Küreselleşen Dünyada Türk Ailesindeki Değişim

Mayıs 2017 - Yıl 106 - Sayı 357




        Toplumların en küçük birimi olarak kabul edilen aile kurumunun önemi hem bireyler hem de toplumsal sistemin devamlılığı için büyük önem arz etmektedir. Toplumsal sistemin devamlılığını sağlayabilmesi için aileler büyük ve önemli bir fonksiyon yerine getirmektedirler. Aile kurumu, sosyo-kültürel yapının niteliklerine ve beklentilerine uygun bir şekilde toplumun önceden belirlemiş olduğu akde uygun olarak gerçekleşmektedir. Buna göre aile kurumunun oluşması için akdin kurallarına uymayı taahhüt etmek gerekmektedir. Hısımlık ve akrabalık bağları ile bir araya gelen kadın ve erkeğin bir toplumsal yapı içinde bir bütün oluşturduğu toplumsal yapılar aile olarak tanımlanmakla birlikte, ailenin tek bir tanımını yapabilmek mümkün değildir. Buna göre ailenin evrensel bir tanımı da yapılamaz. Sosyo-kültürel yapıların ihtiyaç ve şartları aile yapılarını, ihtiyaçlarını, evlilik şekillerini, ailenin fonksiyonlarını belirlediği için ailenin tanımı da toplumdan topluma, zamandan zamana farklılık ortaya koymaktadır. 

        Ailelerin tanımı, toplumdan topluma farklılık ortaya koymuş olsa da önemi, her toplum tarafından kabul edilmektedir. Son dönemde aile kurumu eskiye oranla önemini kaybetmiş gibi görünüyor olsa da aslında önemini kaybetmediği, sadece fonksiyonlarından bazılarını diğer kurumlara devrediyor olduğunu bilmek gerekir. Bilindiği gibi Türk toplumu aileyi çok önemsemekte hatta kutsiyet atfetmektedir. Ailedeki bu yetki devri, dışarıdan bakıldığında ailenin önemini kaybediyor olması olarak değerlendirilebilmektedir. Oysa şartlara göre aile kurumunun şekil aldığından bahsetmiştik. Bu durum onun her dönemde var olmasını ve önemini korumasını da sağlayan en önemli faktörlerin başında gelmektedir. 

        Görüldüğü gibi şartlara göre aile kavramının kapsamı değişebilmektedir. Tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan geleneksel ailelerde birey sayısının fazla olması tercihten daha fazla bir zorunluluktur. Bu tür toplumlarda her bir birey aile için güçtür, kuvvettir, işgücüdür, ekonomik getiridir, psikolojik ve sosyal destektir. Kısacası ailenin bir ferdi olmanın dışında mesai arkadaşı, geleceğin teminatı, düşmana güç, dosta destektir, vb. Her doğan fert aynı zamanda aile için ücretsiz aile işçisidir. Aile, çocuk doğmadan başlamış olduğu tarım veya hayvancılık mesleğini çocuğuna hazır olarak sunar. Dolayısı ile çocuk doğmadan mesleği bellidir, baba dede mesleğidir. Aynı durum evdeki kadınlarla kız çocukları arasında da geçerlidir. Çocuğa mesleğini, toplumsal cinsel rollerini kazandıracak olan kişiler bellidir: Babasıdır, dedesidir, annesidir, nenesidir, yengesidir. Bundan dolayı da aile fertleri arasında aynı zamanda usta çırak ilişkisi vardır. Çocuğu aile büyükleri ne derece iyi yetiştirirlerse, çocukların aileye katkısı da o oranda olacaktır. Dolayısı ile aile fertleri için maharetini ortaya koymanın en güzel yöntemi yeni yetişenleri en iyi şekilde eğitmektir. Bu da üç kuşak arasında bitmek tükenmek bilmez bir ilişki ağı, dayanışma ve saygıyı beraberinde getirmektedir. Kısaca söylemek gerekir ise aralarında sadece aile bağı değil usta çırak ilişkisi de bulunmaktadır. Üç kuşağın bir arada bulunduğu geniş aile hayatında gençler yaşlılar için hayata bağlanma aracı oldukları kadar, ilerleyen yaşlarda kendilerine bakacak, hayat garantisi fonksiyonunu da üstlenmektedirler. Geniş ailelerde aile fertleri günün çok önemli bir kısmını bir arada geçirmektedirler. İş ortamları evlerinin içi veya evlerine çok yakın mesafede olup, aile fertleri hep bir arada çalışıp yaşadıkları için aralarında çok yoğun bir ilişki ağı da oluşmaktadır.

        Modern toplumlarda küçülen ailelerde birey sayısı azalmakta, aile içi ilişkiler süre olarak daralmaktadır. Aile fertleri günün büyük bir kısmını aile dışında geçirmek zorunda kalmaktadırlar. Çünkü modern ailelerde kadın ve erkek ev dışında çalışmakta olup, günün önemli bir kısmını birbirlerinden ayrı geçirmektedirler. Bundan dolayı da anne baba çocuk ilişki ağı da uzun süreleri kapsamamaktadır. Anne baba ev dışında profesyonel olarak çalıştıkları işlerinden arta kalan zamanlarında ev içi işler ve kendi kişisel gelişimleri için ayırmak durumunda kalmaktadırlar. Çünkü profesyonel hayat, bireylerin kendilerini geliştirmelerini zorunlu hâle getirmekte, aksi hâlde iş dünyasında kendilerinden daha vasıflı elemanlara yerlerini bırakmak zorunda kalmaktadırlar. Evin ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için iş hayatlarını önemsemek zorunda olmalarından kaynaklanan sebeplerle kişisel gelişimlerini önemsemek durumundalar ve eve geldiklerinde de işleri için zaman harcamaları gerekmektedir. Veya iş çıkışlarında gitmek durumunda kaldıkları sertifika veya gelişim kurslarına zaman ayırmak zorundalar. Tüm aile fertleri için geçerli olan bu durumda aile fertlerinin birbirlerine ayırabilecekleri karşılıklı fazla zamanları bulunmamaktadır. Bu da karşılıklı olarak ilişkilerin yoğun olamamasına yol açmaktadır.

        Değişen dünyada zaman içinde çekirdek aileden de daha küçülen aile şekilleri görülmeye başlandı. Tek ebeveynli aileler olarak adlandırılan bu aile şekillerinde geleneksel aileden çekirdek aileye geçişte görülen fonksiyon devrinin yine gerçekleştiği görülmektedir. İnsan, hayatının hiçbir döneminde kendisine tek başına yetebilen bir varlık değildir. Ancak hayatının ilk evrelerinde hiçbir insan yavrusunun hayatını tek başına sürdürmesi mümkün değildir. Bu sebep ile de kendisinin doğumundan birinci derecede sorumlu olan annesi başta olmak üzere aile bireyleri ve çevresi ile doğrudan bir iletişim hâlindedir. Bu iletişim doğum öncesi süreçte başlamış olup genellikle ölünceye kadar da devam etmektedir. Şu veya bu sebep ile biyolojik anne ile olan bağın koptuğu durumlarda devreye sosyal anne olarak adlandırılan kişiler girmektedir. Sosyal anneler, biyolojik anne ile olan ilişkinin kopması veya istenilen düzeyde gerçekleşemediği durumlarda, annenin fonksiyonlarını mümkün olduğu kadar yerine getirmeye çalışan kişilerdir. Geleneksel toplumlarda geniş aile hayatı söz konusu olduğu için annenin fonksiyonlarını yüklenen kişiler genellikle yine aynı evin içinde yaşıyor oldukları evin diğer kadınları olmaktadır. Anneanneler, babaanneler, halalar, teyzeler, yengeler, vb. annenin fonksiyonunu yüklenmekte, önceden de aynı evin içinde de yaşıyor olmaları ve birbirlerine de alışık olmaları sebebi ile herhangi bir yadırgama ve alışamama durumunu da yaşamamaktadırlar. Dolayısı ile önemli farklılıklar, zorluklar ve aşılması güç problemler yaşanmaz.

        Günümüz modern toplumlarında çekirdek ve tek ebeveynli aile hayatlarının daha yaygın olarak yaşanıyor olması sebebi ile sosyal annelik de farklılaşmaktadır. Çekirdek aile anne baba ve evlenmemiş çocuklardan oluştuğu için aile fertlerinden birisinin aileden herhangi bir sebep ile ayrılmış olması, ayrılan kişinin fonksiyonlarının ev içindeki kişiler tarafından tam olarak karşılanamaması problemini de beraberinde getirmiştir. Çekirdek aile, anne kaybı durumunda annenin fonksiyonlarını yüklenecek olan kişiyi ev dışından temin etmek durumunda kalmaktadır. Bu temin genellikle profesyonel bakıcılar, kreşler veya ailenin hısım veya akrabaları arasından çocuğun bakımını üstlenen kadınlar, koruyucu veya evlat edinen ailelerin anneleri, vb. şeklinde gerçekleşebilmektedir. 

        Aynı şekilde biyolojik babanın olmaması durumunda da sosyal babalar devreye girmektedir. Geniş aile hayatının yaşandığı ailelerde, annenin yokluğunda olduğu gibi babanın yokluğu çocuğun sosyalleşmesinde çok büyük bir kayba sebebiyet vermeden devam edebilmektedir. Aynı aile içinde yaşayageldikleri dedeleri, amca, dayı, vb. akrabalarının devreye girmesi ile genellikle mekân da değiştirmek zorunda kalmadan problemin en alt düzeyde kalması ve en kolay yollarla çözülmesi sağlanmaktadır. Ancak çekirdek aile hayatının hâkim olduğu sosyo-kültürel yapılarda babanın yokluğu, annenin yokluğu gibi önemli problemleri beraberinde getirmektedir. Babanın fonksiyonlarının hepsini annenin üstlenebilmesi ve olması gerektiği şekilde yerine getirebilmesi mümkün olamamaktadır. Bu tür durumlarda da çocuğa baba fonksiyonlarını mümkün olduğu kadar yerine getirebilecek kişiler devreye girmektedir. Bunlar da genellikle koruyucu ailelerin, evlat edinen ailelerin erkekleri, hısım veya akrabalardaki erkekler, vb. şeklinde kendisini gösterebilmektedir. 

        Görüldüğü gibi aile kurumunda sistem, yeni yetişen neslin öncelikle bakım ve gelişimini sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmek üzerine kurulmuştur. Ancak sağlıklı bir gelişimden kastedilen fiziki ihtiyaçların karşılanmasından daha fazla bireyin sosyal hayata uyumunun sağlanmasıdır. İnsan sosyal bir varlıktır. Ancak sosyal bir varlık olarak doğmaz. Zaman içinde başta aile bireyleri olmak üzere çevresinde etkileşime girmiş olduğu hemen hemen herkes onun sosyal gelişiminde etkili olarak toplumla uyumlu bir birey hâline gelmesinde rol oynar. Bu sebep ile de bireyin sosyal gelişiminde sosyal çevresi ve etkileşimlerinin boyutları farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Bazı çocukların sosyal etkileşim ağlarında anne baba son derece etkili olurken bazı çocukların hayatlarında büyükanne ve büyükbabaları, bazı çocukların hayatlarında bakıcıları veya kreş personeli etkili olmaktadır. 

        Yukarıda da değinmiş olduğumuz gibi sosyo-kültürel yapıların şartlarına uygun bir şekilde yapılanan ve fonksiyonlar yüklenen ailelerdeki görev dağılımları da farklı şekillerde gerçekleşmektedir. İnsan yavrusu, her türlü gelişimini sağlıklı bir şekilde gerçekleştirebilmek için diğer insanlara ihtiyaç duymaktadır. Kendisinin ihtiyaçlarına duyarlı olan, ona bu süreçte kolaylaştırıcı rol üstlenenlerle olan iletişimi de çok daha özel olmaktadır. Genellikle geniş ailelerde büyüyen çocukların aile değerlerine çok daha bağlı, büyükanne ve büyükbabaları ile olan iletişimlerinin çok daha yoğun ve daimî olduğu dikkatleri çekmektedir. Bu durum genellikle geniş ailelerde sık sık görülmektedir. Bu düşünceyi modern toplumlarda da emekli olduktan sonra torunlarının bakımını üstlenen, çocuklarının gelişimi sırasında ayıramadıkları zamanı ve özeni torunlarına gösteren büyükanne ve büyükbabaların torunları ile olan iletişimlerinin bu derece yoğun ve sağlıklı olması da açıklar niteliktedir. Gençken çocuklarına ayıramadıkları zamanı ayırıyor, çocuklarına gösteremedikleri sevgiyi gösteriyor olmalarından kaynaklanan sebeplerle olsa gerek torun sevgisinin de çocuk sevgisinden üstün olduğunu savunabiliyorlar. Çekirdek ailelerde birey sayısının geniş ailelere göre daha az olması, hatta çocuk sayısının da daha az olması, anne-babaların çocuklarına boş zamanlarının önemli bir kısmını ayırmasını zorunlu hâle getiriyor. Özellikle de aynı evin içinde geçirilen sürenin kısalması sebebi ile bir arada oldukları zamanı daha nitelikli hâle dönüştürmeleri, iletişim ağını daha da güçlendirebiliyor. Geniş ailelerdeki kadar bir arada zaman geçiremiyor olsalar da birlikte geçirmiş oldukları zamanı kaliteli hâle getirebildikleri ve birebir gerçekleştirdikleri için daha tatminkâr olabiliyor. Bu da anne-baba-çocuk ilişkisini daha kısa ama nitelikli bir hâle sokabiliyor. 

        Aynı durum tek ebeveynli aileler için de söz konusu olabilmektedir. Çocuk, kendisine emek harcayan, vakit ayıran ebeveyn ile daha sağlıklı bir iletişim kurabiliyor. Bu iletişim, birebir ve yüz yüze gerçekleştiğinde, diğer ebeveynin yokluğu veya belirli periyotlarla hayatına girebiliyor olması büyük sıkıntılara sebep olmayabiliyor. Bu durumda profesyonel bakıcı veya kreş personeli ve arkadaşlıkları da destekleyici rol oynayabiliyor.

        Unutmamak lazım ki sevgi emek ister. Emek ne kadar fazla zaman ayırıp özen gösterildiği ile oldukça bağlantılıdır. Sürekli bir arada olup nitelikli ilişkiler geliştiremeyenlerin ilişki ağlarını onaylamanın mümkün olmadığı gibi maddi ihtiyaçları önemseyerek ilişkilere zaman ayırmamanın da aynı oranda yanlış olduğuna dikkat etmek lazım. Sosyal bir varlık olan insanoğlunun ihtiyaçlarının büyük bir bölümü aile kurumu tarafından karşılanıyor olmasına rağmen ihtiyaçların karşılanması her ailenin yapı ve şartlarına uygun bir şekilde gerçekleşmektedir. 

        Bu süreçte önemli olanın fonksiyonların hakkı ile yerine getirilmesi olduğunun unutulmaması gerekiyor. Özellikle de fonksiyonların yerine getiriliyor gibi görülmesinin ne derece sakıncalı olduğunun farkına varılarak mümkün olduğu kadar gerçekçi bir şekilde yerine getirilmesi önemsenmelidir. İnsanoğlu, hayatının farklı dönemlerinde farklı fonksiyonları yüklenmek durumunda kalmaktadır. Önemli olan bu fonksiyonların kendisinden hangi gerekçelerle bekleniyor olduğunun farkında olması ve bu fonksiyonları hakkı ile yerine getiriyor olmasıdır. Aksi hâlde toplumun kendisinden beklentileri ve dayatmaları olarak algıladığı pek çok şeyi, layığı ile yerine getirmesi gerektiğinin şuurunda olamayacağı için sadece görevi yapmış olma bilinci içinde hareket edecektir. Bu da hem kendisi hem kendisinden hizmet bekleyenler hem de uzun vadede toplum için kâr değil zarar getirecektir. Sadece görevi yerine getirmek, anı geçiştirmek olarak düşünülen pek çok şeyin uzun vadede zararının ne derece büyük olduğunu hatırlatmaya gerek olmadığı kanaatindeyiz. Özellikle de bu görevler annelik, babalık gibi görevler ise ehemmiyetlerinin tartışmaya açılmayacak kadar yüksek olduğunun farkında olarak hareket etmek gerekir.