Politik Sinemaya Dair-III 101. Yılında Türk Sineması ve İlk Yıllarda Politik Etkiler

Aralık 2015 - Yıl 104 - Sayı 340



        2015 yılı sinemamızın 101. yılı. Bilindiği üzere Fuat Uzkınay'ın"Ayastefanos'taki Rus Abidesi'nin Yıkılışı" adlı filmi ilk filmimiz olarak kabul ediliyor. Filmin 1914 yılı 14 Kasım tarihinde çekildiği düşünüldüğünden bu yıl 101. yılı kutluyoruz. Her ne kadar filmden günümüze herhangi bir emare ulaşmamış olsa da bu tarih genel kabul görüyor.

         

        Sinemamızın 100. yılı dolayısıyla geçen yıl pek çok etkinlik yapıldı. Bu etkinliklerin çoğu panel ve toplantılar şeklindeydi. 100. yıl dolayısıyla yapılan çalışmalardan biri de FU Fuat Uzkınayadlı belgeseldi. Bu belgeselde ulaşılabilen kaynaklar ve bilgiler çerçevesinde ilk film ve Fuat Uzkınay'a dair belge ve bilgiler paylaşıldı.[1]

         

        Ayastefanos'taki Rus Abidesi'nin Yıkılışı adlı çalışmanın akıbeti tam olarak bilinmiyor. Genel düşünce filmin birkaç yıl içerisinde defalarca yer değiştiren ordunun ilgili birimlerinin taşınmaları esnasında kaybolduğu ya da deforme olduğu yönünde.

         

        1914 öncesi İstanbul'da çekilmiş birkaç film olsa da bunlar, Türkler tarafından çekilmediği için ilk film olarak kabul edilmiyor. Yalnız, 1911 yılında Sultan Mehmet Reşat'ın bugünkü Makedonya'da Manastır şehrini ziyareti sırasında ManakiKardeşler'in çektiği filmi, ilk film olarak kabul etme yönünde de görüşler var.[2] Bu düşünce belki Osmanlı coğrafyasında gerçekleştiği için Osmanlı Sineması’nın ilk örneği olarak kabul edilebilir. Bu film günümüze ulaşmış olmasıyla da önemlidir.

         

        Film, Makedonya Sineması'nın ilk örneklerinden sayılıyor (Manaki Kardeşlerin 1911 yılı öncesinde de çektiği filmler var.) ve Makedonya'nın en büyük film festivalinin de adı Manaki Kardeşlerin adını taşıyor.[3] Yani biz bu filmi ilk Türk ya da ilk Osmanlı filmi kabul etsek bile film çoktan sahiplenilmiş durumda ve de dolayısıyla ne Türklerden ne de Osmanlı’dan söz edilmektedir.Ek olarak Manaki Kardeşlerin hem Yunanistan'a hem de Romanya'ya uzanan akrabalık bağlarından dolayı adı geçen ülkeler de hak sahibi ülkeler arasına kendi adlarını eklemeye çalışıyor. Yani, bizim kendi kendimize burada o dönemde Manaki Kardeşlerin Osmanlı vatandaşı ve dahi bölgenin Osmanlı coğrafyasında olduğu düşüncesiyle ürettiğimiz bu teori, Edirne'yi geçtikten sonra bir anlam ifade etmiyor.

         

        Bu konuyu anlatan Theo Angelopulos imzalı bir de film yapılmıştır.[4]Film, beklenmedik etkileri olmuş, Yunanistan'ın Makedonya ile ilgili geleneksel tartışmalarını alevlendirmiştir.

         

        Görüldüğü üzere sinemamız ve tarihi, sürekli olarak politik olay ve gelişmeler bağlı bir seyir sürdürmekte ve politika, sinemamızı başlangıçtan itibaren birebir etkilemekte. Enver Paşa'nın Avusturya ziyaretinin ardından ilk sinema teşkilatımızın kurulması, daha sonrasında işgal yıllarında yaşananlar çerçevesinde işgal güçleri ekipman ve belgelere el koymasın diye Malul Gaziler Cemiyeti'ne devredilmesi gibi olaylar, hep politik olayların tesirinin göstergeleridir.

         

         

        İlk filmlerimizden olan "Mürebbiye" filminin işgal güçleri tarafından sansürlenmesi, İstanbul'da kısmen Anadolu'da da tamamen gösterimini engellenmesi gibi olaylar ilk sansür olayını göstermesi açısından önemlidir. Görüntü yönetmenliğini Fuat Uzkınay'ın yaptığı, Reşat Nuri Güntekin'in aynı adlı eserinden uyarlanan filmde, ev ahalisini baştan çıkarmaya çalışan bir Fransız mürebbiye vardır ve mürebbiyenin, davranışları ile işgal güçleri mensuplarını halka kötü gösterdiği düşünülmektedir.[5]Yine, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ndan 1922 yılında uyarlanan "Boğaziçi Esrarı Nur Baba" filmi de İşgal güçlerinin hışmına uğramıştır. Gerekçe ise, filmde anlatılan Bektaşi şeyhi ile ilgili olarak Bektaşilerin Eyüp Camisi önünde filmi protesto etmeleri gösterilmiştir.[6]

         

        İlk film gösteriminin sarayda yapıldığı, 1896 tarihinden 1919 yılına kadar, artık sakız hâline gelen ve inandırıcılığı zayıf Abdülhamit sansürü dışında bir sansür verisine rastlanmamaktadır.1908'de Fransızların Boğaz ve çevresinde vapur üzerinden film çekme düşüncesi Abdülhamit tarafından engellenmiştir. Bu engellemeyi sinemaya ve sanata karşıtlık olarak değerlendirmek akla uygun görünmüyor. Devrin şartları düşünüldüğünde bunun başka amaçlarla kullanılabilme ihtimalinden dolayı, bu kararın verildiği düşüncesi daha makul görünüyor.[7]Bu tarihten sonra yukarıda zikredilen iki sansür olayı dışında Cumhuriyet dönemine kadar sansür unsuruna rastlanmamıştır.

         

        Bu dönemde çekilen filmlerde bir sansür uygulamasından önce, resmi ideolojiyi koruyup kollama mantığıyla yazılı olmayan müdahaleler görülmektedir. Rejimin kendini korumak adına bu tarz çalışmalar yürütmesi (Normal olmamakla birlikte) bütün rejimlerde alışılmış olaylardan sayılmaktadır. Bu konuda bir etki ve siyasi müdahalenin varlığı söz konusudur, ama resmi ideolojinin korunması anlamında bu durum normal sayılmaktadır.