Rodos ve İstanköy Türklerinin Sorunları Üzerine

Ağustos 2014 - Yıl 103 - Sayı 324



        Dünya ve yazık ki Türkiye kamuoyunda da Yunanistan’daki Türk varlığının Batı Trakya’yla sınırlı olduğu algısı vardır. Bununla birlikte Rodos ve İstanköy ağırlıklı olmak üzere Oniki Ada’da yaşayan ve sayıları 6.000 civarında olan bir Türk nüfus bulunmaktadır. Yunan makamları, 1923 yılında Lozan Barış Antlaşması imzalandığında Oniki Ada’nın İtalyan yönetimi altında bulunduğu gerekçesiyle söz konusu soydaşlarımıza “azınlık” statüsü tanımamaktadır. 1947 Paris Antlaşması ile Yunanistan’a bırakılan adalarda yaşayan Türkler, Yunanistan tarafından “Yunan Müslümanları” olarak nitelendirilmektedir. Anadillerini öğrenmek hakkından mahrum bırakılmaları yanında, dini alanda da 1972’den bu yana müftülük makamları boş bırakılmıştır. Ayrıca, başta camiler olmak üzere Osmanlı Türklerinden kalan kültürel miras da yok edilme sürecindedir.

         

        Bu yazıda, özetle Rodos ve İstanköy Türklüğünün sorunları irdelenmeye çalışılacak, daha sonrada kimi önermelerde bulunulacaktır.

         

         

        Rodos ve İstanköy Türklüğünün Başlıca Sorunları

         

        Adalarda Yaşayan Türkler ve Vatandaşlık

         

        Rodos ve İstanköy Türklerinin çoğunluğunu, ağırlıklı olarak 1573 yılında Rodos’un fethinden sonra buraya yerleştirilen Karaman Beyliği Türkleri ile 1897’de Girit’ten göç eden Türkler oluşturmaktadır.

         

        Rodos ve İstanköy Türkleri, 1912’de İtalya’nın Yunanistan adalarını işgal etmesi ile cemaat olarak kabul edilmiştir. 1947’de ise adalar Yunanistan’a verilmiştir. Geçen süreç içinde Türklerin pek çoğu, kültürel kimliklerinin kabul görmemesi, şiddet ve nefret ortamının yaratılması, iş kurma ve gayrimenkul satın almalarına izin verilmemesi gibi nedenlerle Türkiye’ye göç etmiş bulunmaktadır.

         

        1950’den sonra adadan ayrılan bu kişilere Rodos’a dönmeyeceklerine dair belge imzalatılmıştır. Adada kalan Türkler ise vatandaşlıktan çıkarılma korkusu ile uzun yıllar adadan ayrılamamıştır. Bu kişiler adadan ayrılmak istediklerinde önce yabancılar şubesine giderek Yunanistan’a tekrar giriş vizesi almak durumunda kalmışlardır. Bu durumdaki kişilere yalnızca 30 gün süre ile adadan ayrılmalarına izin verilmiş bulunmaktaydı. Ege adaları vatandaşları olarak tanımlanan Türkler ise beş yıl süreli olarak verilen pasaportları ile adadan ayrılabilmişler, ancak bu kişilerin pasaportlarının bitiş süresine kadar adaya dönmemeleri halinde başka bir ülkenin vatandaşlığına geçtiğine karar verilmiştir. Böylelikle vatandaşlıkları sona erdirilmiştir. Pasaportlarının uzatılması için müracaat eden Türklerin ellerinden pasaportları alınmış, bu kişilere vatandaşlıklarını kaybettikleri bildirilmiştir. Bugün vatandaşlıktan çıkarılan kişilerin sayısının binlerce olduğu tahmin ediliyor. Buna ek olarak Rodoslu olan ve halen Yunan nüfus cüzdanına sahip olan kişilerin dahi, Rodos Belediyesi’nde bulunan kayıtlarının silindiği söylenerek bu kişilere yeni nüfus cüzdanı verilmemektedir.

         

         

        Eğitim ve Türkçe Öğrenme Hakkı

         

        Rodos’ta Türkçe eğitim veren son okullardan biri olan Süleymaniye Medresesi’nin adı, 1972 yılında Rodos 13. Şehir İlkokulu olarak değiştirilmiş ve o tarihten itibaren ise Türkçe eğitim tamamen yasaklanmıştır. Bugün Rodos’ta yaşayan Türkler devlet okullarına gidiyor, ancak din derslerinden muaf tutuluyorlar. Devlet okullarında eğitim gören Türk çocukları, bugün Türkçeyi çok az derecede konuşabiliyorlar. Bu okullardan mezun olan çocukların adalarda mesleklerini yerine getirme konusunda da belirsizlik yaşanıyor. Bugüne dek Rodos’ta hiçbir resmi kuruluşta Türklere görev verilmemiş bulunmaktadır.

         

         

        Din ve İbadet

         

        Rodos Türkleri, İslam Cemaati İdaresi tarafından temsil ediliyordu. Adaları,1912’den sonra işgal eden İtalya, yerel kararname ile Rodos’ta bulunan müftülük makamını tanımıştır. Bu durum uzunca bir süre Yunan hükümetlerince de sürdürülmüştür. Ancak 1990 yılında cemaat idare heyetinin süresinin dolmasının ardından yerine yeni kişiler atanmamıştır. Müftü Süleyman Kaşlıoğlu’na naiplik eden İhsan Kayserili’nin de 1990 yılında vefatının ardından müftülük makamı resmen kimseye verilmemiştir. Bu nedenle bugün, dini anlamda adadaki Türk azınlık temsil edilmemektedir.

         

         

        Osmanlı Türklerinden Kalan Kültür Mirası

         

        Osmanlı Türklerinden kalan kültür mirasımızın bakımı ve tamirlerine izin verilmemekte, tamirler göstermelik olmakta ve eserler zamanın tahribatına bırakılmaktadır.

         

        Örneğin, Rodos adasındaki ünlü Süleymaniye Medresesi(SM) yıkılmak istenmişti. SM, Türk çocuklarına ilk, orta ve lise eğitimi vermek üzere 1876 yılında inşa edilmiş, tarihi bir binadır. Yunan hükümeti, SM’nin altında bulunan eski St. Jean Kilisesi’nin ortaya çıkartılmasını bahane ederek medresenin temelini kazmaya başlamış ve bu okulu kapatmıştır. Aslında bu medrese, Rodos Türklerinin kurmuş oldukları Evkaf Dairesi’ne aitti, ancak daha sonra medreseye yasal bir kılıf bulunarak Yunanistan Kültür Bakanlığı el koymuş bulunmaktadır. SM’nin yıkımı, derneğimizin ulusal ve uluslararası düzeyde yapmış olduğu girişimler sonucu bugün için durdurulmuştur. Günümüzde ise, SM bu kez merkezi Midilli’de bulunan Ege Üniversitesi’ne verilmek istenmektedir.

         

        Rodos’ta bulunan camiler ise tadilat gerekçesi ile kapatılmış bulunmaktadır. Bugün yalnızca İbrahim Paşa Cami’si ibadete açıktır. Süleymaniye Cami’sinin açılması için yapılan müracaata caminin UNESCO tarafından tarihi eser olarak vasıflandırılması nedeni ile ibadete açılamayacağı cevabı verilmiştir. Daha sonra başlatılan restorasyon çalışmaları onlarca yıl sürdürülmüş, bu sırada Osmanlı desenleri değiştirilmiştir. Caminin müze olacağı bildirilmektedir. Benzer şekilde Ali Hilmi Paşa Cami’si, Kıbrıs Evi olarak kullanılmak üzere Rodos belediyesi tarafından restore edilmiştir. Murat Reis Külliyesi’nde bulunan müftü evi ise yıktırılarak yerine konservatuar binası yapılmıştır.

         

        Özetle, adalarda Osmanlı Türklerinden kalan mimari eserler talan edilmiş, elde kalanlar ise göstermelik olarak korunmaya alınmaya, çalışılmaktadır.

         

         

        Vakıflar Sorunu

         

        İtalyan yönetimince, Evkafa (Vakıf) ait malların bir komisyon tarafından idare edilmesi kararlaştırılmıştı. 1947 yılında adaların Yunanistan’a geçmesinin ardından ise bu doğrultuda, 517/1947 sayı ve tarihli bir yasa çıkartılmıştır. Bu yasada şöyle deniyordu: “Adalarda yürürlükte bulunan karar ve kararnameler, Yunan yasalarına aykırı olmamak koşulu ile gerekli kanunlar çıkarılıncaya kadar geçerlidir.” Ancak adalarda baskı ve yok etme siyaseti uygulanmaya başlamış ve ilk olarak cemaat ve vakıf yönetimini denetlemek için hükümet murahhasası atanmıştır.

         

        1965 yılında Cemaat Başkanı Sadettin Nasuhoğlu’nun ölümünün ardından cemaat ve vakfa ait değerli eser ve taşınmazlar, satış ya da hibe yoluyla azınlığın elinden alınmıştır.

         

        1970 yılından ise Katalipsis olarak bilinen kanunda şöyle dendi: “On yıl içerisinde tapu dairesine bildirilmeyen taşınmaz mal ve mülkler hazineye intikal eder.” Bu hüküm gerekçe gösterilerek adalarda Türklere ait mallar gasp edilmiş ve Vakıflar sorunu çözülememiş bir sorun olarak bugüne dek gelmiştir.

         

        Bugün, Rodos ve İstanköy’deki vakıflar yüzde 0,6 oranında emlak vergisine tabidir. Başka bir ifade ile Rodos ve İstanköy’de yaşayan Türklere ait vakıflar gayrı menkullerinden, ticari kuruluşlar ile aynı oranda emlak vergisi alınmaktadır. Bu da, uygulamanın ne kadar ayrımcı olduğunu gösteriyor. Diğer yandan Yunan hükümetleri, Evkaf Dairesi’ne sürekli masraflar yaptırarak elindeki arazileri ve malları sattırmakta, Evkaf Dairesi güçsüzleştirilmektedir. Yunan Hükümetleri bu uygulamayı, ne yazık ki bazen kendilerine verilen emanete ihanet eden kişileri vakıf yönetim kurullarına atama yaparak gerçekleştirmektedir.

         

         

        Nefret ve Baskı Ortamı

         

        Geçmişten günümüze değin Rodos ve İstanköy’de Türklere karşı nefret ve baskı ortamı sürdürülmüştür. Kıbrıs Harekâtı sırasında birçok Türk’ün işkence gördüğü, bir Türk’ün de öldürüldüğü biliniyor. Bugün için nefret ve baskı ortamı azaltılmış gibi görünüyor. Bununla birlikte Rodos ve İstanköy’de baskı ortamı yerel basında yer alan haberler ile sürdürülüyor. Örneğin 2000 yılında kurulan tarihinde Rodos Müslümanları Kardeşlik ve Kültür Derneği, Rodos Müslümanları Kültür Derneği için yerel gazeteler “Ankara’nın ajanı” yazdılar. Rodos ve İstanköy’de nefret temelli saldırılar da yaşanıyor. Kabapınar Kadın Cem Evi, İstanköy Belediyesi tarafından yıktırılarak yerine park yapıldı. İstanköy’de ise Cezayirli Gazi Hasan Paşa Cami’si ve Lonca Cami’si, sprey boya ile boyandı. Geçtiğimiz 23 Aralık 2010 tarihinde de Rodos Müslümanları Kardeşlik ve Kültür Derneği’ne kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce saldırı düzenlenmiştir. Gazeteler yansıyan bilgilere göre saldırganlar dernek kapısı önündeki paspasa benzinle ıslatılmış bez parçalarını yakarak atmışlar, alevlerin etkisi ile dernek camlarından kimileri kırılmıştır. Son olarak, Rodos’taki Türk Mezarlığı’nda Kuranı Kerim’in yırtıldığı bilinmektedir.

         

        Bu bağlamda bir genelleştirme yapılırsa Batı Trakya’da olduğu üzere Rodos ve İstanköy’de yaşayan Türklerin, birçok sorunları vardır. Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz:

         

         

  • Yunan hükümetleri, Rodos ve İstanköy’de yaşayan Türkleri, Türk kimliğiyle kabul etmiyor. Etmediği için de bu kimliklerini öne çıkaranları değişik araçlar kullanarak cezalandırıyor, korkutuyor.
  • Dini anlamda da adalardaki Türk azınlık temsil edilmemektedir.
  • Türkçe öğrenim hakları da ellerinden alınmıştır. AB yurttaşları olan Türkler ana dillerini öğrenemiyor.
  • Osmanlı Türklerinden kalan kültür miraslarının korunması amacıyla kurulan vakıflar, Yunan hükümetlerince yozlaştırılmıştır. Eserlerin bakım ve onarımlarına izin verilmiyor. Onarımı yapılıyor diye gösterilenler ise aslında tam bir göz boyamadır.
  • Türkler, doğrudan iş yeri açamıyorlardı. Yakın zamanlara değin mutlaka Yunan ortak bularak iş yapmak zorunda kalmışlardır.
  • Rodos ve İstanköy’den Türkiye’ye gelip de bir yıl süre ile dönemeyenler, Yunan vatandaşlığından siliniyor. Bu şekilde Yunanistan, Türklerin mallarına el koyuyor. Şimdiye değin atmış bin civarında Türk’ün ıskat edilmiş olduğu belirtilmektedir.

         

         

        Kısaca şu söylenebilir; Rodos ve İstanköy’de Türklerin varlığı, 1573 Fetih öncesine, 1483 yılına kadar uzanıyor. Ancak Yunanistan’a göre Türkler, yalnızca Müslüman Yunan vatandaşı olarak görülüyor. Türklere yönelik asimilasyon politikaları ne yazık ki devam ediyor. Bugün Türklerin dini, kültürel, ekonomik ve eğitim alanında yaşadığı sorunlar, giderek çözümü zor bir boyut kazanmış durumdadır.

         

        Sorunların çözümü için Yunanistan’a baskı yapmak gereklidir. Bunların bir kısmı adalarda yaşayan Türkler tarafından bile yapılabilir. Söz gelişi, İslam Cemaati ve Müftülük makamının iptal edildiğine dair her hangi bir kararname yoktur. Bu nedenle hukuki yolu kapanmamış olan bu iki makamın yeniden oluşturulması için harekete geçmek, gerekli olmaktadır.