Millî Kütüphane Üzerine

Eylül 2016 - Yıl 105 - Sayı 349



        MİLLÎ KÜTÜPHANE ÜZERİNE

        Kütüphane, bilindiği gibi, “kitaplar evi” demektir. Orası için sağlanan kitaplar gerekli işlemleri yapılıp kütüphane içindeki yerleri belirlendikten sonra raflara konularak okumak veya incelemek isteyenlerin ilgisine sunulur. Kütüphane kavramı, günümüzün teknolojik gelişmelerinin sonucu olarak, çok gelişip genişlemiştir. Bunun sonucu olarak, onlar yalnız kitapların değil bilgi, düşünce, duygu ve sanat verimlerini kaydeden bütün gereçlerin “evi” olma konumuna girmişlerdir. Başka bir deyişle, kütüphane terimi çok değişik anlamlar kazanmış, çok değişik türdeki gereçlere kaydedilen bilgi, düşünce, duygu ve sanat verimleri onun toplum hizmetine sunduğu öğeler olmuşlardır.

        Öte yandan kütüphaneler, hizmet sundukları farklı insan topluluklarının ihtiyaçlarına daha iyi karşılık vermek ereği ile uzmanlaşmışlar; halk, okul, üniversite, çocuk kütüphaneleri ve özel kütüphaneler gibi türlere ayrılmışlardır. Bunlar hizmet ettikleri toplum kesiminin ihtiyaç duyacağı her türden yazılı, basılı, teknolojik yolla üretilmiş kaynakları sağlar ve sonra hizmete sunarlar.

        Bunlar dışında kalan ve her ülkenin kurmak gerekliliğini duyduğu kütüphane türlerinden biri de “millî kütüphaneler”dir. Bağımsızlığını kazanan her ülke, bu türde bir kütüphaneyi kurma ihtiyacını er veya geç duymakta, bir milletlerarası kurum da bütün ülkeleri bu tür bir kütüphaneye sahip olmaya özendirmektedir. Anılan milletlerarası kuruluş, UNESCO kısa adıyla tanınan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumudur. Bu kurum, konuya verdiği önemi “Millî Kütüphaneler” adlı bir eserle ortaya koymuştur[1]. O eserde millî kütüphanenin tanımı yapılmakta, kurulması ve yönetilmesi için yol gösterilmekte ve yapacağı hizmetler açık bir biçimde sıralanmaktadır.

        UNECO’ya göre millî kütüphaneler, ülkelerinin “halka açık” bir kuruluşu olmaları yanında, ülkenin millî araştırma merkezleridir. Ülkelerinde ortaya konulan ve kayıt edilen/çıkarılan her türlü bilim, düşünce, duygu ve sanat eserlerini sağlayıp işlemlerini tamamlayarak toplumun ve özellikle araştırmacıların hizmetine sunma görevindedirler. Sağladığı dermelerden (koleksiyonlardan) genç-yaşlı, çocuk-ergin, yerli-yabancı herkes, bir sınırlama olmadan yararlanabilir. Ayrıca bu kütüphaneler bütün toplum kesimlerinin katılıp yararlanabilecekleri konferanslar, konserler, sergiler düzenlerler. Onların bu tür etkinliklerinden de ayırım söz konusu olmadan herkes yararlanır.

        Millî Kütüphaneler hizmete sundukları bilgi kayıt ortamlarını değişik yollarla sağlarlar. Onlar, ya satın alma ya bağış kabulü ya değiştirme ya da bunu sağlayacak yasalar ile edinilir. Türkiye’de, her türlü basılı kaynakların bir adedinin Millî Kütüphane’ye bedelsiz verilmesi, 1934 yılında çıkarılan Basma Yazıları ve Resimler Derleme Kanunu ile gerçekleşmişti. Millî Kütüphane o tarihte kurulmuş olmamasına rağmen, bu; yasaya konulan iki madde ile sağlanmıştı. Yasaya göre yayınevleri veya basımevleri yayımladıkları her basma yazı ve resmin beş nüshasını Millî Eğittim Bakanlığı’na bedelsiz olarak verecek, Bakanlık da onları, yine aynı yasada belirtilen –Ankara, İstanbul ve İzmir’deki dört kütüphaneye gönderecek, birini de kurulacak olan Millî Kütüphane’ye verilmek üzere birimlerinden birinde toplayacaktı.[2] O birim söz konusu eserleri derlemekle görevli olan Basma Yazı ve Resimler Derleme Müdürlüğü idi. O kuruluş, kanunun çıktığı 1934 yılından Millî Kütüphane’nin hizmete açıldığı 1948 yılına kadar o eserleri korumuş ve o yıl onları topluca yasanın belirlediği kuruma, yani Millî Kütüphane’ye teslim etmiştir. O yıldan sonra da derleme nüshaları Kütüphaneye doğrudan gönderilmeye başlamıştır. Millî Kütüphane, “basma yazı ve resimler” dışında kalan teknoloji verimi bant, video, film gibi dermelerini satın alma, bağış alma gibi yollardan sağlamağa çalışır. Çünkü onların bedelsiz derlenmesini sağlayan yasal bir düzenleme yoktur. Sağlanması gerekli yabancı eserler de ya satın alma ya da değiştirme yoluyla sağlanır.

        Türk “Millî Kütüphane”si Adnan Cahit Ötüken’in himmeti ve çabası ile kurulmuştur. Bir Türk milliyetçisi olan Adnan Ötüken, Yüksek öğrenimini bitirdikten sonra kütüphanecilik alanında bilgi ve görgüsünü geliştirmek üzere Almanya’ya gönderilmiş, orada geçirdiği dört yıl içinde hem kütüphanecilik bilgisini geliştirmiş hem de Türkiye’nin kütüphaneler alanında bir eksiği bulunup bulunmadığını belirlemeye çalışmıştır. Bu incelemeler sonunda Türkiye’nin kütüphaneler alanındaki en büyük ihtiyacının bir “millî kütüphane” olduğu kanaatine vararak çalışmalarını bu tür bir kurumun oluşturulabilmesi için neler yapılması gerektiği üzerinde yoğunlaştırmış ve ülkesinde ne yapacağını belirlemiş olarak dönmüştür.

        1935 yılında Almanya’ya gidip 1939 yılında yurda dönmüş olan Ötüken, atandığı üniversite asistanlığını kabul etmeyerek, kütüphaneyi kurma ülküsünün ilk adımı olarak Millî Eğitim Bakanlığı Neşriyat Müdürlüğü’ne atanmasını sağlayıp Ankara’ya gelmişti. .Çünkü o, Millî Kütüphane’nin ülkenin başkentinde olması gerektiğini biliyor, buna yürekten inanıyordu. Resmî görevinde onu çok yoğun hizmetler beklemesine rağmen, Adnan Ötüken, ereğine ulaşabilmek için bütün o zorlukları aşmaya razı olmuştu. Üstelik bu durum dostlar ve düşüncesine yardımcı olabilecek insanlar tanımasına yardımcı oluyordu. O, bir yandan resmi görevlerini aksatman yapmaya çalışırken bir yandan kuracağı kütüphanenin ön hazırlıklarını tamamlamaya çalıştı

        Ötüken’in, kurmayı tasarladığı Millî Kütüphane’nin insan gücü ihtiyacını karşılamak için elemanlar yetiştirmek için kurs açmaya girişmesi, bu yolda attığı ikinci adım oldu. O, Ankara’daki Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde bir kurs açılması yolundaki düşüncesini MEB yetkililerine kabul ettirmiş ve kursun 1942 yılında açılmasını sağlamıştı. DTCF Kütüphanecilik Bölümü’nün de açılmasına öncülük eden o kursları 1954 yılına kadar sürdürdü. Kursun derslerini de kendisi veriyordu.

        Sonunda istediği an geldi. 15 Nisan 1946’da müdürlüğündeki memurları düzenlediği bir toplantıya davet ederek, kurulacak “milli kütüphane”nin ilk iki kitabını hazırlattığı odadaki dolaba yerleştirdi ve Millî Kütüphane’nin kuruluş çalışmalarının başladığını ilân etti. O odaya da “Millî Kütüphane Hazırlık Bürosu” adını verdi. Bu büro sayesinde kitap bağışları sağlama imkânı doğdu. Kısa zamanda çok sayıda kitap elde edildi. Büro bağımsız bir yapıya taşındı. Daha sonra Millî Kütüphane’nin ilk yapısına taşınıldı. Ve Kütüphane, 16 Ağustos 1946 günü okuyucularına/kullanıcılarına kapılarını açtı.

        Millî Kütüphane’nin ilk hizmet yeri Kızılay’da Kumrular Caddesi üzerindeydi. Fakat dermelerinin sayısı hızla artığı için o binaya sonradan beşer katlı iki ek yapılmıştı. Zamanla o da yetmez oldu. Bunun üzerine rahmetli Ötüken’in “hayr-ül halefi olan Dr. Müjgân Cunbur’un çabaları ile şimdiki yerinin arsası sağlandı, binası inşa edildi. 5 Ağustos 1983 gününden başlayarak orada hizmete açıldı. Bu bina yeni eklemelere imkân veren bir arsa genişliğine de sahiptir.

        -o-

        Millî kütüphaneler herkesin yararlanmasına açık kurumlar olmakla birlikte, kendilerine özgü görev ve özellikleri vardır. Bu görevlerinin başında hizmetinde olduğu ülkenin bilgi, düşünce, duygu ve sanat verimlerini bir araya getirerek onları araştırmacıların ve meraklıların ilgisine sunmaktır. Ayrıca, dünyanın başka ülkelerinde üretilmiş olan ve ülkesi ile ilgili bulunan bu tür verimleri de dermesine katması gerek. Ülkesinde yayımlanan veya çıkarılan verimlerin bibliyografik kayıtlarını hazırlayıp yayımlamak, yayınlar ile başka türdeki bilgi, düşünce ve sanat verimlerinin milletlerarası değişiminde aracı millî merkez olarak hizmet etmek gibi millî ve milletlerarası görevleri vardır. Özellikle milletlerarası kurumlara karşı bilim ve kültür bakımından muhatap olma durumundadırlar

        -o-

        Bütün bu bilgileri tekrarladıktan sonra, asıl söylemek istediklerimi dile getirmek istiyorum:

        Son zamanlarda dillerde dolaşan ve gazetelere de düşen kimi haber ve yazılara göre, Millî Kütüphane kapatılarak içindeki bütün eserlerin Cumhurbaşkanlığı olarak kullanılan saraya (veya külliye) taşınması söz konusu imiş. Kütüphanenin yapısı da muhtemelen bir alışveriş merkezi olacakmış. Asla inanmak istemediğimiz o söylentiler üzerine bu satırları yazmak ve varsa bu düşünceyi taşıyanları uyarmak gereğini duydum. Kütüphanenin kurucusu Millî Kütüphane’yi şöyle tanımlıyor:

            “Millî kütüphaneleri hür milletlerin istiklâl hüccetleri olarak kabul edebiliriz. Nesiller fikir ve kültür miraslarını birbirlerine millî kütüphaneleri ile devrederler. Bizim neslimizin gerçekleştireceği Millî Kütüphane gelecek nesillere bırakacağımız en kıymetli eserlerden biri olacaktır.”[3]

        Millî Kütüphane gibi bir istiklâl hüccetini, halkın yararlanmasından kaçırıp bir saraya (veya Külliye) hapsetmeye razı olabilecekler için söyleyecek söz bulamıyorum. Çünkü Millî Kütüphane bir bürokrasi kurumunun sınırlı topluluğuna değil, ülkenin bütün halkına hizmet etmesi ereğiyle kurulmuştur. O dermeyi yalnızca Cumhurbaşkanlığı’nın personeline ve ara sıra gelecek konuklara tahsis etmek, onları “hapsetmek” anlamı taşır. Öte yandan, millî bir kütüphane üstlendiği görevleri yerine getirmekten yoksun duruma düşmüş olur. Bu da Türkiye’nin dünya bilim ve kültür çevrelerinden silinmesine yol açar.

        İsteyen bu gaspından maddi ve manevi sorumluluğuna katlanır!..

         


        [1] Unesco Merkezinin çıkardığı bu eser, Türkçeye çevrilerek ülkemizde de yayımlanmıştır: Millî Kütüphaneler: Görevleri ve Sorunları / Çev. Behire Balkan Ankara: Unesco Türkiye Millî Komisyonu, 1963.

        [2] Sonradan kanuna yapılan bir ekleme ile bu sayı altıya çıkarıldı. Böylece alınan altıncı nüsha da TBMM Kütüphanesi’ne verilmeye başlandı.

        [3] Türk Millî Kütüphane’sinin ve Çağdaş Kütüphaneciliğin Kurucusu Adnan Cahit Ötüken /Necmeddin Sefercioğlu. Ankara: Ankara Üniversitesi, 2015. 13.

        Birkaç kaynak:

        Geçmişten Geleceğe Köprü: Millî Kütüphane. Ankara: Millî Kütüphane Başkanlığı, 2011

        Millî Kütüphane Nasıl Kuruldu? / Adnan Ötüken. Türk Kütüphaneciler Derneği Bülteni, IV, 1 (1955), 1-40.

        Millî Kütüphaneler / Çev. Behire Balkan. Ankara: Unesco Türkiye Millî Komisyonu, 1963.

        Türk Millî Kütüphane’sinin ve Çağdaş Kütüphaneciliğin Kurucusu: Adnan Cahit Ötüken / Necmeddin Sefercioğlu. Ankara: Ankara Üniversitesi, 2015. 116 s.