Entelektüel Üzerine

Nisan 2017 - Yıl 106 - Sayı 356




        Entelektüel, günümüzdeki karmaşık toplum yapısı içinde siyasal, kültürel ve düşünsel bakımdan hayli etkin olan ve vazgeçilmez gibi görünen kişilerden biridir. Toplumun düşünüş ve tavır alış biçimi üzerinde gerçekten şu veya bu ölçüde etkili olduğu gözlenen entelektüelin yükümlülükleri ve nitelikleri konusunda farklı fikirler öne sürülmektedir. Bazıları onun yüksek bir bilgi birikimine ve eleştirel düşünme yeteneğine sahip olduğunu varsayar. Kimileri entelektüeli “var olması gereken bir düşünce adamı”, kimileri de gereksiz kişi olarak görür. Bu bağlamda entelektüel boş konuşan bir şahsiyet olarak değerlendirildiği gibi, çağın sorgulayan zihni olarak da nitelendirilir.

        Entelektüel, tartışmalı bir kavramdır. Tartışmanın nedeni ise bu kavramı tanımlayanların duruş noktalarının ve bakış açılarının çeşitliliği yanında, entelektüelden beklentilerinin de farklı olmasıdır. Bundan dolayı entelektüel kavramının tek bir tanıma sığdırılamadığını görüyoruz. Batılı düşünürlerde ve araştırmacılarda, entelektüelin son iki yüzyılda kazandığı anlam üzerinde bir müştereklik olmadığı gibi, toplumda entelektüelin işlevinin ne olması gerektiği konusunda veya kimlerin entelektüel sayılabileceği noktasında ortak fikirleri yoktur. Bu konu ile ilgilenen kişiler kendi toplumsal yapılarından ve beklentilerinden hareketle bir tablo çizmişlerdir. Bu sebeple her kişinin yapmış olduğu tanım, büyük ölçüde onun öznel yargılarını yansıtmaktadır. Durum böyle olsa bile, yapılmış olan tanımlamalardan belirli ortak özellikler çıkarılabilir. Örneğin entelektüelin adil, özgür, eleştirel ve bilgi sahibi olması gibi.

        Entelektüel kavramının etimolojik kökenine kısaca göz atalım. Entelektüel kavramı, Batı Dünyası’nda 19. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Latince “Intellectus” kelimesinden türetilmiştir. “Intellectus”, Türkçe sözlükte akıl, idrak, zihin olarak karşılanır. Latince “Intellectus”, İngilizce “Intellectual”, Fransızca “Intellektuel” olarak kullanılan bu kelime, dilimize “Entelektüel” olarak geçmiştir. Sözlüklerde de “Entelektüel” için şu tanımlar yapılmaktadır: 1) Bilim, teknik ve kültürün çeşitli dallarında özel bir öğrenim görmüş (kimse) aydın, münevver. 2) Fikir sorunlarıyla ilgili: Entelektüel bir çalışma. 

        Kavramın etimolojisi kadar tarihsel hikâyesi de önemlidir. Hatta bu hikâye, kavramın anlaşılması bakımından, diğerinden daha fazla önem taşır. Bu kavramı en yoğun biçimde vurgulayanlardan biri olan Cemil Meriç de aynı kanaattedir. O, entelektüel üzerine ilgi çekici tespitler de yapar. Ona göre entelektüel, tanımlara hapsedilemez; bu kavramı dalgalanışları içinde kavramak, tarihe başvurmakla mümkün olur. Bu nedenle entelektüel kavramı ve olgusunun tarihsel hikâyesine göz atmak lazımdır. 

        Entelektüelin modern çağlarda apayrı bir kimlikte ortaya çıkışını bir süreç olarak düşünebiliriz. Bu sürecin başlangıcının Antik Yunan olduğu görülür. Ardından Ortaçağ, daha sonra ise entelektüelin daha net bir biçimde şekillenmesini sağlayan Aydınlanma Dönemi gelir. Her dönemin şüphesiz kendi içinde entelektüel kavramının gelişmesine yönelik birtakım katkıları olmuştur. Fakat entelektüelin hem somut olarak ortaya çıkışında hem de kavram olarak yaygınlaşmasında etkili olan en önemli olay Dreyfus Davası’dır.

        Dreyfus Davası, 1894 yılında Fransa’da yüzbaşı olan Alfred Dreyfus’un casuslukla suçlanarak yargılandığı davanın adıdır. Fransız ordusunda görev yapan Yahudi kökenli Alfred Dreyfus, ajanlık yaptığı ve Fransız ordusuna ait olan bilgileri Almanlara verdiği iddiasıyla suçlanıp tutuklanır; yargılanıp müebbet hapis cezasına çarptırılır ve cezasını çekmek üzere Şeytan Adası’na gönderilir. Bunun ardından Fransa’da büyük bir tartışma başlar. Bir tarafta Dreyfus’un suçsuz olduğuna inananlar, diğer tarafta ise Dreyfus üzerinden Yahudi düşmanlığını körükleyenler. Bu iki taraf arasındaki mücadeleye ordu, basın, hükümet ve aydınlar da dahil olur. Bu arada Dreyfus’un suçsuz olduğunu kanıtlayacak deliller de yok edilir. Ailesi Dreyfus’un suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışır. Eşi ve kardeşi seslerini duyurmak için çeşitli girişimlerde bulunurlar. Bu yolla olaydan haberdar olan Emile Zola, Alfred Dreyfus’un suçsuz olduğu kanaatine varır ve 13 Ocak 1898 yılında L’Auore Gazetesinde “Suçluyorum” başlığıyla Fransız Cumhurbaşkanı’na açık bir mektup yazar. Bu mektup büyük ses getirir. Zola, yazısında genelkurmay başkanını ve diğer yüksek rütbeli subayları görevlerini kötüye kullanmakla suçlar ve gerçeği savunma uğruna adeta meydan okur. Bu yazıdan birkaç gün sonra sanatçılar, akademisyenler, yazarlar Zola’nın mektubunu destekleyen bir bildiri yayınlarlar. Bu bildirinin ismi Entelektüeller Beyannamesi’dir. Artık toplum, bildiriyi destekleyenler ve desteklemeyenler olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bu beyannameden sonra Dreyfus karşıtları “entelektüel” kelimesini Zola ve onu destekleyenler için aşağılayıcı bir anlamda kullanırlar. En sonunda ordu ve yargı sisteminin yanlış karar aldığı anlaşılır ve Alfred Dreyfus serbest bırakılarak sökülen nişanları törenle yeniden takılır. Davanın, Dreyfus’un suçsuz bulunmasıyla sonlanmasının ardından entelektüel kavramı olumlu anlamda kullanılmaya başlanmıştır. Entelektüel artık toplumdaki düzensizlikleri, haksızlıkları eleştiren ve onlara karşı fikir geliştiren bir kişidir. İşte bu nedenle entelektüel kavramını ele alırken, entelektüelin başka özelliklerinin yanında, Dreyfus Davası’nın bazı karakteristik niteliklerini de göz önünde bulundurmak gerekir. 

        Dreyfus Davası’nda önemli olan noktalardan biri ülkedeki okur-yazar kesimin yargının kararına muhalefet etmesi ve aynı zamanda toplumun da desteğini almasıdır. Burada, entelektüelin, gerektiği yerde iktidarın yönetimine müdahale edebileceği görülmüştür. Bir başka nokta ise bu davayla birlikte Fransa’da entelektüel kavramının “sağ” ve “sol” olarak iki açıdan yorumlanmasıdır. Sağ yoruma göre entelektüel, belli bir eğitim görmüş, ait olduğu düzene sahip çıkan ve onu her şekilde korumaya çalışan kişi iken; sol yoruma göre entelektüel ise belli bir eğitim görmüş, gerektiğinde içinde bulunduğu düzene karşı çıkarak muhalefet edip onu eleştiren kişidir. Bir tarafa göre entelektüel iktidar yanlısı, diğer tarafa göre ise iktidar karşıtıdır.

        Daha sonraki süreçte entelektüel kavramının anlamı gittikçe genişlemiştir. Artık entelektüel, yol gösteren, aydınlatan, toplumun bilinçlenmesi için çabalayan kişidir. Onun üstlendiği yükümlülük politik, ekonomik, hukuki alanlardaki problemlere toplumun dikkatini çekmeye çalışmaktır. Ama entelektüel bu yükümlülüğün gereğini yaparken bir çıkar gözetmemelidir. Bu süreçte entelektüel, siyasal yahut diğer toplumsal otoritelerle karşı karşıya gelebilir ve onlara başkaldırmak zorunda kalabilir. Bu da onun bilfiil mağdur olmasına, cezalandırılmasına yol açabilir. Entelektüel, kendi özniteliği gereği bunu da göze almalıdır. Örneğin Emile Zola’nın, Dreyfus Davası’nda takındığı tavır nedeniyle birçok maddi kayıpları olmuştur. Fakat Zola için önemli olan şey kendi kaybı yahut kazanımı değildi. Onun açısından entelektüel her zaman doğru olanı söyleme kaygısı taşımalıydı. Bu nedenle o, kişisel çıkarı için değil, toplumsal alanda ilkelerin egemenliği için mücadele etmiştir. 

        Zola’nın tutumundan çıkardığımız bir ilke de şudur: Entelektüel siyasal, hukuksal, ekonomik olarak hiçbir gücün etkisi altında kalmamalıdır. Entelektüel, toplumun yönetilmesinde aksayan yönleri fark edip gerektiğinde siyasal yönetimle işbirliği yapacak, yanlış olduğuna inandığı durumlarda da siyasal yönetimin karşısında duracaktır. Tüm çabası hiç kimsenin kölesi olmamak ve her zaman için gerçekten yana tavır almaktır. 

        Dreyfus Davası ve sonraki süreçten çıkarılan bir diğer sonuç ve ilke de entelektüelin bir yanlış karşısında takındığı tavrın süreklilik göstermesi gereğidir. Entelektüel gördüğü yanlışı işaret ettikten sonra köşesine çekilmemeli, yanlış düzeltilinceye kadar mücadelesini sürdürmelidir. Nitekim Emile Zola’nın da yaptığı buydu. Zola davadaki kararın yanlış olduğunu söyleyip geri çekilmemiş, yanlışın düzeltilmesi yolundaki tutumunda ısrarcı olmuştur. 

        Yukarıda entelektüelin kişisel menfaat gözetmemesi gerektiği ifade edildi. O hâlde entelektüel niçin mücadele etmelidir? 

        Entelektüel, hayatı tüm yönleriyle değerlendirir ve birçok alanla ilgilenir. O, aynı zamanda bilgi sahibidir ve eleştirel bir tutum sergiler. Bu yüzden o, toplumsal hayatta bir liderlik vasfı taşır. Toplumu ilgilendiren konularda, toplumun düşünüp sorgulamasına yol açar. O, toplumun yararına olan bir düşünceyi savunma ve temsil etme görevine sahiptir. Örneğin Edvard Said “Entelektüel” adlı eserinde entelektüel için şunları söyler: “Entelektüelin toplum içindeki rolü, utandıran sorular sormayı, yerleşmiş fikirleri ve dogmaları sorgulamayı, hükümetler ve şirketlerin yönlendirmelerine kapalı olmayı ve unutturulan mevzular ile kişileri temsil etmeyi gerektirir.” 

        Entelektüel kavramı tartışıldıkça onun yeni anlamlar kazandığı görülür. Entelektüel, toplumu adaletsizliğe, eşitsizliğe veya bunlar gibi toplumda hasarlar bırakacak usulsüzlüklerin hepsine karşı harekete geçiren kişidir. Toplumda yönetimden kaynaklı problemleri fark edip düzeltilmesi için çalışır. Entelektüel, yönetimde alınan kararlarda sadece bugünü değil geleceği de kapsayan bir sorumluluk duygusuyla hareket eder. Çünkü yönetimin aldığı yanlış bir karar hem bu kararı alanların kendileri için hem de o ülkenin tarihinde kötü bir iz olarak kalır. Bunu Emile Zola’nın yazısında da görmekteyiz. Zola, “Suçluyorum” isimli yazısında (Can Yayınları, s.19) dönemin cumhurbaşkanına şöyle seslenir: “Sayın Başkan... Şu iğrenç Dreyfus olayı, başkanlığınız üzerinde korkunç bir çamur lekesi. Bir savaş kurulu emri üzerine, her türlü gerçeğe, her türlü adalete son bulan bir tokat atıldı. Bitti artık, Fransa’nın yanağında böyle bir leke var, tarih böyle bir cinayetin sizin başkanlık döneminizde işlenebildiğini yazacak.” 

        Bu yazıda gördüğümüz gibi entelektüel, yönetimin toplum için aldığı kararları, toplumun geleceğini de hesaba katarak yorumlamalıdır. Çünkü toplumsal hayat tarihsel mirasla devam etmektedir. Bugünü belirleyen dün alınmış kararlardır. Günümüzü, geçmişte atılan adımlar şekillendirir. Entelektüel kendini, bugünün kararlarının gelecekte yara açmaması için onların doğru, mükemmel ve adil olmasını sağlamakla yükümlü olarak görür.

        Buraya kadar yaptığımız kısa değerlendirmeyle, entelektüel kavramının daha geniş biçimde ele alınması gerektiği sonucuna varıyoruz. Başka bir incelemede, entelektüel üzerine yapılan tartışmaların da ele alınması ve farklı tanımların değerlendirilmesi gerekir. Diğer yandan, bu kavram bizim yakın tarihimizde de etkili olmuştur. Bu nedenle, entelektüel ve benzeri kavramlar üzerine, çağdaş Türk düşünce tarihinde ortaya konan fikirleri de ele almak lazımdır.