Bu Başarı Alkışlanmalıdır Göz Nuru “Geleneksel Çini Ustalığı”

Mart 2017 - Yıl 106 - Sayı 355




        Sabır, emek, ustalık ve her şeyden önemlisi göz nuru. Bunlara bir de usta ellerin yüreğini, duygularını birleştirin. İşte o zaman mana deryasına dönüşüverir seramik üzerindeki desenler ve renkler. Türklerde, tarihi geçmişi Karahanlı Türklerine kadar dayanan çini sanatı, Selçuklu ve Beyliklerin ardından Osmanlı döneminde de devam etmiş Anadolu’nun bağrında. 

        Bu sanat, kimi zaman bir kasede; gül, narçiçeği, bir fincanda; lale-böcek, bir sürahide; papatya, bulut, bir şişede; selvi ağacı, hayat ağacı. Kimi zaman bir saray, bir köşk, bir imaret, bir hamam ya da medrese duvarlarını süsleyen geometrik şekiller. Kimi zaman bir türbe duvarında; yatırına dua ya da cami minaresinde ezan okuyan imama can yoldaşı olmuş.

        Desenleriyle geçmişten günümüze halkın inancını, dünya görüşünü, yaşam tarzını, estetik anlayışını sanata dönüştürerek yansıtan, geleceğe taşıyan anlamlara bürünmüş. Buram buram Anadolu olmuş, Anadolu kokmuş bezediği her alanda... 

        Ünlenmiş ki ne ünlenmiş. Derler ki, İznik, çiniciliğin merkezi olunca; mavi beyaz üretilen çinilerin ünü, 15. yüzyılda dünyaya yayılmış. Bu ün günümüze kadar gelmiş. Usta ellerle kuşaktan kuşağa aktarılmış. Kütahya’da, Çanakkale’de can bulmuş. Bakınız, “Bir Çay Daha Lütfen” kitabıyla ve bir çay reklamıyla ülkemizde tanınan, Türkiye sevdalısı Amerikalı yazar Katharine Branning, bir röportajında1, boynunda çini desenli mavi eşarbın Türk el işi olduğunu belirterek, çini sanatına hayranlığını nasıl dile getiriyor:

        “Paris’te öğrenciyken Sivas’taki Gök Medrese’nin fotoğraflarını görünce âdeta vuruldum, hayatımda mimaride hiç bu kadar güçlü, dinamik bir yapı görmemiştim. Türkiye’de bir gün bir dükkana girdim ve Selçuklu dönemini yansıtan bu eşarbı görünce çok sevindim. Bu eşarpta çini desenli fayans motifleri var, çünkü Selçuklular binalarının hem içini hem dışını seramiklerle süslerlerdi. Sanırım bu eşarptaki motifler Sivas’taki ünlü Gök Medresesi’ndeki çinilerden esinlenmiş.”

        İşte bundan 500 yıl önce ünü bu denli dünyaya yayılan çini sanatımız, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesine seçilerek, hak etmiş olduğu uluslar arası tesciline 2016 yılı sonu itibariyle kavuşmuş oldu. UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Hükümetler arası 11. Komite Toplantısı, 28 Kasım- 2 Aralık 2016 tarihleri arasında Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da düzenlendi. Bu toplantıda: Türkiye’nin sunmuş olduğu, “Geleneksel Çini Ustalığı” dosyası söz konusu listeye dâhil edildi. Ayrıca Azerbaycan’ın moderatörlüğünde, Türkiye, Azerbaycan, İran, Kırgızistan ve Kazakistan tarafından sunulan “İnce Ekmek Yapma ve Paylaşma Kültürü: Lavaş, Jupka, Kartırma, Yufka” dosyası da kabul edilmiş ve böylece somut olmayan kültürel mirasımızdan “Lavaş-Yufka”, Türkiye adına da UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesine kaydettirilerek başka bir başarıya daha imza atılmış oldu. 

        Türkiye’nin, ülkelerin kültürel diplomasilerine ve kültür endüstrilerine güç sağlayan temsilî listeye kaydettirdiği bugüne kadar 12 kayıtlı unsur bulunuyordu. Bunlar sırasıyla; Meddahlık Geleneği (2008), Mevlevî Sema Törenleri (2008), Âşıklık Geleneği (2009), Karagöz (2009), Nevruz (Azerbaycan, Hindistan, İran, Kırgızistan, Özbekistan ve Pakistan ile ortak dosya-2009), Geleneksel Sohbet Toplantıları (Yaren, Barana, Sıra Geceleri ve diğer-2010), Alevî-Bektaşî Ritüeli Semah (2010), Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali (2010), Geleneksel Tören Keşkeği (2011), Mesir Macunu Festivali (2012), Türk Kahvesi ve Geleneği (2013) ile Ebru: Türk Kağıt Süsleme Sanatı (2014)

        Halkın gelenekleri ve devletin kültür politikaları vasıtasıyla korunan unsurlarımızın, kayıt ettirildikleri temsili liste ile UNESCO tarafından da tescil edilmesi, uluslar arası farkındalık ve görünürlüğün arttırılması noktasında önemli bir başarı olarak kabul ediliyor. Ülkemizin de 2006 yılında taraf olduğu UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesinde açıklandığı üzere temsilî listeye kaydedilen bu unsurlar açısından; kültürel mirası korumak, yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde duyarlılığı artırmak, koruma bilincini geliştirmek, uluslararası işbirliği ve yardımlaşmayı sağlamak ve en önemlisi de gelecek nesillere aktarmak konusunda bilinç oluşturmak açısından son derece önem arz ediyor. 

        Elbette her başarının arkasında bir emek, bir alın teri olduğu gibi, bu güzide geleneksel el sanatımızın, UNESCO nezdinde tescilinin sağlanması aşamasında; dosya hazırlanması ve sunumunda Kültür ve Turizm Bakanlığının, üstün gayreti ve çalışmalarının olduğunu da görmek gerekiyor. Diğer taraftan Dışişleri Bakanlığı ve UNESCO Türkiye Milli Komisyonunun uluslararası diplomatik işbirliğini de ilave edersek bize de bu başarıyı kutlamak ve alkışlamak kalıyor.