Edebiyatımızda Genç Bir Dâhi

Ağustos 2014 - Yıl 103 - Sayı 324



        Türk Ocaklarının “Kuşlukta Yazarlar” toplantısında çok genç bir yazarın “Viyana’nın Surları” adlı kitabını konuştuk; 350 sayfalık, A4 kâğıda ön baskısı yapılmış bir kitap, tabiri caiz ise büyük bir tuğla kalınlığında. İnsanın değil yazmaya, okumaya bile korktuğu bir boyutta. Kitap hâline getirilince 600 sayfayı bulacağı kesin.

         

Bu genç yazar, edebiyat dünyamız için ciddi bir kazanç. Kuşlukta Yazarlar, bu edebiyat hadisesini ve kitabı çeşitli yönleriyle inceleyip değerlendirdi. “Viyana Surları” kitabı bütün yönleriyle ele alındı. Toplantının ilk bölümünde geleceğin büyük yazarı olmaya aday Abdullah Tahir Özdemir ile yaptığımız tanışma sohbetini sunuyoruz.

 

         

         

        -Henüz 16 yaşında, okuldaki başarılarına bir yenisini daha ekleyip, biz büyüklerin bile yazmaya korktuğu kalınlıkta bir kitaba, hem de tarihi bir kitaba imza atmış bir gencecik yazar adayı olarak sizi tanımak bizim için çok güzel ve heyecan verici. Tarihi bir roman yazmak demek, hem tarihe meraklı, hem de üstünde düşünüyor olmak demek. Bunu bir de kurgu hâline getirip roman yazmaya kalkmak daha da külfetli bir iş. Bir tarihi romanın yazılması, iyi bir hazırlık evresi de gerektiriyor. En az iki yıl, belki de daha fazlası... Yani “14 yaşında mı başladı bunu yazma hazırlıklarına ve kurgulamaya acaba?” diye düşünüyor insan. 14-16 yaşındaki günümüz gençlerinin-hatta çocuklarının- hamburger yemek, AVM dolaşmak, bilgisayar başında, internet kahvelerinde savaş oyunları oynamak gibi alışkanlıklarla vakit geçirdikleri bir dönemde, tarihi roman yazmayla ilgilenmeniz takdire şayan bir durum. Kendinizi bize anlatır mısınız?

         

        -Öncelikle bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederek başlamak istiyorum söze. Ardından da belirtmek istiyorum ki; benim için kendimi anlatmak dünyanın en zor işlerinden birisidir. Zira her insan küçük bir kâinat ve ne olursa olsun o kâinatın gizli, saklı güzellikleri, en azından benim gibi tam tecrübe sahibi olamamış, kendisindeki madeni, hakiki olarak işleyememiş birisi için gerçek manada keşfedilmiş değil. Ancak madem siz bu zorlu işi benden istediniz, nakıs da olsa bir şeyler söylemem gerekir. Adım Abdullah Tahir, 16 yaşındayım. Çankırı’da Anadolu Öğretmen Lisesi’nde okuyorum. Okumayı, özellikle tarih okumayı ve pek tabii yazmayı çok seviyorum. Ayrıca canım sıkıldığında veyahut da okulda sıkıcı bir derse girdiğimizde defterin kenarlarına resimler çizmekten de zevk alıyorum. Her ne kadar resim kabiliyeti bulunsa da bende, yazmayı çizmekten daha çok sevdiğimi söyleyebilirim.

         

        Belki de bunu eksi haneme yazmam gerekebilir, sporu ve erkek milletinin umumisinin aksine futbolu sevmiyorum. Bunun tam bir nedenini söyleyemem ancak şundan eminim; beden derslerinde bir top peşinden saatlerce koşturmak yerine açıp kitap okumayı tercih ederim, okulda bu konuda nadide öğrencilerden birisiyim.

         

        Genelde günümüz gençleri gibi moda takip etmem, kıyafetlerim sıradan ve gayet sadedir. Ayrıca cep telefonum sadece ihtiyacımı karşılayacak derecede olup akıllı değildir, çoğunlukla yanımda taşımam, evde bırakırım.

         

        Bir gencin oynamaması imkânsız olan bilgisayar oyunlarını ben de oynarım, ancak oynadım mı hem az oynarım hem de strateji oyunu olup içerisinde bizim geçmemizi de isterim. Örneğin bir Osmanlı Devleti ararım, oynayacağım oyunda. O yüzdendir ki oyunlarım da çok sınırlıdır.

         

        -Yazmaya nasıl başladınız?  İlk yazma hevesi gönlünüze nasıl düştü, kim düşürdü?

         

        -Yazmaya aslında okuma yazma bilmeden önce başladım diyebilirim. Ben daha çok küçükken, ben söylerdim annem de yazardı. Yani bir nevi annem kâtiplik yapardı. Bana da yazılan çocukça masalların etrafını resimlemek kalırdı.

         

        Yazma hevesinin gönlüme nasıl düştüğünü tam bilmiyorum, ancak kendimi bildim bileli bir romanı veyahut hikâye kitabını gördüğümde içimde garip duygular uyanır; ben dahi bunun ne olduğunu bilemezdim. Zamanla bu his şiddetlendi ve sonunda anladım ki bu hissi yatıştırmak için yazmak lazım. İşte o günden beri yazıyorum, son olarak bu hevesin birisi tarafından düşürülmediğini zaten bizzat içimde bir yerlerde çekirdek hükmünde bulunup zamanla filizlendiğini, söyleyebilirim. 

         

        -Daha önce hikâye, deneme, şiir gibi başka edebi türler ile ilgili çalışmanız oldu mu? Bu, ilk kitap denemesi mi?

         

        -Dediğim gibi çocukluk hatta bebeklik diyebileceğim dönemde bir mantık silsilesine oturtulamayacak şekilde masallar yazmıştım. Ardından büyüdüm ve çeşitli yarışmalara katıldım, şiirler ve hikâyeler yazdım. En son, roman yazmaya başlamadan önce de mahalli bir çocuk dergisinin düzenlediği hikâye yarışmasında birincilik kazandım. Ancak şiir ve hikâye türü bana her zaman zor geldi, zira az ve öz yazacak, üstelik vurucu bir mesajla işi bitireceksiniz, şiir ve hikâyede iş böyledir. Ben de bunu tam yapamadım ve içimde ne zamandır ukde olan roman yazma işine giriştim ve ilk kitap denemem olan bu roman ortaya çıktı.

         

        -Bu romanın konusu ve yazma kararını nasıl ve ne zaman verdiniz?

         

        -Aslında bu iki kararı tarihe merak duymaya başladığım anda verdiğimi söylemeliyim. Orta birinci sınıfta bende tarihe aşk derecesinde bir ilgi başladı ve çoğunlukla tarih okumaya başladım. İşte bu okuma esnasında İkinci Viyana Kuşatması, beni derinden etkiledi ve çok bilinmeyen bu dönemin romanını yazmaya karar verdim.

         

        -Ne kadar bir hazırlık safhası geçirdiniz. Tarih alt yapınız yoktu?

         

        -Tarihi bilgi ve malumatı toplayabilmek ve şu anki duruma gelebilmek için dört yıl harcamam gerekti, bu süre içerisinde sürekli okudum ve roman için iki taslak hazırladım, bunları sürekli iyileştirdim ve üçüncü senede romanın son hâlini yazmaya başladım.

         

        -Elde mi, bilgisayarda mı yazıyorsunuz?

         

        -İlk başlarda elde yazdım, kısa süre sonra bilgisayara uyum sağlayıp bilgisayarda yazmaya başladım, şu anda da buna devam ediyorum.

         

        -Yazdıktan sonra yeniden okuyup üstünde düzeltme, yeniden değerlendirme yaptınız mı? Başkasına da okutup, eleştiri, fikir, düşüncelerini aldınız mı, kimlere okuttunuz?

         

        -Evet, yazdıktan sonra yeniden okuyup üstünde düzeltme, yeniden değerlendirme yaptım, ardından aileme, edebiyat dalındaki öğretim üyelerine okutarak onlarında düşüncelerini aldım.

         

        -Ailede sizden başka edebiyat ile ilgilenen, yazar olan var mı? Size kimler destek oldu? Aile, öğretmen, akraba, arkadaş, ağabey veya abla vasıflı tanıdık büyükler…

         

        Benden başka ailemde bildiğimiz manada edebiyatla ilgilenen yok, ancak bir akrabam mahalli gazetelere köşe yazısı yazıyor. Bu arada ailem ve akrabalarım bana çok büyük destekçi oldu, zaten onlar olmasaydı, bu işin altından kalkamazdım.

         

        -Kendinize ait kütüphaneniz var mı? Kaç kitabınız var? Ağırlıklı konular neler? Hangi tür kitaplardan hoşlanıyor ya da tercih ediyorsunuz?

         

        -Evet, bir kütüphanem ve içinde de yüz elliye yakın kitabım var. Kütüphanenin genelini son dört senede oluşturduğum için kitapların umumisi tarih üzerine. Zaten ben de tarihi kitaplardan hoşlanıyor ve onları tercih ediyorum.

         

        -Yazarken kendinize düzenli bir vakit mi ayırıyorsunuz, yoksa içinizden geldiği zaman mı yazıyorsunuz?

         

        -İçimden geldiği zaman yazıyorum.

         

        -Yazmak için kendinize ayırdığınız özel bir mekân; oda, bahçe ya da kapalı ortam, zaman dilimi; gece, loş zamanlar, alaca karanlık, sessizlik, vesaire var mı?

         

        -Genelde odamda yazarım ve ilham olarak tanımladığım yazma içgüdüsünün geldiği zaman olan geceleyin yazmayı, tercih ederim.

         

        -Gelecek planınızda ne var? Meslek olarak, edebiyatçı olarak…

         

        -Bu konuda kesin olmasa da belli planlarım var. Eğer kitaplarım bir şekilde tutar ve bu işten para kazanabilecek duruma gelirsem sadece yazmakla meşgul olmayı düşünüyorum. Ancak bu olmaz ve yazarak para kazanamazsam, hem yazmaya devam etmek hem de öğretim üyesi olmak istiyorum.

        -Günümüz gençleri teknolojiye çok meraklı ve sürekli olarak onların basında vakit geçiriyorlar. Sizin teknoloji, yeni gelişmiş telefonlar, internet, facebook, twitter vs. ile olan ilginiz nasıl?

         

        -Başta dediğim gibi, akıllı telefonum yok, ancak teknolojiye de tamamen ilgisiz değilim. Facebook ve twitter hesaplarına sahibim fakat ikisini de belki haftada bir, belki de daha uzun aralıklarla on beş dakika da gözden geçirip çok fazla ilgilenmediğimden ilgimin gayet az olduğu kanaatine ulaşabiliriz.

         

        -Osmanlıca biliyor musunuz? Kaynakları okurken asıllardan mı, arşivlerden mi, yazılmış güncel kitaplardan mı, internetten mi faydalanıyorsunuz?

         

        -Evet, Osmanlıca biliyorum, ancak Osmanlıcamı kendi kendime geliştirdiğimden takdir edersiniz ki her metni okuyamıyorum. Özellikle matbu dışındaki metinler beni çok zorluyor. Matbulardaysa bilmediğim kelimeler olması hasebiyle zorlanabiliyorum.

         

        Kaynaklar konusundaysa bu alanda otorite olan kimselerin bilimsel kitaplarını tercih ediyorum. Güncel kitaplardan ise kaynak olarak, özellikle kaçınıyorum. Asli kaynaklara zaman zaman başvursam da genelde yararlandığım kaynaklar ikinci elden olup bilimsel makale ve tezler oluyor.

         

        -Okul ile olan ilginiz, dersleriniz, başarınız nasıl? Derslerinizden ne kadar zaman ayırdınız da bu romanı yazdınız.?

         

        -Allah’a çok şükür derslerim gayet iyi, derecelerim var. Derslerimden zaman ayırıp ayırmadığım meselesine gelince, çok zaman ayırmadım denebilir, okul zamanında sadece okudum ve yaz tatillerinde yazdım.

         

        -Sevdiğiniz yazar(lar), sevdiğiniz veya etkilendiğiniz eser(ler) var mı?  

         

        -Okay Tiryakioğlu, Beyazıt Akman ve İskender Pala, hem kendileri hem de eserleri beni teknik açıdan etkiledi diyebilirim.

         

        -Sebeb-i telifiniz nedir? Yani yazmayı neden istediniz? Yazmak hoşunuza mı gidiyor? Millî harsa, kültüre dönme, tarihi doğru anlama, tarafsız değerlendirme konusunda ileti mi vermek istiyorsunuz? Bilinmeyen bir döneme ışık tutmak isteği, ihtiyacı mı duydunuz? Başka sebepler de olabilir.

         

        -Yukarıdaki şıkların hepsine de evet diyebilirim.

         

        -Sizin için tarihin en heyecan verici olay veya dönemi nedir?

         

        -Gerçi bunun yanıtı belli gibi ancak ben yine de cevap vereyim. Benim için en heyecan verici dönem ve olay pek tabii İkinci Viyana Kuşatması’dır. Zira bu olay duraklamadan gerilemeye geçiş, tecrübenin çöküşü ayrıca çözülmenin başlangıcıdır. Zaten bu yüzdendir ki, ilk olarak bu olayın romanını yazmayı tercih ettim.

         

        -Bundan sonra aklınızda hangi dönem veya olaya dair bir roman yazmak var?

         

        Bundan sonra İkinci Viyana Bozgunu’nun ardından gelen çözülmeyi anlatmak istiyorum, eğer nasip olursa.

         

        -İlave etmek istediğiniz başka şeyler var mı?

         

        -Bana bu fırsatı verdiğiniz için tekrar teşekkür ediyor ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

         

        -Bizimle bu bilgileri paylaştığınız için biz de teşekkür ediyor, okul ve edebiyat dünyasında başarılar diliyoruz.