Bir Temmuz Yazısı

Temmuz 2017 - Yıl 106 - Sayı 359




        Kimin aklına gelirdi temmuz yazısı yazmanın bu kadar zor olacağı. Ama öyle. Haziran ramazanının zorluğu gibi görünüyordu başta.

        Belli ki birileri her aya bir aksiyon koymaya niyetli. 27 Mayıs, 28 Şubat, 12 Eylül, 15 Temmuz… Ve aradaki aylara üşüşmüş irili ufaklı ipe sapa gelmez aklı evvel işler.

        Eskiden “Ne olacak bu memleketin hâli?” der, üç beş saat kafa patlatır çözerdik meseleleri. Şimdilerde abesle iştigal sınıfında bu tür tatmin yolları.

        Geçen yıl temmuzdan itibaren neredeyse yılın yarısında Çengelköy yazıları yer aldı bu satırlarda. Çoğunu simaen tanıdığım 18 ölümün, 155 yaralanmanın öyle kolay unutulur bir tarafı yok. Onlar benim komşularım. Çınaraltında çay içtiğim, aynı dükkânlardan alışveriş ettiğim işinde gücünde insanlar.

        Şimdi her birinin adı bir durağa verildi. Her gün otobüste adları duyuluyor veya dijitalleşen otobüs içi panolarda adları görünüyor. Anmak güzel tabii. Ama yoruyor ve hep üzüyor insanı. Etkilenmemeye çalışıyorsun, yok saymaya çalışıyorsun. Olmuyor ama.

        Çengelköy merkezinde geçti uzun yıllarım. Çoluk çocuk oralarda büyüdü. Ofisim de uzun süre oradaydı. Herkes aşinaydı birbirine. Onlar yok artık. O gece hepsi, merkeze birkaç durak uzaktaki evime yakın hastaneye getirildi. Yani hâlâ zor Çengelköy’de olmak.

        O günün birinci yılında belli ki bir hayli kalabalık olacak buralar. İstemiyorum o kalabalıkta olmayı. O günü beklemeden mezar ziyaretlerimi yapmak niyetindeyim. Boş verirsen neyse de düşününce zor bu işler.

        Belki hatırlayanlar vardır çöp tenekelerini. Hani şu birilerinin arkasına sinip insanlara ateş ettiği çöp tenekeleri. Hâlâ oradalar. Onları da ziyaret edeceğim. İkinci defa boyandılar. Boğaz yolunda olduklarından çabuk kirleniyorlar demek ki.

        Bu günlerde 2013-2017 arası çektiğim Boğaz görüntülerinden yola çıkarak birkaç dakikalık 7 veya 8 adet mini lirik ama görsel açıdan hareketli belgeseller dizisi hazırlığındayım. Boğaz Köprüsü ile ilgili bölümü yeni tamamladım. 1500 civarında görüntü arasından seçilmiş 150 küsur videoyu 3 dakikaya sığdırmak hiç de kolay olmadı.

        Belgeselciklerin özü insan ve Boğaz. İnsanlar boğazına kadar batmış durumda Boğaz’a. Boğaz’sız olmuyor İstanbul. Boğaz’sız hiç çekilmiyor İstanbul.

        Eskisi kadar sık olmasa da arada yeni adıyla Şehitler Köprüsü’nden geçiyorum karşıya. Gelişte ve gidişte en az birkaç kişiyi köprünün malum yerine takılı gözlerle yakalıyorum. Dalıp gidiyor insanlar.

        Eminim o gün binlerce insan oradan selfi çekip eşe dosta gönderecek veya asosyal medyada paylaşacak. Gülümseyeceklerdir. Selfi nizamnamesine göre gülümsemeden, en az bir iki diş göstermeden selfi çekilmiyor.

        Sonuç: Hiç çekilmiyor İstanbul bu günlerde.