Prof. Dr İsrafil KURTCEPHE: “Küreselleşen dünyada en önemli silahınız bilgi ve teknoloji olacaktır”

Kasım 2008 - Yıl 97 - Sayı 255



 

        Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe  1958, Afşin, Kahramanmaraş doğumlu olup tarihçi akademisyendir. 1999 ve 2008 yılları arası Akdeniz Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı, 1999'dan 2004'e kadar da Akdeniz Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma Merkezi Müdürü olarak görev yaptı. 2008 yılında yapılan seçimlerde ve YÖK sıralamasında ikinci sırada yer almasına karşın, Cumhurbaşkanı tarafından Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğü'ne atandı. Evli ve iki çocuk babası KurtcepheFransızca ve Almanca bilmektedir. 

- Sayın Rektörüm, Türk Ocakları, Türk Yurdu Dergisi adına hem Rektör olarak atanmanızı tebrik, hem de röportaj için Antalya’ya geldim.

Türkiye’nin ve üniversitenizin gergin olduğu bir ortamda aday oldunuz ve öğretim üyelerinin teveccühünü kazandınız. Seçim geride kaldı, şimdi artık tüm Üniversitenin Rektörüsünüz. Hiç kuşkusuz Rektörü olduğunuz Üniversitenin vizyonu var. Bir de Rektör olarak sizin vizyonunuzu öğrenebilir miyiz?

- Bilim yuvaları tarih boyunca ait oldukları toplumun önünü açmak, hayat seviyesini yükseltmek ve rekabet içerisinde oldukları devletler ailesi içerisinde ona güç katmak gibi çok önemli bir misyonu üstlenmişlerdir. Geçmişe göz attığımızda bilime, bilim insanına ve bilim kuruluşlarına önem veren her yönetim organizasyonu hem çağı, hem başarıyı yakalamıştır.

Bunlar dikkate alındığında günümüzde de üniversitelerin ülkeye ve topluma katkı sağlama noktasında çok önemli bir misyon üstlendiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Üniversiteler üç görevi hakkıyla yerine getirdikleri takdirde bu misyonlarını rahatlıkla ifa etmiş olurlar. Bunların başında Atatürk’ün en büyük eserim dediği ve ebediyen yaşatılmasını istediği Cumhuriyeti tüm değerleriyle benimseyen, Cumhuriyetin vazgeçilmez temel direğinin laiklik olduğunu bilen ve buna inanan, kafası çağdaş bilgilerle donatılmış insanlar yetiştirmek görevlerin birincisi.

İkinci görev; bilgi üretmek.

Üçüncü görev ise; üretilen bilgiyi ürüne ve teknolojiye dönüştürmek. Bunları yaptığı takdirde üniversiteler aslolan misyonlarını yerine getirmiş olurlar.

Demokratik sistemlerde her kurumun görev tanımlamaları yapılmıştır. Her organizasyonun görev sahası sınırlanmıştır. Her kurum rolünü o sınırlanan sahada ifa eder. Üniversitenin rolü de, kendi sahasında az önce tanımlamaya çalışğım misyonu yerine getirmektir.

Akdeniz Üniversitesi, Türk üniversiteleri içerisinde özel bir yere sahiptir. Çünkü Akdeniz Üniversitesi, bir dünya şehri olan Antalya’da bulunuyor. Belki dünyada hayatında Ankara’nın adını hiç duymamış milyarlarca insan olabilir. Ama Antalya’nın adını duymamış insan bulmak çok zor. Nepal’de yaşayan bir insan bile Antalya dediğinizde hemen size tepki gösteriyor, duyduğunu, bildiğini ve merak ettiğini sizinle paylaşıyor. Dolayısıyla, Üniversitemizin Antalya’da olması bizim için, ülkemiz için büyük avantajlar sunuyor. Dünyanın en ünlü üniversiteleri, en ünlü bilim adamları göreve başladığım şu kısa süre içerisinde bize ulaşarak işbirliği önerilerinde bulunuyorlar. Bizden en küçük maddi bir şey istemiyorlar. Siz sadece bize yatacak bir yer temin ederseniz biz gelir ve sizinle birlikte çalışırız diyorlar.

 Akdeniz Üniversitesinin öğretim üyesi nitelikleri, fiziki mekânları, altyapısı ve bulunduğu şehir itibariyle özel bir konumda olduğunu düşünüyorum. Üniversitemizin bu ülkeye yapacağı çok büyük hizmetler vardır. Bilgi çağı diye tanımladığımız 21. yüzyılda ülkelerarası yarışta güç katacak her türlü donanımın sağlanmasında Akdeniz Üniversitesinin katkılarından ülkemizi faydalandırabiliriz.

Antalya Türkiye açısından turizmin başkenti. Buraya her yıl yaklaşık 12 milyonu aşkın yabancı insan geliyor. Turizm sektörü burası için öncelikli bir alan. Bizim de bu konuda faaliyet gösteren bir yüksekokulumuz var, bu konuda çalışan bilim adamlarımız ve sektörün de bizden beklentileri var. Bilimsel olarak turizm sektörüyle Üniversitemizi bir araya getirip ülke ekonomisine nasıl katkı sağlayabiliriz sorusunu biz seçimler öncesinde de kendimize sorduk. Yapmamız gereken şeyleri belirledik. Bundan sonraki süreçte de o belirlediğimiz ilkeler doğrultusunda turizm sektörü her zaman Akdeniz Üniversitesini yanında bulacak ve birlikte çalışmamız bu ülkeye çok büyük faydalar sağlayacaktır.

 - Sayın Rektörüm, göreve geldikten sonra belirlediğiniz sorunlar neler oldu? Dört yıl sonra Akdeniz Üniversitesinin çıtasını nereye çıkartacaksınız?

 - Akdeniz Üniversitesi, az önce de ifade ettim; her türlü güzelliğe sahip. Amaç, çıtayı çok daha yukarılara taşımaktır. Bir yerde yakaladığınız başarıyla yetinirseniz bu sizi durağan hale getirir, durağanlık gelişmeyi engeller ve arzu ettiğiniz ivmeyi bir türlü yakalayamazsınız. O zaman da bir başka deyişle Atatürk’ün bize gösterdiği idealimize asla erişemeyiz. Yani, çağdaş uygarlıklar seviyesinin üstüne çıkamayız. Küreselleşen dünyada en önemli silahınız bilgi ve teknoloji olacaktır. Akdeniz Üniversitesi, altyapı oluşturma girişimlerini sürdürmüş, ülke ekonomisine katma değer sağlayacak kuruluşları ortaya çıkarma gayreti ve çabası içerisinde olmuş. Ama bunun ürünlerini alma hususunda henüz somut şeyler elde edilememiş durumda. Mesela bizim Tohumculuk Araştırma Merkezimiz var. Buraya bina yapılmış, cihaz alınmış ve ülkem adına genetik alanında çalışmak üzere tohum gen uzmanı yetiştirilmek üzere öğretim üyesi arkadaşlarımız yurt dışına gönderilmiş, bu milletin parası harcanmış, uzun yıllar orada kalmışlar, dünyanın sayılı eğitim kurumlarında doktoralarını tamamlayarak Üniversitemiz saflarına katılmışlar. Bu arkadaşlar yıllardır buradalar, o merkez var, ama henüz daha arzu edilen tohum üretme eylemi gerçekleşmiş değil. Biz bunu tespit ettik. Bir gram tohum, bir gram altından daha değerli olduğu bir dünyada piyasanın yabancı ülkelerin ürünleriyle dolu olması, bir Türk bilim adamı olarak beni son derece rahatsız ediyor. En kısa süre içinde patenti Akdeniz Üniversitesi’ ne ait tohum türlerini Türk çiftçisinin hizmetine sunmak hedeflerimiz arasında yer alıyor.  

 - Sanırım yurt dışından ithal ediliyor ve bir seferlik kullanılıyor tohumlar.

  - Yurt dışından geliyor ve bir seferlik kullanılıyor ve çok para gidiyor buna. Üstelik biliyorsunuz genleriyle uğraşıldığı için kullanacağınız tohum, insan sağğı açısından tehlike teşkil etmemelidir. Sağlıklı olduğunu bilmek, insan sağğını güvence altına almak demektir. Ben eğer kendi kurumumda bunu üretirsem iki şey yapmış olurum:  Bir; insanımın sağğını korumak, İkincisi; ülkeme milyarlarca dolar para kazandırmak.  Bu sebeplerle bu projeyi çok önemsiyoruz.

Patenti Akdeniz Üniversitesine ait olan tohumların Türk çiftçisi tarafından kullanılır olduğunu görmek, beni çok mesut ve bahtiyar edecektir.

Yine yapacağımız işlerden bir başkası…

- Affedersiniz Sayın Rektörüm, bölge tabii aynı zamanda tarıma dönük olarak çalışıyor.

 - Elbette burada iki sektör var. Az önce birinden bahsettim, turizmden söz ettim. İkinci sektör, tarım. Turizm önemli bir sektör ama birinci sektör yine hala tarım. Görüyorsunuz yurt dışına ihraç ettiğimiz yaş sebze ve meyvenin önemli bir bölümünü Antalya karşılıyor. Ziraat fakültemiz var, en eski fakültelerimizden bir tanesi, en köklü, en gelişmiş fakültelerimizden birisi. Üniversite olarak tarım sektörüne çok büyük katkılarımız olmalı diye düşünüyoruz. Mesela seracılık. Seracılık konusunda şimdi çalışmalarına başladığımız bir projeyi umarım seneye hayata geçiririz. Modern teknolojilerle donatılmış seracılık merkezi kurmayı planlıyoruz. Çiftçi bizim burada elde edeceğimiz bilgilerin anında kendisine ulaşğını görecek, onu uygulamaya koyarak daha sağlıklı, daha kaliteli ve rekoltesi daha yüksek ürünler elde edecektir.

Bir başka sorun da, sebze ve meyve ihracatında yaşanıyor. Rusya geçenlerde bizim sebzelerde kullandığımız ilaç miktarını yüksek bulduğunu söyleyerek ihracatı durdurdu. Şimdi yakında hayata geçireceğimiz bir başka projemiz, gıda güvenliğine ilişkin. Akreditasyonu sağlanmış bir laboratuar kurmak istiyoruz. Akredite edilen laboratuardan çıkan sonuçları dünya kabul etmek mecburiyetinde.  Biz bu laboratuvarı açtıktan sonra bu bölgede üretilen her ürünün analizini yapacağız ve buna sağlıklı belgesi verdikten sonra hiç kimsenin itirazı olamayacak. Böylece Türk çiftçisine ve Türk ihracatçısına önemli bir hizmetimiz olacaktır diye düşünüyorum.

 - Öyle görünüyor ki bilimsel araştırmalarda da atak yapma düşüncesindesiniz.

 -  Evet

 - Ben daha önceki yıllarda Rektörlüğünüzün Fen Edebiyat Fakültesinde yaşlılarla ilgili Gerontoloji bölümünün açıldığını duymuştum ve çok sevinmiştim, hâlihazırda o bölüm etkinliklerini sürdürüyor sanıyorum. Bu bölgede de çok yabancı yaşıyor ve aralarında çok yaşlı yabancı bulunuyor. Bu anlamda da hem sağlık sektörlerimizin Üniversiteyle birlikte çalışmasıyla sanıyorum çok büyük bir sağlık tesislerinin devreye sokulması söz konusu olabilir. Bu konuda da herhangi bir planınız var mı Sayın Rektörüm?

 - Biz iki şeye çok önem veriyoruz; toplumun gençlerine ve yaşlılarına. Gençler, geleceğimizin teminatı olacaklar, bu ülkeyi sırtlayıp taşıyacak kuşaklardır. Yaşlılar da, bizi biz yapan değerleri yaşatmamız açısından sahip çıkmamız, korumamız, saygı ve minnettarlığımızı göstermemiz gereken insanlar olacaklardır. Artık Türkiye’de hayat ve refah seviyesi yükseldikçe insan yaş ortalaması da artıyor. İktisadi gelişmenin yarattığı birtakım sosyal sıkıntıları da beraberinde getiriyor ve Türk aile yapısındaki dayanışma olgusunun büyüye saygı anlayışının zaman içerisinde değerini yavaş yavaş kaybetmeye başladığına tanıklık ediyoruz. Bu değeri yaşatmak elbette görevimiz. Bunun bizim için bir milli görev olduğunu gençlere anlatmak, bu aile yapısını korumak elbette çok önemli. Ama diğer taraftan da hem kendi insanımızın yaşlıları, hem de turistlik bir yöre olan özellikle yabancıların yerleştiği Antalya’da yaşlılara dönük programları sürdürmek Akdeniz Üniversitesinin öncelikleri arasında yer alacaktır.

 - Sayın Rektörüm, yakın zamanda rektörlük seçimi yaşadınız. Sizinle rektörlük seçimi ve üniversiteye etkisini konuşmak istiyorum. Seçim sürecinde yaşanan ilişkiler medeni ölçüler içerisinde cereyan etmiyor maalesef. Bazı üniversitelerde bunu yakından gözlemiş biri olarak bunu söylüyorum. Tabirimi lütfen mazur görün, köy muhtarlığı seçimine dönüşüyor rektörlük seçimleri. Yıllarca süren küskünlük ve kırgınlıkların tohumu atılıyor böylece. İsterseniz sorumu Rosolski’ye dayandırarak söyleyeyim. Henry Rosolski, “ABD’de rektör, dekan ve bölüm başkanları göreve seçimle gelmezler, bu işin püf noktasıdır. Çünkü öğretim üyelerince yapılan seçimler genellikle zayıf liderlerin iş başına gelmesine yol açar” diyor. Sizi tenzih ederek soruyorum, Türkiye’de rektör ve dekan seçimi ve atamalarına ve sonuçlarına baktığımızda uygulamaları nasıl değerlendirirsiniz?

 - Demokrasinin en güzel vasıtalarından olan seçim, eşit koşullar altında yapılmalıdır. Eğer seçim yapıyorsanız yarışan kişilere eşit şartlar altında yarışma fırsatı vermek zorundasınız, bu işin gereğidir. Eğer şartlar eşit değilse bunun adı seçim olmaz, bunun adı başka bir şey olur. Dolayısıyla, ben üniversitelerdeki adına seçim denilen şeyin gerçek manada bir seçim olmadığını düşünüyorum. Burada sistem bir eğilim yoklamasını öngörüyor. Üniversite de belirlenen ilk altı kişinin adı YÖK Genel Kuruluna gidiyor. Orada 21 kişiden oluşan bir kurul oluşturulmuş. Genel Kurul tekrar oylama yapıyor aday sayısını üçe indiriyor. Belirlenen üç kişi de Sayın Cumhurbaşkanının önüne gönderiliyor, o da yasanın kendisine verdiği bir hakkı kullanarak içlerinden bir tanesini seçiyor.

            Eğilim yoklaması sürecinde şartlar eşit olmadığı için bir adil sonuç ortaya çıkmıyor. Çünkü iktidar her zaman baskın yönlendiriciliğini gösteriyor. Buna rağmen aklıselim sahibi, Akdeniz Üniversitesinin daha iyi yönetileceğine inanan öğretim üyelerinin 207 tanesi daha iyi bir yönetim arzusu istikametinde şahsım için oy kullandılar.

Alınan oy Türkiye üniversiteleri seçim tarihinde burada tarihi bir rekor olmuştur. Çünkü sosyal bilimci bir rektör adayı,  iktidarda bulunan Tıp Fakültesi mensubu,  Türkiye’nin siyasi konjonktüründen dolayı Türkiye’nin en çok tanınır siması haline gelmiş bir Rektöre karşı yarışştır. Bizim yarışımız bu şekilde oldu. O yüzden ben binlerce insandan tebrik aldım. Bu işi iyi bilen, iş