On Binlerce Yıllık Kültürel Baştacımız Çuva

Temmuz 2018 - Yıl 107 - Sayı 371



        Türkmen-Yörük kültür geleneğinde pek çok etkileyici ritüel günümüze kadar gelmiş ve kültür izlerimiz arasında yerini almıştır. Özellikle çocuk ve gençliğe verilen önem ve değerle ilişkili olanların korunup saklanagelmesi üzerinde düşünmemiz gerekmektedir.

        Doğumdan başlayarak başa takılan ve üzerinde “ok”-“og”lar (işaret, tamga veya simgeleri) barındıran tellik, şapka benzeri başlık ve süslemelerdeki “bizlik” sosyal bağı kurma, istenilen-aranılan özellikleri edindirme ritüellerinde kullanılış sosyal iletilerini özenle okumalıyız.

        Eğitimde en önemli olanın kafa olduğu bilgisinin geçmişten bize iletilmiş ipuçlarıdır bu başlıklar aynı zamanda. Özellikle bunlardan bazıları ciddi bir eğitsel disiplin örneğidirler. Bu yazı ve belge fotoğraflarında görülen çuva (çığa, gelberi) başlığa ilişkin ritüeller de buna bir örnektir.

        Bir pedagog bakış açısıyla incelediğimizde son derece bilinçli, uzun yıllara yayılmış, psiko-sosyal ve duyu bilişsel gelişimle karakter edindirme yöntem özelliklerini görürüz, bu özel baş ritüelinde.

        Öğrenme ortamının doğa oluşu bu eğitsel bilincin ne kadar yerinde olduğunun da göstergesidir. İnsanı geliştirecek en verimli eğitim alanı doğadır çünkü. Doğadan özdeşleşerek bağımsızlaşma, cesaret, coşku, hoşgörü, yaşam hak bilirliği, üretmeye saygı ve ortak değerlere bağlılık gibi pek çok erdemin bilinçli kazanımını amaçlamış görenek eğitimi örneklerinden biridir çuva başlık ritüeli. 

        Derin-köklü yaşam anlayışı deneyimlerimizden süzüle gelen etkileyici kültür örneklerimizden biridir. Öyle ki Yörük Türkmenlerini yakından tanıyan herkes bu kişilik özelliklerinin rastgele kazanılmadığını anlar. 

        Akdeniz Torosları’nda bundan 30 yıl öncesine dek yaygın olan, günümüzde az sayıda bazı köylerde sürdürüle gelen kartal tüyü süslemeli başlığın adıdır çuva. Ancak bu amaçsız bir süsleme ve taçlanma değildir. Uzun yıllar süren kız ve erkek çocuklar için küçük farklılıklarla ayrılan bir tür cinsel kimlik üzerinden kişilik kazandırma eğitsel aracıdır.

        Günümüze kızların süslemesi salt bir gelin başı ritüeli olarak gelmiş görünse de biraz dikkatle öncülünün uzun soluklu bir dizi ergenlik ritüeli olması kuvvetli olasılıktır. Erkek çocuklarda ise bebeklikten istediği yaşa kadar yayılan esnek zamanlı ancak azalmış bir uygulamadır. Gene bu bölgelerde günümüze taşınan ve bu konunun özüne ilişkin bir sağaltım ritüeli olan doğuştan çelimsiz, çekingen ve tutuk çocukların kartal tüyü bekletilmiş su ile yıkanması hatta bu sudan içirilmesi konuyla ilgili düşüncemizi perçinleyici bir diğer örnektir.

        Bizi ilgilendiren tek ilginç yönü, kartal tüylerinden çuva başlık yapılıp boyanıp takılması değil elbet. Bu renkli ritüelimizin arkasındaki derin ve köklü felsefeyi anlamak için “Neden kartal tüyü?” sorusu üzerinden derin toplumsal bilinçaltımızın kültürel bağlılığımıza katkısı irdelenmelidir. İnsanın zengin hayal gücünün farkındalığıyla daha çocukluktan doğaya öykünüp özdeşleşerek karakter edindirmenin güçlü ve bin yıllara yayılı “biz”lik toplumsal bağı kurmaya katkısı da elbette.

        Kartal ve simgelerinin Türk tarih ve kültüründe, sanatta etkisi ve öneminin günümüze dek gelişi aynı topluluk bilinçaltı etkenlerinin gücüyle ilgilidir. Kazakistan buluntularında çıkan ünlü altın adam heykeli ve yüzüğü (res.3) içinde nakşedilmiş çuva başlıklı kadın başı süslemesi ve hatta Amerikan yerlilerine dek aynı kültürün varlığı bu kültürün yayıldığı coğrafyanın genişliğini,  Konya Çatalhüyük (M.Ö on binler) kazılarında çıkan kil bir heykelciğin başındaki deliklerin arkeolog görüşlerine göre tüy takmak için yapıldığı tespitleri ise kültürümüz üzerinden tarihsel derinliğimizin bilimsel sürekliliğini izlememizi sağlayan belgeleridir.

        Öyle ki heykelciği anlatmak üzere arkeologlarca çizilen temsili resim (res.4) ile bizim Yörük gelin başı çuvanın benzerliği heyecan vericidir. 

        Buna karşın bu belgelerin konuyu bizim için ilginç ve heyecanlı kılmasından çok yaşam kültürümüz içinde bu güne dek taşıyageldiğimiz güçlü kültür köküne sahip olmanın haklı gururu olmalıdır asıl hislerimiz. Bu tarihi bilimsel veriler ışığından Yörük başı süslemelerinden çuvayı yorumladığımızda görülen en az on bin yıllık köklü ve güçlü bir doğa kültür felsefesinden geldiğimizdir. Bu felsefenin izlerindeki Ok’untuların bize okuttuklarıyla Yörüklük salt ve amaçsız bir hareket değil, bilinçli bir “kültür aşılama” yaşam felsefesi olduğu üzerinden yeniden değerlendirilmelidir.