Türk Diline Adanmış Hayat: Cevat Heyet (1925-2014)

Temmuz 2018 - Yıl 107 - Sayı 371



        Özet

        Ailesinden aldığı Türklük bilinci ve sevgisiyle hayatının büyük bir kısmını Türk dilinin ve kültürünün gelişimine adayan, İran Türklerinin varlığını Türkiye’ye tanıtan ilim ve kültür insanı Cevat Heyet Güney Azerbaycan doğumlu bir Türkolog, aynı zamanda da dünyaca ünlü bir cerrahtır. Cevat Heyet, üniversite öğreniminin bir kısmını İran, bir kısmını da İstanbul’da tamamlayarak hayranı olduğu Türk kültürünü daha yakından tanıma imkânı bulmuş, Türkoloji konusundaki hizmetleriyle Türk dünyasının yeri doldurulamayan nadir şahsiyetleri arasında yerini almıştır. 

        Hayatı ve İlmî Yönü

        Cevat Heyet’i Türk kültürü araştırmalarına yönelten şey, anne ve babasının Türk kültürüne has folklorik malzemeleri çocuklarına aktarmalarıdır. Türk dünyasının yetiştirdiği en seçkin isimlerden biri olan Cevat Heyet, 24 Mayıs 1925 Tebriz doğumludur. Aristokrat bir aileden gelen Heyet’in annesi, Mesume Sultan, Fürığ tayfasının önderi ve meşhur bir din bilgini Hacı Mirza Muhammed’in kızıdır. Babası Mirza Ali Heyet, döneminin hukuk siyaset, ilim-kültür alanlarında önde gelen aydınları arasındadır. Yurt içi ve yurt dışı toplantılarında heyetlere başkanlık ettiğinden “Heyet” soyadını almıştır. Ülkesinin istikbali için kafa yoran, bunun için çeşitli faaliyetlerde bulunan baba Heyet’in İran Adliyesi’nin kurulmasında önemli bir rolü olduğu ve kendisinin Başsavcı, senatör, Temyiz Mahkemesi Başkanı ve Adalet Bakanı olarak da İran yönetimine ve halka destek verdiği bilinmektedir.

        Mirza Ali Heyet’in ruhunun derinliklerindeki Türklük hassasiyeti, onu bu kültür ve medeniyetin devamlılığı ve yükselmesi adına çabalara gark etmiştir. Bunun için Türkiye ile İran arasında dostane ilişkilerin tesisi adına önemli girişimlerde bulunmuştur. Türk kimliği ve eğitim konusunda üst düzey bir bilince sahip olan Mirza Heyet, o dönemde Osmanlı hükümetine bağlı olan Necef (Irak’ın başkenti Bağdat’ın kuzeyinde yer alan bir şehirdir) dışında bir yıl kadar İstanbul’da da eğitim almış, böylece Türkiye’yi yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Mirza Ali Heyet’in Osmanlılarla olan ilişkisi Cevat Heyet daha doğmadan başlamış, 1918’de Tebriz’de Osmanlılarla birlikte İttihad-ı İslam Cemiyeti’ni kurmuştur.

        Mirza Ali Heyet’in içinde var olan Türklük sevgisi ve Türklük şuuru, oğlunun Türkiye’de eğitim almasında çok etkili olmuştur. Bu dönemde, 1943 yılında Mirza Ali Heyet’in Tahran’daki Türkiye sefiri Kemal Hüsnü Taray ile görüşmesinin ardından Türkiye’ye 100 öğrenci gönderilmiştir. Cevat Heyet de bu öğrenciler arasında yer almıştır. İlkokul, ortaokul ve liseyi Tahran ve Hemedan’da okuyan ve bu okullardan birincilikle mezun olan Cevat Heyet, 1941 yılında Tahran Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanmış ve burada üç yıl eğitim gördükten sonra babasının “Oğlum, ben seni İstanbul’a gönderiyorum ki tıbbın yanı sıra dilimizi, tarihimizi, kültürümüzü öğrenesin. Bunları öğrendikten sonra istediğin ülkeye gidebilirsin” sözü üzerine İstanbul’a tıp eğitimi almak üzere gelen Cevat Heyet, İstanbul’a gelişinin bir zorunluluk değil şuurlu bir tercih olduğunu dile getirmiştir.

        Cevat Heyet, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitim aldığı yıllarda burada Saadettin Bilgiç, Faruk Sükan, Asım Salih, Muharrem Ergin gibi Türkiye’nin siyasi, sosyal, kültürel hayatında önemli rol oynayan fikir insanlarıyla yakın arkadaşlıklar kurmuş ve bu kişilerle fikir alışverişinde bulunarak hem Türk millî kültürü hakkında yeni yeni şeyler öğrenmiş hem de Türkiye’nin İran Türklerinin varlığı konusunda bilinçlenmesine hizmet etmiştir. Zira o dönemde Türkiye’de yaşayan pek çok insan, Türkiye dışındaki Türklerin varlığı hususunda çok az şey biliyordu. Cevat Heyet, Türkiye’de yaşamaya başladığı ilk zamanlarda kendisinin Türkçe konuşuyor olmasının arkadaş çevresinde şaşkınlıkla karşılandığını belirtmiştir. İşte Cevat Heyet, tam bu noktada İran Türkleri konusu hakkında Türkiye’yi haberdar etmek, onların kardeş kavimler olduklarını duyurmak gibi bir vazifeyi de üstlenmiştir. 

        Cevat Heyet, Türkiye’de kaldığı dönemde Türk dili, edebiyatı ve tarihiyle yakından ilgilenmiş ve fakülteyi tamamladığı 1946 yılı itibariyle yine aynı fakültede 3 yıl asistanlık yaptıktan sonra tıp ihtisası yapmak üzere Paris’e gitmiştir. 1952’de uzman cerrah kimliğiyle İran’a dönerek buradaki halka hizmet eden Cevat Heyet, 1953 yılında işçilere özel Hidayet ve Adliye Hastanelerinde cerrahi klinikler açmış ve İran için tıp alanında ilklere imza atmıştır. 1954 yılında İran’da kalp ameliyatları yapmaya başlamıştır. 1956’da aort kapağı ameliyatı, 1961’de ilk açık kalp ameliyatı ve 1969’da hayvanlar üzerinde ilk kalp nakli Cevat Heyet tarafından gerçekleştirilmiştir.  

        Cevat Heyet’in İran’da geçen ilk gençlik yıllarında Pehlevi rejiminin siyaseti gereği Türkçe kullanmak yasaktı. Bu dönemde Türklere karşı yoğun hakaret içeren bir tavır vardı ki Stalin, Türk sözünden hiç hoşlanmadığı için İran’ı uyarmış bu da Türkler üzerinde yoğun baskıya neden olmuştu. Heyet, Türk kavimlerini Özbek, Kırgız, Kazak, Tacik, Azeri diye isimlendirip bölen Stalin’in bu planı karşısında dillerinin adının Azerbaycanca değil, “Azeri Türkçesi” olduğunu dile getirmiştir. Bu yasak ve engel ortamı, Heyet’in içindeki Türklük ateşini daha da alevlendirmiş ve Türkçeye karşı duyduğu hasret, Heyet’i Türkoloji alanında araştırma yapmaya itmiştir. Heyet, tıp alanında olduğu gibi Türkoloji alanında da birçok başarılara imza atmış, elini attığı her alanın önde gelen isimlerinden biri haline gelmiştir. 

        Cevat Heyet, Türkoloji çalışmaları sırasında Türk diliyle ilgili önemli tespitlerde bulunmuş ve Türk dünyasının dil gelişimi ve problemleri üzerinde de kafa yorarak alana yönelik çözüm önerileri sunmuştur. Heyet, Azerbaycan Türkçesinin oluşumunda çeşitli Türk lehçelerinin etkisinden bahsetmiştir. Ona göre, Azerbaycan Türkçesi üzerinde Orta Asya Türk lehçelerinden en çok Uygur Türkçesinin etkisi olmuş, Uygurlar kültür ve müzik alanında da Azerbaycan kültürü üzerinde derin izler bırakmıştır. İran coğrafyasındaki Türk varlığı konusuna da eğilen Heyet, “İran” isminin Farslarla özdeşleşmesinin yanlışlığını ifade ederken İran’da yaşayan Türk unsurların Farslardan daha fazla olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre, Türk, Tatar, Lezgi, Fars, Kürt, Arap, Kaşkay, Türkmen, Horasan, Ebîverdî Türklerinin bir arada yaşadığı İran, bir medeniyetin değil bir coğrafyanın adıdır. 

        Türklerin ortak iletişim dilleri konusunda Heyet’in fikri, aynı kültüre sahip insanların siyasî değil, kültürel ağırlıklı ilişkiler kurması gerektiği yönündeydi. Ona göre, Türk topluluklarının ortak iletişim dili, Türkiye Türkçesi olmalıdır. “Uluslararası Türk Dünyası konferanslarında İstanbul Türkçesiyle bildiri verilmeli” diyen Heyet, yine “kendi dilimiz var iken neden Rusça kullanalım?” demiştir. Türk dilinin geleceğinden umutlu olan Heyet, geçmiş yıllara kıyasla Orta Asya Türklerinin Türk kimliklerini kabul ettiklerini ifade etmiştir. Örneğin Sovyetler Birliği dağılınca bağımsız Azerbaycan kurulmuş, Türkiye bu duruma hazırlıklı olmadığından ilk dönemlerde Azerbaycan’la yoğun ilişkiler kuramasa da kendini bu duruma çabuk adapte edip Azerbaycan ile sağlıklı ilişkiler kurmuştur.

        Cevat Heyet, Türkiye’de eğitim almasından dolayı İran’a döndüğü zaman Türkiye ve İran arasında dostane ilişkiler kurulmasına da hizmet etmiştir. 1956’da Türkiye Sefiri Aksanur Paşa ile görüşerek kendisi gibi İstanbul’da eğitim alan kardeşi Firuz Heyet’le birlikte İran-Türkiye Dostluk ve Kültür Cemiyeti’ni kurmuştur. Bu cemiyet; Türkiye’den İran’a, İran’dan Türkiye’ye öğrenci göndermiş, çeşitli ilmî ve kültürel çalışmalar yapmıştır. 1993 yılında ise, Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi Korkmaz Haktanır ile Tahran’daki Türk Kültür Merkezi’nin açılmasında etkili olmuş, hayatı boyunca İranlı öğrencileri Türkiye’de eğitim görmeleri konusunda desteklemiştir. 

        O, yaygın olanın tersine Azeri terimi yerine Türk terimini kullanmış, Türk kimliğini hiçbir zaman gizlememiştir. Türkiye’de geçen zamanlarında Zeki Velidi Togan, Fuat Köprülü ve Hamdullah Suphi Tanrıöver ile görüşüp onların Türkçü fikirlerinden feyz almıştır. İran’da Türkçe konuşmanın yanı sıra Türkçe kitap okumanın bile yasak olduğu yıllarda Türkçe hasretiyle Tahran’daki evinde Türkçe-Farsça şiir toplantıları düzenleyerek buradaki Türkleri Türkçe şiir yazmaya özendiren kişi yine Cevat Heyet’tir. Bu dönemin en güçlü şairlerinden Şehriyar’ı (Ö.1988, Tahran) Türk dünyasının evrensel değeri olarak gören Heyet, onu bu şiir toplantılarına davet edip Türkçe şiir yazması için teşvik etmiştir. Cevat Heyet, Türkiye-İran-Azerbaycan arasında adeta bir kültür elçiliği vazifesi üstlenmiş, 1993 yılında Tahran’da açtığı Türk Kültür Merkezi ile Türk kültürünün İran’da tanıtılması ve gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. 

        Heyet, “Türk Dünyası Edebiyatı” ve “Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlüğü”nün hazırlanmasında başkan yardımcısı sıfatıyla görev almıştır. Yurt içi ve yurt dışında gerek tıp gerekse Türkoloji alanındaki pek çok konferansa davet edilen Cevat Heyet, Türk dili ve kültürüne yaptığı hizmetlerden dolayı, birçok üniversite ve vakıf ve diğer resmî kurumlarca ödüllendirilmiştir. Türk Dil Kurumunun şeref üyesi seçilen Heyet, İstanbul Üniversitesi tarafından fahri doktorluk unvanı almıştır. Yine Azerbaycan ile Türkiye arasındaki kültürel ilişkilerin güçlenmesi adına yaptığı çabalar sonucu kendisine 1991 yılında Azerbaycan Millî Yaradıcılıq Akademisi tarafından fahri üyelik, 1992’de Bakü Devlet Üniversitesi tarafından Mehmet Emin Resulzade adına, 1994’te Neriman Nerimanov adına Tıp Üniversitesi’nin, 1995’te Hazar Üniversitesi’nin fahri doktorluğu; 1982’de Azerbaycan E. Ahundov Edebiyat Enstitüsü’nün, N. Tusi adına Azerbaycan Pedagoji Üniversitesi’nin, 1996’da Azerbaycan Üniversitesi’nin fahri profesörlüğü, İstanbul Üniversitesi tarafından 1997’de fahri Türkoloji ve tıp doktoru ödülü verilmiştir. 10 Nisan 2010 tarihinde Türk Ocakları’nın kuruluşunun 100. yılı münasebetiyle düzenlenen törende kendisine Türk Ocakları tarafından “Hamdullah Suphi Tanrıöver Türk Ocakları Kültür Armağanı” takdim edilmiştir.

        Cevat Heyet ve Varlık Dergisi

        İran’da Pehlevi rejimi (1925-1979)’nin devrilmesinin ardından basın ve yayında Türk diline karşı doğan özgürlük ortamı ile birlikte Cevat Heyet, Türkoloji çalışmaları için uygun bir ortam bulmuş ve bu dönemde arkadaşlarıyla beraber Varlık dergisini yayımlamaya başlamıştır. Derginin iki ayrı yayın dönemi bulunmaktadır. Birincisi, 1979-2014 yılları arasında Tahran’da Cevat Heyet editörlüğündeki yayın dönemidir. Derginin ikinci yayın dönemi ise, Cevat Heyet’in vasiyeti üzerine yeğeni Mehmet Rıza Heyet editörlüğünde 2015 yaz döneminden itibaren Ankara’da yayımlanmaya başlandığı dönemdir. 

         İran’da yaşayan çok sayıda Azerbaycan Türkünün öz dilleri olan Türkçenin kökenlerini ve kendine has hususiyetlerini bilmeleri, Türk kültürü, tarihi ve medeniyeti ile ilgili şuurlu hale gelmeleri için yayımlanan dergi, 1979 yılından bu yana yayın hayatını sürdürmektedir. Derginin dili Farsça ve Arap harfli Azerbaycan Türkçesidir. Cevat Heyet’in 14 Ağustos 2014 tarihinde vefatının ardından yayın hayatına bir yıl kadar ara vermiştir. Önceleri her ay çıkmış, sonraları üç ayda bir çıkmaya başlamış ve günümüzde hâlâ yayınlanmaktadır. Zamanla bir mektep vazifesi gören Varlık, İran’da yayımlanan en eski Türkçe dergidir. 

        Derginin mevcut sayıları incelendiğinde, 1979 yılı itibariyle çıkan ilk 79 sayı, yaklaşık 60-82 sayfa aralığında iken, 79-105. sayılar arası 146 sayfa aralığındadır. Bu sayılarda yoğunluklu olarak Türk dili, edebiyatı, önemli Türk şairleri, Türk folkloru ve İran’da yaşayan çeşitli Türk topluluklarına dair makaleler ele alınmıştır.

        Dergide, Cevat Heyet’e ait 206 makale bulunmaktadır. Heyet, bu makalelerde Azerbaycan Türkçesinin tarihi gelişimi, eski Türk boylarının lehçeleri, İslam dini ve İslam’da ahlak gibi konuları ve Dede Korkut, Yunus Emre, Kaşgarlı Mahmut, Hoca Ahmet Yesevi, Fuzuli, Şehriyar gibi önemli kişileri ele almıştır. 

        Varlık çıkmaya başlamadan önce dergi yöneticilerini bekleyen iki büyük sorun vardı. İlki, derginin dili meselesiydi. İran’daki Türkler, uzun yıllar Pehlevi rejiminin baskısı altında kendi öz dil ve kültürüne yabancılaşmış ve duyarsız hale gelmişti. Bu problemi aşmak için birçok toplantı gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde Sovyetlerin dil politikasının etkisiyle solcu Türk aydınlar, İran’da konuşulan Türkçeye Azerice gibi isimler verirken derginin arka planını oluşturan Türkçü kesim, bu tanımlamayı yanlış bulmuş ve kesinlikle kabul etmemiştir. Yazılarında daima “Türküz, dilimiz Türkçedir.” şeklinde net ve kesin bir şekilde Türklük vurgusu yapılmış, derginin dilinin “Azerbaycan Türkçesi” olduğu ifade edilerek İran Türklerinin bilinçlenmesi sağlanmaya çalışılmıştır. İran’da o yıllarda bunu dile getirmek çok zor olsa da Cevat Heyet bunu başarmıştır.

        Derginin diline yönelik tanımlama bu şekilde çözülürken dile dair bir diğer sorun da 100 yıldır konuşulmayan ve bu yüzden hiçbir gelişme gösteremeyen Türkçenin o dönemki haliyle mi yoksa yeni bir Türkçe oluşturmak suretiyle mi kullanılacağı idi. Bu problem, Azerbaycan Türkçesinin ve Türkiye Türkçesinin dil gelişimi takip edilmek suretiyle çözülmüştür. “Bu yeni dili, halk anlamasa da aydınlar anlar” denilerek derginin dili, Azerbaycan Türkçesi olmuştur. Azerbaycan Türkçesindeki Rusça kelimelerin karşılığı da Türkiye Türkçesinden alınmıştır. Bu çözüme ilk önce Şehriyar dair pek çok kişi tepki gösterse de tepkiler zamanla azalmıştır. Derginin ikinci problemi, kaynak oluşturma sıkıntısıydı. Cevat Heyet, edebiyat tarihi ve onun yakın arkadaşı Hamit Lütfü dil bilgisi, alfabe meselesi üzerine araştırmalar yaparak İran Türklerinin bilinçlenmesini sağlamışlardır. 

        Varlık dergisinin İran yönetimine takılmadan uzun yıllar yayın hayatını nasıl sürdürdüğü konusu hâliyle merak edilebilir. Zira İran’daki yeni yönetim, halklara özgürlük verdiğini savunsa da sadece başka etnik toplulukların basın-yayınlarına kontrollü olarak izin vermiştir. Yani propaganda mahiyetli dergi, gazete ve kitapların yaşama şansı yok gibiydi ki zaten bu dönemde 20’den fazla dergi yayın yapmaktaydı. Bunlar arasında solcu-Marksist dergiler çok fazlaydı. Varlık dergisinin buradaki avantajı hiçbir siyasi tarafa bağlı olmaması ve propaganda yapmamasıydı. Ayrıca İran yönetimi, dış dünyadan Türklere eziyet edildiğine dair bir eleştiri ile karşılaştığında uzun yıllardır çıkmakta olan Varlık dergisini örnek göstermekteydi. Varlık dergisinin bir diğer avantajı da Cevat Heyet’in babasının İran’a önemli katkılar yapmış bir aristokrat olmasıydı. Cevat Heyet de dünyaca tanınan bir cerrahtı ve bu alanda İran’a İran yönetiminin göz ardı edemeyeceği kadar çok büyük katkılar sağlamıştı. 

        Cevat Heyet’in İran halkını kendi dil ve kültürüne karşı duyarlı hale getirme amacıyla yola koyduğu Varlık dergisi, amacına ulaşmıştır. Bu bilinçlendirme politikası sayesinde İran’da kendi dilini, edebiyatını ve folklorunu bilen, yepyeni bir kuşak doğmuştur. Varlık’tan önce kimliklerinin ne olduğu konusunda büyük bir sorun yaşayan İran Türkleri, “İran vatandaşıyım ama Türküm” diyerek kendilerini net bir şekilde ortaya koymakta ve savunmaktadırlar. 

        Derginin ikinci dönem sayıları Cevat Heyet’in yeğeni ve manevi mirasçısı, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde öğretim görevlisi olan Mehmet Rıza Heyet tarafından Ankara’da çıkarılmaktadır. 2015 yazında yeniden yayımlanmaya başlayan dergideki her makale, ilk sayı hariç, ikinci sayısıyla beraber başına Latin harfli Türkiye Türkçesi, Farsça ve İngilizce özetiyle birlikte yayımlanmıştır. Derginin Türkçe olan kısmı, Azerbaycan Türkçesiyle, derginin İçindekiler kısmı ise Latin harfleriyle verilmiştir. Son olarak Varlık’ın 2016 yaz döneminde 175. sayısını çıkardığını tespit edebildik.

        Sonuç

        Ailesinden miras aldığı Türklük sevdası, vefat ettiği 90. yaşına kadar Cevat Heyet’in içinden bir an bile kaybolmamıştır. İran’daki yasaklı yıllarda İran Türklerinin içinde körelmiş Türklük bilinci, Cevat Heyet tarafından gün ışığına çıkarılmayı beklerken o, Türkiye’de bulunduğu yıllarda İran’da yaşayan, Türk olan, Türkçe konuşan bir Türk topluluğunun varlığını gerek Türkiye’de, gerekse katıldığı uluslararası konferanslarda duyurmaya çalışan bir öncü olmuştur. Heyet, 1979’da Pehlevi rejiminin devrilmesiyle basın-yayın hürriyetine kavuşan İran Türklerinin millî bilinçlenmelerini sağlamak adına Tahran’da çıkardığı Varlık dergisi sayesinde yıllardır içinde yanan Türkçe aşkı ve hasretini gidermeye çalışmış, Türkçeye dair ne kadar özellik varsa araştırıp okuyucunun hizmetine sunmuştur. Cevat Heyet, Türkoloji alanına yaptığı hizmetlerle hayatı boyunca İran Türklerine öz değerlerini hatırlatan ve hiçbir zaman unutturmayan bir kültür taşıyıcısı görevini haiz olmuştur.