Senaryoya Dair 6 Yaz Yaz Nereye Kadar?

Temmuz 2016 - Yıl 105 - Sayı 347



        SENARYOYA DAİR 6 YAZ YAZ NEREYE KADAR?

        Yazan herkesin belki de ilk bilmesi gereken yazdığı şeye ne olacağına genelde kendisinden çok başkalarının karar vereceğidir. Yazılan şey bir senaryo ise de bu kesinlikle böyle olacaktır ve eser yazılıp gideceği yere ulaştığı andan itibaren yazarı dâhil hiç kimsenin bilmediği bir yolculuğa çıktı demektir. Sizin elinizdeyken yaşadığı yorucu yolculuk ise esasen sizden başka kimsenin umurunda değildir.

        İlk çalışmada başarı yakalanması çok nadir görülen bir durumdur ve hiçbir zaman ölçü olmamalıdır. Eğer işiniz yazmaksa ve de özellikle senaryo yazmaksa çok meşakkatli bir alandasınız ve çok zor bir pazarın içinde her ne kadar elinizden tutacak birileri var gibi görünse de yapayalnızsınız demektir.

        Öncelikle çok okumaktan başlayarak adım adım gitmek gerekir. Ardından senaryo ile ilgili yazılanları okumak, sonra da bolca senaryo okumak.

        İnsanın aklına senaryo yazmak nereden ve neden gelir ki? Belli ki bu biraz bulunulan ortamla ve ilgiyle alakalıdır. Ya yazma yeteneği bilinen biri olduğunuz için sizin bunu yapabileceğinize dair sağdan soldan teşvikler (gazlar da denilebilir) gelmiş olabilir. Ama bir insanın durup dururken dünyanın en çok karışanlı denkleminin içine girmesi olacak şey değildir.

        Özetlemek gerekirse ilk adım, her aşaması ve şekliyle okumak. İkincisi bolca izlemek. Yazılanın ekrana yansımış hâli, çalışmanın vücut bulmuş hâli anlamına gelir. İzlemek derken kuru kuruya izlemekten söz etmiyoruz tabii ki. Mısır kokusu ve çıtırtıları, kola geğirtileri arasında film seyretmek de değil. Elinde kâğıt kalemle sahne sahne film seyretmekten, yani film okumaktan söz ediyoruz. Sahi hiç denediniz mi bir filmin bir sahnesinin ayrıntılı senaryosunu çıkarmayı? Zor ama öğretici, eğitici ve kesinlikle de çok faydalı bir alıştırmadır. Yani olayı tersten görmek. Senaryodan filme değil, filmden senaryoya gitmek.

        Eğer bunlar geçiyorsa aklınızdan ve az ya da çok buna benzer şeyler yapıyorsanız inanın doğru yoldasınız demektir. Hele bir de makro ve mikro* sahne ayrımı yapabiliyorsanız demeyin keyfine gitsin

        Üçüncüsü sınırsız bir araştırmacı kafasına sahip olmak ve de tabii bundan zevk alıyor olmak. Bu konu nedense pek önemsenmez birileri tarafından. Bilgi olmadan belge olmayacağını hatırlatmak gerekir kendilerine. En basit sahnede, en basit filmin en basit sahnesinde bile ne kadar çok bilgiye ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır. Kahramanların statüsü, yaş grupları, bulunulan yer, ortam, yaşanan süreç, zaman ve daha pek çok unsurun ne kadar çok bilgi gerektirdiği iyi bilinmelidir.

        Mesela gençler hakkında bir şeyler yazıyorsanız, neler bilmeniz gerektiğini araştırmadan öğrenmeniz mümkün değildir. Bütün gençlerin genel ortak bir dil yanında her okulun, her arkadaş grubunun bile kendine göre bir dili ve davranış biçimi olduğu unutulmamalıdır.

        Kahramanlarınız sizin gibi değil kendileri gibi olmalı yaşamalı ve konuşmalıdır. Bunun da tek yolu insanları izlemek, araştırmakla olur. Eğer siz genç bir senaristseniz kendi yaş grubunuzun yaklaşımından yola çıkarak TV seyretmeyen orta yaşlı ya da yaşlı bir insanı kaleme alamazsınız. Müge Anlı’yı, Esra Erol ve Zuhal Topal’ı birebir takip edeceksiniz ki, trendleri yakalayabilesiniz. Kim kimden elektrik alıyor, kim kime gaz veriyor ancak bu yolla öğrenebilirsiniz.

        Sonuç olarak işin özü her türlü okuma, her türlü izleme ve sonsuz araştırma. Bu üçü yoksa senaryo da yok.

        Bazen bu yazılanlarla iş fazla mı yokuşa sürülüyor diye düşünülebilir belki. Doğru. Yokuş yukarı giderken düşünmeye zaman vardır, duraksamak gerekir sıkça. Ama ya yokuş aşağı… Gitmek kolay, durmak zordur. Eh durmadığın veya duramadığın zaman gitmek de anlamını kaybeder hâliyle.. Sağlıklı bir gidiş değildir çünkü bu…

        *Makro sahne: Filmin geneline hizmet eden sahne, Mikro sahne: Kendi içinde bir bütünlüğü olan, özellikle o ana ve filmin geneline hizmet eden sahne.

        Gelecek Bölüm: Son Tahlilde Senaryo