Türk Dünyası Genç Yazarlar Buluşması’na Dair

Eylül 2017 - Yıl 106 - Sayı 361




        Küçükken sonradan bir kardeşim olduğunu öğrensem ne hissederdim acaba diye düşünürdüm. O sıralar çok yaygındı bu konuyu işleyen filmler ve diziler. Ben de bu hikâyelerden yola çıkarak türlü senaryolar üretirdim. Birinde sonradan ortaya çıkan bu kardeşi bağrıma basar; bir diğerinde üzülür, ağlar ve onu istemezdim.

        Bu düşüncelerin üzerinden yıllar geçti. Bir mucize oldu ve ben sonradan birden çok kardeşe sahip olduğumu öğrendim. Bu insanlarla annemiz de babamız da bir değildi ama atalarımız birdi; kültürümüz, tarihimiz, dilimiz birdi. Aynı şakalara gülebildiğimizi aynı derde üzülebildiğimizi fark ettim.

        Tüm bunları bir anda fark etmemin geçerli bir sebebi vardı tabii ki. Avrasya Yazarlar Birliği’nin organizasyonu ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığının desteği ile 14-18 Ağustos’ta 22 Türk Devlet ve Topluluğu ve Muhtar Cumhuriyetlerden gelen genç yazarları İstanbul’da buluşturuldu. Yazarlar en az bir tane beğenilen kitaba sahip olan ya da seçkin dergilerde yazıları yayınlanan kişiler arasından seçildi. Son anda meydana gelen aksilikler sebebiyle gelemeyen arkadaşlarımız da vardı, lakin gelebilenlerle kalabalık üç atölye oluşturduk. Program, Avrasya Yazarlar Birliği Genel Başkanı Yakup Ömeroğlu’nun konuşması, tanışma yemeği ve yazarların kendini tanıtmasıyla başladı. Ertesi gün Prof. Dr. Ramazan Korkmaz’dan Türk Dünyası Edebiyatı’nın Ortak Çağları, Yrd. Doç. Dr. Kamil Akarsu’dan Türk Edebiyatının Renkleri: Eski Edebiyatımızdan Yararlanma Yolları konulu konferansları dinleyip atölye çalışmalarımıza başladık. Hikâye, roman ve şiir alanlarında bildiklerimizi ve kendimize ekleyebileceklerimizi tartıştık. Atölye çalışmalarımızı Türk Dünyası’nın aksakalı usta şair Ali Akbaş, Kosova’dan şair Taner Güçlütürk, hikâye yazarı Osman Çeviksoy, deneme yazarı Hüseyin Özbay, Kıbrıs’tan roman yazarı İsmail Bozkurt ve Azerbaycan’dan Anar ile yürüttük. İki gün boyunca devam eden çalışmalarımızı tamamladıktan sonra hem eğlenmek hem dinlenmek hem de İstanbul’da oluşumuzun tadını çıkarmak üzere Boğaz turuna çıktık. Herkesin kendinden bir parça kattığı oyunlarla, söylediğimiz şarkılarla, okuduğumuz şiirlerle zihnimizi dinlendirdik. Program perşembe günü yapılan Kız Kulesi gezisi ve burada okunan sonuç bildirisiyle sona erdi.

        Otele dönüş yolu sanki vedayı geciktirmek istermişçesine oldukça uzun sürdü. Geç bulup erkenden göndermek zorunda olduğumuz dostlarımızla akşam yemeği yedikten sonra, gidecek olan arkadaşlarımızın ardından gözyaşlarımızı su niyetine döküp yeniden buluşmak ümidiyle onları uğurladık. Ve dünyayı birlik olmamızın kurtaracağını bir kez daha anladık.