Kınalızade Ali Efendi ve Farabî’nin Eserlerinde Devlet ve Toplum Hayatının Zarar Verici Üyeleri: Nevabitler

Temmuz 2017 - Yıl 106 - Sayı 359




        Özet

        Farabî (872-950) ve Kınalızâde Ali Efendi (1510-1572), Türk-İslam dünyasının yetiştirdiği seçkin düşünürlerdir. Eserlerinde genel olarak ideal devlet ve toplum düzenini işlemişlerdir. Bu çalışmada Farabî’nin “El Medînetü’l Fâzıla” ve “Es-Siyâsetü’l-Medeniyye veya Mebâdi’ül-Mevcûdât” isimli eserleri incelenmiştir. Kınalızâde Ali Efendi’nin ise iki ayrı kitap olarak (Ahlak İlmi – Devlet ve Aile Ahlakı) tercümesi yapılan Ahlâk-ı Alâî isimli çalışması değerlendirilmiştir. Çalışmada, açıktan veya gizlice yaptıkları olumsuz davranışlarıyla kamu hayatını tehdit eden kimseler olarak isimlendirilen “nevabitler” konu edilmiştir. Bunlar, ikircikli yapıya sahip, toplumun içten içe düzenini bozan, yumuşak dokulardaki derin kesikler gibi olup ilk etapta lokal yaralar konumundadırlar. Ancak söz konusu türlerin sayıları arttıkça sosyal nizam ve kamu düzeni için tehdit boyutu, dağılma ve parçalanmaya kadar gidebilmektedir. 

        Anahtar Kelimeler: Yönetim, Ahlâk, Nevabit, Kınalızâde Ali Efendi, Farabî.



        Giriş

        Her toplumda, onu açıktan veya sinsice çürütmeye çalışan üyelerin bulunması kaçınılmazdır. Bu kişiler bireysel ya da grupsal çıkarların tesisine yönelik hedeflerini gerçekleştirmek için devlet ve toplum hayatına olumsuz davranışlarıyla müdahalede bulunurlar. Eylemin gerekçesi aşırı tutkuların doyumu ve menfaat sağlamak olabildiği gibi tamamen insanlara ve topluma zarar vermek gibi psikolojik çatlaklardan da kaynaklanabilmektedir. 

        Kınalızade; bu tip insanları kent için olumsuz davranışlarda bulunan, kente hiçbir değer katmayan, yapıcı ve yararlı olmayan sınıf olarak değerlendirmektedir. Gasp-yalan-hırsızlık-bozgunculuk bu türlerin ortak özelliğidir. Bunlar, makam veya zenginlik odaklı hırslarını tatmin etmek için gerektiğinde bozucu ve yıkıcı niyetlerini uygulama alanına yansıtma temayülü gösterirler. Farabî için bunlar, şehrin baş belalarıdırlar. Bunların kimileri şartları kendilerine göre değerlendirmeyi bilen oportünist ruhlu insanlardır. Saygınlık ve statü elde etme birinci öncelikleridir. Kimileri de doğruyu saptırıp kafa karışıklığı oluşturmaya çalışan, devletin adaletini tanımayan, düzene aykırı davranan, kaos çıkarmaya çalışan, dini yozlaştırmaya çalışan tiplerden ibarettir.

        Bu çalışmada, devlet ve toplum düzeni içinde, yıkıcı ve bozucu karakter ehlini ifade eden “Nevâbit” kavramı, Kınalızâde Ali Efendi’nin Ahlâk-ı Alâî ve Farabî’nin “El-Medînetü’l Fâzıla” ve “Es-Siyâsetü’l-Medeniyye veya Mebâdi’ül-Mevcûdât” isimli eserleri temelinde incelenecektir.  

        Nevabit Kavramı

        “Nevabit” kavramı, sözlük anlamı itibariyle ot bitmek, filizlenmek anlamındaki “nebt” kökünden gelmekte olup “yeni yetişen, sonradan zuhur eden, tecrübesiz” manasına gelmektedir. Kavram, terim olarak inanç konularını akli yönden temellendiremeyen, yaşadıkları devirde olup bitenlerden habersiz, olayları değerlendirecek tecrübeden yoksun veya dinî metinlerin sadece lafız yönünü göz önüne alıp ona kabaca anlam veren kesimleri nitelemek üzere kullanılmıştır (Üzüm, 2006, s. 263).

        Nevabit sözcüğünün bitki kökenli bir kelime olduğu ve daha çok acemi, deneyimsiz ve cahil gibi anlamlara geldiği söylenebilir. Ancak gerek Kınalızâde gerekse de Farabî bu kavramı “içi boş, çürük, dikenli bitki, çalı, diğer ekinlere zarar veren ot” gibi anlamlar vererek örneklendirmişlerdir. Açıklamalarını yaparken genel olarak bahçe benzetmesi üzerinden şehir kurgusu yaparak kent için olumsuzluk teşkil eden unsurları da bahçenin “zararlı, hoş görünmeyen bitkileri” olarak değerlendirmişlerdir.  

        Eylemleri kentin aleyhine olan bu kesim, ahlaki değer yargılarına uzaktır. Kınalızâde, kişilerin temel erdem ve değer prensipleri ile kendilerini donatmadan ortaya koyacakları davranışlarda ölçü ve sınır aranmayacağını vurgular. Bu kimselerin istedikleri şeyleri gerçekleştirmek için gerektiğinde topluma karşı şiddet uygulamaktan çekinmeyecek tipler olduğunu ileri sürer. Kınalızâde’ye göre; önsezi ve vizyondan mahrum insanlar, ölçekleri yanlış ve eksik olduğundan ahlak ve fazilet gibi erdemlere yabancıdırlar. Zira ölçek yanlışsa harcanan zihinsel çabalar, herhangi bir anlam ifade etmez. Söz konusu kişiler, ayarları bozuk olduğundan “Fazilet pazarındaki cevherlerden halis altını, sahtesinden ayırt edemezler. Değerli bir cevherin kıymetini bilemezler. Reziletleri fazilet, adi huyları güzel ahlak zannederler (Kınalızâde, t.y., s. 130)”. Bu bağlamda nevabit kavramının; hayatını ahlaki ilkelere dayandırmayan, kıstası hatalı ya da hiç olmayan, dolayısıyla zarar verdiğini algılayamayan bir manayı içerdiğini de ifade etmek mümkündür. 

        Farabî1, faziletli şehrin bozulmadan varlığını sürdürmesini toplumun nevabit (türedi) denilen zararlı insanlardan arındırılmasıyla mümkün olduğunu ifade etmektedir2. Bunlar, şehir belaları veya belalı kimselerdir (Farabî, 2001, s. 90). Eserinde “delice3” otu, ekinin içinde biten diken, buğday tarlaları için neyi ifade ediyorsa, nevabitlerin de devlet ve toplum için aynı şeyi vurguladığını belirtmektedir. Farabî bunlardan bir kısmını toplu hâlde yaşayan evcil hayvanlara ve bir kısmını da vahşi hayvanlara benzetmektedir. Nevabitlerin medeni olmadıklarını, yaratılışları gereği hayvan düzeyinde olduklarını ve hayvanlar gibi her türlü ahlaksızlık içinde yaşadıklarını öne sürmektedir. Erdemli şehrin erdemsizleri biçiminde özetlediği faziletli şehrin ruhuna aykırı olan bu tip insanların dikene benzediğini, bu bağlamda ekilmesinin ve dikilmesinin zararlı olduğunun altını çizmektedir (Farabî, 2012, s. 94). 

        Benzer şekilde Kınalızâde de, “nevabit” kavramından içerdiği olumsuzluklar bakımından bahsetmektedir. Bunları kısaca erdemli şehirde “kendiliğinden ortaya çıkan zararlı kimseler” olarak tanımlamaktadır. Eserinde güzel şehri bir bostana benzeterek kent içerisinde çalışan ve yaşayanları çeşitli çiçek ve bitkilerle ilişkilendirmiştir. Kent için faydalı görevler üstlenmiş olan kişileri, bahçedeki güzel çiçek ve ağaçlarla; olumsuz davranış ortaya koyanları da zararlı otlarla özdeşleştirmiştir. Şehirde yaşayan alimleri ve ileri gelen kişileri, meyveli ağaçlara; hatipler ve rehberleri, süs ağaçlarına; planlama ve denetimden sorumlu sınıfı, güzel çiçeklere; askerleri, bahçenin duvarı olması sebebiyle dikenli ağaçlara; esnafı da yeşil çimenlere benzetmiştir. Bahçedeki göze hoş görünmeyen, bahçıvan tarafından koparılıp atılması gereken faydasız otları da “nevabit” terimiyle ifade etmiştir (Kınalızâde, 2010, s. 149). Bu çerçevede nevabitlerin onaylanmayan duygulara sahip; davranışları ve niyeti zarar vermeye programlanmış vücutta taşınan hastalığa, topraktaki acı tohuma, zehirli bitkiye eşdeğer bir karakter olduğunu izhar etmek mümkündür. 

        Nevabitlerin Özellikleri

        Farabî, erdemli şehirde yaşayan, toplumun tahrip edici üyeleri olan nevabitleri dört grup olarak sınıflandırmıştır (Farabî, 2012, s. 113-117):

        1. Fırsatçılar (Mutakannisun): Asıl gayeleri makam, mevki, zenginlik gibi dünyevi menfaatlere sahip olmaktır. Ancak bu hedefi gizleyerek saadet ve mutluluğu arayan erdemli insan profili çizerler. Bunun için insanı hakiki mutluluğa götürecek vazifeleri yerine getirmeye çalışırlar. 

        2. Yanlış Yorumlayanlar (el-Muharrifa): Cahil şehirlerin amaçlarını benimserler ancak erdemli şehirde kurgulanmış olan din ve hukuk düzeni söz konusu hedefe ulaşılmasına izin vermez. Bu engellemeye karşılık onlar da kanunun ve devlet başkanının emir ve direktiflerini anlamalarına rağmen kendi isteklerine göre anlama ve yorumlama yolunu seçerler. Yaptıkları tahrif sonucu ortaya çıkan bozuk bilgiyi, diğer insanlara doğru ve gerçek olarak aktarırlar. 

        3. Dinden Çıkanlar (el-Marika): Devlet başkanının ve kanunun emrettiği buyrukların doğru telakki edilemeyip eksik değerlendirilmesinden doğan yanlış yorumlama ve uygulama söz konusudur. Bu durum, şehrin ilk başkanının ahlaki değerler çerçevesinde kurguladığı kanun ve kuralların amacından saptırılmasına ve yanlış hedef ve yola meyletmeye sebep olur.

        4. Erdemli şehre karşı çıkmayıp, daha çok doğru yol arayışı içinde olanlar: Erdemli kentin değerleri ile ilgili tam bir kanaate sahip değildirler. Kötü niyetli olmamakla birlikte hakikatin temsilleri ile yetinmeyen kimselerdir. Sürekli hakikati sorgulayarak kendilerine daha üst bir bilgi ve hakikat isterler. Farabî, bu insanlara hakikatin ikna olabilecekleri noktaya kadar farklı seviyelerde anlatılmasının gerekliliğini vurgulamaktadır. Hakikatin gerçek bilgisi ile ikna olmaya kadar devam ederlerse bunlara hakikatin bilgisi verilmelidir. Bu durumda onların görüşlerinde bir istikrar sağlanmış olur.

        5. Hayal ettikleri her şeyin yanlış olduğunu gösterenler: Dereceleri yükseltildikçe hakikat düzeyine ulaştırılsalar dahi onun yanlış olduğunu ileri sürerler. Bu davranışın sebebi diğerleri üzerinde egemenlik kurmak ya da cahil şehirlilerin amaçlarından birini iyi göstermek içindir. Doğruları dinlemekten hoşlanmazlar, onları süslü kanıtlar olarak değerlendirirler. Yanlışı hakikat gibi savunarak cahil şehirde güdülen amaçlardan birine saptıkları zaman kendilerini mazur göstermeyi hedeflerler. 

        6. Yeterli derecede tasavvur etme gücüne sahip olmayanlar: Akılları anlayacak güçte olmadığından hakikat düzeyine çıkarılmaları imkânsızdır. Gerçeği anlamaya idrak yetersizlikleri sebebiyle muvaffak olamayan bu sınıf, doğruyu anlayan ve söyleyen kişileri çıkar peşinde koşan, yalan söyleyen kimseler olarak görürler. 

        Kınalızâde’nin erdemli şehirdeki faydasız kimseleri olan nevabitler, Farabî’dekine benzer kategorilendirmeye tabi tutulmuştur. Ona göre nevabit (fazla ve zararlı kimseler) beş kısma ayrılır (2010, s. 149-150): 

        Mürailer (Gösterişçiler): Yaşam tarzı ve çalışma usulleri itibariyle iyi, doğru, erdemli, ilkeli bir görüntü çizerler. Fakat bu durum, gerçekle ilgisi olmayan, algı yanıltan, hakikatle bağdaşmayan bir dış imge oluşturmaya yönelik çalışmanın tezahürüdür. Asıl amaçları; makam, mevki ve zenginliğe bu gerçeğe uymayan dış görüntü vasıtasıyla ulaşmaktır. 

        a. Muharifler (Doğruyu Değiştirip Bozanlar): İnanç yapısı olarak erdemli şehrin insanlarından ayrılırlar. Dinî inanç ve değer yargıları erdemli insanlarla birbirine aykırıdır. Muharifler, erdemli olmayan bir inanışa eğilimlidirler. Erdemli şehrin ahlak ve fazilete dayanan kutsallarını değiştirerek bozuk ve olumsuz düşüncelerini temellendirirler. İyi şehir inanışının esaslarını kendi arzularına hizmet edecek şekilde tahrif ederek, “O esaslardan gaye budur” diye inkâr ve kötülük semtine yönelirler. 

        b. Bağîler (Devlet Nizamına Karşı Gelenler): Belli yöntem, ilke ve kurallara göre kurulmuş olan şehir/devletin, kurulu sistemine yön veren kanunlarına, adalet mekanizmasına muhalif bir tutum sergilerler. Devletin uyulması gereken kaidelerine, yönergelerine, buyurucu ve yasaklayıcı düzenlemelerine itaat etmez ve boyun eğmezler. Fitne ve bozgunculuk yaparak toplumu bölmeye, kışkırtmaya, düzen bozukluğu oluşturmaya çalışırlar. 

        c. Dinlerinden Çıkanlar: Bilinçli olarak dinden çıkma durumu, söz konusu değildir. Anlama yetenekleri, akıl erdirme potansiyelleri zayıf olduğundan itikadi konularda yaptıkları manasız ve yanlış yorumlardan dolayı bozuk inanç ve düşüncelere saparlar. Bunlar, yaptıkları yanlışta ısrar edici olmadıklarından doğruya yönelme ihtimalleri bulunan kesimdir. Söz konusu gruba doğru yolu göstermek ve onları doğruya davet etmek gerekir. 

        d. Müğalitler (Karıştırıcılar):Konuların zihinsel yorumunu kavrama ve idrak etme hususunda geri planda kalan gruptur. Bunlar, anlayışsızlık ve zekâ noksanlığı sebebiyle hakikatlere vakıf olamamaktadırlar. Ancak bozuk düşünce ve olumsuz davranışları ile sosyal kriz doğurabilirler. Bunun en önemli göstergesi; sahip oldukları inançsal sapıklık ve cehaleti, hakikat diye halka empoze etmeye çalışmalarıdır. 

        Kınalızâde’ye göre, cemiyetin zararlı kimseleri olan nevabitlerin sayısı bu kadarla sınırlı değildir. Ona göre aşağıda maddeler halinde sıralanarak belirtilmiş tipler de nevabit sınıfına girer. Bunlar (2010, s.  150): 

        • Yalan dava ve muhakeme ile mal elde edenler, 

        • Eşya veya mal kazanmak için mahkeme ve davalarda yalancı şahitlikte bulunanlar, 

        • Halkın malını çeşitli sebeplerle alanlar, 

        • Rüşvet alan ve haksızlığa meyleden yargıçlar ve yöneticiler, 

        • İlmini layık olmayanlara satan âlimler, 

        • Gasp yolu ile kendine eşya ve yiyecek; aracına yakıt alan güvenlik görevlileri, 

        • Başkasının malını çalan ve yankesicilik yapan hırsızlar, 

        • Çalışıp kazanma imkânları bulunduğu hâlde halkın sırtından geçinen ve halka yük olan idareciler. 

        Bunların hepsi Kınalızâde’ye göre nevabit (zararlı) kimselerdir. Bunların ortadan kaldırılması, etkisizleştirilmesi veya sürülmeleri şarttır (Kınalızâde, 2010, s.  150). Farabî, erdemli şehrin yöneticisinin bu yapı içinde yer alanları izlemesi, meşgul etmesi ve tedavi edecek özel yöntemler kullanmasının gerekliliğini vurgulamaktadır. Gerekirse onları şehirden kovmak, cezalandırmak, hapsetmek veya zor işlerde çalıştırmak gibi usullere başvurulmasını önermektedir (Farabî, 2012, s. 116).

        Karakter bozukluğu, ahlak/ fazilet bilgisizliği ve noksanlığı dünyadaki tüm şehir ve ülkelerin insanlarının belli bir kısmında ve muhtelif kişilerin doğasında belli bir miktarda bulunabilmektedir. Toplumda doğru ve iyi kabul edilen davranış kurallarının olumlu yönleri ile tahripkar tutum ve hareketlerin zararları; karakter eğitimi yoluyla bireylere verilebilir. Ancak kurallara aykırı fiillerde bulunan, toplumsal düzeni bozan herkesin eğitimle doğru yola sevk edilmesi beklenilemez. İşte düzelmesi mümkün olmayan, eylemleri zarar veren kimseler, “nevabit” olarak adlandırılmakta, yönetimden ve toplumdan uzaklaştırılması gereken kişiler olarak belirmektedirler.

        Sonuç

        Toplum, bir ilişkiler bütünüdür ve toplumsal yapı içerisinde, dinî, ahlaki ve kültürel temeller önemli bir yere sahiptir. Toplumu meydana getiren bireyler, birlikte yaşama formu üzerinden karşılıklı ve sayısız ilişkiler geliştirirler. Çünkü toplumu çevreleyen sadece coğrafî mekân değildir. Aile, din, kültür, eğitim gibi etkenler ortak yaşamın temalarıdır ve toplumu kuşatıcı özelliği vardır. Toplumsal düzen ve kontrol; toplumun ortak değer, sosyal çıkar ve dayanışmaya verdiği önemle sağlanabilir. Bireylerin devlet ve toplumsal yapıyla ilişki kurma tarzları, amaçları; birey-toplum ve birey-devlet etkileşimi içinde nitelik kazanır. Özgün çıkarlar ya da grupsal menfaatlerin kamu yararından radikal olarak derin çizgilerle öncelenmesi çözülme eksenli sonuçlar doğurabilecektir. Bu bağlamda bireylerin sahip olduğu öğretiler, felsefeler; davranışsal göstergelerin çözümlenmesine perspektif aralayabilir.

        Toplumda haksızlık yapmak, adaleti yanıltmak, başkasının malını gasp etmek, yalancılık, hırsızlık, yankesicilik, bozgunculuk, dini yozlaştırma, fitne çıkarıp ortalığı karıştırma gibi eylemler toplumsal huzuru olumsuz yönde etkiler. Bununla birlikte makam ve mevki elde etme, zengin olma gibi beklentileri gerçekleştirmek için farklı kişilik özellikleriyle kamuoyunu yanıltma, sahte yüz kullanma, nevabitlerin özelliklerindendir. Farabî ve Kınalızâde, bu türleri şehir/devlet ve toplum için “baş belası” olarak nitelendirmektedirler. Bunlar devletin kurallarına ve düzenine karşı gelen, kuruluş felsefesine aykırı davranan, adaletini tanımayan, toplumda karışıklık ve kargaşa çıkarmaya çalışan, toplumsal yaşamı olumsuz davranışlarıyla çatışmalara yönlendiren kimselerdir. 

        Türkiye’de yukarıda bahsedilen fiilleri işleyenler, bazı bireysel ve örgütlü yapılarda kendini gösteren kimseler “nevabit” olarak değerlendirilebilir. Ayrıca terör örgütü kurarak yıkıcı ve şiddete dönük faaliyet gösteren unsurlar, devleti ele geçirmek için tüm bürokratik kademelerine sızma girişiminde bulunanlar da bu kapsama girer. Bunların yönetimden uzaklaştırılması, bürokratik alana yaklaştırılmaması ve sosyal algıyı sabote etmemesi için şehir/devlet başkanı çaba sarf etmelidir. Eğitim, cezalandırma, ağır işle oyalama gibi yöntemlerle ıslah edilmeleri sağlanmalıdır. Belirtilen yöntemlerin tesir etmemesi durumunda; sınır dışı etme, vatandaşlıktan çıkarma ya da gerekli ağır ceza ile etkisiz hâle getirme yollarından uygun olanının seçilmesi doğru bir politika olacaktır.