BEYİN VE SİYASET

Haziran 2007 - Yıl 96 - Sayı 238



 

Siyaset Nedir?

Arapça kökenli bir kelime olan siyaset, “at eğitimi” anlamına gelmektedir. At niçin eğitilir? Atın eğitilmesinin temel nedeni onun gücünü ve enerjisini etkili bir biçimde kullanabilmektir. Bunun için at yulara, geme, eğere, semere vb denetim araçlarına alıştırılır ve binicisinin emri altında hareket etmeye hazır hale getirilir. Kelime günümüzde artık bu anlamıyla kullanılmamaktadır. Ancak siyasetin doğasında “eğitim” işlevinin olduğu da unutulmamalıdır. 

TDK sözlüğü siyaset kavramını “Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış” biçiminde tanımlamaktadır. Kavramın toplumsal boyutu “Belli bir toplumda çatışma halinde olan çıkarların uzlaştırılması faaliyeti” biçiminde ortaya çıkmaktadır. Çıkarların uzlaştırılması nasıl sağlanabilir? Her birey toplumsal bağlamda çıkar çatışmalarını düzene koymada etkili olabilir mi? Bir toplumda ortaya çıkan çıkar çatışmalarının düzenlenmesi ancak yönetim erkini elde bulundurmakla mümkündür. Bu nedenle yönetim erkini elinde bulunduran her birey belirtilen uzlaşmada etkin rol oynayabilir.

Siyaset kavramının yerine “politika” kavramı da kullanılmaktadır. Bu kavramın sözlük anlamı “devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatı” olarak verilmektedir. Bu tanımıyla politika siyaseti uygulamaya koyma aracı gibi görünmektedir. Yunancadan batı dillerine batı dillerinden de Türkçe’ye geçmiş olan politika kavramı, “poli (çok)” kelimesi ile “tika (yüz)” kelimesinin birleştirilmesiyle siyaset bilimine kazandırılmıştır. Bu bağlamda politika kelimesi “çok yüzlülük” olarak kabul edilebilir. 

Politika kavramının bir de mecaz anlamı bulunmaktadır. Bu tanıma göre politika “Bir hedefe varmak için karşısındakilerin duygularını okşama, zayıf noktalarından veya aralarındaki uyuşmazlıklardan yararlanma vb. yollarla işini yürütme” olarak ifade edilmektedir. Bireylerin çoğu zaman gündelik işlerini yoluna koymak için başvurdukları yöntemler politika kavramının bu anlamıyla açıklanabilir. Bu tür politikalar bir anlamda “küçük politika” olarak adlandırılabilir. Günümüz siyasetçilerinin uyguladıkları politikalar sanki biraz bu tanımla örtüşmektedir.

Politika geniş anlamda, bir topluluğun veya bir toplumun yapısını ve işleyişini yansıtır. Toplumsal eylemler, toplumsal dengeler, toplumun iç veya dış gelişimi, toplumun iç ve başka toplumlarla ilişkileri politika vasıtasıyla gerçekleştirilir. Bu açıklamaya göre politika tamamen toplumsal nitelikli bir gerçekliktir. Dolayısıyla bireyler, gruplar veya toplumlar arasındaki her türlü ilişkinin kurulmasında politika baskın bir role sahip olmaktadır. Bu türden politikalar “büyük politika” olarak adlandırılabilir. Siyaset kavramı, politika kavramıyla anlam ve işlev olarak bu tanım bağlamında örtüşmektedir.

Politika kavramı dar anlamda, “iktidar mücadelesi” demektir. Bu anlamdaki bir mücadele, toplumun en küçük birimi sayılan aileden tutun da dikey örgütlenmenin olduğu resmi veya sivil kurum ve kuruluşların tümünde varlığını sürdürmektedir. Kısacası birden fazla insanın bulunduğu her yerde iktidar mücadelesi bulunmaktadır. Aktör olamayan ülkelerde politika “iktidar mücadelesi” bağlamında yapılmakta ve dolayısıyla politika farklılıkları yönetme yerine, yok etmeye yönelmektedir.

 

Siyaset Niçin Yapılmaktadır?

Siyaset, henüz aktör olamamış ülkelerde çoğu zaman “küçük politika” doğrultusunda yapılmaktadır. Bu tür ülkelerde siyasetin tek amacı “iktidarı ele geçirmek” ve iktidar araçlarıyla kaynakları denetim altına almaktır. Niçin insanlar kaynaklara yönelirler? Bunun değişik nedenleri bulunmaktadır. Öncelikli olarak bireysel ihtiyaçlar gösterilebilir. Yaşadığımız çevre yalnızca bize ait değildir. Hemen yanı başımızda başka kişiler de bulunmaktadır. Onların da bireysel ihtiyaçları bulunmaktadır. Dolayısıyla tüm bireyler kendilerine özgü yöntemler kullanmak suretiyle ihtiyacını karşılama yoluna gitmektedirler.

Bulunulan çevrede yer alan kaynaklar çok kıt ise insanlar arasında yardımlaşma, sınırlı ve dağınıksa hız merkezli bir rekabet, sınırlı ve toplu halde bulunuyorsa şiddet merkezli bir rekabet gözlenmektedir. Eğer kaynaklar ortamda çok bol miktarda bulunuyorsa her hangi bir rekabet söz konusu olmamaktadır.1

İnsanları iktidar mücadelesine yönlendiren temel sebeplerden birini “Toplu halde bulunan sınırlı kaynağı” kontrol etme isteği oluşturmaktadır. Zira kaynakların nasıl dağıtılması gerektiğine iktidarda bulunan güç karar vermektedir. Dolayısıyla kaynağın denetimi önemli hale gelmektedir. Kaynakların dağıtım sistemiyle birlikte hâkimiyet merkezli hiyerarşik bir yapı da oluşmaktadır.

Hiyerarşik yapının en üstünde yer alan güç hâkimiyetini sürdürebilecek yeterlikte ve kaynak dağıtımında adaletli davranıyorsa toplumsal huzur sağlanmakta aksi durumlarda toplumsal rahatsızlıklar artmaktadır. Rahatsızlıkların artmasıyla birlikte kaynaklara hâkim olma arayışları da başlamaktadır. İktidarı ele geçirmek ve kaynaklara hâkim olmak için yeni araçlara ve yeni söylemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu araçların başında sosyal örgütlenmeler ve bireylerarası işbirlikleri yer almaktadır. Örgütlerin ve bireylerin manipüle edilmesinde dil zekâsı ve bireylerarası zekâ belirleyici olmaktadır.    

 Günümüz politikacılarının söylemleri yakından incelendiğinde kimin hangi araçlarla kaynakları yönetmeye yöneldiği açıkça görülebilir. Millî, dini, insani vb değerlerin siyaset meydanlarında coşkuyla, korkuyla, tehditle paketlenerek halka sunulması “kaynak denetimi” kavramıyla açıklanabilir.

Siyaset Beynin Hangi Bölgelerine Yönelik Yapılmaktadır?

Hâkimiyet merkezli hiyerarşik yapılanmada grup üyelerinin yönelimi sürekli yukarıya doğru olmaktadır. Yukarıya tırmanışlarda iktidar sahipleri öncelikle aile bireylerine, sonraki aşamalarda uyumlu yandaşlarına el vermektedirler. Yani destek olma kan bağından duygu bağına doğru bir seyir izlemektedir. Bu durum, yukarıya tırmanışlarda fırsat eşitliğini ortadan kaldırdığından kendi içinde belli bir çatışma potansiyelini taşımaktadır. Bu potansiyelin yok edilmesi veya en azından etkisiz kılınması için çok ince bir siyasetin devreye sokulması gerekmektedir.

Siyaset, beyin bağlamında, genel olarak “limbik sistem” ve “sürüngen beyin” olmak üzere iki bölgeyi hedef alarak söylem oluşturmaktadır. Birincisi duyguların oluşup tepkiye dönüştüğü yer ikincisi ise biyolojik varlığın sürdürülmesinde etkin olan bölgedir. Bu bölgelerin diğer bir özelliği de insanların ilkel duygularının ortaya çıktığı yerler olmasıdır.

Siyasi söylemler, limbik sistemin alt kısmında ve beyin sapının hemen üzerinde yer alan “amigdala”yı hedef alırlar. Badem şeklinde ve birbirleriyle bağlantılı iki parçadan meydana gelen amigdala, tutkuların, ümitlerin, korkuların, üzüntülerin vb duyguların merkezidir. Amigdala, duyu organlarından gelen uyaranları çok hızlı bir biçimde analiz ederek onların organizmanın yararına/zararına olup olmadığını belirleyebilme imkanına sahiptir. Analiz sürecinde beynin ilgili tüm bölgeleriyle iletişim içerisinde bulunmaktadır. Bu özelliğinden dolayı siyasi söylemlerin hedef alanını oluşturmaktadır.2

Siyaset amigdala üzerinde birisi “ümit” ve diğeri “korku” olmak üzere iki duyguyu kullanarak çalışmaktadır. Toplumun gelişmiş olması ya da geri kalmış olması bu duyguların kullanılmasında dikkate değer bir fark oluşturmamaktadır. Yalnızca bu duyguların beslenmesinde kullanılan araçların niteliğinde farklılık gözlenmektedir. Gelişmiş kabul edilen toplumlarda daha hassas araçlar, gelişmemiş toplumlarda ise daha kaba araçlar kullanılmaktadır. Gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda “ümit” ve “korku”nun beslenmesinde büyük ölçüde büyük medya kuruluşları destek verir.3 Diğer toplumlarda ise iktidar destekli şiddet ve terör ortamları yaratılmak suretiyle “amigdala” üzerinde istenilen etki oluşturulur. Demokratik toplumlardaki “siyaset-medya-sermaye” zorunlu işbirliği bu bağlamda açıklanabilir.

Sonuç

Siyaset kavramının kökeninden yola çıkıldığında, seyis ile siyasetçinin işlevleri arsında benzerlik kurulabilir gibi gözükmektedir. Zira nesneleri farklı olmasına rağmen her ikisi de benzer amaçlara hizmet etmektedirler. Seyis, atın her türlü bakımını ve eğitimini gerçekleştirmesine rağmen, onun enerjisinden ve gücünden yararlanmaya muktedir olamamakta veya belli sınırlamalar dahilinde muktedir olmaktadır. Gözlendiği kadarıyla siyasetçinin durumu da seyisten çok farklı değildir.

Ülkelerin gelişmesi ve aktör ülke haline gelmesi “seyis” konumunda olan siyasetçilerle değil, toplumun iç ve dış dinamiklerini doğru okuyup doğru değerlendiren siyasetçilerle sağlanabilir.

 

 

Kaynakça

1.“La Dynamıque Des Groupes Socıaux”, internet’ten 04.05.07’de elde edilmiştir: http://lecerveau.mcgill.ca/flash/a/a_01/a_01_s/a_01_s_fon/a_01_s_fon.html,   

        2.“L'amygdaleet Ses Allıés” ,internet’ten  04.05.07’de  elde edilmiştir:

         http://lecerveau.mcgill.ca/flash/i/i_04/i_04_s/i_04_s_peu/i_04_s_peu.htm

3.“Les Cultures de La Peur”, internet’ten 04.05.07’de elde edilmiştir: http://lecerveau.mcgill.ca/flash/a/a_04/a_04_cr/a_04_cr_peu/a_04_cr_peu.htm