Kıymetli Büyüğüm Yücel Hacaloğlu’nun Ardından

Şubat 2018 - Yıl 107 - Sayı 366



Kıymetli büyüğüm rahmetli Yücel Hacaloğlu’nu doksanlı yılların sonunda Ankara Sıhhiye Sezenler Sokaktaki Türk Yurdu dergisinin eski yazıhanesinde tanıdım. O zaman demek ki O 60 yaşını biraz geçmiş, ben ise 30 yaşına yaklaşan bir araştırma görevlisi idim. Burada her hafta değişik meslek ve yaş gruplarının katıldığı cumartesi toplantılarının müdavimlerindendi. Çağatay Özdemir Hocamın himayesinde rahmetli Ercüment Kuran, Necmeddin Sefercioğlu, Ali Birinci, Ömer Özcan, Seyfettin Sağlam, Osman Çakır, Yağmur Tunalı, Mehmet Özgedik, Turan Can, rahmetli Eriman Topbaş, Özbay Güven ve daha pek çok uzmanlık alanlarında öncü kimselerin katıldığı bu toplantılar, âdeta bir demokratik serbest kürsü niteliğinde idi. Bu toplantılar benim için bir tür açık üniversite niteliği taşıdı ve kitaplardan öğrenemeyeceğim pek çok satır arası bilgiyi burada öğrendim.

Onca emekle oluşturduğum özel kütüphanemdeki hediye kitapların önemli bir kısmı Yücel ağabeyin basımına vesile olduğu ve hediye ettiği kitaplardan oluşmaktadır. Yazıhanedeki uzun masanın baş tarafındaki kilitli dolabı âdeta bir tören havası içinde anahtarıyla açar ve yeni basılmış kitapları, kıymetini bilebileceklere bir bir hediye ederdi. 

Onun sayesinde Nihal Atsız, Hüseyin Namık Orkun, Osman Turan ile ilgili bilgilerimi derinleştirdim. Rahmetli Yücel ağabey, bazı üniversite hocalarının yeterince üretken olmadığını düşünürdü. Özellikle nitelikli yüksek lisans ve doktora tezlerinin daha geniş bir kamuoyu ile paylaşılması konusunda çok titizdi. Bir gün ona Sn. Nermin Kılıç’ın (2005) Atatürk’ün Türk Ocaklarındaki Konuşmaları adlı yüksek lisans tezinden söz ettiğimde hemen bastırmak için kollarını sıvadı.

Araştırma görevlisi olduğum o günlerde Yücel ağabey, Gazi Üniversitesi'nde okuyan bir tarih bölümü öğrencisi ile tanıştığını ve ona Osman Turan’ı sorduğunu söyledi. Lisans öğrencisi Osman Turan’ın adını hiç duymamıştı. Bana “Siz üniversitelerde Osman Turan’ın tarihçiliğinden hiç söz etmez misiniz?” dedi. Ben de bu sözleri kulağıma küpe yaparak, daha sonra meslek hayatımda lisans ve yüksek lisans öğrencileri için hazırladığım zorunlu okuma listesine özellikle Osman Turan’ın Milliyet ve İnsanlık Mefkûresinin Tarih Tedrisatında Ahenkleştirilmesi adlı makaleyi eklemiştim.

Selâhattin Ertürk’ün Diktacı Tutum ve Demokrasi adlı kitabını okuduğum günlerde onun da olduğu bir sohbette Selahattin Ertürk’ten söz etmiştim. Yücel ağabey, Selâhattin Ertürk’ün Kars Lisesi’nde kendisinin edebiyat öğretmeni olduğunu söyledi. Yücel ağabey, daha sonra bana sahaflarda arayarak bulunamayacak Hocaoğlu Selâhattin Ertürk’ün Özleyiş (96 sayfa, 1962) adlı şiir kitabını hediye etti.

Fahri Hocam, benden Yücel ağabey ile ilgili bir yazı istediğinde maalesef yukarıdaki anıları ayrıntılı olarak içeren defterimi bulamadım. Sözlü hafızaya da pek güvenmiyorum, oldukça yanıltıcı olabiliyorlar. Ancak yukarıdaki anılarımı elimden geldiğince “gerçekten olduğu gibi” Leopold von Rankevari bir titizlikle aktarmaya çalıştım.

Yücel ağabey ile en son Bulvar Pasajı’nda Mustafa Bey’in terzihanesinde sohbet ettik, yorgun ve bitkin görünüyordu. Daha sonra hastaneye yattığını duydum. Ziyaretine gidemediğim için müteessirim. Allah mekânını cennet eylesin ve evlâtlarını kendisine hayrül halef kılsın.