İkili Standartların Azerbaycana Etkisi

Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265



        Son yıllarda Azerbaycan Cumhuriyetinde yaşayan Türklerle, İran İslam Cumhuriyetinde yaşayan Türklerin ayrı ayrı halk gibi tanıtılması için çabalar gösteriliyor. Maalesef şu işe Milletler Birliği de katılıyor. Soru doğuruyor: neden dili, kültürü, dini aynı olan bir halk, farklı farklı millet gibi tanıtılsın?

         

        Avrupa’da binlerle insanın kanının akıtılmasına sebep olan, on yıllarla devam eden savaşlara son verilmiş. Birbirine düşman kesilen halklar şimdi bir çatı altında yaşıyorlar. Paraları aynı, gümrük kuralları aynı, sınırlarda vize yok. Doğuda ise birbiriyle kardeş gibi yaşayan farklı halklar değil, aynı halklar. Dili de, dini de, kültürü de aynı olan halklar arasında sömürgeciler öyle bir düşmanlık tohumu serpmişler ki savaşlar, terörler ara vermiyor. Dili ve dini ayrı olan halklar arasında değil, aynı dilli ve dinli halkı da parçalamışlar. Kardeş kardeşi görmek istedikçe böyle problemle yüzleşiyor. Eskilerde şunu Sovyetler Birliğinin sömürgecilik siyasetiyle bağlıyordular. Sovyetler Birliğinin çöküşünden 18 yıl geçse de bu gün Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan Cumhuriyetlerinde vb Cumhuriyetlerde yaşayanlar, İran İslam Cumhuriyetindeki kardeşleri ve akrabaları ile vizesiz görüşemiyor. Vize almak için kişiler hayli zaman ve para harcıyorlar.

         

         

         

        Azerbaycan Problemi

         

        Halkların ayrılması ve alakaların engellenmesinin Azerbaycan’a vurduğu darbenin misalinde, aydınlar görünüyor. 

         

         Azerbaycan ve Azerbaycanlılar meselesinin siyasî sahneye 20. yüzyılda çıktığını ileri sür­mek çok yanlış olmaz. Azerbaycan Atabeyleri-İldegizler Devleti (1136-1225) ve Safevîler dö­neminde oluşturulan Azerbaycan Beylerbeyliği'ni (aynı zamanda Tebriz Beylerbeyliği olarak da adlandırılmaktaydı) sürecin dışında tutarsak, günümüzdeki anlamıyla Azerbaycan adlı dev­lete 20. yüzyıla kadar rastlanmamaktadır. Çünkü bin yıllar boyu doğuda, bu sırada Azerbay­can'da ve çevresinde kurulmuş olan devletler, onları kuran sülale veya tayfanın adıyla adlan­dırılmıştır. Azerbaycan'ın da yer aldığı Selçuklular, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safevîler ve benzeri devletler bunu göstermektedir.

         

        Avrupa'nın hızlı yükselişi, Avrupa'da ortaya çıkan devletlerin, nüfusunun çoğunluğunu oluş­turan milletlere göre şekillenmesi süreci, dünyada etkisini göstermiştir. Doğuda bu yönde deği­şim süreci pek kolay gerçekleşmedi. Birkaç bin yıl devam etmiş gelenekten ayrılmak oldukça zordu. Doğuda yeni kurulan devletlerin bazıları, ülkedeki başat halkın adı ile bazıları ise coğraf­yaya göre adlandırılmıştır. Örneğin, Osmanlı'nın dağılması sonrası oluşan Türkiye Cumhuriyeti milletin adına göre adlandırıldığı hâlde, Kaçarlar sülâlesinin kurduğu devlet dağıldığında iktida­ra gelen Fars kökenli Pehlevi sülâlesi ise devleti Farsistan değil İran olarak adlandırmayı seçti. Bu hiç de tesadüfî değildi. İran çok milletli bir bölge idi. Farsistan olarak adlandırılması hâlinde ülkede askerî ve siyasi gücü olan Türkler, burada yeniden kendi devletlerini kurma yoluna gidebilirdi.

         

        Ülkenin coğrafî ada göre adlandırılması, sorunu tamamen çözmedi. Millî bilinç yükseldi­ğinde, dünya düzeninde değişiklik olduğunda, merkezî yönetim zayıfladığında halkların kendi devletlerini kurmak isteği artmıştır. Bu eğilime Rusya'nın 1813-1828'de işgal ettiği topraklar­da 1918 yılında Azerbaycan Cumhuriyeti'nin kurulması da ivme kazandırmıştır. Aras'ın sağ sahillerinde, büyükçe bir alanda yaşayan halkta, sol sahillerinde yaşayan kardeşleri gibi ba­ğımsız devlet kurmak isteği baş göstermiştir.

         

        Rusya Sovyet yönetimi ise yeniden güçlendiğinde, kontrolünden çıkmış bölgelerin büyük bir kısmını yeni adla işgal etmiş, fakat daha önce sömürüsü altında bulunan halkların kurmuş oldukları devletleri, şeklen de olsa saklamış, onların dilinin ve kültürünün gelişimini eskiden ol­duğu gibi sınırlandıramamıştır. Böylece, dünya haritasında, şeklen de olsa Azerbaycan Cum­huriyeti yaşamıştır. Sovyet stratejistleri, işgal ettikleri bölgelerde daha fazla kalıcı olabilmek için halkın alfabesini kısa sürede üç defa değiştirmiş, geleneksel ticaret ve ziraat bölgeleriyle irtibatını kesmiştir. Sadece soydaşların değil, akraba ve kardeşlerin de birbiriyle görüşmesini engellemiştir Yapılanlar bununla da kalmamış, milletin adını da değiştirmiş ve bölgede yaşa­yan yerli Müslüman halkların bir millet gibi şekillenmesine çalışmıştır. Bunun sonucu olarak tarih sahnesinde Azerbaycanlı adlı bir millet görünmeye başlamıştır. Böylece, bir karmaşanın da temeli atılmış olmuştur. Resmî istatistiklerde Azerbaycanlı adlı bir millet gösterilmeye başlanmıştır. Kimdir bu Azerbaycanlı milleti?

         

         

         

        Azerbaycanlı, Azeri Milleti Nasıl Yaratılmış?

         

        Soy kökümüzü, tarihimizi derinden bilmeyen yabancılar, hatta gençlerimiz bile bu soru karşısında şaşkın şaşkın bakıyorlar. En değerli ve muteber kaynak sayılan ansiklopedilerde, ansiklopedik sözlüklerde istedikleri yanıtı bulmak yerine, birbiriyle çelişen bilgilerle karşılaşı­yorlar. En muteber kaynaklardan kabul edilen on ciltlik Azerbaycan Sovyet Ansiklopedisini (ASA), Azerbaycan adlı beş gazeteden, dergiden, hatta ipek kurdu türünden geniş bahis ederse de coğrafi mekân ve devlet gibi hiçbir şey yazılmamaktadır. "Azerbaycanlılar" maddesinde ise "Azerbaycan SSC'nin esas ahalisi, millet. SSCB'de 4.380 bin (1970), Azerbaycan SSC’ de 3.777 bin (1970) kişidir. Yurt dışında (başlıca İran'da) yaşıyorlar. (Etraflı malumat üçün bak: hususi cilt - Azerbaycan Sovyet Sosyalist Respublikası)" şeklinde yazılmıştır. (ASE, 1976:180) (Etraflı bilgi için bakılması gereğinde olan hususi cilt, ne yazık ki 32 yıl sonra, 2008 yılında basılmıştır). Söz konusu devlete bağlı Azerbaycan Ansiklopedi Kurumunun 1998’de yayımladığı “Dünya Halktan (tarihi, etnografik, ansiklopedik malûmat kitabı)" adlı eserindeki "Azerbaycanlılar" maddesinde "Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ve Güney Azerbaycan'ın (İran İslâm Cumhuriyeti'nin) kuzey eyaletinin esas ahalisi, milleti. Azerbaycanlılar köken itibarıyla Altay halkları­nın Türk dillerinin Oğuz grubuna dâhil olan Azerbaycan dilinde konuşuyorlar. Kaynaklarda Türkler, Azerbaycan Türkleri, Azeri Türkleri, Tatarlar, Kafkas Tatarları, Kafkas Müslümanları gibi de adlandırılır. Müslüman’dırlar. Soy kökünde İskit (Skif), Sak, Hun, Bulgar, Hazar, Barsil, Peçenek, Suvar, Kıpçak, diğer Türk ve Türk olmayan etnoslar rol oynamıştır. 1935 yılına kadar Türk adlandırıldılar. 1937, 1978, 1995 anayasalarında “Azerbaycanlı” gibi kaydedilmiştir. Bu ad üst kimlik gibi Azerbaycan'da yaşayan bütün Müslüman ahaliye de şamil edilir” yazmaktadır. Aynı maddede Azerbaycanlıların nüfusuna ilişkin olarak, Azerbaycan Cumhuriyeti'nde 7 milyon, İran İslâm Cumhuriyeti'nde tahmini hesaplamalarla 27 milyon, Rusya Federasyonu'nda 1,5 milyon, Ukrayna Cumhuriyeti'nde 500 bin, Beyaz Rusya'da 66 bin, Gürcistan Cumhuriyeti'nde 600 bin, Ermenistan Cumhuriyeti'nde 1988 yılındaki etnik temizlikten önce 350 bin, Kazakistan Cumhuriyeti'nde 110 bin. Özbekistan Cumhuriyeti'nde 60 bin, Türkmenistan Cumhuriyeti'nde 33 bin, Kırgızistan Cumhuriyeti'nde 20 bin Azerbaycanlı yaşadığını yazan bilim adamları, dünyanın güvenilir kaynaklarına dayanarak, ABD'de 1 milyon, Almanya'da 300 bin, Fransa'da 165 bin, Bulgaristan'da 64 bin, Hindistan'da 304 bin, Pakistan'da 654 bin Azerbaycanlı olduğunu göstermektedirler.(Dünya Halkları, 1998:19-30)

         

        Yüz yıldan beri devam eden metodolojik yanlışlık bir karmaşa yaratmaktadır. İran'ın, Türkiye’nin, Pakistan'ın, Hindistan'ın, ABD'nin, Fransa'nın ve diğer ülkelerin istatistiklerinde Azerbaycanlılara rast gelinmemektedir. Olsa olsa sadece Azerbaycan vatandaşlarına rastlanılmaktadır. Bu da Azerbaycan Cumhuriyeti'nde yaşayan Rusu, Gürcüyü, Polonyalıyı, Almanı da içermektedir. Hatta pasaportlara böyle bir sütun açıp milliyeti kaydetmek isteseler, şaşırmış olacaklar. Örneğin, Azerbaycan Cumhuriyeti’nde milliyeti Azerbaycanlı yazılan bir Kürt, Fransa'ya gitmiş olsun. Fransa gelen kişiyi Kürt olarak mı Azerbaycanlı olarak mı kayde­decektir? Yahut da Kusar'da doğmuş bir Lezgi, Rusya Federasyonu'nun Dağıstan Özerk Cumhuriyeti'ne gitmiş olsun. Pasaportunda milliyeti Azerbaycanlı yazılmıştır. Orada onun mil­letini pasaportta olduğu gibi Azerbaycanlı olarak mı yoksa Lezgi olarak mı göstermelidirler?

         

        Bu karmaşa Azerbaycan'da yaşayan, İslâm dinine mensup yerli halklarda olduğu gibi, Hıristiyanlığın Gregoryen mezhebine bağlı Udinler için de geçerlidir. Azerbaycan Cumhuriyeti'nde bile bu durum oldukça karmaşa yaratmaktadır. Azerbaycan'da yaşayan küçük halk ve etnik gruplar kendilerini Azerbaycanlı kabul etmekle beraber, Talış, Tat, Avar, Lezgi, Sahur, İngiloy. Kürt vs. olduklarını da yazabilirler. Ama nüfusun çoğunluğunu oluşturan Türkler böyle bir ayrıma gidemiyorlar. Ülkede yürütülen politika buna olanak tanımamaktadır. Azerbaycan'ın Kusar, İsmailli ve Kabele illerinde yaşayan Lezgilerin Dağıstan Özerk Cumhuriyetinde yasa­yan Lezgilerin konuşmaları arasındaki fark, Azerbaycan'da yaşayan Türklerle Anadolu'da ya­şayan Türklerin konuşmaları arasındaki farktan daha büyüktür. Gerek Azerbaycan'da, gerekse Dağıstan Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan Lezgiler, "Lezgi" adlandırılmakta ve istatistik olarak Türk gösterilmesi sorun olarak gözükmemektedir. Ama Azerbaycan'da yaşayan Türklerin milliyetini göstermesi, dillerinin Türk dili olduğunun bildirilmesi problem olarak kalmaktadır.

         

        Azerbaycan'da yaşanan süreç, İran İslâm Cumhuriyeti’nde yaşayan soydaşlarımız arasın­da etkisiz kalmamaktadır. Özellikle milliyetçe Türk olup, millî bilinç açısından öne çıkan ve Azerbaycan Cumhuriyeti’nin hükümet siyasetine uyanların bir kısmı milliyetlerinin Azerbay­canlı olduğunu söylemektedirler. Bu durumda ülkenin doğusunda yaşayan Kaşkayiler, Merkezi İran'da Save, Kum etrafında yaşayan Halaçlar ve Şahsevenler aynı dili konuşsalar da, aynı kökten olsalar da, aynı kültürün taşıyıcıları olsalar da, kendilerini Azerbaycanlı sayma­maktadırlar. Bununla da bir ayrılma, bölücülük yapılmış olur.

         

        Rusya İmparatorluğu 19. yüzyılın başlangıcında Kafkasya'yı işgal ederken burada yaşayan Türklerin dillerine, kültürlerine özel önem vermiştir. Onları yüzyıllarca iktisadî, siyasî, kültürel ve manevî bakımdan bağlı oldukları bölgelerden ve orada yasayan halklardan ayırmaya, yerli lehçeleri ayrıca bir dil gibi şekillendirmeye çalışmıştır. Bu diğer taraftan dilin, edebiyatın, kül­türün gelişimi bakımından faydalı idi. Bunun sonucudur ki Azerbaycan edebiyatının, medeni­yetinin gelişimi Kafkasya'da yaşayan Türkler arasında daha hızlı olmuştur. Kafkasya Türklerinin sayıca iki-üç katı fazla soydaşı İran'da, Irak’ta, Türkiye'de yaşasa da Azerbaycan Cumhuriyetinde yaşayanlar kadar edebiyat ve medeniyet abidesi yaratamadılar.

         

        İdarî bölünmeler her zaman değişken olur. Bunu Azerbaycan örneğinde de görüyoruz. Ta­rihi kaynaklarda kuzeyde Derbent'den güneyde Hemedan'a kadar, doğuda Hazar denizinden batıda Tiflis'e kadar geniş bir arazide, Azerbaycan adına idari bir bölge hakkında bilgiler var. Bazı dönemlerde ise onun yüz ölçümü küçülür, Albanya'ya, Arran'a, Şirvan'a vs. bölünür. İkinci Dünya Savaşı'nda Sovyetler Birliği'nin kendisini Nazi Almanyasından korumak adı altında ordularını İran'a sevk etmesi ve orada yürüttüğü ideolojik-siyasi çalışmalar Pişeveri örneği ile kendi ürününü verdi.  Seyid Cafer Pişeveri'nin önderliğinde Azerbaycan Cumhuriyeti oluşturulması fikri gündeme gelmiştir. 1945'te İran'dan tamamen ayrılarak demokratik esaslarla kendi bağımsız devletim kurmak isteyen Azerbaycan Millî Demokratik Cumhuriyeti'nin önderlerine göre, oluşturacakları Cumhuriyetin "doğu ve batı sınırları Enzeli limanı'ndan başlayıp Reyazırdılar, Mencil, Kazvin, Hemedan. ve Kirmanşah'dan geçmekte ve Irak sınırlarına ulaşmaktadır".

         

        Bellidir ki bu bölgede Türkler çoğunluğu oluşturmakla beraber, bölgede Kürtler, Talışlar, Tatlar, Asurîler, Ermeniler de yaşamaktaydı. Peki, bu sorun nasıl çözülecekti? Bu soruya Azerbaycan Komünist Partisi Merkezi Komitesinin Sekreteri H. Hasanov'un Batı Azerbaycan’a yaptığı ziyarette Kürt aşiret reisleri ile yaptığı görüşmede açık ve net cevap verilmektedir. Kürt aşiret reislerinin -Gotaz Bey, Raşid Bey, Nuri Bey, Zero Bey- Mir Cafer Bağırov'la** şahsen tanışıyorlarmış. Hasanov'a "Yoldaş Bağırov bize savaştan sonra Kürt sorununu çözeceğine söz vermiştir. Biz yalnız buna güveniyoruz… Biz sizin adamlarınızız, kendinizi bizden uzaklaştırmayın. Eğer sözlerimize güvenmiyorsanız, istediğiniz sınavdan geçirebilirsiniz" demiştir.(Hasanlı C. 2001:58)

         

        Burada inanılmayacak, sınanılacak bir şey yoktur. Azerbaycan'da yaşayan Kürtlerin, Lezgilerin, Talışların, Avarların Türklerle beraber genel devletçilik uğruna savaştıklarına ilişkin tarihten bir hayli örnek göstermek mümkündür. Sisyanov, Gence kalesini kuşattığında Lezgiler Cavad Hanla omuz omuza savaşmaktaydılar. 1918 yılının Martında Bolşeviklerin Stepan Şaumyan’ın önderliğinde kurmak istedikleri Bakü Komunasının askerleri Bakıda ve ilçelerde etnik temizleme-soykırımı türetende Lezgiler,  kendi soydaşlarına ve dindaşlarına yardıma gelerek Guba bölgesinde Bolşeviklerle savaşmışlar. Bolşeviklerin Kafkasya'yı işgal edip Dağıstan Cumhuriyeti'ni oluşturduklarında Lezgiler, Avarlar, Laklar, Kumuklar, Tabasaranlılar vb. yeni oluşturulmuş cumhuriyetin Rusya'nın değil, Azerbaycan'ın terkibinde yer almasını ısrarla talep etmişlerdir. Çünkü Lezgiler de, Avarlar da, Laklar da, Tabasaranlılar da, Kumuklar da Rusya'dan çok Azerbaycan'a bağlıydılar. Dinleri aynı, kültürleri oldukça yakın idi. Bununla beraber çeşitli dillere sahip bölge halklarının ortak iletişim dili Türkçe idi. Bolşevikler Dağıstan'ı Azerbaycan'a bağlamasalar da uzun bir süre, bölgeye yöneticiler Azerbaycan'dan gönderilmiştir. Böylece ahalinin gönlü alınmış oluyordu. Yanı "Dağıstan Rusya Federasyonunun terkibinde olsa da kültürel ve iktisadî açıdan Azerbaycan'a sıkı sıkıya bağlıdır. Hatta yöneticiler de Azerbaycan'dan atanmaktadır". Aba altından ise sopa gösterilmekteydi; millî bilinci gelişmiş, aydın düşünceli kadrolar sürülmüş ve kurşunlanmıştır. Karşı koyabilecek aydınlar ortadan kaldırıldıktan sonra Dağıstan'ın Azerbaycan'la ilişkisi zamanla kesilmiştir. Bugün ise öyle nifak tohumlan serpilmiş ki aradan kaldırılması yıllar alacaktır.

         

         

         

        Azerbaycan ve Azerbaycanlılar Konusunda Düşüncelerimiz

         

        1. Atalarımız sadece Azerbaycan'da değil, sınırları Azerbaycan'dan çok uzaklara giden bir alanda devletler kurmuşlardır. Bugün kendini o devletlerin varisi ilân ederek, onları yeniden kurmaya çalışmak, Yakın Doğu'nun siyasî haritasını değiştirmeye kalkışmak demektir. Buna kalkışmak İran, Suriye, Irak gibi devletlerle beraber dost Türkiye'yi de kendimize düşman etmek demektir. Söz konusu devletlerin kurulmasında Farslar, Kürtler, Tatlar, Talışlar ve benzer halklar atalarımıza yardımcı olmuşlardı. Millî temelde aralarında ciddî bir çatışmaya tanık olunmamıştır. Münakaşa ve savaşlar iktidar uğrunda mücadele şeklinde ortaya çıkmıştır.

         

        2. Kurulan devletler egemen ailenin veya boyun adı ile adlandırılmıştır. Azerbaycan olarak adlandırılan bir devlet kurulmamıştır. Azerbaycan coğrafî bölge, idarî yönetim birimi olarak var olmuştur. Azerbaycan adlı devletin kurulması fikri, diğer doğulu devletlerde olduğu gibi 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmış ve gerçekleşmiştir.

         

        3. Azerbaycan olarak adlanan coğrafî mekânda ahalinin çoğunluğunu Türkler oluşturmak­tadır. Onlarla aynı dili konuşan ahali İran'da Horasan, Kum, Şiraz şehirleri civarında, Irak’ta Kerkük ve Erbil civarlarında, Suriye'de Holan-Golan tepelerinde, hatta kaynakların verdiği bil­giye göre, Cezayir'de toplum şeklinde yaşamaktadır. Ahalinin dil ve kültürel aynılığını ileri sü­rerek bu kadar büyük arazide devlet kurmak fikri ortaya atılabilir, fakat bu fikir başarı ka­zanamaz.

         

        4. Aras'ın sağ ve sol sahillerinde, yani coğrafî anlamda Azerbaycan arazisinde demokratik bir devletin kurulması, burada yaşayan halkların tamamı için faydalıdır. İlk olarak, Talışların, Tatların, Lezgilerin ve Avarların parçalanmışlığına son verilmiş olur. İkinci olarak, Aras'ın doğu sahille­rindeki Kürtler ve Tatlar da Türkler gibi diğer sahildeki soydaşları ile bir devletin terkibinde bir­leşmiş olurlar. Sovyet yönetiminin ilk dönemlerinde Talışlar, Tatlar ve benzer halklar için okul­lar açılmış, kitaplar yayımlanmıştı. Ama bu uzun sürmemiştir. Sayıları az olduğu için okulları kapanmıştır (burada Sovyet rejiminin olumsuz etkisi dikkate alınmalıdır). Azerbaycan birleşirse, onun ülkesindeki Talışların, Kürtlerin, Tatların sayısı da artar. Kültürleri, dilleri, edebiyatları gelişir. Eylül 1992'de Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Başkanı'nın azınlıklarla ilgili almış oldu­ğu karar, bu yönde uğurlu bir başlangıç sayılabilir.

         

        5. Azerbaycan'da yaşayan her bir milletin, halkın ve etnik grubun resmî evraklarda belirtil­miş olması, onların bürokraside sıkıştırılmasına yol açmaz. Yönetim kademelerinde insanlar di­ninden, etnik mensubiyetinden bağımsız olarak liyakat ilkesine göre ilerlemelidirler. Seçimler­de ise aksine, ülkede yaşayan ahalinin etnik mensubiyetine orantılı seçilmeli ve onları seçen halkın, etnik grubun çıkarını açıkça savunabilmelidir. Geçen yılların deneyimi Azerbaycanlı adı ile Millî Meclise seçilmiş Talış milletvekillerinin sayısı çok olsa da onların bir defa dahi olsun, açık şekilde Talış halkının çıkarlarını temel alarak hareket ettiklerine tanık değildir.

         

        6. "Azerbaycan Edebiyatı Tarihi"ne Horasan'da yaşamış Hasanoğlu, Sivas'ta yaşamış Gadı Burhaneddin, Irak'ta yaşamış Muhammed Fuzulî ve benzerleri dâhil edilir. Bu 1922-27 yılları ara­sında yayımlanmış çok ciltli Azerbaycan Türklerinin Edebiyat Tarihi adlı eserde şöyle açıklanmak­tadır. "Türkler (söz konusu olan Azerbaycan'da yaşayan Türklerle aynı dilde konuşan, aynı kültü­rün taşıyıcısı olan etnostur –A.Ş) hâlen Horasan'da, Tebriz civarında, iç İran'da, Irak'ta, Gürcis­tan'da ve bütün Kafkasya'da yaşayan Türkler gibi Oğuz camiasına mensuptur. Bu camianın çe­şitli kesimlerinin ayrı ayrı adları olan Türkler gibi yaşamaları, onların dil ve edebiyatlarının birbirine ya­bancı olması gerekmez. Irak, İran ve Kafkasya'daki Türklerin bu zamana kadar yarattıkları edebi­yat bir bütündür. Bu esaslara ve bugünkü duruma göre Derbent'ten Bağdat'a, Horasan'dan Ka­radeniz'e kadar yayılmış geniş topraklar üzerinde yaşayıp aynı dil ve lehçe ile konuşan Türklerin yaratmış oldukları edebiyat bizim edebiyat demektir". (Abid Emin, 1927:1. cilt)

         

        Azerbaycan coğrafî arazi olduğuna göre "edebiyatımızı, tarihimizi ve kültürümüzü bölgeye göre öğrenmek doğru değil. Çünkü 18. yüzyıla kadar Altaylardan Balkanlara kadar büyük bir bölgede yaşamış Türklerin edebiyatını ayırmak çok zordur. Orhun Yenisey anıtları, Kaşgarlı Mahmut'un Divan-ı Lûgati’t Türk, Balasagunlu Yusuf’un Kutadgu Bilig'i Azerbaycan'da müf­redata alınıyorsa, Yunus Emre ile Hatayi'nin, Dadaloğlu ile Hasta Kasım'ın şiirleri arasında fark yoksa o zaman bunu neden ayırmalıyız? 19. yüzyıla kadar olan edebiyat genel Türk edebiya­tı olup hem Azerbaycan Türklerinin, hem Türkmenlerin, hem Türkiye Türklerinin, hem de bu dilde konuşan ve yazan tüm Türklerin ortak edebiyatıdır. Bundan sonraki dönem ede­biyatı Azerbaycan edebiyatı olarak adlandırılabilir.

         

        7. Dil bilimcilerimiz Altay-Türk dili ailesinin sınıflandırmasını yeniden yapmalıdırlar.
Horasan'dan Holan-Golan tepelerine dek geniş bir arazide yaşayan, aynı dili konuşan halk "Azerbaycan dil grubunda, yahut Oğuz dil grubunda konuşuyorlar" diye değerlendirmek doğ-­
ru değildir. Birinci durumda bu toprakların çoğu Azerbaycan'ın dışında kalmaktadır. İkinci
durumda ise araştırmacılarımız kendileri de ısrarla vurgulamışlardır ki Oğuzlar İslâmı kabul ettikten sonra Türkmen diye adlandırılmaya başladılar. Demek ki 500 yıldan fazladır, Oğuz boyu, Oğuz halkı bir terim olarak ortadan kalkmıştır.

         

        8. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası, devlet dilini Azerbaycan dili olarak belirtmektedir.
Buradan bu dilde devletin ülkesinde yaşayan halkların hepsinin payı olduğu sonucu çıkmaktadır. Konuya dilcilik açısından yaklaşırsak, dilimizdeki Rus ve Fars sözcüklerinin payı burada
yaşayan Rusların, Tat ve Tahşların sözcüklerinin payından çoktur. Ama Lezgilerin, Avarların,
Sahurların, İngıloyların yüzdesinden çok çok azdır. Ermenilerin haklan ise tamamen çiğnen­miştir. Çünkü 1988'e kadar Azerbaycan Cumhuriyeti nüfusunun % 7'den fazlasını Ermeniler
oluşturmaktaydı. Ama buna mukabil dilimizde Ermeni kelimesi % 0,0O01 oranında ya vardır, ya
da yoktur. Bilimsel bakımdan devlet dilinin Azerbaycan dili olarak adlandırılması temelsizdir.
Bilimsel sınıflandırmaya uygun olarak dilimiz neden Türkçe adlandırılmasın? Bununla biz
küçük etnik gruplara mensup kişileri mi aldatıyoruz? Bilim ve teknolojinin gelişiminin bugün­kü düzeyinde bunu başarmak mümkün de değil.

         

        9. Azerbaycan yaşadığımız ülkenin adıdır. Bu ülkede çeşitli milletler, etnik gruplar
yaşamaktadır. Ahalinin büyük çoğunluğunu Türkler oluşturduğuna, Türkçenin ülkede ve kom­şu bölgelerde yaşayan halklar ve etnik gruplar arasında yüzyıllar boyunca iletişim dili ol­duğuna göre devlet dili olması zaruridir. Resmî evrakta ülkede yaşayan bütün millet ve halk­ların milliyeti gösterilmelidir.

         

         

         

        Sonuç

         

        Türklerin çok oluşu etnik gruplarda haklarının kısıtlanacağı korkusu uyandırmaktadır. Bu sebeple de kendilerini Azerbaycanlı adı altında daha rahat hissetmektedirler. Hiçbir bilimsel ve mantıkî temeli olmayan Azerbaycanlı milliyeti oluşturulmasını Azerbaycan coğrafî mekânı dışında yaşayan soydaşlarımız endişeyle takip etmekte ve bunu bölücülük gibi değerlendir­mektedirler.

         

        İçimizdeki bu tedirginliği dışarıdan da ısıtmaktadırlar. Bunu yapan devletlerin çıkarlarını da anlamalıyız. İnsanların çoğunda olduğu gibi, devletlerin siyasetinde de muhafazakârlık vardır, yenilik hiç de rahat karşılanmamaktadır.

         

        Bütün bunlar normal demokratik ortamın oluşmamasından ilen gelmektedir. Yakın Doğu'da da Avrupa Birliği'ne benzer bir yönetim gelişirse( maalesef bu yönetim kendi halkları için demokratik olsa da halende başka halklara karşı sömürgecilik siyasetinden el götürmemiştir), o zaman çeşitli devletlerde yaşayan soydaşlarımızın hakları ihlâl edilmez, rahat iletişim kurulur. Dillerini, edebiyatlarını, kültürlerini geliştirirler. Buna paralel olarak da Azerbaycan'ın terkibinde bulunan etnik gruplar haklarının sınırlandırılacağından endişe duymazlar.

         

        Eski dönemlerden 20. yüzyıla kadar devletlerin uzun ömürlülüğü, iktidarda olanların gücü ile ölçülmekte idiyse de bugün değerler değişmiştir. Devletlerin uzun ömürlülüğü demokratik değerlere sahip olmakla belirlenmektedir. Demokratik değerleri ne kadar çabuk benimseyebilirsek, millî haklarımızı da o kadar rahat koruyabiliriz.

         

        Maalesef dış güçler bunu istemiyor. Halklarımız arasında her türlü tartışmalara yol açan problemler ortaya atıyorlar. Kendi insanlarımız da onların demokrasi görüntülü tuzağına asanlıkla düşüyorlar. Dış güçler Azerbaycan'da yaşayan Türkleri iki ayrı halk gibi tanıtmaya çalışıyorlar. Zamanında tedbiri aydınlar ve bilim adamları tarafından alınmasa, yakın günlerde bu realleşecektir. Aynı halk iki devlette yaşıyorsa, farklı alfabelerde yazıp-okuyorsa, eğitim farklı dillerdeyse, akrabaların görüşü vizelerle engelleniyorsa, ilerde onları hangi ayrılıklar beklediği açıkça görülmektedir.

         

        Dünyaya demokrasi dersi verenler, medeniyetler birliğinden söz açanlar, bir zamanlar bizlere Azeri diyerek Türklerden ayırdılarsa bu gün de Azeri adlandırdıklar Türkleri, farklı milletler gibi tanıtmaya çalışıyorlar. 

         

         

**1933-53 yıllarda Azerbaycan Komünist Paris Genel Sekreteri. İran Azerbaycan’ında özgürlük hareketini destekleyen ve ona yardım eden kişi.

 

Kaynaklar

        1. Azerbaycan Sovyet Ensiklopediyası.( 1976) 10 cildde, I cild, Bakü.

        2.  Dünya Halktan (tarihi-etnografik ansiklopedik malûmat kitabı).( 1998), Bakü.

        3.. Hasanlı Cemil.  Güney Azerbaycan'da Sovyet-Amerika-İngiltere Karşıdurması (I941-1946). Azerbaycan Yayın evi, Bakü.

        4. Abid Emin.(1927) Azerbaycan Türklerinin Edebiyat Tarihi, 1. cilt