Türk Kültürüne Ömürler Adamış “Kırıcı” Ailesi ve Şark Saz Yapımevi

Mayıs 2018 - Yıl 107 - Sayı 369



        Ankara’da yaşıyorsanız ve etrafınızı kaplayan kimliksiz, estetik namına bir değer taşımayan beton yapılardan uzaklaşmak isterseniz yönünüzü “Kale” ve civarına dönmenizi tavsiye ederim. Orada sizi karşılayacak ilk şey samimiyet olacaktır, ardından taş döşeli dar yollardan geçip iç içe geçmiş avlular göreceksiniz ve Türk mimarisini temsil eder kabiliyetteki yapıları seyretmekten kendinizi alamayacaksınız: Konaklar, dükkânlar, camiler, çeşmeler ve mütevazı-samimi hayatlar… 

        “Eski Ankara”da dikkatimi en çok çeken şeylerden biri de mahalle, cadde ve sokak adlarıdır. Herhâlde bu yer isimleri de oraya olan meftunluğumu artırıyor. Öyle ki bu yer adlarını işittiğiniz anda zihninizde acı ve tatlı hatıralarıyla şanlı bir mazi canlanıveriyor. Söylediklerimi somutlaştırması ve bu yazıya konu olmasından dolayı bir adres yazmak istiyorum: 

        “Erzurum Mahallesi, Dumlupınar Caddesi, Eceabat Sokağı, 1 Numara, Şark Saz Yapımevi.”

        Bu adres telaffuz edildiğinde Türk tarihinin farklı dönemlerine dalıp gitmemek işten değil. Tarihinde birçok savaş görmüş, cefa çekmiş ama kurtuluş kongresine ev sahipliği yapmış Erzurum; Başkomutanlık Muharebesi’ne meydan olan Dumlupınar; Gelibolu’nun fethindeki en önemli alplerden biri olan Türk denizcisi Eceabat… 

        ***

        Bu yazıda, yukarıdaki adreste Kenan Kırıcı’ya misafir olacağız. 1950’lerin başında Bayburt’tan Ankara’ya göçmüş, TRT’ye, Türk kültür ve müzik hayatına önemli katkılarda bulunmuş ve ömür boyu hizmet etmiş bir ailenin hikâyesini ondan öğreneceğiz. 

        Sarısözen’le Tanışma ve Sılaya Elveda:

        Recep Kırıcı, 1923’te Bayburt’ta doğmuş. Bir yandan değirmencilik diğer yandan da marangozluk yaparak geçinmeye çalışmış. Bu işlerin yanında vazgeçemediği bir tutkusu varmış: Bağlama çalmak ve türkü söylemek. Küçücük bir şehir Bayburt ve tarih 1940’lı yıllar. Bir bağlamaya sahip olmak ve nasıl çalınacağını öğrenmek hayli güç bir mesele. Recep Kırıcı bu sorunu tamamen kendi imkânlarıyla ortadan kaldırmış. Oturmuş bir bağlama yapmış ve ardından yine kendi gayretiyle çalmasını öğrenmiş. Yeteneği ve türkü sevdası Recep Kırıcı’nın kısa zamanda Bayburt’ta tanınmasına vesile olmuş ve 1954’te Ankara’ya davet edilmesini sağlamış. Muzaffer Sarısözen, “Bayburt’un Kurtuluşu” münasebetiyle Recep Kırıcı’yı Ankara’ya çağırmış, TRT Ankara Radyosunda kendisine program yaptırılmış. Sarısözen, Recep Kırıcı’ya elindeki bağlamayı nereden aldığını sorduğunda o, bağlamayı kendisinin yaptığını ifade etmiş. Sarısözen, bağlamayı beğenmiş ve “Ankara’ya yerleş bir atölye aç. Ben sana gereken desteği vereceğim.” demiş. Bunun üzerine Kırıcı ailesi bir kara trene binmiş ve dönmemek üzere sıladan ayrılmış... Anlaşılan bu ayrılış öyle kolay olmamış ki Recep Kırıcı, TRT repertuvarına kazandırdığı şu gurbet türküsünü trendeyken yakmış:

        Giydim çarıklarımı,

        Gel bağla bağlarını.

        Terk ettim gidiyorum,

        Bayburt’un dağlarını…

        Ankara’nın İlk Bağlama Atölyelerinden “Şark Saz Yapımevi” Kuruluyor:

        Muzaffer Sarısözen’in teklifi üzerine Ankara’ya gelen Recep Kırıcı, Mamak’ta o dönem gecekondu semti olan Altmışevler’e yerleşir. Ankara’nın bilinen bağlama ustalarından Yusuf Atasoy ile ortak bir atölye açmaya karar verirler. Atölye İsmetpaşa semtinde açılır. Bu ortaklık uzun süreli olmaz ve sadece altı ay devam eder. Yusuf Usta ile yollarını ayıran Recep Kırıcı, Cebeci Stadyumu’nun yakınından bir dükkân kiralar ve “Şark Saz Yapımevi” 1955’te kurulur. 1979’da ise şimdiki adreslerine atölyeyi taşırlar.

        Recep Kırıcı’nın yaptığı sazlar çok beğenilir ve dönemin birçok radyo sanatçısı, mahallî sanatçısı, âşığı, ozanı icralarında bu bağlamaları tercih ederler. Bunlar arasında öne çıkan isimler şunlardır: Nida Tüfekçi, Neşet Ertaş, Özay Gönlüm, Bayram Aracı, Cemil Demirsipahi, Emin Aldemir, Osman Özdenkçi, Ali Rıza Güney ve daha niceleri… Recep Kırıcı, Ankara Radyosuyla olan bağını hiç kesmez ve mahallî radyo sanatçısı olarak hizmet eder. Özellikle Bayburt yöresine ait hem kendinin güfteleyip bestelediği hem de derlediği türkülerle repertuvara katkı sağlar. (Şu Bayburt’un Dağları, Giydim Çarıklarımı, Al Çuha Mavi Çuha, Söyleyeyim Bayburt’un Vasf-ı Hâlini vb.) Bu dönemde iş yetiştirmekte zorlanan Recep Kırıcı’nın ilk çırağı ise en büyük çocuğu Kenan Kırıcı olur. On-on bir yaşında mesleğe adım atan Kenan Kırıcı bugün yetmiş beş yaşında ve kardeşi Süleyman Kırıcı ile altmış beş yıldır “Türk müziğinin millî enstrümanı” olan bağlamaya hayat vermekteler. 

        Göğsü Ay Yıldızlı Bağlamalar ve Kırıcı İmzası:

        Seri üretim olmayan “usta işi” müzik aletlerinde bazı imzalar vardır. Bu imzalar, etiket gibi açık seçik, adresli, telefon numaralı imzalar değildir. Sadece erbabının anlayacağı türden kapalı imzalardır ve o enstrümanın değerine değer katarlar. Kırıcıların elinden çıkan bağlamaların da bir karakteristiği ve değişmeyen imzaları vardır. Bunlardan en öne çıkanı bağlamanın göğsündeki Türk bayrağı damgasıdır. Dağlanarak göğüs tahtasına işlenen bu emsalsiz güzellik, Kırıcı bağlamalarını çok daha özel bir konuma yükseltmektedir. İlk bağlamalarından itibaren ay-yıldız damga kullandıklarını ifade eden Kenan Kırıcı, esin kaynağı olarak ise ilginç bir anekdot anlatıyor: “Babam bizleri toplayıp Bayburt’tan Ankara’ya trenle getirdi. Trenin camlarında ise Türk bayrağı işlemeler vardı. Biz de bundan ilham aldık ve bağlamalarımızın hepsine şanlı bayrağımızı işledik.” Kenan Usta bağlamalarındaki ay-yıldız damgasına karşı ayrı bir titizlik gösteriyor. “Benim sazımda bu damga olmasın.” diyen birkaç müşterisini de dükkândan kovduğunu, bunu asla kabul etmeyeceğini kaşları çatık bir vaziyette sözlerine ekliyor. 

        Şark Saz Yapımevinde hayat bulan bağlamalardaki bir diğer imza da saplarının ucu yani bitiş noktasıdır. İncelerek gelen bu sapın bitiş yerinde diğer bağlamalarda göremeyeceğiniz bir oyuntu vardır. Bu oyuntunun hikâyesi ise hayli hazin. Recep Kırıcı bir gün atölyede çalışırken başparmağını elektrikli testereye kaptırır ve parmağının ucu tırnak kısmından tamamen kopar. Kenan Kırıcı ise babasının uç kısmı kopan parmağının bu oyuk şeklini bağlamalarına imza olarak seçer ve âdeta babasının yaralı parmağını tüm bağlamalarına nakşeder. 

        Kenan Usta’nın Bağlama Yapımındaki Tercihleri ve İlginç Bir Hatıra: 

        Altmış beş yıldır bağlama imalatı yapan Kenan Usta’nın ağaçlarla ilgili bazı tercihleri var. Tekne olarak tamamen oyma tekne kullanmayı tercih ediyor. Oyma teknede ise ağaç tercihi biraz geniş. İlla şu ağaç, bu ağaç olacak diye bir dayatması yok ama tercihleri arasında dut, kestane, gürgen, ıhlamur, karaağaç, iğde ön sırada geliyor. Göğüs tahtası olarak ise “Eskiden köknar kullanıyordum ama şimdi köknar bulmak zorlaştı, bu nedenle ladin kullanıyorum.” diyor. Sapta ise tercihi tek, akgürgenden başka ağaç kullanmıyor.  

        Kenan Usta, bağlama yapımında materyal tercihinin ve mesleki tecrübenin öneminin yanında çok farklı bir noktaya dikkat çekiyor: “Yaratılış.” Bağlamanın ana malzemesi ağaçtır yani bir canlıdır. Allah’ın içine can verdiği bu materyalin de kendine özgü bir sesi vardır çünkü o da bir yaratılmıştır. Aynı ağaçtan, aynı ölçüden ve aynı ustanın elinden çıkan bağlamaların asla ses olarak aynı olmayacağını söylüyor ve bu sözlerini destekler içerikteki şu hikâyeyi anlatıyor:

        “Demokrat Parti yıllarının ünlü siyasetçisi Refik Koraltan’ın kızı için bir bağlama siparişi aldık. Babam çok güzel bir meşe kütüğü getirdi. Kütüğü ikiye böldük ve aynı ölçüde iki tekne oyduk. Bu teknelerin birini Koraltan’ın kızının bağlaması, diğerini de dükkânda satmak için sıradan bir bağlamanın yapımında kullandık. Koraltan’ın kızının bağlamasının işçiliğinde en küçük ayrıntılara bile dikkat ettik, üzerine çeşitli el emeği işlemeler yaptık ve sazlar bitti. Sıra tellemeye ve çalmaya gelmişti. Teller takılıp akort çekildikten sonra bir baktık ki o sıradan dediğim sazın sesi Koraltan’ın kızına yaptığımızınkinden çok daha iyi. Çok şaşırdık, nasıl olur dedik. Ama olan olmuştu, işte yaratılış böyle bir şey. Onun önüne kimse geçemez.” 

        Türk Kültürüne Hizmetle Geçen Ömürler:

        Şark Saz Yapımevi hâlâ üretimine devam ediyor. Bu atölyede “para” en son sözü edilecek kelime. Sanki bir okul gibi, sanki bir kültür ocağı gibi çalışan bu atölyenin önceliği insanlık, dostluk, vefa, türkü, bağlama ve dolayısıyla Türk kültürü… Kapısı altmış beş yıldır açık, her daim ikram edilecek çayları var. Babaları Recep Kırıcı’dan el alan evlatları Kenan ve Süleyman Ustalar “Eski Ankara”nın bakiyeleri… Vaktiniz olursa “Eski Ankara”yı gezin, bu ustaları tanıyın ve sohbetlerine, türkülerine ortak olun… 

        Giderseniz göreceksiniz, Şark Saz Yapımevinin önünde üç akasya ağacı var. Kenan Usta, babası ve kardeşiyle kırk yıl önce dikmiş bu ağaçları. Onlara birer ad da koymuşlar. Bu adları söylerken Usta’nın mavi gözleri hüzünle titriyor: Recep, Kenan, Süleyman…