        Herkesin yaşadığı bizim de başımıza geldi ve bir yıllık sürgün hayatımız başladı. Ankara’daki pek çok lise, Beypazarı, Ayaş ve memleketim Kızılcahamam Lisesi kabul edemedi beni. Bir yıl Adapazarı Akyazı Lisesinde okudum. Toplam beş yılın sonunda mezun oldum ya da mezun edildim.

        Hacettepe Türkoloji… Hazırlık yılından başlamıştı itiş kakış. “12 Eylül öncesine dönmek isteyenler“ vardı demek ki. Eski havada değil ama hâlâ ciddiydi. En çok da felsefe bölümündeki tiplerle göz göze gelirdik. O yıllarda yumruklaşmak zordu ama göz ve hafif omuz darbeleriyle yapılırdı bu işler. Felsefe’de kaleyi içten fethetmekle görevli bir arkadaşımız vardı: Fahri Atasoy. Kadim dost listesine o yıl girdi muhterem. 1981...

        Bizim Ocak dergisi Cebeci’den Sezenler’e taşınmıştı. Beytepe’den servisle Merkez’e gelirdik.. Bir süre Necati Bey Caddesi’ndeki (Sezenler’e birkaç yüz metre uzakta) Doğuş ve Töre dergisine takıldık. Birkaç defa bize kapıyı ince bıyıkları, ipek fuları ve kalın purosuyla Taha Akyol’un açtığını hatırlıyorum.

        Bizim Ocak’taki Cebeci günlerinin ardından Sezenler’deki yeni yerdeyiz... Ben ayak işleri yapıyorum ve çalışmaktan başka bir özelliğim olmadığı için dikkat çekmiyorum pek. Belki kıyafetlerimle dikkat çekmiş olabilirim ama...

        Mümtaz Sarıçiçek, İbrahim Atabey, Aziz Kâmil Yılmaz, Mehmet Şaban Şimşek’ten oluşuyor bizim ekip… Onlar, Ülkücülüğün geleneğine de sahipler. Ben öyle takılıyorum. Sonra... Hangi işe el atsak elimizde kalmaya başladı ve derginin pek çok işini biz yapmaya başladık. Teknik işler, getir götür dâhil... Montaj da öğrendik. Daha doğrusu arkadaşlar öğrendi, ben de kaptım bir şeyler… 

        Bu arada, Bizim Ocak dergisinin Halide Nusret Zorlutuna’nın kapakta olduğu sayısının montajını ben yaptım. Yaz günleriydi, pek kimse yoktu. Bilindiği gibi kapak ters ve negatif olarak basılmıştır. Bu şeref bana aittir ve o günlerde yaptığım en somut işin bu olduğunu büyük bir gururla söyleyebilirim.

        İlk Aytmatov yazımın yanı sıra, ilk Cengiz Dağcı yazım ve ilk sinema yazılarım da o günlerde yayımlandı. Sinema yazılarım da rahatsız etti birilerini. Yine Muharrem Şemsek susturdu ileri geri konuşanları.

        Sonra… Yıllar aktı gitti… Türk Yurdu dergisi de Sezenler’deydi yıllarca... Şu anda yeni yerinde, malum.

        Bir küçük anı daha… Bizim Ocak’ın bulunduğu bina, Necatibey Caddesi ile Sezenler’in kesiştiği noktada… 1974’te orada tüpçü vardı… Babam, geceden tüp kuyruğuna girerdi. Sabah 7’ye kadar tüpün üstünde beklerdi. Sonra ben ve kardeşim oraya gelirdik, babam da işe giderdi. Saat 10-11 gibi tüp gelirdi, itiş kakış tüpü alıp Öveçler’e, eve götürürdük.

        Sezenler Sokağı… Sizin hayatınızda var mı böyle sokaklar ama benim hayatımda vardı ve var... Ankara’ya her gelişimde geçerim sokağımdan…

        Geçen yılın başlarında bir şeyler çektim, ekibimle beraber konuya dair. Belki bu yaz zaman bulursam en azından Mustafa Çetin versiyonunu, kendime özel bir usul ile hazırlayacağım. Üç beş dakikalık lirik bir belgesel olur belki.