İsmail Bey Gaspıralı Fikirlerini Hayatıyla Yaşayan Dava Adamı

Hazıran 2014 - Yıl 103 - Sayı 322



        19. yüzyılın Türk ve İslam dünyasının en sıkıntılı ve ıstıraplı dönemidir. Çünkü o dönemde yeryüzünde Osmanlı’nın dışında bağımsız bir Türk ve Müslüman devlet bulunmamaktadır. Bir yandan İngiltere ve Fransa Asya ve Afrika’daki İslam coğrafyasının tamamını sömürge hâline getirirken, diğer yandan Rusya 16. yüzyıl ortalarında Kazan’ı işgal ederek başlattığı yayılma politikasını başarıyla sürdürüyor, İdil-Ural havarisinden sonra Kafkasya’ya yerleşiyor, Sibirya’yı ve Batı Türkistan’ı hâkimiyeti altına alıyordu. Osmanlı Devleti’nin de geleceği karanlık görünüyordu. Bu yüzyılın başlarında Sırbistan ve Mısır’da başlayan ayaklanmalar, Balkanların tamamına sirayet ediyor, Devlet-i Aliyye parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyordu. Rusya’nın Pan Slavist politikalarından ve sıcak denizlere inme çabalarından yüzyılın ortalarına kadar İngiltere tedirgindi. Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını zamansız buluyordu. Zaten bu sebeple Kırım Savaşı’nda Fransa ile birlikte Osmanlı Devleti’nin yanında yer almıştı.

         

        İsmail Bey Gaspıralı bu savaştan iki yıl önce, 20 Mart 1851’de Bahçesaray’da doğdu. Kendi ifadesiyle:

         

        “Doğmuşum ben Avcı Köy’de 1851’de

         

        Mekânımdır Bahçesaray, mezarım kim bilir nerede?”

         

        O dönemde Türk dünyasının genelinde olduğu gibi, Kırım Türkleri de soyadı kullanmamaktadır. Resmi Kayıtlarda isimlerinin yanına aile lakaplarının yahut baba adının ilave edilmesi âdeti yaygındır. Ancak zâdegan sınıfa mensup olanların, Rus mekteplerinde okuyup, Rus devletiyle ilişkili bulunanların soyadları vardı. Bir Mirza ailesine mensup olan İsmail Bey’in soyadı da baba tarafından dedesinin doğduğu Gaspıra köyünün adına Slavca aidiyet eki getirilerek Gasprinski olmuştur. Yani resmi adı İsmail Mirza Gaspirinski’dir. Rusya İmparatorluğu’nda yaşayan Müslüman-Türk halkları arasındaki uygulamaya göre, Bey, Mirza, Han gibi unvanlar şahıs adlarını takiben soyadından önce kullanılırdı. İsmail Bey bütün yazılarında Gasprinski adını kullanmış olmakla beraber, soyadının Türkçe söyleminin Gaspıralı olması gerektiğini belirtmiştir. Nitekim vefatından sonra literatürde umumiyetle bu adla zikredilmiştir. İlköğrenimini Bahçesaray’da Tatar mektebi ve Rus okulunda tamamladıktan sonra, önce Voroney’deki Harp Okulu, ardından Moskova’daki Milyuttun Jimnazyumunda okudu. Ruslar, askeri okullarında okuyan Rus olmayan öğrencilerin Hristiyan ve Rus adetlerini benimsemelerini temin maksadıyla onları hafta sonlarında Rus ailelerinin yanına gönderiyorlardı. Böylelikle genç İsmail belli aralıklarla tanınmış bir Pan Slavist olan Mihail Katkov’un evinde kalmaya başladı. O yıllarda Rusya’da giderek tırmanan ve devlet politikası hâline gelen Pan Slavizme paralel olarak, yoğun bir Osmanlı-Türk düşmanlığı mevcuttu. Evdeki konuşmalar, Katkov’un Türkleri aşağılayan makaleleri, Rus gazetelerinin yazdıkları, okulda Rus olmadığı için maruz kaldığı ayrımcı muameleler onu çok etkiledi. Milli şuurunun uyanmasına, kimliğini fark etmesine yol açtı. O sırada Girit’de Rumlar Yunanistan’a bağlanmak maksadıyla ayaklanmışlardı. Rus basını ve kamuoyu Osmanlı Devleti’ni suçluyor ve hararetle Rumları destekliyordu. İsmail bir arkadaşıyla birlikte Girit’e gitmeye, gönüllü olarak Osmanlı ordusuna katılmaya karar verdi. Ancak belgeleri olmadığından Rus polisi Odesse Limanı’nda iki genci nezarete aldı; ailelerinin yanına evlerine gönderdi.