Medya ve Yağmurdan Kaçarken Doluya Tutulan İstanbul

Eylül 2017 - Yıl 106 - Sayı 361




        Bilindiği üzere Güney Amerika’da bir deprem olsa bizim TV’lerde her şeyi bilen uzmanlar birkaç dakika depremi konuştuktan sonra bunun “Olası İstanbul Depremi”ni tetikleyip tetiklemeyeceğini dile getirirler. Aşağıdaki satırlar da bunun bir benzeri esasen.

        Birkaç hafta önce İstanbul, özellikle de Anadolu Yakası (Çamlıca Tepesi ve havalisi ağırlıklı) bir afet yaşadı. Daha önce normal dolu, nohut büyüklüğünde dolu, fındık büyüklüğünde dolu, ceviz büyüklüğünde doluyla tanışmıştı şehir. Bu defa elma büyüklüğünde doluyla da tanıştı ama müşerref olduğu söylenemez.

        Gündüz vakti ortalık zifiri karanlık oldu önce. Bunun adı afet karanlığı olsa gerek. Çünkü gece karanlığından çok farklı bir şeydi bu. Gerçek anlamda hiçbir şey görmek mümkün değildi. Bütün evlerin ışıkları ve sensörlü sokak lambaları yandı.

        Ben sokakta yakalandım afete. Önce bir saçak altına, sonra bir apartmanın kapı önüne, ardından girişi dışarıdan olan ve merdivenle inilen bir apartman sığınağının girişine sığındım. Fındık büyüklüğünde bir dolu şakağıma, ceviz büyüklüğünde bir dolu da omzuma isabet etti. Elma büyüklüğündeki dolulara doğrudan maruz kalmadım çok şükür. Elma büyüklüğündekilerin betona çarpıp sıçrayan cam benzeri parçalarından ise çantamla başımı ve yüzümü kapatarak korunabildim. Bulunduğum sığınak ağzı, doluların düştüğü yerin 7-8 metre uzağında ve üstü kapalı olduğu hâlde oluyordu bu. Önündeki açıklıktan giriyordu parçacıklar.

        Oturduğumuz sitede karşı komşumuz dâhil yüz civarında evin camları kırıldı. Bizim bulunduğumuz alanı da kapsayan Çamlıca çevresindeki hasar ise inanılmaz büyük. Yüzlerce ağaç yıkıldı, yollar hasar gördü ve daha önce hiç olmayan yerlerde su baskınları yaşandı. Yüzlerce evin, binanın çatıları ve duvarları ciddi hasar gördü. Binlerce araç doludan az ya da çok etkilendi. Bu araçlar hemen sitemizin karşısında bulunan Çengelköy İtfaiyesi’nde hasar raporu tutturabilmek için iki hafta süren birkaç kilometrelik kuyruklar oluşturdular.

        Çengelköy’de iki çınaraltı mekânı var. Biri bilinen 800 yıllık çınarın bulunduğu Çınaraltı. Diğeri ise İskele Meydanı’nda. Ne yazık ki İskele Meydanı’ndaki 170 yıllık çınar ağacı bu afette devrildi. Çınara dair önceden çekilmiş görüntülerimden bir buçuk dakikalık bir hatıra belgesi hazırladım. Bu küçük çalışma da mini Boğaz belgeliğinin parçası olarak serideki yerini aldı. mcetinturkish@gmail.com adresine bir e-posta yazılırsa linki isteyenlere gönderilebilir.

        Ayrıca İstanbul’daki çınaraltı mekânlarının anlatıldığı Çevre Filmleri Festivali’nde yarışan “Çınarlar Altında” adlı belgeselimin de linki ilgilenenlerle paylaşılabilir. Her geçen gün azalıyor İstanbul’daki çınarlar da çınaraltı mekânları da.

        İstanbul, bilinenlerin dışında da her anlamda felakete açık bir şehir. Şükürler olsun ki can kaybı yaşanmadı bu afette. Bu yüzdendir ki medya bu olayı bir iki günde unuttu. Felaket olması için ölümler ve yaralanmalara ihtiyaç duyuluyor demek ki. Ne acı.

        Bu felaketlerin ya da afetlerin bundan sonra daha sık yaşanacağı çok açık. Ama bunların hiçbiri belgelenmiyor. TV’ler bu olanları stüdyolarının bulunduğu binaların balkon ve teraslarından çektikleri görüntülerle veriyorlar. Ya da tesadüfen başka habere giden ekiplerin çektiği görüntüler kullanılıyor.

        Ortalık sakinleştikten sonra medya yetkilileri tarafından, kameralılar sokağa salındı ama nafile. Çoktan sosyal medya canlı yayınla her şeyi paylaşmıştı dünyayla. Medyamız gerçekten midye hızında çalışıyor. 

        Afetin büyüklüğünün derecesi değil ama olacağı önceden biliniyordu. Bir haftadır bu konu konuşuluyordu. Peki, neden TV’ler farklı yerlerden canlı yayınlarla bu durumu halka ulaştırmadılar? Bu konuda belgesel yapıldı ya da yapılacak mı acaba? Benzeri durumlar için şehir otoriteleri tarafından ne gibi tedbirler alındı? Medya bu tedbirleri takip ediyor mu? Dördüncü güç ya medya. Vazifeleridir diye düşünüyorum.

        Dünyada felaket ve afetlerle ilgili özel çekim ekipleri kurulmuş, özel afet kameraları bile üretilmiş ve kullanılıyor. Dev fırtınaların merkezine kamera yerleştirip hortumları içten çekip çekemeyeceklerini hesaplıyor insanlar.

        Bu, felaket tellallığı değil. Bu, hayata hazır olmak, tedbirli olmak gerektiğine inanmak sadece. 

        Tedbir, ardından tevekkül yani.

        Sahi, bu durum, OİD (Olası İstanbul Depremi) ve OİM (Olası İstanbul Medyası)’i tetikler mi?