Erivan’dan İzlenimler

Mayıs 2017 - Yıl 106 - Sayı 357




        Geçtiğimiz Şubat ayının sonuna doğru Erasmus Programı çerçevesinde gençlerin girişimciliği üzerine Türkiye temsilcisi olarak katıldığım bir eğitim için Ermenistan’ın başkenti Erivan’a gittim. Dört saat tehirli bir uçak yolculuğundan sonra Erivan’ın orta büyüklüğünde kardan geçilmeyen Zvarnotz Uluslararası Havaalanına iniş yaptık. Havaalanı, şehir merkezine yaklaşık 15 km uzaklıktaydı. Havaalanının içinden alınabilen Ermenistan vizesi 8 Amerikan Doları karşılığında soğuk ve kaba olarak nitelendirebileceğimiz Ermeni polisi tarafından veriliyordu. Erivan şehri sisten ve soğuktan o kadar belirsizdi ki, on metre ötesini göremez olmuştum. Konaklayacağım pansiyona vardığımda, çalışan Ermeni hanımların yakın ilgisi beni şaşırttı. Bildikleri birkaç Türkçe kelime ile yurdumuzdan çok yurt dışında ünlü olan dizilerden konuşup telefonlarından dizilerimizi Rusça altyazı ile takip ettiklerinden bahsettiler. Yemek konusunda zorlandığımı söylemek yalan olurdu, mercimek çorbaları, lahana sarmaları, kısırları tat olarak bizim mutfağımıza oldukça yakındı. Eğitim başladıkça vakit hususunda Ermenilerin de özenli olmadıklarını fark edecektim. 

        Başkent Erivan’da İngilizce konuşabilen çok fazla insan bulamadım, ikinci dil olarak tahmin edilebileceği gibi Rusça hâkimdi ve yaygın olarak konuşuluyordu. Tabelalar, otobüs ve durak isimleri gibi yazılı ortamlarda da Rus dilinin ağırlığı hissediliyordu. Havalimanından ücretsiz olarak temin edilebilen ve Latin harfleri kullanılan şehir haritası yardımıyla Erivan şehrini sorunsuz olarak ulaşılabilir hâle getirdim. 

        Erivan sokaklarında dolaşırken her ne kadar 1960’ları ve 1970’leri görmesem de fotoğraf ve görüntü kayıtlarından gördüğüm kadarıyla Türkiye’nin en az 40 sene arkasından geliyordu. Şehir ulaşımı Sovyet zamanından kalma 12 duraklı bir metro sistemi başta olmak üzere, Türkiye’de olsa kullanmaya çekineceğimiz oldukça yıpranmış halk otobüsleri ve minibüsleriyle sağlanıyordu, ücret ortalama olarak 30 kuruş değerinde. Şehir planlanması oldukça düzenli olup Cumhuriyet ve Opera Meydanları ana yerleşim yerleri olmakla beraber, haritam yardımıyla caddelerin çoğunu rahat bir şekilde bulup dolaşabildim.

        Sosyal yaşam konusunda, iklim şartlarından dolayı yeme içme mekânlarının çoğu pandok dedikleri yer altında, bodrum tarzı yerlerde bulunuyor. Ürkütücü ve uyuşturucu soğuğu bu mekânlarda hiç hissetmiyorsunuz. Sundukları yemekler Türk mutfağından, tabii ki tüm bunların kendi yemekleri olduklarını iddia ediyorlar. İçli köfteyi, lahmacunu ve baklavayı tadarak bile sadece kendilerini avuttuklarını anlamak için benim gibi bir Gaziantepli olmaya ihtiyaç yoktur. Servisleri oldukça yavaş ve hesap getirirlerken %10 kadar bahşişi hizmet bedeli olarak yazıyorlar. Ülke nüfüsunun yaklaşık 3 milyon olduğu ve başkent Erivan’da bu nüfusun yaklaşık 1,5 milyonunun yaşadığını göz önünde bulundurursak şehir çok küçük sayılmaz. Fakat erkek nüfustan çok kadın nüfusun yoğunluğu dikkat çeken bir diğer nokta. Anlatılanlar kadarıyla erkeklerin çalışmak için Ermenistan dışına çıkıp aile üyelerine para gönderdiklerini bu yüzden kadın nüfusun daha fazla olduğunu öğreniyorum. Hayat standartlarının ülkemize göre oldukça düşük olması dikkatimi çekiyor. Genç nüfusun işsizlik oranının katıldığım eğitim esnasında % 40’ın üzerinde olduğunu anlıyorum. Sokaklarda birçok Amerikan Yeşil Kart başvuru merkezleri olduğunu gördüm ve konuştuğum Ermeni gençlerinden hemen hemen hepsinin bir şekilde Amerika ya da Avrupa’ya göç etmek istediğini dinledim. Ermenistan dışındaki yaklaşık 7 milyon kadar Ermeni Diasporasının Ermenistan’a yeterince yatırım yapmadıklarını hatta artık ülkelerine tatile bile gelmemeleri konusundaki yoğun şikâyetleri dinledim. Sebebini Erivan’da birkaç gün geçiren biri çok rahat anlayabilir fakat hak verir mi emin değilim. 

        Ülkede alkol ve sigara dışında her şey oldukça pahalı, en azından hayat standartlarına göre. Alkol ve uyuşturucu son yıllarda en büyük sosyal çöküş nedeni olarak görülmektedir. İşsizliğin de sosyal yapıda önemli bir tahribat yaptığı anlaşılıyor. 

        Erivan şehrinde günümüzde kullanılan sadece bir cami mevcut, Mavi Camii diye adlandırılan cami 17. yüzyılda İran tarafından yaptırılmış ve günümüzde de İranlı din görevlileri tarafından faal tutulmaktadır. Cami aynı zamanda medrese görevi görmektedir. Mavi Camii karşısında orta büyüklükte bir kapalı pazar yeri bulunuyor. Bu pazarda genellikle Türkiye’den ithal edilen kuruyemiş ve diğer kuru gıdalar satılmakta.

        Görme fırsatı bulduğum Moskova, Bakü, Kiev, Odesa, Belgrad, Üsküp gibi eski sosyalist rejim şehirlerine göre Erivan’ın müze bakımından çok zengin sayılmaması gerektiği fikrindeyim. Şehirde Opera Meydanı’ndaki Hükümet Binası yanında yer alan Tarih Müzesi ve Sanat Galerisi aynı binanın içerisinde yer almakta, giriş ücreti yaklaşık 8 Türk Lirası. Müzede fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Müzede milattan önceki dönemlere ait çömlek, takı vs. gibi kalıntılar mevcut. Müze koridorlarını tahmin edilebileceği gibi Osmanlı askerinin eli kanlı bir şekilde Ermenilere saldırma portreleri süslüyor. Şehirden yaklaşık 30 dakikalık bir mesafede ise Soykırım Müzesi yer alıyor. Şehrin biraz tepesinde konumlandırılmış müzeye ulaşmak için araç kullanılmıyor. Müzeye ulaşmak için kardan ve sisten beş metre ilerisi görünmeyen bir yolu takip etmek zorunda kaldım, neyse ki müzeye ses getirmek isteyen Ermeni vatandaşları beni kapısına kadar götürdü. Müze, yapı olarak oldukça geniş bir alana yayılmış ve yapı yer altında bulunmakta, girişteki görevli hanım sadece ülke sorarak kayıt alıyor ve giriş ücretsiz. Ermenistan tehcirinden zerre haberi olmayan birisinin müzeden Türklerin barbar ve vahşi bir halk olduğu düşüncesiyle çıkacağını tahmin ederim. Ermeni propaganda mekanizmasına kanan daha doğrusu yakın tarihimize ilişkin sağlıklı bilgiler üzerine tarih bilinci bulunmayan kendi vatandaşlarımızdan bazılarının da bu müzeyi gezdikten sonra müze defterine yazdıkları izlenimler de maalesef iç burkucu. Sevgili vatandaşlarımız mahcubiyetle Türkiye Cumhuriyeti’nin Ermenistan’dan ivedilikle özür dilemesi gerektiği ifade etmişler. Bizim vatandaşlarımız kahraman olarak duvarlara portreleri yapılmış olan eli kanlı terörist elebaşılarının Doğu Anadolu’da savunmasız Müslüman ahaliyi nasıl boğazladıkları, masum kadın ve kızların ırzlarını vahşice ayaklar altına aldıklarını elbette bilmezler. Onlar hayran hayran gösterilenleri tazim ederler.

        Diğer taraftan Erivan’da Türklüğünden utandığını beyan edenlerden vazgeçtim, Ermeni katillerin şehit ettiği Osmanlı’nın son döneminde sadrazamlık yapmış iki devlet büyüğümüzün, bırakın hizmetlerini aziz isimlerini dahi etrafımızda üniversite mezunlarından bilen var mıdır diye sormak bu gezi yazısının konusunu zorlamak olur mu bilmiyorum.

        Erivan’da geçirdiğim süre zarfında, sorulduktan sonra Türk olduğumu söylediğimde kimisi hiçbir ses etmeden yanımdan uzaklaştı, kimisi suratını ekşitti ve gitti. Sohbet etme fırsatı bulduğum Ermenilerin yüzündeki öfkeli ve hüzünlü ifade, Ermeni tehcirinden ötürüydü. 

        İlk intibamın aksine, şehir genel olarak çok temiz sayılmazdı, beni bu konuda aldatan yoğun karın şehre ilk indiğimde şehrin kirini gizlemiş olmasıydı. Şehrin ekonomisine turizmin payının asgari düzeyde olduğunu düşünüyorum. 10 günlük eğitim boyunca kendi eğitimcilerimiz dışında gördüğüm turist sayısı 10’u geçmezdi. Mutlak görülmesi gereken yerler arasında olmasa bile, yaşadığımız ülke, kültür ve çevreyi sağlıklı bir şekilde mukayeseli olarak anlamlandırmak için dahi olsa Ermenistan’ı ziyaret etmeliyiz. Tabii kuzeydoğu komşumuz tarihî Türk yerleşim merkezi Revan Hanlığı’nın son iki yüz yılda nasıl Ermenistan hâline geldiğini merak edenler de görmelidir.