Azerbaycan Siyasi Düşünce Tarihi ve MİRZA BALA MEHMETZADE

Nisan 2007 - Yıl 96 - Sayı 236



         

       Türk Cumhuriyetlerinden gelen ve muhtelif üniversitelerde lisans ve lisansüstü öğrenim gören öğrencilerin hazırladıkları eserler basılmaktadır. Azerbaycan’ın, Çarlık yönetiminin yıkılmasından sonra kurulan cumhuriyet döneminden başlayarak ölümüne kadar siyasi ve kültürel alanda önemli roller oynayan Mirza Bala hakkında Afgan Veliyev tarafından yapılan yüksek lisans tezi gözden geçirilerek kitap halinde basılmıştır.[1]

 

                  Ülkelerinin bağımsızlıkları uğrunda mücadele eden ve muhacir duruma düşen Türk önderlerin siyasi faaliyetleri hususundaki alakamız sebebiyle bu eserin tanıtımını yapıp gördüğümüz eksiklere işaret ettik. Bu çalışmaların önemsenmesi gerekmektedir. Sovyet sonrası dönemde yetişen araştırmacıların diyalektik materyalizmin sosyal bilimler üzerindeki etkisinden sıyrılarak ilmî, tarafsız eserler ortaya koyması ilmin ve ilim zihniyetinin gelişmesi bakımından önemlidir.

 

                  Bu araştırma İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde Ümit Meriç’in gözetiminde yüksek lisans tezi olarak hazırlandığı için eser, sosyoloji-tarih çalışması olarak nitelendirilmiştir. Çalışmanın günün partileri, kurumları, siyasileri ve siyaseti ile ilişkisinin bulunmadığının özellikle belirtilmiş olmasının gerekçesini anlamakta zorluk çektik. Bala’nın, Azerbaycan’da ve yurt dışında yaşadığı yıllarda Müsavat Partisi çatısı altında siyaset yapması ve bu partinin günümüzdeki mirasçısı sebebiyle böyle bir açıklamanın yapılmış olması akla gelebilir.

 

                     Sunuş, giriş kısımlarından sonra eser altı bölüme ayrılmıştır. I.Bölümde Mirza Bala’nın hayatı ve faaliyetlerinin Azerbaycan dilimi ele alınmıştır. II. Bölümde hayatını muhacir olarak geçirdiği İran, Türkiye, Polonya ve Almanya dönemleri incelenmiştir. III. Bölümde çeşitli toplumsal konulardaki görüşleri irdelenmiştir. IV. Bölümde Bala’nın Türkiye’nin meseleleri ile ilgili görüşleri ele alınmıştır. V.Bölümde günümüz Azerbaycan Cumhuriyeti’nde Bala’nın nasıl değerlendirildiği tespit edilmeye çalışılmıştır. VI. Bölümde ölümü üzerine ailesine ve mensup olduğu derneklere gönderilen başsağlığı telgrafları ve mektuplarının metinleri verilmiştir. Sonuç bölümü ile eser tamamlanmıştır. Tezin planına ve konunun ele alınışına bakılarak çeşitli toplumsal konulardaki görüşlerinin ele alındığı III. Bölüm dışında tamamen tarih ile ilgili konuları ihtiva ettiği için sosyoloji disiplini ile doğrudan ilgisini anlamakta güçlük çekilebilir.

 

                  Tezin basılması sırasında planında ve yaklaşım tarzında herhangi bir değişiklik yapılmadığı belirtilmiştir. Bu kaydı bilhassa belirttik. Araştırma kabul safhasına gelinceye kadar bilinen merhalelerden geçmiş, danışman hocanın nezaretinde hazırlanmıştır. Görülen aksaklık ve hatalarda en az eser sahibi kadar ön sözde ismi zikredilerek teşekkür edilen danışmanın ve tez jürisi üyelerinin de belli ölçüde hisseleri bulunmaktadır.

 

                   Görebildiğimiz kavram, bilgi hatalarına gelince: Tez sosyoloji disiplini çerçevesinde hazırlanmıştır. Kafkasya’nın bir bölümü olarak zikredilen Azerbaycan’da XIX yüzyılın sonlarına doğru yüksek tabakalarda Rus kültürü, alt tabakalarda İran, daha sonra ise Osmanlı-Avrupa kültürünün egemen olduğu ileri sürülmüştür(s.17–18). Sosyoloji dalında yapılan bir ilmî çalışmada kültür kavramının bu biçimde kullanılmasını yadırgadık. Kültürel çizgide Osmanlı-Avrupa eşleştirmesinin nasıl yapılabileceğini merak ettik.

 

                   20–21 Ağustos 1905 tarihlerinde Nijni Novgorod’da yapıldığı belirtilen Rusya Müslümanları İttifakı’nın üçüncü kurultayının başlangıç tarihi 15 Ağustos olarak düzeltilmelidir.[2]

 

                    Kavramların kullanılmasında özen gösterilmemiştir. İdil-Ural bölgesi için Volga ve Ural tanımlamasının kullanılmasına literatürümüzde rastlanmaz(s.20). Bunu kullanmakta ısrar edenler Rusya ile çıkar ilişkileri içinde olanlardır. XX yüzyılın başında Azerbaycan’da dergi ve gazetelerin finansmanını sağlayan, bazı okulların açılmasını temin eden yeni zenginleri burjuva olarak nitelendirip bu sınıfın varlığını kabullenmek sosyolojik bakımdan doğru mudur?(s.20).

 

                     Azerbaycan’da cedit okullarının açılmasıyla ilgili yorumlarda eleştiriye açıktır.’Cedit okullarında Ruslaştırma yoktu, ama modern yenileşme anlayışı bir anlamda Ruslar ile uyumu belirttiğinden Ruslaşmanın veya batılılaşmanın başka bir görünümü ‘ biçiminde bir yorum farklı şekilde algılanabilir(21). Buna benzer bir yorumu yakın geçmişte başka bir akademisyen yaptığında ağır eleştiriye maruz kalmıştı.[3] Bala’nın düşünce yapısını ‘usul-i cedid’ hareketinin oluşturduğunun belirtilmesi kendi içinde ayrı bir çelişki değil midir?(s.21). Bala, Arapça, Latince ve Kirilce yazmamış bu alfabeleri kullanmıştır(s.26). Kimlik ve düşünce ayrımında da hatalı değerlendirme yapılmıştır. Belirtildiği gibi Bala bulunduğu yerlere göre değişikliğe uğramışsa kişilik problemi var demektir(s.26).

 

                      Mirza Bala’nın kimliğinin farklı ortamlarda bulunması sebebiyle çarpıcı değişiklikler gösterdiği vurgulanıp,  fikir hayatı üç döneme ayrılmıştır(s.23). Ama ilerleyen bölümlerde bu farklılaşma kaba çizgilerle ortaya konulmamıştır. Azeri aydınların Rusya’daki akımların etkisinden arınarak, Batıdan doğrudan çeşitli akım ve model ithal ettikleri ileri sürülürken örnek gösterilmemiştir(s.23). Böyle bir tespitle inceleme konusu yapılan Bala’nın kayıtsız şartsız izini takip ettiği Resulzade ile Nerimanov’un fikri istihalelerinin yeterince araştırılmadığı belli oluyor. Bala’nın düşünce çizgisinde görüldüğü ileri sürülen değişiklikler abartılmış, Türkçü, Cumhuriyetçi, liberal, solcu solidarist çizgilerden sonra İran’da bulunduğu dönemde buradaki inkılâp hareketinden etkilendiği belirtilmiştir(s.25). Baş döndürücü bir gelişme! Cumhuriyetin yıkılarak Azerbaycan’da komünizmin egemen olduğu 28 Nisan 1920 tarihinde Resulzade’nin başkanlığında Cafer Cabbarlı’nın evinde yapılan toplantılarda Müsavat Partisi Gizli Mukavemet Teşkilatı Komitesi’ni kurması kararı almış ve başkanlığına Mirza Bala seçilmiştir(s.37). Böyle önemli bir göreve getirilen Bala’nın Rus işgalinden fikri açıdan olumlu etkilendiğini belirtmek ne ölçüde doğru olur.Azerbaycan’da Müsavat Partisi üzerine yapılan araştırmalarda partinin fraksiyonları hususunda da net bilgiler verilmiyor.

 

                       Mirza Bala’nın 1922 yılında Bakû’de ‘Azerbaycan Türk Matbuatı’ isimli bir eser neşrettiği zikredilmekle birlikte(s.24) atıfta bulunulmamış ve muhteviyatı hakkında bilgi verilmemiştir.

 

                       Resulzade ve Bala’yı Rusya’dan gelerek Türkiye’de milliyetçilik ve Türkçülük akımına yön verenlerin arasında saymak mesnetsiz bir iddiadan öteye geçemez(s.25). Gaspıralı, Ağaoğlu, Akçuraoğlu Hüseyinzade Ali Bey için bu tanım uygun düşer. Resulzade ve Bala fikir koymaktan öte eylem adamı olarak tebarüz etmişlerdir.

 

                        Resulzade’nin daveti üzerine 1927 yılında İstanbul’a geldiği, Milli Azerbaycan Yayınları’nın kurulmasına öncülük ettiği ve aynı zamanda Milli Azerbaycan Merkezi’ni kurduğu, burada muhaceretteki Azerbaycanlı ve Kafkasyalıların birleşerek tek çatı altında mücadelelerini sürdürmelerini sağlamaya çalıştığı belirtilmiştir(s.45–46). Burada kastedilen Azerbaycan Milli Merkezi ise kuruluş tarihi yanlış verilmiştir. Merkez, Resulzade ve Azerbaycan siyasi hayatının farklı görüşlerini temsil eden siyasi önderler tarafından 27 Nisan 1924 tarihinde kurulmuştur.[4]Kurucular ve merkezde 1931 yılına kadar görev yapan şahıslar arasında Bala’nın adına rastlanmamaktadır.[5] Bala’nın kurucu olduğu sonraki sayfalarda yine tekrar edilmiştir.(s.131)Merkez sadece Azeri muhacirleri bünyesinde toplamıştır. Kafkasyalı diğer milletlerle bir ilgisi bulunmamaktadır.   Türkiye’deki Azerbaycan matbuatının faaliyeti Yeni Kafkasya dergisinin 1923 tarihinde neşredilmesiyle başlamıştır. Bala’nın Milli Azerbaycan Neşriyatı’na öncülük yapması da söz konusu değildir. Bu serinin ilk kitabı 1923 yılında İstanbul’da basılan Resulzade’nin Azerbaycan Cumhuriyeti isimli eseridir.

 

                         Bala’nın 1932 yılında Resulzade’nin daveti üzerine Varşova’ya gittiği ve birlikte Yeni Kafkasya isimli bir dergi çıkardıkları kaydedilmiştir.(s.46,137)Polonya’da yaşadığı yıllarda yazdığı ileri sürülen yüzlerce ilimi ve siyasi makalenin künyeleri nerededir?(s.137)Yeni Kafkasya, 1923 yılında İstanbul’da neşredilmeye başlamıştır ve Varşova ile ilgisi bulunmamaktadır. Süreli yayınların neşriyat tarihlerinde verilen bilgiler düzeltilmelidir. Azeri Türk 1928–1929, Odlu Yurt 1929–1931 yılları arasında çıkmıştır(s.46). Kullanılan kaynakların başında gelen Hüseyin Baykara’nın eserinin baskı tarihinin 1975 olarak düzeltilmesi gerekmektedir(s.48). Tashih edilmesi gereken başka bir noktada Yeni Kafkasya dergisinin 1941 yılında neşriyatına devam ettiği intibaını uyandırılmasıdır(s.86,dp.103).

 

                        Müsavat Partisi’nin kurucuları ve kuruluş tarihi hususunda ki tartışmalardan bahsedilmemiş, temel kaynak olan Baykara’nın verdiği bilgi aynen aktarılmıştır. Müsavat’ın kuruluş tarihi olarak kabul gören 1911 yılı kadar 1912 tarihini de benimseyenler vardır.[6] Baykara’nın kurucu olarak kabul ettiği Resulzade, Abbaskulu Kazımzade ve Veli Mikailoğlu aynen gösterilmiştir(s.31,dp 4,s.48,dp 31). Azerbaycan’da Müsavat üzerine müstakil bir araştırma neşreden Oruçlu ise kurucular olarak Resulzade, Abbaskulu Kazımzade ve Tağı Nağıyev’i saymaktadır.[7]

                

                       Kaynakların irdelenmeden kullanılmasına bir örnekte İran Azerilerinin siyasi önderi Marksist görüşlü Mir Cafer Pişeveri’nin Müsavat Partisi hakkındaki analizinin aynen aktarılmasıdır.(s.49–50)

 

                       Bala’nın Kafkasya Talebeleri Merkez Komitesi’nce Rusça-Türkçe neşredilen Gençler Sedası gazetesinin önemli yazarlarından biri olduğu Abdulvahap Yurtsever’in yazısına istinaden belirtilmekte(s.52)  ama Gazetenin hangi tarihte çıktığı ve imzası ile basılan herhangi bir yazısından örnek gösterilmemektedir. Bala’dan sonra Azeri muhaceretine önderlik yapan Abdulvahap Yurtsever’in adının yanlış yazılması sadece tashih hatası mıdır? Müsavat Partisi’nin alt kanadı olarak gösterilen Gençler Cemiyeti’nin yayın organı Gençler Yurdu dergisinin yayın yönetmenliğini yaptığı belirtilmiş, derginin yayın tarihleri hususunda açıklama getirilememiştir(s.49).

 

                          Bala’nın 1918 yılında partisince Kafkasya Seym’inin faaliyetlerine iştirak etmesi düşüncesiyle gönderildiği Tiflis’te gazete ve dergilerde yazılar neşrettiği belirtilmiştir(s.57). Bu çalışmalarının somut örneklerine temas edilmemiştir. Burada neşrettiği İki İnkılap Arasında isimli eserinin muhtevası hakkında da bilgi verilmiştir(s.57–58). Eserin bibliyografik künyesi hakkında da bilgi görülmemektedir.

 

                          Yine 28 Mayıs 1918 tarihinde Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulmasında önemli hizmetleri bulunan Anadolu’dan giden Mehmetçiklerin hatırasına ithafen yazdığı belirtilen Bakû Uğrunda Mücadele isimli eserinin muhtevası hakkında bilgi ve bibliyografik künyesi verilmemiştir(s.62).

 

                           Azerbaycan Misak-ı Millisi isimli eserinde 28 Mayıs İstiklal Beyannamesi’nin tahliline geniş yer verdiği belirtilerek eserin künyesi verilmiş ama bu fikirlerin hangi sayfalarda ileri sürüldüğü gösterilmemiştir. (s.62–63) Bala’nın bu eserinden yapılan iktibasın sayfa numarası gösterilmemiş, devamında ise Azerbaycan dergisi mehaz olarak gösterilmiştir(s.63). Mehazın kendisi yerine iktibas edildiği ikinci el kaynağın gösterilmesinin tek sebebi okunmasında ki güçlüktür.

 

                           Rusya Türklerinin Çarlık sonrası tarihindeki önemli hadiselerden söz edilirken tarih yazımının en basit kuralı olan yer ve zaman belirtmeye riayet edilmediğinin örneklerine sıkça rastlanmaktadır. Çarlığın yıkılmasından bir ay sonra Bakû’de toplandığı belirtilen(s.77–78) Kafkasya İslam Kurultay’ı 10–20 Nisan 1917’da yapılan toplantı olmalıdır. Bundan birkaç gün sonra toplandığı belirtilen Rusya Türklerinin büyük kurultayı 1–11 Mayıs 1917 ‘de Moskova’da yapılan kurultay olmalıdır(s.78). Bu kurultay hakkında tafsilatlı bilgi vermeden kestirmeden giderek uzun mücadelelerden sonra Azerbaycanlıların ileri sürdükleri fikirlerin kabul edildiğini belirtmek bu sonucun alınmasında büyük gayreti olan Zeki Velidi’nin hakkını inkâr etmek olur(s.78).

 

                             Bala’nın başında bulunduğu Gizli Milli Mukavemet Komitesi’nin neşrettiği İstiklal gazetesinden çok söz edilmiştir. Gazetenin basıldığı matbaanın yeri tespit edildiğine göre ele geçen nüshalar olmuştur. Bu tür araştırmalara ilmi bakımdan farklılık getirecek husus, İstiklal gazetesi gibi devletin değişik yerlerinde muhafaza altında tutulması kesin olan vesikaları temin ederek araştırmayı zenginleştirmek olmalıydı. Günümüzde Azerbaycan devlet ve siyasi polisinin arşivleri araştırmacılara açıktır. Yoksa kitap ve dergi köşelerinde kalan yazıları bir araya getirmek nakilcilikten öteye geçmeyecektir.

 

                             Bala’nın basılı ilk eseri olan ‘Nef İlim ve yahut İlmin Sonu’ na tirajının düşük olması, Sovyet döneminde okunmasının yasaklanması ve imha edilmesi sebebiyle ulaşılamadığı, Baku’da sadece bir kitaplık katalogunda yayın fişinin bulunduğu belirtilmiştir(s.91).  İsimleri verilen, bazılarının muhtevasından bahsedilen ama bibliyografik künyeleri gösterilmeyen diğer eserlerinin bulunması için geniş bir taramanın yapılmadığı muhakkaktır. Bilhassa Azerbaycan Matbuat Tarihi isimli çalışmasının önemli olduğunu, bu alandaki araştırmalar bakımından esaslı bir kaynak olacağını düşünüyoruz.

 

                             Araştırmada Arap alfabesi ile basılmış ve yazılmış kitap, dergi ve vesikaların kullanılmadığı dikkati çekmektedir. Araştırmacı kuvvetle muhtemel bu alfabeyi okuyamamaktadır. Araştırma konusu seçilirken tez yöneticisinin bu hususa dikkat etmesi ve araştırmacıyı yönlendirmesi gerekirdi. İlmi araştırma usullerine riayet edilmediği, kaynaklara atıfta bulunurken doğrudan aslına değil onları değerlendiren ikinci el eserlere itibar edildiği açıkça görülmektedir. Buna somut bir örnek vermek gerekiyor. Güney Azerbaycan’a giden muhacirlerle ilgili olarak Odlu Yurt dergisinin Eylül 1930 tarihli 20 sayısı (s.98,dp.120), Mirza Bala’nın İran’daki faaliyeti ile ilgili olarak Haleddin İbrahimli’nin eseri (s.98,dp.121) kaynak gösterilmiştir. Haleddin İbrahimli’ye yapılan atıftaki kaynak Yeni Kafkasya dergisidir. Bu dergi Arap alfabesi ile neşredildiği için doğrudan değerlendirilememiştir. Aslında bu atfın da yapılmaması gerekir. İbrahimli kullandığı Yeni Kafkasya’nın tarih ve sayısını belirtmemiş derginin bütününe işaret etmiştir.[8] Böyle kaynak göstermenin hangi ilmi usulle bağdaşacağı merak konusudur.1.2.1928 tarihinden itibaren neşredilmeye başlanan Azeri Türk dergisinin ilk sayısında yapılan açıklamalar hakkında da doğrudan dergiye müracaat yerine dergi hakkındaki bir bibliyografya yazısı kaynak olarak kullanılmıştır(s.121).

 

                           Bala’nın İran’da yaşadığı yıllarda fen memuru ve mühendis olarak çalıştığı gibi farklı bilgiler verilmiştir(s.105). İran’da çalıştığı dönemde Şirvanşahlı cemaati ile görüşmelerinde bir ihtiyardan dinlediği ve konu ile alakası olmayan bir hikâyeye 7 sayfa yer ayrılmasının gerekçesini anlamak zordur(s.105–112).

 

                           Bala’nın İran’da yaşadığı yıllarda Çeka tarafından ciddi biçimde arandığı, aylarca saklandığı evlerde hazırladığı makaleleri arkadaşları vasıtasıyla Türkiye, Polonya ve Almanya’daki gazete ve dergilere yayınlanmak üzere gönderdiği kaydedilmiştir.(s.114). Bu bilgiler somut verilerle desteklenmediği takdirde rivayetin ötesine geçemez. Azerbaycan muhaceretinin Polonya ile bağlantı kurması Promete teşkilatının kurulmasından sonradır. Bu tarihte Bala’nın Türkiye geldiği tarih olarak verilen 1926’dan sonradır. Buna göre Polonya’da yazılarının neşredilmesi söz konusu değildir. Almanya’nın uzaklığı ve dil meselesi dikkate alınarak burada ki neşriyatını tespit etmek üzere tarama yapmanın güçlüğü makul karşılanabilir. Ama araştırmacı İstanbul’da yaşadığına göre çalışması sırasında bu şehirdeki kütüphanelerdeki süreli yayınları tarayarak söz konusu neşriyatının tespitini kolaylıkla yapabilirdi. Böyle bir çalışmanın belirtisi görülmediğine göre bunlar dayanaksız tespitlerdir.

 

                           1926 yılında geldiği Türkiye’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanarak yazılması söz konusu edilemez(s.115). O tarihlerde ve sonraki yıllarda uzun süre fakültelere imtihansız öğrenci kabul edilmiştir. İmla konusunda da özen gösterilmemiştir. Azerbaycan’da iken Vekilov soyadını taşıyan Mustafa Vekilli’yi Türkiye’de tanındığı biçimde yazmak gerekir(s.117).

 

                           Yeni Kafkasya dergisinin neşriyata başlaması ve çıkış gayesi ile ilgili olarak doğrudan derginin 26 Eylül 1923 tarihli 1. sayısında ki başyazısına müracaat etmek yerine Bala’nın yıllar sonraki bir değerlendirmesine itibar edilmiştir.(s.119) Bu tercih elbette okuma güçlüğünden kaynaklanmaktadır. Derginin Resulzade tarafından neşredildiğinin belirtilmesi de bu sıkıntıdan kaynaklanmaktadır.(s.119) Dergi Milli Azerbaycan Hareketi’nin yayın organı olarak Seyyid Tahir’in sahip ve sorumlu müdürlüğü altında çıkmaya başlamıştır. Resulzade’nin açık imzası ilk olarak ‘Zaruri Bir İzah(İdareye Mektup)’ başlığı altında 15 Ekim 1923 tarihli nüshada görülmektedir. Azeri Türk dergisinin sorumlu müdürü de Mehmet Sadık Aran’dır. Elbette bu iki derginin arkasındaki güç Resulzade olmakla birlikte künyelerindeki sorumluların zikredilmesi gerekir.

 

                            Türk Ocakları’nın bütün şubelerine Yeni Kafkasya dergisine abone olmaları hususundaki duyurunun, kaynağına işaret etmek gerekiyor(s.120).

 

                             Araştırmacı çalıştığı sahaya oldukça yabancı olduğu, konu ile ilgili yeterli okuma çalışması yapmadığı anlaşılıyor. Azeri muhaceretinin yayın dünyası, önderleri ve aralarındaki gruplaşmalar, siyasi çekişmeler hakkında yeterli malumat sahibi olmadıkları anlaşılıyor. Azeri Türk dergisinin sorumlu müdürü olan diğer yayın organlarında makaleleri çıkan, Azerbaycan Milli Merkezi önderlerinden Mehmet Sadık Aran’ın bir kitabında, yazı ve şiirlerinde kullandığı Senan müstearının Bala’ya ait olduğunu belirtmesi bizi bu kanaate ulaştırmıştır(s.121). İlerleyen sayfalarda Sadık Senan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Türkiye’ye gönderdiği öğrenciler arasında zikredilmiştir(s.129).  Sadece bu örnek yukarıda ki tespiti doğrulamaya yetecektir. Mehmet Sadık Aran’dan daha sonra Ahuntzade Mehmet Sadık olarak bahsedilmiştir(s.132). Bu farklı isimlerin aslında tek bir şahsa ait olduğunun farkına varılamamıştır.

 

                              Kitapta nadir olarak gösterilen Arap alfabesi ile basılmış kaynaklardan Mirza Bala’nın Azeri Türk dergisinin 1928 tarihli 16 sayısındaki ‘Milli Zaferimizin Onuncu Yıl Dönümü’ başlıklı makalesinin sayfa numarası hatalı verilmiş ve başlığı belirtilmemiştir(s.121). Bu durum makalenin aslını görmeden başka bir yerden aktarıldığı hissini uyandırmaktadır. Azeri Türk dergisinin düzenli taranmadığını gösteren önemli bilgi hataları görülmektedir. Derginin 21. sayıdan itibaren Latin alfabesi ile çıkmaya başladığı doğru olmakla birlikte aylık olarak değil (s.122), künyesinde on beş günde bir çıktığı kaydı 18 Mart 1929 tarihli 24. sayıya kadar devam etmiştir.

 

                              Yeni Kafkasya, Azeri Türk ve Odlu Yurt dergilerinin yazar kadroları hakkında bilgi verilmiştir. Burada zikredilen isimlerin ekseriyeti müsteardır. Müstearların gerçek kimliklerinin tespiti hususunda bir gayret gösterilmemiştir. Sayıları giderek azalmakta olan ve o dönemi iyi bilen şahsiyetlerden bu yönde istifade edilmesi gerekmektedir.

 

                              Azerbaycan Yurt Bilgisi dergisinin iki yıl yayınlandıktan sonra 1934 yılında Türkiye’de başlayan Pantürkizm ve Panislamizm aleyhine mücadelelerden dolayı neşriyatına son verildiği ileri sürülmüştür(s.128). Tek parti döneminde zaman zaman siyasi muhaceretin faaliyetine kısıtlama getirildiği bilinmektedir. Bu konuda daha açık ve ilmi analizlerin yapılması gerekir. Azerbaycanlıların neşrettikleri dergilerin yayınlarının yasaklanması ile ilgili Bakanlar Kurulu kararları Başbakanlık Cumhuriyet arşivinde araştırmacılara açıktır. Bunlardan istifade edilmesi, mümkünse bir örneğinin ek olarak verilmesi münasip olurdu. Dergide yazıları çıkanlar arasında ismi zikredilen asistan Abdülkadir kimdir? Başkurt Abdülkadir İnan Ankara’da görev yaptığına göre İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Abdülkadir Karahan olabilir mi? Bunlar üzerinde hiç kafa yorulmamıştır. Derginin yayın çalışmalarına katılanlar arasında ismi geçen Fevziye Abdullah, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Türkiye’ye eğitime gönderdiği kişiler arasında kabul edilmiştir(s.129). Bu isim öğretmen ve yazar Fevziye Abdullah Tansel’dir (Muş,23.2.1912-İstanbul,4.8.1988).Yazar belki bu isimle ilk defa karşılaşmaktadır. Yine derginin yazarlarından Zeki Velidi Togan Volga Türkleri, Abdülkadir(İnan) ise Orta Asya temsilcileri olarak gösterilmişlerdir(s.129). Bunlar, Türkiye’de yaşayan siyasi muhaceretin bir ferdi üzerine ilmi tez hazırlayan araştırmacının tespitleridir(s.129). İlim dünyamızın önemli iki isminin memleketlerinin doğru dürüst yazılamaması araştırmanın seviyesini göstermektedir. Togan(s.130,dp.174), Ayaz İshaki ve Abdullah Battal’ın biyografi bilgileri yanlıştır(s.130). Dergide yazan Türkiyeli aydınlardan Adnan Cahit ‘in gelecekte Milli Kütüphane’yi kuracak olan Adnan Ötüken (1911–1972) olduğunun farkına varılamamıştır.

 

                            Azerbaycan Milli Merkezi’nin oluşumu, teşkilat içinde sonraki yıllarda meydana gelen gruplaşmalar hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığı anlaşılıyor(s.131). Halil Hasmemmetli ile Şefi Rüstembeyli’nin Resulzade’ye muhalefet etmeleri ve teşkilattan ayrılmaları hadisesinin iç yüzüne nüfuz edilememiştir. Bu isimlerin görevlerinden ayrılarak muhalif sağ bir blok oluşturduklarının yabancı bir araştırmacının tespitlerine istinaden belirtilmesi meseleye yaklaşmada ki sığlığı göstermektedir(s.131). Bu tartışmalar sebebiyle Resulzade’nin Cafer Seydahmet Kırımer’e yazdığı ve ileride neşretmeyi düşündüğümüz bir mektubunda ki açıklamaları dikkat çekicidir.  Bu hadiseler sebebiyle Resulzade ile Rüstembeyli, birbirlerini ağır biçimde itham ettikleri risaleler neşretmişlerdir. Bunlar hakkında bilgi verilmediğine göre görüp inceleme imkânı bulanamamıştır. Müsavat Partisi içinde muhalefetin doğması ileri sürüldüğü gibi siyasi görüş ayrılıkları değildir. Resulzade ile Ali Merdan Topçubaşı’nın önderlik ettiği Paris grubu arasındaki çekişme ve rekabet konuları hakkında da bilgi verilmemiştir. Bu hadiselerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

 

                            Yaş Türkistan dergisi Paris’te değil Berlin’de neşredilmiştir(s.132). Dergiyi çıkaran Mustafa Çokayoğlu’nun ikamet merkezi Paris’tir. Azerbaycan Yurt Bilgisi’nin çıkarılmasında Resulzade ve Bala’nın katkıları, teşkilat olarak desteklemeleri söz konusu değildir(s.133). Bu derginin 1954 yılında tek nüshalık ikinci yayın döneminde de ‘Azerbaycan Kültürünü Tanıtma Derneği’nin organı olduğu belirtilmiştir. Bala’nın da kurucuları arasında bulunduğu dernek Resulzade’ye muhalif olanlar teşkilatlandıkları bir yapıdır.

 

                             Azerbaycan’dan Türkiye’ye iltica edip Azerbaycan Milli Merkezi faaliyetlerine katılmayan, muhacir hareketlere iştirak etmeyen diğer grubun kimlerden meydana geldiğini merak konusudur(s.135).

 

                             Promete’den söz edilmiş ama derli ve toplu bilgi verilmediği için çelişkiler ortaya çıkmıştır. Bu konuda yeterli inceleme yapılmadığı için klasik, nakilci tavırla hatalar tekrar edilmiştir. Promete’ye dahil olan Türk urugları, Kuzey Kafkasyalılar ve İdil-Urallılar dışında kalanlar bütün olarak Türkistan şemsiyesi altında toplanmışlardır(s.137). Yazar Türkçeyi ifade etmekte güçlük çekmektedir. Promete hareketinden bin dolar para alan kimdir? Bu hareket ile ilgili yazılarda ilk defa miktarı belli bir paradan söz edilmektedir. Bunun dayanağı nerededir ve gösterilmesi gerekir. Türkiye’nin Azerbaycan Milli Merkezi’ne para verdiği nerede yazılmaktadır? Belgeye istinat etmeyen bilginin ilmi değeri olur mu?

 

                             1936 yılında Varşova’da Müsavat Partisi konferansı yapılmıştır. Bu kongre ve toplanmasına kadar geçen süreç hakkında fazla bilgi verilmemiştir(s.138). Bu konferans hakkında literatürdeki en derli toplu bilgi Kırım’ın kurtuluşu için mücadele eden,  Cafer Seydahmet Kırımer’in önderliğinde Romanya’da Arap alfabesiyle neşredilmekte olan Emel dergisinde çıkmıştır.[9] Stalin’in gerçekleştirdiği münevver kırımı ve bunun Azerbaycan’daki uygulaması hakkında verilen malumat oldukça sathidir. Stalin’in kırımında tasfiye bir kısım münevverleri ‘ kullanıldılar’ biçiminde zikretmek, ilmi iddia(!) taşıyan çalışmaya uygun düşmemektedir(s,140).

 

                             Almanya ve Polonya’nın bir dönem Sovyet aleyhtarı güçlere yardım ettikleri iddiasının kaynağı gösterilmemiştir(s.141). Polonya’nın Promete şemsiyesi altındaki gruplara maddi yardımı bilinmektedir. Almanya’nın Türkiye’deki Türkçü gruplara maddi yardım yaptığı iddiasını Marksist kesim yıllardır mesnedini göstermeden kara çala biçiminde dile getirmektedir. Araştırmacı kaynağını gösteremediği bu iddiası ile aynı haksızlığı bulunmaktadır. Resulzade, savaş içinde Almanların daveti üzerine Berlin’e giderek görüşmelerde bulunmuş ve anlaşamadan Bükreş Büyükelçimiz Hamdullah Suphi’nin himayesinde yaşamakta olduğu Romanya’ya geri dönmek mecburiyetinde kalmıştır. Promete tarafından finanse edilen Yaş Türkistan, Yana Milli Yul ve Kurtuluş gibi dergilerin Berlin’de neşredilmeleri Almanların desteğine bağlamak yetersiz bilgiden kaynaklanmaktadır.

 

                             Yazar, Latin alfabesi ile basılan Kurtuluş’u bile tam olarak incelememiştir. Bala’nın bu dergide açık ve müstear imzaları ile çok sayıda makaleleri çıkmıştır. Bilhassa Haydar Bammat ile yaptığı polemiklerden böyle bir araştırmada söz edilmesi gerekirdi. Mesnedi belirtilmeden bazı önemli iddialarda bulunulmuştur. Kurtuluş’un 1934-1938 yılları arasında neşredildiğinin ileri sürülmesi tespitlerimizi doğrulamaktadır(s.142). Derginin son sayısı olan 51 numaralı nüsha Ocak 1939 tarihini taşımaktadır. Polonya’nın Almanlar tarafından işgal edilmesi üzerine kaçamayan bazı muhacirlerin esir düştüğü ve bunların siyaset yapmamak şartıyla ilmi araştırmalara celp edildiği ileri sürülmüştür(s.145). Bunlar kimdir ve hangi önemli ilmi çalışmalar yapmışlardır merak ediyoruz(s.145).

 

                          Bala’nın eşi ile birlikte Alman işgali üzerine Polonya’dan ayrılarak 7 yıl sonra Türkiye’ye döndüğü ileri sürülmüştür(s.146). Alman işgali üzerine Polonya’da yaşamakta olan Promete mensubu grupların siyasi önderlerinin ülkeyi terk etmeleriyle ilgili tek kaynak Ayaz İshaki’nin hatıralarıdır. İshaki, yola çıktıkları kafilede bulunanların arasında Bala’nın adı zikretmekte eşinden söz etmemektedir.[10] Veliyev’in bu hatıranın varlığından bilgisi olmadığı anlaşılıyor.

 

                          Bala’nın Türkiye’ye dönmesinden sonra  ‘Türk-İslam Ansiklopedisi’nde Azerbaycan ve diğer Rusya Müslümanları ve Türklerin tarihleriyle ilgili maddeler yazdığı belirtilmiştir(s.146). Bala, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından fasiküller halinde 1941 yılında itibaren neşredilmeye başlanan İslam Ansiklopedisi’ne bazı maddeler yazmıştır. İslam-Türk Ansiklopedisi 1940–1948 arasında önce ansiklopedi daha sonra mecmua olarak II. Cilt halinde neşredilmiştir. Bala, burada yazdığı maddelerde açık imzası yerine A.Kutluk, V.Nuhoğlu müstearlarını kullanmıştır. Bu hususlar açık olarak anlatılamamıştır(s.146).

 

                           Resulzade’nin II. Dünya Savaşı’nın başladığı sırada Almanya’ya gitmesi söz konusu değildir(s.147).Savaşın başladığı tarihte bulunduğu Varşova’dan Promete mensubu diğer Türk önderlerle birlikte hareket eden Resulzade, Romanya’ya ulaştıklarında Bükreş’e, yol arkadaşları Türkiye’ye gitmek üzere Köstence’ye gitmişlerdir.[11] Resulzade,1942 yılı Mayıs ayında davet üzerine görüşmelerde bulunmak üzere Berlin’e gelinceye kadar Bükreş’te kalmıştır.[12] Yapılan görüşmelerde anlaşma sağlanamayınca Resulzade, Hamdullah Suphi Tanrıöver’in himayesinde yaşadığı Bükreş’e dönmüştür. Sovyet ordularının Romanya’yı işgaline kadar burada yaşamış, Kızıl ordu’nun ilerlemesi üzerine savaşın son yılında Almanya’ya gitmiştir.

 

                             Bala’nın İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne bağlı olan Türkiyat Enstitüsü’nde Türk dünyasını temsil etmesi söz konusu olamaz(s.147). Enstitünün 1943–1950 yılları arasında müdürlüğünü İdil Ural Türklerinden Prof. Dr. Reşit Rahmeti Arat yapmıştır. Bala, burada memur olarak görev yapmıştır. Bala’nın bu kurumdaki memuriyeti temsilcilik olarak algılanacaksa(!)  öncelik Arat’ta olmalıdır. II. Dünya Savaşı döneminde Almanya’da Azerbaycan İrtibat Heyeti’nin başkanı olan Fethalibeyli Dudanginskiy’nin Sovyet ordusuna ihanet ederek Alman tarafına iltica ettiği ileri sürülmüştür(s.158). Yazar, birçoklarının nazarında kahraman olarak kabul gören Fethalibeyli’yi hain olarak nitelendirmekle Sovyet dönemi jargonunu kullandığının farkında mıdır? Bala’nın idari sorumluluğuna katıldığı Münih’te neşredilen Dergi’de hakkında çıkan yazıda vatanseven ifadelerin kullanıldığı dikkatten kaçmış olmalıdır.[13] Bu konuda önemli bir eseri bulunan Mühlen, Fethalibeyli’nin esir düştüğünü kaydetmektedir.[14]

 

                               Bala, Münih’te Sovyetler Birliğini Öğrenme Enstitüsü’nde görevli olarak çalıştığı sırada Türkçe neşredilen Dergi’nin başyazarlığını yaptığı belirtilmiştir(s.160). Derginin künyesinde mesul müdür Dr. Edige Mustafa Kırımal, yazı işleri müdürü olarak Mehmet Emircan’ın isimleri bulunmakta olup başyazarlık unvanına rastlanmamaktadır. İlerleyen sayfalarda ise Kırımal mesul başyazar olarak takdim edilmektedir(s.177). Bala’nın Dergi’nin başyazarlığını ifa ettiği hususu ölümü üzerine Dergi’de çıkan nekroloji yazısında belirtilmiştir.[15] Bu husus ile Dergi’yi neşreden kurumdaki diğer vazifeleri hakkındaki bilgiler için bu kaynaktan istifade edilmiş ama kaynak gösterilmemiştir. Bala’nın iki bini aşkın makalenin müellifi olduğu hususundaki bilgi(s.227) de yine yukarıdaki kaynaktan alınmış, mehazı gösterilmemiştir.

 

                                 Eserin üçüncü bölümünde Bala’nın çeşitli toplumsal konulardaki görüşlerinin irdelenmesi düşünülmüştür. Araştırmanın sosyoloji disiplininde yapılmasının mesnedi Bala’nın fikir dünyasının analiz edilmesidir. Ama bu bölümde böyle bir analize rastlayamadık. Bölümün ‘Milli Kültür İnkılâbı’  alt bendinde analiz ve değerlendirme yerine bu başlıklı bir makalesinin günümüz Türkçesine çevrilerek(!) Verilmesi uygun görülmüştür(s.194). Bölümün diğer bentlerinde ise aynı yol takip edilerek sosyolojik değerlendirmelerden ziyade aktarma yolu tercih edilmiştir. Altıncı bölüm de ölümünden sonra ailesine gönderilen mektup ve telgraf metinleri verilmiştir.

 

               Kazan Türklerinden Yusuf Akçuraoğlu Kırım’lı olarak gösterilmiştir(s.203). Mayıs 1917 tarihinde Moskova’da toplanan Rusya Türkleri kurultayında gelecekteki hareket tarzı hususunda tartışılan iki tezin destekçilerinin ittifakları hususunda da hatalı tespitler yapılmıştır(s.219). Türkistan’da Fars-Tacik Sovyet Cumhuriyeti ismiyle bir devlet var mıdır, kurulmuş mudur? (s.228). Tacik Sovyet Cumhuriyeti’nde Tacik asıllı vatandaşlar çoğunlukta olabilir. Neriman Nerimanov’un biyografi bilgileri hatalıdır(s.262,dp.382). Azerbaycan’da Sovyet döneminde gerçekleştirilen alfabe değişiklikleri hususunda verilen bilgiler son derece yetersizdir(s.263).

                               Eserin altıncı bölümü Bala’nın vefatı üzerine ailesine ve yakınlarına gönderilen telgraf ve mektuplara ayrılmıştır. Bu tip eserlerde böyle bir bölüme ihtiyaç var mıdır? Telgraf ve mektupların alındığı kaynağa işaret edilmemiştir. Bölümün B bendine kadar olan kısmında (s.273–282) verilen metinler Bala’nın ölümünden sonra çıkan Azerbaycan dergisinden aynen alınmış ve mehaz gösterilmemiştir.[16]

 

                                 Yüksek lisans tezinin yöneticisi Ümit Meriç, yakınlarda bir mülakatında ‘Helal olan her şeyi yerim’ dediği dikkatimizi çekti.[17] Gözetiminde yapılan bir çalışmadaki helal olmayan eklemelerde bu dikkati pek gösteremediği anlaşılıyor.

 

                                                    SONUÇ                                                         

                          

 

                     Araştırmada Bala’nın basıldığı belirtilen eserlerinin tamamının görülmediği anlaşılmaktadır. Bunlardan bazılarına ulaşılamaması makul karşılanabilir. Ama mevcutların taranıp, Türkiye ve Azerbaycan basımlarının karşılaştırılarak aralarında fark olup olmadığı ilmi araştırma yönteminin gereğidir.

 

                   Araştırma tamamen basılı kaynaklara dayanmaktadır. Bu kaynaklar ağırlıklı olarak Türkiye’de basılanlardır. Bala’nın Azerbaycan döneminde yazılarının çıktığı yayın organlarının sağlıklı bir taraması yapılmamıştır.

 

                  Temel kaynaklarda verilen bilgiler irdelenmeden aynen alınmıştır. Bu sahada çıkan eserlerdeki bilgilerle karşılaştırma yapılmamıştır.

 

                    Azerbaycan devlet arşivlerini müracaat edilmemiştir. Müsavat Partisi’nin yurtdışındaki yayın organlarının, bildiri ve bültenlerinin gizli yollarla Azerbaycan’a sokulduğu ve bunların KGB arşivlerine intikal ettiği bilinmektedir. Müsavat’ın yeraltı faaliyeti döneminde basılan gazetelerden, muhteviyatından Bala’nın bu mevkuteler üzerindeki tesirinden hiç söz edilmemiştir.

 

                  Bala’nın 1927 yılında basılan Azerbaycan Misak-ı Millisi isimli eseri hakkında genel bilgi verilmiş, ileri sürdüğü fikirlerinin eserin hangi sayfalarında bulunduğuna işaret edilmemiştir.(s.62–63) Arap alfabesi ile basılan eserden okuma güçlüğü sebebiyle istifa edilemediği anlaşılıyor.

 

                  Azerbaycan siyasi muhaceretinin faaliyetlerinin yönlendirilmesinde Bala’nın etkisinin, olduğundan fazla gösterilme gayreti dikkati çekmektedir. Planlanan ve yapılan her hareketin merkezinde gösterilmiştir(s.45). Resulzade’nin bu hareket içindeki konumu adeta gölgelendirilmiştir. Bazen Resulzade’den sonra Azerbaycan’da milli düşüncenin ve devletçilik ideolojinin gelişmesinde ikinci önemli rol oynadığı vurgulanmıştır. Bala’nın şahsî yetenekleri ve yaptıklarının inkâr edilmesi mümkün olmamakla birlikte; onu millî harekette ön saflara çıkaran ortam, muhacerette Resulzade’ye kayıtsız şartsız tabi olmasından dolayı, gelişmesine imkân verilmesi ve önünün açık tutulmasıdır. Bu neticenin ortaya çıkmasında şahsiyet sahibi siyaset ve bilim adamlarının farklı sebeplerden dolayı Resulzade ile uyuşamamaları ve çevresinden uzaklaşmalarının rolü büyüktür.

 


        

[1] Dr. Afgan Veliyev, Azerbaycan Siyasi Düşünce Tarihi ve Mirza Bala Mehmetzade 1898–1959,İstanbul 2006,398 s.

[2] Dr. Necip Hablemitoğlu, Çarlık Rusyası’nda Türk Kongreleri(1905–1917),Ankara 1997,s.51, Nadir Devlet, Rusya Türklerinin Milli Mücadele Tarihi(1905–1917),Ankara 1985,s.91

[3] Yrd. Doç. Dr. Alaeddin Yalçınkaya,’Ruslar Türk Ülkelerinde Yaptıkları Tahribatlarda Ceditçileri Kullandı-Ceditçilerin Bilinmeyen Yönleri’, Tarih ve Medeniyet, Ekim 1998.Bu yazıya verilen cevaplardan sadece birine işaret edelim: Dr. Necip Hablemitoğlu, Şeriatçıların Atatürk’ten Sonra Yeni Hedefi: Gaspıralı’ya Saldırı, Kırım, sayı 25,(Ekim-Kasım-Aralık 1998),s.3-19

[4] Dr.Sebahattin Şimşir, Azerbaycanlıların Türkiye’deki Siyasi ve Kültürel Faaliyetleri(1920–1991),Ankara b.y,s.36

[5] age,s.36-37

[6] Tadeusz Swietochowski, Müslüman Cemaatten Ulusal Kimliğe Rus Azerbaycan’ı 1905-1920,s.107

[7] Meryem Resul  Oruclu,Azerbaycanda ve Mühaciretde  Müsavat Partiyasının Fealiyyeti(1911-1992),Bakı 2001,Azerneşr , s.33

[8] Haleddin İbrahimli, Azerbaycan Siyasi Muhacireti,Bakı 1996,s.285 ,dp.42

[9] Milli Azerbaycan ‘Müsavat ‘ Halk Fırkası’nın Konferansı, Emel, sayı 107,Ekim 1936, s.14–21

[10] Muhammed Ayaz İshaki(İdilli),Lehistan’dan Gidiş Emel,sayı 141-145,Mart-Aralık 1984,s.87-104

[11] İshaki,agm,s.103

[12] Patrik von zur Mühlen,Gamalıhaç ile Kızılyıldız Arasında İkinci Dünya Savaşı’nda Sovyet Doğu Halkları’nın Milliyetçiliği,Ankara 1984,s.68

[13] Abdurrahman Fethalibeyli, Dergi, sayı 11,1957,s.111

[14] Mühlen,age,s.109