Bilgisayara, “Bilgisayar” Demek

Haziran 2018 - Yıl 107 - Sayı 370



        “Bilgisayar, iletişim, bellek, çıktı, yazılım, donanım, bilgi işlem, komut, imleç, işletim” ve sanallaşan dünyamızda kullandığımız 2500’den fazla kelimenin türeticisi Prof. Dr. Aydın Köksal. Hoca da Hacettepeli. Bu kelimelerin çoğunu ben daha 5 yaşındayken, 1966’da türetmiş Hoca.

        Yani bugün “Kompüter” demiyorsak bilgisayara, Hoca sayesinde oluyor bu.  Ana dilci Hoca. Her şey Türkçe için, Türkiye için diyen bir vatanperver…

        Benim Hacetepeliliğim 12 Eylül sonrası, 1981’de başladı. Türk Dili ve Edebiyatı…  Fiilleri, ortak kullanıma sokan -ş ekine (Bul-uş-mak, yaz-ış-mak, bak-ış-mak) bir hocanın dersinde “Müşareket eki”, diğerinde “Ortaklaşma eki” , bir diğerinde de “İşteş” dediğimiz yıllar.. Özen gösterirdik her hocanın kelimesini kendi hocasının dersinde kullanmaya. Kızarlardı bize… 

        Ne haddimeyse artık, “İlginç” kelimesini kullananlara “Enteresan” bile bundan daha Türkçe” dediğimi hatırlıyorum. “İlgi çekici”ye bile soğuk bakardım o yıllarda… 90’ları buldu benim,”İlginç”i ilginç bulmam.

        O yıllara dair tek şikayetim bu… Biz dil bağnazıydık. Öyle olmuştu, öyle … “Uydurmacılara”, “Uydurukçacı” demese miydik acaba o yıllarda? Tabii o kadar da değil ama biz de bir şeyler yapabilirdik gibi geliyor bana. Çünkü bugünlerde “Interesting” diyenlere alışmazdık belki de o sayede…  Telefonda “By” diyenlere diyecek sözümüz ve hatta yüzümüz olurdu belki..

        Esasta Türkçeciydik ama daha Türkçeci olmalıydık. En azından TDK karşıtı olmamalıydık belki de. “Her şeye karşı çık, kendin de bir şey yapma!” Olacak iş değildi bu ama öyle oldu.  Belki böyle olsun istemedik ama bir şekilde zarar verdik ana dilimize.  Hadi öyle de demeyelim. Faydamız olmadı dilimizin bugününe.

        80’li yılların ikinci yarısından itibaren Aydın Hoca’nın yetişemediği yerlerde başta Kadıköy’deki Yazıcıoğlu İşhanı’nın vatan evladı esnafı elinden tutardı Türkçenin. Yeni piyasaya giren pek çok ürüne onlar ad verirlerdi. Sonraları… Sonraları ise uluslararası mekanizmalar, tekno marketler açılmaya başladı ve neredeyse her şey İngilizce hâliyle kullanılmaya başladı… Yazıcıoğlu İşhanı can çekişiyor artık. “Eller serbest, akıllı telefon” gibi üç beş tanım ise nasıl kurtuldu İngilizcenin elinden bilinmez.

        Karaköy eskiden alet edevatın, elektrik-elektronik malzemenin adını koyardı. Tahtakale oyuncağa, birtakım eşya ve alete ad verir, Türkçeleştirirdi. Türkçeleştiremeseler bile Türkçeye çevirirlerdi. Yine Sirkeci’de Hayyam Pasajı fotoğraf video işlerine, Doğubank diğer elektronik eşyaya ad takar, takamasa da kulp takardı.

        Şimdi öyle mi ya… Kapıdan giren selamsız sabahsız alıyor yerini.  Elini kolunu sallaya sallaya dolanıyor dilimize. Farkında bile değiliz. Bu kelimelere alışmaktan daha kötüsü de bu belki. Farkında olmamak… 

        Sinemada, TV’de Türkçenin esamesi yok..  Eskiden montaj-montajcı, kurgu-kurgucu derdik. Şimdi ise video editing-video editör diyoruz. Montajcı neyse de kurgu diyene bile garip garip bakıyor yerli sinemacılar, TV’ciler… 

        Neyse ki, bize rağmen Türkçe çok güçlü bir dil. Kimseyi kaale aldığı yok esasen. Kendi başının çaresine kendisi bakıyor yani. Binlerce yılda kat ettiği yolu üç beş kendini bilmezin insafına bırakacak dil değil Türkçe.