Tarihî Gelişmesi Açısından Antropoloji ve Psikoloji Etkileşmesi

Aralık 2015 - Yıl 104 - Sayı 340



         

        Eski Yunan’a kadar gitmeden söyleyecek olursak, Psikoloji- Antropoloji veya Antropoloji-Psikoloji ve Kişilik İlişkisi, Almanya’da 1800’lü yılların ilk yarısından bu yana bu konuda araştırma yapmış olan Adolf Bastian, Wilhelm Wundt ve Theodor Waitz gibi sosyal bilim adamlarıyla bazı filozoflara çok şey borçlu olmuştur. Deneysel psikolojinin kurucusu olarak kabul edilen Wundt, kültür (folklor) psikoloji ilişkisi üzerinde yaptığı araştırmalarla ünlenmiş bir kişidir. “Yedi dünyayı” dolaşmış ve pek çok eser kaleme almış bir kişi olarak Bastian, insanoğlunun aynı elementer fikirlere sahip bir yaratık olduğu fikrini yaygınlaştırmanın yanında, anormaller psikolojisine ilgi duymuş bir kişidir de. Bu ikisinden de yaşça daha büyük bir kişi olan Theodor Waitz ise, Anthropologie der Naturvölker adlı kitabıyla, bir bilim olarak antropolojinin kurucularından biri olmuştur. 1859 yılında basılmış olan kitabının birinci cildi, Introduction to Antropology adıyla 1863 yılında İngilizceye; G. Elliot Smith’in bildirdiğine göre[1], İngiliz Antropoloji Cemiyeti’nin ilk başkanı (Rivers’in dayısı) Dr. Hunt tarafından Cambridge Üniversitesi’nin ünlü fizyoloğu ve psikoloğu olacak olan Rivers’in, henüz daha küçük bir yaşta iken önüne konmuştur.

         

        Waitz’in kitabının birinci cildini oluşturan Intraduction to Antropology adlı kitabının birinci kısmı insan anatomisi, fizyolojisi ve psikolojisi konularını; ikinci kısmı ise medeniyet tarihi ve sosyal hayatın gelişimi konularını inceleme konusu yapmaktadır. Bununla birlikte, Bastian ve Waitz gibi kurucuların yaptıkları, Cambridge Antropoloji Okulu tarzında, psikoloji-antropoloji veya antropoloji-psikoloji ilişkisini deneysel psikoloji açısından ve insanı karşılaştırmalı olarak ele alıp tanımaya yönelik çalışmalar olmamıştır. Diğer yönden, Cambridge Antropoloji Okulu da dâhil olmak üzere, iki bilim kolu arasındaki ilişkiyi gün yüzüne çıkarmaya çalışmalarına rağmen, bu psikolog antropologlar, “Psikolojik Antropoloji” veya “Kültürel Psikoloji”, “Karşılaştırmalı Kültür Psikolojisi”, “Cognitive Anthropoloji” ve benzeri adlar vererek yani bir bilim dalının isim babası olmuş değillerdir. Bugün bu adlarla isimlendirilmiş bilim alanlarında yapılan araştırmaların sonuçlarının ve geliştirilmiş olan teorik çalışmaların, 1930’lu ve 1950’li yıllar arasında psikanalitik, Yeni-Freudcu ve konfigürasyonis yaklaşımların etkisinde kalınarak geliştirilmiş bulunan Kültür ve Kişilik, 1960’lı ve 1990’lı yıllar arasında psikolojik antropoloji adıyla; bugün ise çok hacimli kitaplara konu yapılmış ve kültürel psikoloji başlığı altında varlığını sürdürmeke olan bilim kolunun ortaya koyduğu verileri ve teorileri tanıtmaya çalışmayacağız. Bu yazımızda, bize ayrılmış olan yazım alanının hudutları içerisinde kalmak kaydıyla, antropoloji (sosyo-kültürel antropoloji), psikoloji ve kişilik ilişkisinin tarihî gelişmesine bir miktar olsun ışık tutmaya çalışacağız.

         

         

         

        Bir deniz biyoloğu olarak akademik hayatına başlamış olan Alfred Cort Haddon (1855-1940), yaptığı geziler sırasında, değişik kültürleri tanıdıktan sonra antropolojiye büyük bir yakınlık duymaya başlamış ve Cambridge Üniversitesi’nde bu bilim dalının kurucu “babası” olmuş; erken dönem antropologlarından Maine, Mc Lennan, Bachofen, Tylor, Frazer, Pitt-Rivers, Boas, hattâ Malinowski ve Radcliffe-Brown gibi, başka bir alanda yetişmiş kimselerin pek çoğu gibi[2], müspet bilim tahsil etmiş, düzenlediği Cambridge Torres Straits Seferi’nin araştırma sonuçlarını da altı cilt hâlinde yayımlamış olan kişidir.

         

        Torres Straits Seferi, Yeni Gine ve Avusturalya arasında bulunan adalara çeşitli meslekten ilim adamlarınca 1898-1899 yılları arasında yapılmış olan bilimsel seferin adıdır. Haddon rehberliğinde veya yönetiminde yapılmış olan bu sefer sırasında, mahallî dilin, örf ve âdetlerin araştırılmasının yanında, o güne kadar insan tabiatı ile ilgili olarak ileri sürülmüş bazı teorik yaklaşımların doğrulukları da test edilmek istenmiştir. Heyete bir fizyolog ve psikolog olan W. H. R. Rivers, sinir sisteminin evrimi konusunda incelemeler yapmakta olan beyin cerrahı Victor Horsley, bir neoro-fizyolojist olan Henry Head, fizyolojik psikoloji ve tecrübî psikoloji alanında yaptığı çalışmalarla adını duyuracak olan C. S. Myers ile sosyal psikolog William McDougal, bir tıbbî patalojist, sağlık ve kişilik konusunda araştırmalar yapmakta olan Charles Seligman da katılmıştır. Böyle bir antropolojik geziye, antropologların dışında insan sağlığı anatomisi, fizyolojisi ve psikolojisi eğitimi görmüş bilim adamlarının katılması ve insan tabiatı konusunda kemikleşmiş olan kanaatlerin “ilkel” denen toplumların Avrupalı beyazlardan bir farklılıklarının bulunup bulunmadığını inceleme konusu yapmaları, bir zihin temizliği yapmak bakımından ilk defa hayata geçirilmiş oluyordu.