Şakir Berki: Rol Modelim ve Babam

Eylül 2017 - Yıl 106 - Sayı 361




        Değerli Prof. Dr. Ali Birinci Hocamla yollarımız, bundan birkaç ay önce, 2017’nin başlarında dedem Ali Himmet Berki’nin hayat hikâyesini Türk Yurdu Dergisi için kaleme aldığı dönemde kesişti. Kendisi bana, çalışmalarını baba-oğul ekseninde genişleterek 2017 içinde babam Şakir Berki ile ilgili, benzer bir çalışma daha yapacağını ifadeyle, destek rica etti. Sayın Hocamızın son derece titiz araştırmacı yapısını bildiğim için yardımımın kendi emek ve gayreti yanında ancak “yağmasa da gürleme” mahiyetinde olabileceğini ifadeyle babamın beni etkileyen, onun genel karakterini ve yaşam tarzını yansıtan hadiseleri yazarak katkıda bulunabileceğimi belirttim. Sayın Ali Birinci Hocamın bu önerimi kabul etmesi üzerine de aşağıdaki satırları, sevgili babamı rahmetle anarak okuyucunun bilgisine sunmakta fayda gördüm.

        Önce başlıkla ilgili çok kısa bir yorum yapmakta fayda görüyorum. Babamı rol model almakla birlikte, bu konuda yüzde yüz başarılı olamadığımı da itiraf etmek durumundayım.

        Şimdi satır başlıklarıyla kısa kısa onu anlatmaya çalışayım:

        - Son derece mütevazı idi. Bence en belirgin özelliği bu idi. Bu husus, aile ve sosyal yaşamından meslek yaşamına, giyim tarzına kadar her katmanda çok net görülürdü.

        - Çok çalışkandı. Vefatına kadar hep yazmıştır. “Kısa yazdığı” yönündeki eleştirilere aldırmadan kısa ve öz yazardı. Yasalar, başka bir ifadeyle pozitif hukuk, kitaplarının temelini oluşturmuştur. Hukukçu olduğum için burada küçük bir ukalalık yapıp babamın bu yazım sisteminin bana, Ord. Prof. Dr. Ernst Hirsch’in “İster yargıç ister savcı ister avukat ol; en iyi bildiğin konuda bile kanuna bak!” şeklindeki sözünü hatırlattığını ifade etmek isterim.

        - Konu hukuktan açılmışken şunu da ekleyeyim. “Müktesep Hak” kavramı ve bu kavramın nasıl algılandığı, nasıl uygulandığı, babamın, üzerinde hassasiyetle durduğu genel hukuk ilkelerinin başında gelirdi. “Müktesep haklar hukukun ırzıdır, bir yerde müktesep haklar ihlal ediliyorsa orada hukukun ırzına geçiliyor demektir” şeklindeki söylemi, kendisinden defalarca duymuşumdur.

        - Sigara ve çay tiryakisi, hatta bağımlısıydı. Sigaraya 12-13 yaşlarında başladığını söylerdi. 73 yaşına, vefat ettiği güne kadar da sigarasından kopamamıştır. Kendisine filtreli sigara ikram edildiğinde, filtresini koparır öyle içer ve “Filtreli sigara tat vermiyor” derdi. Çay tiryakiliği de meşhurdu. Kendisine has harmanlar yapar, günde, 20 ila 30 bardak arası çay içerdi. Gece yarısı uykudan kalkıp çay demleyip içmeler de dâhil!

        - Ankara Hukuk Fakültesi’nde, belli periyodlarda yapılan “Profesörler Kurulu” toplantılarından eve, genellikle gergin gelirdi. “Memleketin durumunu Kurul’daki bazı arkadaşların beyanlarından gayet net anlıyorum” şeklindeki ironik yorumlarını bugün gibi hatırlıyorum.

        -Dinine çok bağlı idi. Kur’an-ı Kerim’in analizini kendine âdeta hobi edinmişti. Bu konuda birçok makalesi, kitap ve kitapçıkları da bulunmaktadır. Hatta bu nedenle son derece sert eleştirilere maruz kalmış, hakkında haksız nitelemeler de yapılmıştır. 

        - Talebeleri eve, ya aldıkları notlara itiraz etmek için ya da mesleki sohbete sıkça gelirlerdi. Bir gün, bir talebesiyle mutfakta (genellikle mutfakta sohbet ederdi, zira mutfak çaya en yakın mekândı!) yaptığı sohbetin gergin bir tartışmaya dönüştüğünü içerideki odalardan birinde otururken duydum. Ne oluyor diye mutfağa gittim. Öğrenci “Ben görmediğim şeye inanmam, dolayısıyla Allah’a da inanmıyorum” diyordu. Bunun üzerine de babam, o ana kadar çocuğa bazı tavsiyelerde bulunmuş olmalı ki o aşamada havlu attı ve artık konuşmanın faydası olmadığını düşünerek “Oğlum, eğer Allah yoksa, sen de ben de kurtardık; ya varsa ne halt edeceğiz!” dedi, çocuk da bunun üzerine gitti.

        - Vatanını, milletini çok seven, gerçek anlamda, örnek bir milliyetçi ve vatansever idi.

        - Şiir yazmayı çok severdi. “Mehmet Şakir” ismiyle yayımladığı ve içinde 33 şiirin yer aldığı “Satırlar – Şiir Demeti” adında bir de şiir kitapçığı vardır. Orada, dinimiz, ailemiz fertleri, vatan ile ilgili duygularını çok net bir şekilde ifade etmektedir.

        - Bir Aşık Veysel hayranı idi. Onun Türkülerini büyük bir zevkle dinler, çok amatörce çaldığı sazıyla Aşık Veysel okumak isterdi, laf aramızda, beceremezdi.

        - Toprağa ilgisi büyüktü. Aydınlıkevler/Kavacık Subay Evleri semtindeki, 1957 yılında taşındığımız müstakil evimizin bahçesinde, o evden ayrıldığı 1981 yılına kadar ciddi düzeyde yaş meyve sebze tarımı ile kümes hayvancılığı yapmıştır. Küçüklüğü ve gençliğinde sokak hayvanlarını koynuna koyup gizlice eve getirdiğini babaannemden ve bizzat kendisinden duymuşluğum vardır.

        - Parasının kırkta birini fakir fukaraya vermesi, taviz vermediği alışkanlıklarının başında gelirdi.

        - 50’li yaşlarından itibaren araba tamirine (meme yapan platinleri titizlikle zımparalar, buji bakımı ve lastik tamiri yapardı); 60’lı yaşlardan itibaren de spor-toto oynamaya merak sarmıştı.

        - Keyiflendiğinde, şaşırdığında, hayret ettiğinde veya benzeri durumlarda kendine has nidaları vardı. Özellikle ailenin küçüklerini güldüren bu gizemli kelimeleri gençliğinde kendisi uydurmuş ve vefatına kadar kullanmıştır: Anşip, lumkupatif, şempelize…

        Sayın Ali Birinci Hocamın yerini ve iyi niyetini fazlaca istismar etmeden bu kadarla yetinmek istiyorum. 

        Çok sevgili babamızın hayat hikâyesini kaleme alarak bizleri son derece duygulandıran (ve biraz da utandıran) değerli hocam Ali Birinci’ye ve Ali Hocam vasıtasıyla rahmetli babama sayfalarını açan Türk Yurdu dergisi yönetimine, şahsım, doküman toplamamızda destek sağlayan ağabeyim Ali Selçuk Berki ve tüm aile fertlerimiz adına samimi ve içten şükranlarımı iletiyorum.