Geleceği Belgesiz Bırakmak

Ağustos 2017 - Yıl 106 - Sayı 360




        Bir kuşağın bildiğini, görüp yaşadığını, bir sonraki kuşak ancak duyacaktır. Bilmeyecek, görmeyecek ve de yaşamayacaktır. Hele bir de bizde olduğu gibi belgesi yoksa duysa da anlamayacaktır.

        Gençlere 12 Eylül imalı sözler edildiğinde “öff püff” dedikleri ya da tavana baktıkları malumudur herkesin. 12 Eylül’ü yaşamak hayat tecrübesine sahip olmak demekti bir dönem.

        15 Temmuz’u beşikteki bebeler bile yaşadı. Yani herkesin pek bir öğündüğü 12 Eylül bilgiçliği yerle bir oldu. Herkes bebelerle öğrendi ne olup bittiğini. İnşallah bu kuşak da malum günü yaşamış olmakla prim yapmaya kalkmaz gelecekte, bizim zavallı kuşağımız gibi.

        12 Eylül anlatılamamıştı sonraki kuşaklara. 15 Temmuz patırtısıyla o da hafifçe su yüzüne çıktı ama hâlâ karanlıkta gerisi. Bu arada “15 Temmuz’u bilenler var. Belgeleri var.” diyenler çıkabilir. Her zaman çıkar böyle cahiller.

        Konumuz bu değil. Yani bu ama bu değil. Konumuz geleceğe belge bırakmak. Her türlü ve her anlamda belge. Konumuz belgenin görünen köyü belgesel. “Yine mi?” diyenler vardır belki. Evet, yine.

        Bu memlekette ömrü yüzyılı aşmış kaç yüz bin bina, olay, insan ve olgu var? Bunların kaçının belgesi, belgeseli var? Yalan yanlışları da sayarsak üç beş yüzü geçmez. Yani unutulacak değil ama utanılacak pek çok şeyimiz var. Çoluğa çocuğa dayalı döşeli ev bırakmak, gözümün önünde olsunlar diye evin yakınında onlara ev almak geleceği düşünmek değil. Bu olsa olsa gelecekte de kendini düşünmek olur. Biraz fazla ağır oldu biliyorum. Varsın olsun. Unutulur.

        İki yıl sonra 99 depreminin 20. yılı. Kaç tane belgeseli var? 

        İstanbul’da Kadıköy’deki Yazıcıoğlu İş Hanı, teknoloji marketleri her yeri sarmadan önce Türkiye’nin dijital ürün giriş merkeziydi ve yeni alet edevata ve cihaza orada Türkçe adlar verilir, daha kapıda her şey elden geldiğinde Türkçeleş(tiril)irdi. Bu işi TDK değil, oradaki vatanseverler yapardı. Son on yıldır ise her şey, olduğu gibi ve yabancı adıyla dilimize yerleş(tiril)iyor. Belgeseli var mı? 

        Deniz kıyısında aşırı nüfus artışı ve martı nüfusu artışına bağlı olarak martılar yumurta bırakacak yer bulamıyor ve son beş yıldır daha içerideki yerleşim yerlerine geliyorlar. Bunun anlamı kargalarla savaş demek. Kargaların yerlerini aldılar. Kargalar daha az yüksek yerlere kaydılar bu yüzden. Artık evlerde martı ve tam pencerenin önünde muhteşem sesleriyle hayatı renklendiren kargalar var. Kargaların yerleştiği yer ise güvercinlere aitti. Durum vahim yani. Bu arada kargalar savaştan vazgeçmediler. Martıların yumurtalarını ve yavrularını yiyerek oyunda kalmaya çalışıyorlar. Belgeseli var mı?

        Boğaz’da yerleşik yaşayan yunuslar var. Bunlar, her bahar balıkların peşinde Karadeniz’e Marmara’ya gidip gelip dururlar. Tahmini on yıl öncesinden itibaren ise bazı uyanık yunuslar gettolarını ve çetelerini kurarak Boğaz’da yaşamaya başladılar/başlamışlar. Herhâlde içlerinden bir bilge yunus “Kovala kovala nereye kadar… Nasıl olsa bu alık balıklar buradan geçiyor her şartta. Onları burada yiyelim.” demiştir. Belgeseli var mı?

        Ankara Çankaya’da bir Dikmen Köyü var. Yakın tarihimize şahitlik etmiş. Telef olup gidecek yakında. Belgeseli var mı?

        Dedenizin kaç fotoğrafı var? Ya da var mı?

        İnsanı geleceğe belgesi taşır. Yani bilgisi.