Putin’in Orta Asya Politikası “Bir Meşrulaştırma Aracı Olarak Terör”

Haziran 2017 - Yıl 106 - Sayı 358




        Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde düzenli ordu yetersizliği SSCB dağıldıktan sonra bölgede inşa edilmeye çalışılan ulus devletin önünde de bir engel teşkil etmektedir. Bu eksiklik ulus devlet olmayı engellemekle birlikte güvenlik sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Güvenlikte dışa bağımlı olan bir ülkenin hiç şüphesiz ki tam ve bağımsız bir konumda yer alması mümkün değildir. Silahlı güç kimin elindeyse yönlendiren mekanizma da onun himayesinde olmaktadır. “Sert güç” özgürce ve bağımsız hareket edebilmek için bir garantördür ve bu gücün caydırıcılığı nispetinde de devletler özgür ve bağımsız hareket edebilmektedir. Düzenli ordu ulus devletin kimliklerini harmanlayıp üst kimlik oluşmasında da en iyi enstrümanlardan birisidir. Kimliği şekillenmekte olan gençler askerlik sayesinde ülkenin farklı coğrafyalarından gelen akranlarıyla kültürel bir harmonin içinde üst kimliğe olan bağlılıklarını ve aidiyetlerini oluşturmaktadırlar. Vatan müdafaası ve vatanı olmanın bedelinin ödenmesi de o topluma olan aidiyet duygularını tam anlamıyla güçlendirmekte, böylelikle ulusal kimliğin inşa sürecine büyük bir katkı sağlamaktadır.

        Kırgızistan düzenli ve güçlü bir orduya geçmek ve güvenlikte dışa bağımlılıktan kurtulmak için ilk iş olarak ülkesindeki diğer devletlere ait olan askeri üsleri kapatmak amacıyla harekete geçmiş ve ABD’nin 11 Eylül sonrası Afganistan’a düzenleyeceği askerî operasyonlar kapsamında 2011 yılında kiraladığı Manas askerî üssünü 2014 yılında kapatmıştır.1 Daha sonra Kırgızistan devlet başkanı Almazbek Atambayev, Kırgızistan’da bulunan Rus askerî üssünün de karşılıklı rızayla kapatılacağını açıklamıştır.2 Rusya da bu açıklama karşısında DEAŞ’ın başta Kırgızistan’ın Oş bölgesi olmak üzere Orta Asya’nın münferit yerlerinde tehdit unsuru olmaya başlamasına kadar sessiz kalmıştır. DEAŞ’ın Orta Asya’da, Rusya’ya bir tehdit unsuru hâline gelmesiyle birlikte Rusya devlet başkanı Putin Orta Asya’ya bir güvenlik gezisi düzenlemiştir. Orta Asyalı uzmanlar bu güvenlik gezisinin bölgedeki DEAŞ tehdidine karşı olduğuna dair yorumlarda bulunmuşlardır. Anadolu Ajansı’na değerlendirmede bulunan Kırgızistan Dalil Plus Analitik Kulübü Uzmanı Mars Sariyev, Suriye’deki olası bir kalıcı ateşkesin ardından, teröristlerin Afganistan üzerinden Orta Asya’ya geri dönerek, bölgede istikrarsızlık yaratma potansiyeli olduğunu ifade etmiş ve teröristlerin koruması zayıf olan Türkmenistan sınırlarından geçerek, Kazakistan’ın Aktau bölgesine kadar yayılabileceğini orada da yerli radikal gruplara katılabileceklerini belirtmiştir. Ayrıca teröristlerin, Tacikistan üzerinden Kırgızistan’a geçerek Fergana bölgesini istikrarsızlaştırma hedefine ulaşabileceklerine de işaret eden Sariyev, Fergana bölgesinin her zaman patlamaya hazır bir kazan olduğunu çünkü burada farklı dini eğilimlere sahip grupların var olduğunu, Kırgızistan’a geçişler olduğu zaman uyku modundaki 10-15 kişilik gruplardan oluşan radikal hücrelerin uyanabileceğinin altını çizmiştir.3 Orta Asya’daki DEAŞ tehdidini gerekçe gösteren Rusya, harekete geçmiş ve bu bölgelerdeki güvenlik sıkıntısını çözmek için acil önlem planlarını devreye sokmuştur. Bu bağlamda ilk olarak Putin, Kırgızistan askerî üssünün kapatılması hususlarını gündemden çıkartmak ve bölgedeki ağırlığını hissettirmek için Kırgız devlet başkanı Almazbek Atambayev’le görüşmüştür. Bu görüşmenin ardından Putin basına; “Rusya’nın Kırgızistan’a asker yerleştirmeye ihtiyacının olmadığını, Kırgızistan’ın, Afganistan sınırından gelen uluslararası terör örgütlerinin saldırılarıyla karşı karşıya kaldığında, Kırgızistan yönetiminin kendisinden rica etmesi üzerine, Rus askeri üssünün 1999 ile 2000 yıllarında kurulduğunu bildirmiş ve eğer bir zaman gelir de Kırgızistan bizim silahlı kuvvetlerimiz yeteri kadar güçlenmiştir, bizim askeri üsse ihtiyacımız yoktur diye açıklama yaparsa, biz o zaman gitmeye hazırız” şeklinde açıklama yapmış, Kant’taki KGAÖ (Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü)’nün Kolektif Acil Müdahale Gücünün, Issık Göl’deki Askerî Deniz Test Üssünün, Çaldovar köyündeki ve Mayluu-Suu şehrindeki özerk iletişim merkezinin Rusya’ya yıllık kira maliyetinin de 4,5 milyon dolar olduğunun da altını çizmiştir.4

        Putin’in bu açıklamalarda bulunmasının sebebi muhtemelen Orta Asya liderlerinin egemenlik kaygılarının önüne geçmektir. Zira Putin’in Ukrayna’dan Kırım’ı koparması, Ukrayna’daki iç karışıklıkları tetiklemesi gibi politikaları Orta Asya liderlerinin haklı olarak Rusya’nın askerî politikalarından endişe duymasına neden olmuştur. Keza Rus yönetimi, Ukrayna örneğinde olduğu gibi güvenlik zafiyeti gerekçesiyle SSCB’den ayrılan ülkelerin egemenliğine zaman zaman müdahalelerde bulunmuştur. Bu açıklamalar ve görüşmelerden sonra Rus askerî üssünün karşılıklı rıza ile Kırgızistan’daki devamlılığı sağlanmıştır.

        Nitekim İstanbul Atatürk Havalimanı’ndaki canlı bomba saldırganlarından birisinin Özbek vatandaşı olduğu, birinin Dağıstan uyruklu Rus vatandaşı olduğu, birinin de Kırgız vatandaşı olduğu ortaya çıkmıştır.5 Yine İstanbul’da yılbaşı gecesi Ortaköy’de bulunan bir eğlence merkezine düzenlenen silahlı saldırının faili DEAŞ üyesi “Ebu Muhammed El Horasani” kod adlı Abdülkadir Masharipov’un da Özbek asıllı olduğu görülmüştür.6 Bununla birlikte bir başka örnek ise İsveç’in başkenti Stockholm saldırganının da DEAŞ üyesi bir Özbekistan vatandaşı olduğunun ortaya çıkmasıdır.7 Rusya’nın St. Petersburg kentinde metroda düzenlenen saldırının failinin de Kırgızistan doğumlu Rus vatandaşı olan Ekbercan Celilov olduğu açıklanmıştır.8 Görünen şudur ki Orta Asya’da, SSCB’den sonra bağımsız olan devletlerin kimlik arayışı, inanç arayışı, güvenlik sorunu düzenli ve caydırıcı askerî güç ve iç istihbarat eksikliği ekonomilerindeki bozuklukla da birleşince bölgeyi teröristler için uygun bir zemin hâline getirmiştir. Orta Asya’da SSCB sonrası dönemde oluşturulan devletlerin zayıflığı bir taraftan bölgedeki istikrarsızlığa katkıda bulunurken bir yandan da Orta Asya’ya Rusya’nın müdahalesini meşrulaştırmaktadır. Terör organizasyonlarının bölgede ciddi bir zemin yakalamasında Rusya’nın politikaları da etkili olmuştur. Zira Rusya bölgeyi arka mahallesi olarak görmekte ve bölgedeki istikrarın kendi egemenliğinde oluşmasını istemektedir. Bundan dolayı da bölgedeki farklı guruplar arasındaki kutuplaşmayı keskinleştirirken kabileler arasındaki ayrımları büyütmektedir. Bölgede güçlü merkezî otoritelerin tesis edilememesi, Orta Asya’ya Rusya müdahalesine meşru bir zemin kazandırmakta, böylece Rusya ile SSCB sonrası Orta Asya devletleri arasında rızaya dayalı bir bağımlılık ilişkisi tekrar tekrar üretilmektedir. Halihazırda Suriye’de devam eden iç savaşa yönelik olarak Rusya benzer bir politika izlemiş, Suriye üzerindeki çıkarlarını korumak adına DEAŞ’ı bahane ederek Esad rejimini himaye etmiştir. Yıllar süren iç savaşın ardından gelinen noktada, DEAŞ tehdidinin öne çıkmasıyla uluslararası çevrelerin Esad rejimine yönelik tutumu yumuşamıştır. Esad rejimi ise en büyük desteği Rusya’dan almakta, hatta bir bakıma Rusya’nın desteği sayesinde ayakta kalabilmektedir. Suriye’de Rus Hava Kuvvetlerinin gerçekleştirdiği müdahaleler incelendiğinde; DEAŞ militanlarından ziyade Esad rejimini reddeden tüm muhalifleri hedef aldığı görülmekte, ılımlı olarak addedilebilecek muhaliflerin de saldırılara maruz kalması söz konusu grupların radikalleşmesine katkı sunmaktadır. Dolayısıyla Rusya’nın Suriye’de gerçekleştirdiği müdaheleler bir yandan rejimin varlığını korumayı hedeflerken bir yandan da tüm muhalifleri radikalleştirerek rejime ve dolayısıyla Rusya Dış Politikasına meşru bir zemin oluşturmayı amaçlamaktadır. Orta Asya’dakine benzer bir biçimde, üretilen bağımlılık ilişkisi sayesinde Rusya, Akdeniz kıyısında stratejik bir noktada bulunan üssünün devamlılığını sağlamaktadır. 

        Sonuç olarak ortaya çıkan tabloya baktığımızda DEAŞ vb. örgütlerin Rus Dış politikasına meşru bir zemin sağlaması bakımından işlevsel olduğu görülürken aynı zamanda Rusya ve çevresi için bir tehdit olarak da değerlendirilebilir. Küresel düzeyde bir tehdit teşkil eden DEAŞ vb. organizasyonlara Rusya, Çin ve İran gibi devletlerin bulundukları coğrafyalardaki yanlış politikalarından ortaya çıkan sorunlar da eklenince bölgeyi ciddi sıkıntılar beklemektedir. Orta Asya’daki zayıf devletlerin DEAŞ gibi küresel organizasyonlar ile mücadele etme kapasitesi bulunmadığı göz önüne alındığında, ilerleyen süreçte yaşanması muhtemel bir karışıklığın sadece Orta Asya devletleri değil Rusya başta olmak üzere İran ve Çin’in de ciddi bir şekilde etkilenmesi ihtimal dahilindedir. Örneğin Orta Asya’daki bir göç dalgası Rusya’yı ve bu ülkeleri etkileyecektir. Söz konusu ülkeler içindeki kültürel ve dinî azınlık konumundaki toplulukları da harekete geçirerek büyük iç karışıklıklara yol açabilecektir. Söz konusu ülkelerin azınlık konumundaki guruplara uyguladığı baskı ve asimilasyon politikası, ülkelerinin içindeki etnik ve dinî azınlıklar tarafından tepkiye sebep olmakta, Orta Asya’da henüz organize olamamış bir toplumsal muhalefete zemin teşkil etmektedir. Rusya ve Çin gibi bu çok dinli ve çok etnikli “İmparatorluk bakiyesi” ülkelerdeki devlet baskısından dolayı İslam öğretisi, çeşitli gizli cemaatlerin ve grupların tekeline girmektedir. Dolayısıyla da inanç öğretisi radikal gurupların güdümünde şekillenmektedir. 

        Toplumsal mutabakat çerçevesinde ortaya çıkan devlet yapısının bireylerin ve toplumu oluşturan kesimlerin gereksinimlerinden bağımsız bir şekilde düşünülmesi rejimlerin meşruiyetinin sorgulanmasına sebep olurken ortaya çıkan tepkiler toplumsal hareketlerin istihbarat servisleri ve terörist organizasyonların kullanımına uygun hâle getirmektedir. Bundan dolayıdır ki devletlerin, toplumsal talepleri bastırmak yerine özgürlükçü bir yaklaşım ile yasal bir zemine oturtması istikrarın tesis edilebilmesi ve sürdürülebilmesi için hayati önem arz etmektedir.