Kazak Yazar Nagaşıbek Kapalbekulı’nın Kuş Kanadı Hikâye Seçkisi Üzerine Bir Değerlendirme

Ocak 2017 - Yıl 106 - Sayı 353




        Nagaşıbek Kapalbekulı, 1950 yılında 16 Mart’ta Almatı eyaletinin Jambıl ilçesinde Kızılasker avulunda dünyaya gelmiştir. 1971 yılından itibaren Jambıl ilçesindeki Ekpindi Enbek (şimdiki Atameken) gazetesinde redaktör, yazı işleri sorumlusu, editör yardımcısı ve editör olarak çalışmıştır. 

        Nagaşıbek Kapalbekulı, çeşitli idarî görevlerde bulunmuş ve Kazakistan Yazarlar Birliği’nin Almatı eyalet bölümünün başkanlığı görevlerini de yürütmüştür. Yazar, Kazakistan Kitap müzesinin müdürlüğü görevini hâlen sürdürmektedir. 

        Edebî çalışmaları çocukluk yıllarında yazdığı şiirlerle başlayan Kapalbekulı’nın çok sayıda eseri vardır. 1980 yılında “Jalın” Yayınevi’nden ilk hikâye antolojisi Enlikgül yayımlanmıştır. Jambıl Dünyası, Ata Talimi, Ospanhan’dan Kalan Söz gibi kitapları da derlemiştir. Yazar, birkaç film senaryosu ve piyes de yazmıştır.  

        Nagaşıbek Kapalbekulı, günümüz Kazak edebiyatının önemli bir yazarıdır. Yazarın Kuş Kanadı isimli hikâye seçkisi geçtiğimiz günlerde Elmira Kaljanova tarafından aktarılarak Türkiye Türkçesine kazandırılmıştır. 

        Hikâye seçkisi içerisinde Nagaşıbek Kapalbekulı’nın 20 hikâyesi yer almaktadır. Bu hikâyelerin bir kısmı uzun hikâye diyebileceğimiz hikâyelerdir. 

        Kapalbekulı’nın hikâyeleri, genellikle fakir insanların, emekleri ile kıt kanaat geçimlerini sağlayan kişilerin ve yatılı okullarda okuyan çocukların, gençlerin hatıralarından oluşan hikâyeler. Hikâyelerin çoğunda okul çağındaki gençler yer alıyor ve onların başlarından geçenler işleniyor. 

        Genelde her hikâyede bilinç akışı tekniği uygulanmış. Hikâye kahramanları bulundukları andan ya çocukluk ya da ilk gençlik yıllarına gidiyor ve daha sonra kendi zamanlarına yeniden dönüyorlar.   

        Pek çok hikâyede kahramanlar tıpkı Kapalbekulı’nın kendisi gibi Kızılasker’de doğup büyüyor. Bu bakımdan hikâyeler yazarın kendi çocukluğundan da izler taşıyor. 

        Hikâyelerde genellikle destan, efsane ve kahramanlık hikâyeleri anlatan bir kahraman yer alıyor. Yazar neredeyse hemen her hikâyesine kültür taşıyıcısı olan böyle bir sözlü kültür aktarıcısı figürü ekliyor. Korku adlı hikâyedeki destan, efsane, kahramanlık hikâyeleri anlatan ihtiyar Almabek bunu örneklendiren bir kahraman.

        Bir Deri Bir Kemik adlı hikâye, günümüzün de önemli sorunlarından biri olan esrar alışkanlığı üzerine kaleme alınmış. Hikâyede esrar alışkanlığının insanları birer canlı cenaze hâline getirişi ortaya konuyor. Çağın hastalığı olan esrar tüketimine dikkat çekiliyor. Moskovalı Valdemar’ın esrar içmeye alıştırdığı Kazak baş kahraman, Tatar delikanlı Raşid’in manevî desteği ile bilinçleniyor ve bu alışkanlıktan kurtulmayı başarıyor. Hikâyede içki, sigara ve esrar “milleti içten çürüten kurtlar” olarak ele alınıyor. Yazar, içki, sigara ve esrardan genç Kazak nesillerini korumak gerekliliğini dillendiriyor ve okuyucuya bunu öğütlüyor. 

        Beyaz Perde hikâyesi aşk konulu bir hikâye. Bu dünyada birbirlerine kavuşamayan Amir ile Aydolu’nun aşk hikâyesi. Bu hikâyede hikâye içinde hikâye tekniği ile Seriktaş adlı mekân üzerinden Aymankül ile Serik’in halk arasında yaşayan başka bir vuslatı olmayan aşk hikâyesi de okuyucuya anlatılıyor. 

        Tusan’ın Daması seçki içinde yer alan ilgi çekici hikâyelerden biri. Yazar, halk edebiyatına ait unsurları da sıklıkla hikâyeler içinde kullanıyor. Tusan’ın babası Rüstem destanını her akşam okuyor, küçük Tusan ise babası okurken destanı ezberliyor. Hikâyede aslında sıradan bir çobanın oğlu Tusan’ın ne kadar zeki bir çocuk oluşu anlatılıyor. Hayatta her şeyin biraz da kaderle ve kaderin insanlara bahşettikleriyle ilgili olduğunu bu hikâyede görüyoruz. Hayat ne yazık ki herkese eşit imkânlar sunmuyor ve ne yazık ki cüz’î irade sahibi insanın bu gerçeği kabul etmekten başka çaresi de yok. 

         Kambur İhtiyar Kadın adlı kartal saldırısı sonucu kambur kalan Kırmızı’nın hikâyesinde iç güzellik ve dış güzellik üzerinde durulmuş. Herkesin genel olarak dış güzelliğe önem vermesine karşın, ancak gerçek âşıkların iç güzelliği fark edebilecekleri ortaya konuluyor. Hikâyede bu iç güzelliğe değer veren fakir ama yüce ruhlu Jakan yüceltiliyor.

        Kuş Kanadı adlı hikâyede annesi ve babası Balkaş gölü kıyılarında çobanlık yapan Naşirbek adlı küçük çocuğun yurttaki yalnızlığı etrafında, anne babalarından uzaktaki öğrencilerin dramatik hayatları resmediliyor. “Keşke hasta olacaksam anne babamın yanında hasta olsam. Azıcık soğuk alıp hapşırsam dahi telaşa ve zahmetlere kapılırlardı.” sözleri, anne babasından uzakta, yurt köşelerinde yalnızlık çeken Naşirbek’in trajedisini ortaya koyuyor. Hikâyede anne ve babalarından uzakta yurtta yaşayan Naşirbek ile Moldahan’ın birbirlerine destek olarak ayakta durmaya çalışmaları, kuşun ayrılmayan çift kanadı gibi bir dostluk kurarak içinde bulundukları hayat şartlarına direnmeleri hikâyede konu ediliyor. 

        Bir Dilim Ekmek adlı hikâye, Bir Avuç Buğday, Yarım Torba Un ve İki Kömbe başlıklarından oluşan üç bölümlü uzun bir hikâye. Hikâyede unun, ekmeğin, kıymetli, kutsal bir nimet oluşuna vurgu yapılıyor. Bir Avuç Buğday adlı öyküde Sovyet devrinde Kazakistan’da yaşanan açlık yılları işleniyor. Yazar, açlık yıllarını dramatik bir şekilde dile getirmiş. Açlık döneminde bir avuç küflenmiş buğday ile yoldan toplanan saban otunun ne değerli yiyecekler hâline geldiğini görmek mümkün. Kolektifleştirme döneminin sıkıntıları öyküye yansımış. 

        Aspankara’nın Altını adlı hikâyede Sadabay’ın önce alkolik olarak dibe vurması, sonra geçirdiği ağır hastalığın ardından alkolü bırakarak hayatının yeniden düzene girmesi üzerinden alkolün insan hayatına olumsuz etkisi ortaya konuyor. 

        Yurt Lapası, II. Dünya Savaşı’nın ardından aileleri yitip giden ve yurtlarda kalmaya başlayan, yalnızlık çeken, kimsesiz çocukların hikâyesi. 

        Atabay, Kayak ve Biz başlıklı hikâye, çocuklukta baştan geçen yaramazlıkların, heveslerin dile getirildiği hoş bir hikâye. Hikâye, “çocuk aklı” dedirterek okuyucuyu gülümsetiyor.

        Bolluk ve Kıtlık, seçki içinde “etnografik hikâye” olarak yer almış. Temirbek ve Atageldi adlı altmış yaşlarındaki iki ihtiyarın sohbeti içinde, Kazak geleneksel hayatı olumlanıyor. Kazak geleneksel hayatı içindeki baybişelik1, tokallık2, amangerlik3 gibi Kazak toplumsal hayatını düzene koyan gelenekler ele alınıyor. Tarih boyunca savaşlar, açlık ve kıtlıklar yüzünden nüfusu azalan, nüfus dengesi bozulup kadın nüfusu artan ve hâlen de Kazakistan’da devam eden sorunların en büyüğü olan nüfus sorununa dikkat çekiliyor. Çok çocuk sahibi olmak özendiriliyor. Para kazanma derdi ve yoğun iş hayatı nedeniyle anneliği öteleyen modern çağın kadınları tenkit ediliyor. “Çocuklu ev pazar, çocuksuz ev mezar.” ilkesine vurgu yapılarak okuyucuya çok çocuk sahibi olmak öğütleniyor.   

        Suvıktöbe’nin Uları adlı hikâyede Sovyet devrinin ilk yıllarında varlıklı ve zengin oldukları için cezalara çarptırılan kişilerin ortada kalan ve Sovyet yurtlarına yerleştirilen çocukları söz konusu ediliyor. Bu çocukların öz aileleri yok farz ediliyor, onların Sovyet çocukları olarak aileleri ile aile bağları koparılıyor. Onlar, hikâyede soyu sopu unutturulmaya çalışılan bir nesil olarak anlatılıyor. Varlıklı Yegizbay’ın oğlu Kapaş’ın yurda yerleştirilip anne ve baba adının silinerek Kostya İksbayev oluşu üzerinden, o dönemin yaşanan hayat gerçeklikleri ortaya konuyor. 

        Kazak tarih ve folklorundan sıklıkla istifade eden bir yazar olan Nağaşıbek Kapalbekulı, Kuş Kanadı adlı hikâye seçkisinde millî değerleri yansıtan bir yazar olarak dikkati çekmektedir. Kapalbekulı, hem Sovyet devrinde hem de bağımsızlık sonrasında Kazak halkı arasında yaşanan değişimleri, yaşanan olayları hikâyelerinde resmetmiştir. O, hikâyelerinde sıradan insanların, sade hayatlarını işlemiş, halkın arasında her gün rastlanabilecek bu insanların saf duygularına tercüman olmuştur.  

        Değerli Kazak yazarı Nağaşıbek Kapalbekulı’nı Kuş Kanadı hikâye kitabının Türkiye’de yayımlanmasından dolayı içtenlikle kutluyorum. Kuş Kanadı hikâye seçkisini yayımlayarak Türk-Kazak edebî ilişkilerinin gelişmesine büyük katkı sağlayan Kazakistan Ankara Büyükelçiliği ve Avrasya Yazarlar Birliği Bengü Yayınlarına teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca başarılı bir aktarma ile eseri Türkiye Türkçesine kazandırdığı için Elmira Kaljanova’yı da kutluyorum. Türk okuyucunun bu eser vasıtasıyla kardeş Kazak halkını tanımasına vesile olup bir kapı araladığı için Elmira Kaljanova’ya teşekkürlerimi sunuyorum.