İslam Sanatı’nın Derleniş Dönemini Yaşıyoruz

Temmuz 2018 - Yıl 107 - Sayı 371



        Mahmut Çetin’in yazdığı İslam Sanatı’nın Özellikleri adlı kitap Biyografi Net Yayıncılık tarafından neşredildi. Türk Yurdu Yayın Kurulu Üyesi Mahmut Çetin ile İslam Sanatı’nın Özellikleri kitabı üzerine konuştuk.

         

         

        - Daha çok biyografi eserleriyle tanıdığımız Mahmut Çetin, İslam Sanatı konusuna niçin girdi? 

        - Aslında yazma sürecinin başlangıcında nasıl yazmalı, niçin yazmalı, neye göre yazmalı? Sorularının cevabını ararken genel olarak estetikle, sanat felsefesiyle ilgilendim. Bu soruların cevabını ararken İslam Sanatı konusunun içine düştüm. Üniversite yıllarından itibaren bu konunun kaynaklarıyla beslendim.

        - Bu kaynaklar sizi nereye çıkardı?

        - Benim ilk kitabım zannedildiği gibi Boğaz’daki Aşiret değil… İlk kitabım İslam Sanatı’nın Yeniden Teşekkülü 1996 yılında yayınlandı. İslam Sanatı benim biyografi ve şehir araştırmalarıyla birlikte ilgilendiğim alanlardan biri. İslam Sanatı’nın Yeniden Teşekkülü kitabını yazdığım dönemlerde İslam Sanatı, ardından mersiye düzülen bir muhteva idi. Ben bu ağlama tavrına, bu mersiye tavrına karşı yazdım İslam Sanatı’nın Yeniden Teşekkülü’nü. Bir durum tespiti yapalım ve yol haritamızı çizelim demek istedim.

        - O zaman önce İslam Sanatı’nın Yeniden Teşekkülü’nü soralım.

        - Güzel sanatlarda Batı karşısında yaşadığımız durum bir bozgundu. Ama bu muhteva yüz yılı aşan bir süre içinde yeniden özgün eserler üretmeyi başarmıştır. Yılmaz Özakpınar’dan Sezer Tansuğ’a, İsmet Özel’e düşünce adamlarımızın uyarısı burada önemli. Batı karşısında evrensel duruşu olan tek dünya İslam Medeniyeti’dir. İslam Sanatı da bu medeniyetin bakış açısı sonucunda şekillenmiştir.

        - Saydığınız isimlerden hareketle mi yola çıktınız?

        - Hayır! Onlar İslam medeniyeti’nin evrensel tasavvur olarak altını çızen düşünce adamları. İslam Sanatı konusunda öncelikle Beşir Ayvazoğlu’nun Aşk Estetiği kitabı ile S.Ahmet Arvasi’nin Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz kitabı benim için milat olmuştur. Bu isimleri Selçuk Mülayim, İlhan Özkeçeci, Halit Refiğ, Aziz Çalışlar ve Turgut Cansever’in kitapları takip etti. 

        - İslam Sanatı’nın Özellikleri kitabının sunumunda ‘Tevhid’den hareket eden ve tenzih’le doğayı yansıtan sanatçı tabiyatın içkinliğini yakalar’ diyorsunuz. İslam Sanatı’nın temel bakış açısını belirleyen tevhid-tenzih ilişksini açıklar mısınız?

        - Bir kültürü medeniyet seviyesine çıkaran şey, dünya görüşü ve metafizik görüştür. Her medeniyet aynı zamanda bir dünyevi düzen ve farklı bir metafizik bakış açısıdır. İslam Sanatı, kelime-i tevhid’le ifadesini bulan metafizik bir temele dayanır. İslam Metafiziği’nin temel inancı, ‘Allah’tan başka ilah yoktur’ hakikatidir… Kelime-i tevhid, İslam Medeniyeti’nin bütün hayat alanlarını düzenler. Sanat ve estetik de bundan doğal olarak payını alır.

        - Batı Sanatı’nın temelinde ne var?

        - Batı Sanatı’nın temeli tabiyatı taklittir. Resimde doğayı taklit esas olduğu gibi, drama ve romanda da gerçeklik temel perspektif. İslam Sanatı ise tabiyatın görünen yüzünü değil, içkinliğini yakalamaya çalışır. 

        - İslam Sanatı’nda tenzih kelimesiyle neyi kasdediyorsunuz?

        - İslam Sanatı, tevhid ve buna bağlı olarak tabiyatı yeniden yaratmanın imkansızlığının idraki dolayısıyla tenzih’in gözetilmesi için, yansıtma’yı tercih etmiş ve soyuta yönelmiştir. İslam Sanatı’nın yansıtma özelliği tenzih’in bir sonucu olarak ortaya çıkar. Louis Massignon’dan itibaren birçok araştırmacı tenzihin İslam Sanatı’nı etkileyen en kuvvetli kavram olduğunu belirtmiştir. Yansıtma özelliği tevhid özelliğinden kaynaklı, suret’ten kaçınmayı esas alan tenzih’in bir sonucudur. Tenzih, hiçbir şeyi Yüce Allah’a benzetmemek, kusurdan uzak tutmaktır.

        - İslam Sanatı’na Türk kültürünün katkısı ne şekilde olmuştur?

        - Abbasiler Dönemi’nde asker kenti Samarra’nın askerleri Türkler’dir. Türkler, İslam Coğrafyası’na sadece kılıçlarıyla gelmemiş, yanlarında sanatlarını da getirmiştir. H. Gluck ve J. Strzygowski, Türk unsurunun başta Samarra olmak üzere Yakın-Şark’a getirdiği sanat telakkilerinin İslam Sanatı’nın inkişafı üzerinde etkili olduğunu belirtirler. Erken İslam dekorasyonu üslubunu Irak’ta bulmuştur. Irak’ın asker kenti Samarra’daki ştük işlerinin Orta Asya maden ve ahşap işçiliği geleneğinden alınma olduğu öne sürülmüştür. Bu eserlerin milattan önceki yüzyıllardan kalma Altay kalıntılarından öğrendiğimiz bir Türk Sanatı’ndan kaynaklandığı söylenmiştir. 

        - Samarra’daki bu etkilenmeyi biraz açabilir misiniz?

        - İslam Dünyası’nda ilk türbenin Samarra’da yapılmış olması da ilginç bir bulgudur. Türkler’in Tasavvuf Kültürü ile iç içeliği düşünüldüğünde ilk türbenin Samarra’da yapılmış olması daha bir anlamlı hale gelir. Türbe kavramının kurgan kavramıyla ilişkisi var. Bu saydıklarımız sadece İslam Sanatı’nın ilk dönemleriyle ilgili hususlar. Daha sonra Selçuklu ve Osmanlı asırlarıyla İslam Sanatı’nın her alanında Türk Milleti’nin ortaya koyduğu eserlere şahit oluruz.

        - Kitapta sıkça oryantalizm eleştirisi var.

        - Oryantalizm, ‘mitsel bir Doğu’ yaratmayı amaçlayan ideolojik bir kurmacadır. Bu kurmacada Doğu’nun özellikleri, Batı’ya atfedilen özelliklere karşıt olarak tanımlanmıştır. Yüksel Kanar işaretiyle oryantalizm, yapılan sınırsız tekrarlarla ‘şarklaştırılmış Doğu’ üzerinde kalıcılığı sağlayan güce dönüşür.  Oryantalizmi, belirgin görüş açıları ve Doğu konusunda ideolojik taraf tutma kurallarıyla saptanmış bir takdim sistemi olarak düşünmek mümkündür.

        - İslam Sanatı, arabesk kavramıyla tanımlanabilir mi? 

        - İslam Sanatı’ndaki yönelimlerden biri de arabesktir. Ama İslam Sanatı’nın tamamı için arabesk nitelemesi yapılamaz. İslam Sanatı’nı biçimlendiren temel inanç tevhid’dir… Oryantalizm, İslam Dünyası’ndaki bütün sanatsal üretimi dünyanın geçiciliği vurgusunu ön plana çıkararak açıklar. Bu tek yönlü ve yanlış bir nitelemedir. Oryantalizm; tevhid’den hareketle suret’ten uzak duran ve yansıtma özelliği ile nonfigüratif bir tasarım gerçekleştiren İslam Sanatı’nın bütün formlarını arabesk kavramı içinde değerlendirir. 

        - Arabesk kavramına itirazınız mı var? 

        Oryantalizm’e göre arabesk bir ‘anlamsızlıklar bütünü’dür! İlhan Özkeçeci’nin yerinde ikazını hatırlıyoruz. İslam sanatçısının soyutlamayla geçici olan maddi dünyadan kurtulma çabasında olduğu iddiası, İslam Sanatı’nın dinamik ruhunu açıklayamaz. Bu miskin düşünceyle İslam Sanatı’nın tüm dünyayı etkileyen muhteşem bir medeniyet kurması mümkün değildir.    

        - İslam Sanatı’nın Özellikleri kitabı Batı Sanatı’na karşı bir çalışma mı? 

        - İslam Sanatı’nın Özellikleri’ni tespit çabası, bizi zorunlu olarak Doğu-Batı ikilemi çerçevesinde yapıları, kavramları ve sorunları karşılaştırmaya zorlamıştır. Oryantalizm eleştirilerimize rağmen Batı Sanatı karşıtı olarak algılanmamız yanlış olur. İslam Sanatı’nı yorumlayabilmek için Batı Sanatı ve sanat felsefesi’nden zevkle yararlandık.

        Doğu-Batı ikilemi artık bir ikilem değil, giderek birbirini tamamlayan bir bütüne dönüşmektedir. Ayrılık tarafsızlığa, eşitliğe, değiş tokuşa ve birlikte yeni bir oluşa doğru gitmektedir. Aklıselim; insanı aziz bilen ve içerikli sentez arayışlarını öne çıkarmaktadır.

        - Kitaptaki bölümlerin ilk yazımları daha önce Türk Yurdu’nda yayınlanmıştı.

        - Evet! Bu benim özellikle istediğim bir şeydi. Türk Yurdu gibi asırlık bir birikimin içinde iddialı olduğumuz bir muhtevayı sunmak istedik. Artık İslam Sanatı’nın derleniş dönemini yaşıyoruz. Bahattin Karakoç’un şiir kitabının adıyla söylersek Ay Şafağı Çok Çiçek…