Tarihin Tanığı Yücel Hacaloğlu

Şubat 2018 - Yıl 107 - Sayı 366



1.Ne demek tarihin tanığı?

Yakın dönem Türkiye Tarihi’nin pek çok önemli hadisesinin ya aktörü ya tanığı ya da araştırıcısı bir kişilikti Yücel Hacaloğlu.

        Gıyaben tanıdığım Hacaloğlu ile 2014 yılında İstanbul’dan Ankara’ya taşındıktan sonra yüz yüze tanışma fırsatı buldum. O beni Boğaz’daki Aşiret kitabı vesilesiyle biliyordu.

        Tanışmamıza vesile olan hayırlı insan Fahri Atasoy idi. Türk Yurdu dergisinin Sezenler’deki yazıhanesi tanışmamızın mekânı idi. Haftada bir uğradığım Sezenler’deki yazıhanede onu daima hazır bulurdum. Sohbetlerimiz ortak ilgilerimiz üzerine yoğunlaşırdı. Hacaloğlu ile birlikte eğer Ömer Özcan da Türk Yurdu yazıhanesindeyse benim not aldığım dosya kâğıdı sayısı arttıkça artardı.

        Şecere, tarihe tanıklık, bilgi düzeltmeleri, kitaplara atıfta bulunma bu sohbetlerin serbest kulvarlarıydı.

2.Onun anılarından biri: Uğur Mumcu ile tanışma

Hacaloğlu’nun anlattığı benim not aldığım anılarından bir Uğur Mumcu ile tanışması idi.

        Bir arkadaşı Hacaloğlu’nu İdareciler Lokali’ne davet eder… Mevsim kıştır. Hacaloğlu paltosu ile birlikte şapkasını vestiyere teslim eder. Yemek ve sohbet sonrası palto ve şapkasını giyip mekândan ayrılır.

        Hacaloğlu, eve geldiğinde şapkanın kendisine ait olmadığını anlar. Benzer durumu onun şapkasını alan kişi de yaşamaktadır. Sonunda İdareciler Lokali yöneticileri vasıtasıyla Hacaloğlu ile Uğur Mumcu’nun birbirinin şapkalarını yanlışlıkla değiştirdikleri anlaşılır.

        Olay anlaşılınca Mumcu, Yücel Hacaloğlu’nu arar. Mumcu tabii ki Hacaloğlu’nu ismen tanımaktadır. Hacaloğlu’nu Cumhuriyet’in Ankara bürosuna kahve içmeye ve şapkaları değiştirmeye davet eder.

        Hacaloğlu, Mumcu’yu ziyarete gider. Kahveler içilir, konu konuyu açar. Mumcu, solun genel inanışlarından hareketle Türk Milliyetçiliği ile ırkçılık arasında bağlar kurmaya kalkar. Hacaloğlu, bu görüşlerin yanlışlığını tek tek anlatır. Birçok Türk milliyetçisinin farklı etnik kökenlerden geldiğini, bu insanların ırkçılık yapmalarının imkânsız olduğunu anlatır. Mumcu, tanışmaktan memnun olmuştur. O görüşmeden sonra Cumhuriyet yazılarında Türk milliyetçiliği ile ırkçılık arasında bağlantı kuran görüşlere yer vermez.

        Sohbet sonrasında Hacaloğlu ve Mumcu şapkalarını değiştirir ve ayrılırlar. Hacaloğlu, Mumcu’nun şapkasının İngiliz kumaşından olduğunu küçük bir ayrıntı olarak belirtir.

3. Başvurulan bir kişilik

Hacaloğlu hayatın içinde bir Türk milliyetçisi idi. Dönem tanığı olarak özellikle Atsız’la ilgili araştırma yapanların başvurduğu bir isimdi. Araştırma yapan Siyasal İslamcı bir gencin ona Atsız’la ilgili sorularına Türk Yurdu dergisinde şahit oldum. Soruların muhtevası korkunç suçlamalar içeriyordu.

Hacaloğlu bu sorulara sabırla cevap veriyordu.

4.Katalizör bir kişilik

Bir Neslin Öncüleri adlı yeni kitabımda ilk İmam Hatip kuşağından portreler anlatıyorum. Anlattığım isimlerden biri de Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Rıza Selimbaşoğlu’dur.

        Selimbaşoğlu, İmam Hatip Okulu dördüncü sınıfındayken Yücel Hacaloğlu ile tanışır.

        İstanbul Üniversitesi’nde okuyan Yücel Hacaloğlu yaz aylarında Trabzon’da oturan babasının yanına gelir. Hacaloğlu, heyecanla dönemin idolleri Necip Fazıl’ı ve Osman Yüksel Serdengeçti’yi Rıza Selimbaşoğlu ve arkadaşlarına anlatır.

        Hacaloğlu’nun İstanbul yılları, Cağaloğlu-Beyazıt eksenindeki milliyetçi mahfillerde geçer.

Cem Sökmen, Marmara Kıraatharesi adlı eserinde Hacaloğlu’nun da yer aldığı dava adamlarını anlatır. Kitabın kapağında ise Necip Fazıl ve Ziya Nur Aksun’la birlikte Yücel Hacaloğlu yer alır.

5. O bir dava adamı

Ankara Ülkücülüğü’nün açmazı memurluktur!

        Dava adamlığı memuriyetten arta kalan zamanlarda yapılacak bir iş değildir.

        Hacaloğlu ile ortak yönlerimizden biri bu bakış açısıydı.

Memur zihniyetine ve akademik cendereye ağır eleştirileri vardı.

6. Hatime: Bütün ölümler erken ölümdür

Kendi açımdan Hacaloğlu’nun birikiminden yeterli kadar yararlanamamanın üzüntüsü içindeyim. Cenaze töreninde kıymetli dost Pehlivan Uzun’un söylediği gibi ölümü ona hiç yakıştıramıyorduk. Hatıralarını yazması hepimizi sevindiriyordu.

        Ama insan ölümlü bir varlık.

        İnsanların kıymetini yaşarken bilmeliyiz.